Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Portekiz’de çocuklar aç: Piyasanın iradesi halk iradesini ezince »

pauvrete“… Troyka tarafından dayatılan ve ekonomik krize çözüm olarak sunulan ancak halkı çileden çıkaran kemer sıkma önlemleri Avrupa seçimlerinde en çok konuşulacak konular arasında bulunuyor. Portekiz’de yoksulluk öncelikle çocukları ve gençleri vuruyor. Uzmanlar Avrupa’nın “kayıp nesil” tehdidi altında olduğu uyarısında bulunuyor. Portekizli çocukların üçte biri yoksulluk sınırında yaşıyor. Portekiz 2011 yılında 780 milyar euroluk mali yardımlardan istifade etti. O günden bu yana kemer sıkma önlemleri binlerce kişiyi zor durumda bıraktı. Sosyal yardımlar kısıtlandı. Kimileri gıda yardımlarına muhtaç kaldı.

Portekiz, uluslararası mali yardım programı kapsamında yapılacak 2,6 milyar Euroluk son yardım paketini reddetti. Avrupa Birliği ve Uluslararası Para Fonu ile 2011 yılının Mayıs ayında yapılan anlaşmada, Portekiz’in kemer sıkma politikalarını arttırma ve reformları hızlandırması şartıyla, ülkeye kurtarma programı kapsamında toplam 78 milyar Euro yardım yapılacağı öngörülmüştü. Portekiz yardım paketinin 2,6 milyar Euro olan son dilimi reddederek yeni bir yardım talep etmeyeceğini duyurdu. Anayasa Mahkemesi tarafından sunulan son kemer sıkma politikalarının ülkede kabul görmemesiyle son yardım paketi askıya alınmıştı …” (EuroNews)

 

… Bazı  gerçekler ve liberal yalanlar üzerine okumak için…

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın”çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda.“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitaptaliberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Atina’da, Roma’da, Madrid’de ve Washington’da artık halkın değil bankaların dediği oluyor. Batı’da demokrasi geriliyor, yeni bir düzen kuruluyor. Alıp satma özgürlüğü nasıl oldu da halkı bankaların kölesi yaptı?

İnsanî değerlerin değil maddî değerlerin hakim olduğu her toplum kendi arsızlığı altında ezilmeye mahkûm aslında. Thomas Jefferson, George Washington, Max Weber, Hannah Arendt, Karl Marx ve Alexis de Tocqueville’in eserlerinde ısrarla üzerinde durulan bir mesele bu. Zenginleşmeye ve para ile daha çok haz almaya odaklanan insanlar bencilleşiyorlar. Siyasetten, cemiyetin dertlerinden uzak, oy kullanmaya bile üşenen bir güruh çıkıyor meydana.

 Tam da bu yüzden Batı’da demokrasinin en büyük düşmanı batılı insan modeli oldu. Kendini özel hayatına hapseden, lüks tüketime, tatile, konfora odaklanan batılı insanlar politikadan uzaklaştılar. Bu refah toplumunun bireyleri diğer insanların dertlerine duyarsızlaştı. Para bu süreçte kutsallaştı. Yine bu yüzden bankalar ve bankacılar ilahlaşarak hukukun üstüne çıkabildiler.

İşte bu fikrî zemindir sermayeyi aşırı büyüten, savcıları, hakimleri bile etkisiz hale getiren. Bankacılarına söz geçiremeyen batı toplumları tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler… Peki 2008 ekonomik kriz süreci nasıl gelişti? Krizi tetikleyen ve büyüten ne oldu?

Bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Yaklaşık 40-50 kişilik bir ekip. Kriz sürecinden zenginleşerek ve güçlenerek çıktılar. Banka kurtarma operasyonlarıyla halen zenginleşmekteler.

Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:

  1. Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler?
  1. “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?
  2. Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?

 Buradan indirebilirsiniz.

Kemalizmin Zararları (26): Türklük şuurunu ipotek altına alır »

chp-kemalizm

.
…Kemalcilik ve Atatürkizm üzerine e-kitap…

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz.  

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasaktı. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyordu. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyordu. Rumların ruhban okulları özgür değildi. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyordu. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyordu. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, daha yeni geri verildi. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.  

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Umre hatıraları-1 »

umreMirac’dan Umre’ye

O mirac kandiline kadar umre, umurumda değildi doğrusu. Daha yaşım gençti. Hem durumum da hiç müsait değildi. Patronum din sözü geçtiğinde alerjik reaksiyon gösteren bir insandı. İnancın ne kadar boş olduğunu, dindarların ne kadar cahil olduklarını, aslolanın akıl ve bilim olduğunu, zaten elli yıl içinde din diye bir şeyin kalmayacağını kendinden çok emin bir şekilde anlatıyordu. Ondan umreye gitmek için nasıl izin isteyebilirdim ki? Ayrıca borçlarım vardı. Hem kendimi ruhen hazır hissetmiyordum. Hele halimi bir düzelteyim, işimi değiştireyim, borçları ödeyeyim, çocuk biraz büyüsün, Alp er tunga ölsün, ıssız acun kalsın, sonra bakarız diyordum.

Mirac kandilinde farklı bir şey oldu. Bu kandilde her kandilde yaptığım evde televizyon seyredip ekstra iki rekat namaz kılıp yatmak ritüelimi bozup bir kandil programına katıldım. Kürsüdeki hocaefendinin sözleri Read the rest

IŞİD kimin adına savaşıyor? »

isid-teror -2

 

  1. Mısır’da darbeyi gerçekleştiren uluslararası irade, IŞİD’ı Irak’tan Suriye’ye taşıyıp ÖSO yerine Esad’ı korumaya aldı bir nevi darbe yaptı;
  2. Kürt petrolü Türkiye üzerinden pazarlanınca aynı irade, IŞİD’ı önce Suriye’deki Kürtlerin sonra Irak’ta Musul’un üzerine saldı;
  3. Maliki valiye talimat verip Irak ordusunu anında Musul’dan çekerek Sünni IŞİD ile sünni Kürt ve Türkiyeyi karşı karşıya getirmeyi planladı;
  4. Musul Valisinin Irak ordusu veya İran yerine Barzani ve Türkiye’den yardım istemesi tuzaktır;
  5. Sünniyi sünniye kırdırarak Sünni/Şii saflaşmasında yeni pozisyonlar üretilmek isteniyor;
  6. Yeni sınır ve enerji kaynakları paylaşımının Musul ekseninde yeniden formatlandığı Ortadoğu’daki bu yeni oyuna girmeyen aktör kalmadı.

(Şamil Tayyar)

 

… E-kitap okumak için…

İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz. 

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor. Buradan indirin.

Dikkat Kitap: Sen insansın, homo-economicus değilsin! »

sen-insansinAvusturyalı romancı Robert Musil’in başyapıtı Niteliksiz Adam, James Joyce‘nin Ulysses ve Marcel Proust‘un Geçmiş Zaman Peşinde adlı eserleriyle birlikte 20ci asır edebiyatının temel taşlarından biri. Bu devasa romanın bitmemiş olması ise son derecede manidar. Zira romanın konusunu teşkil eden meseleler bugün de güncelliğini koruyor.  Biz “modernler” teknolojiyle şekillenen modern dünyada giderek kayboluyoruz. İnsan’a has nitelikleri makinelere, bürokrasiye ve piyasaya aktardıkça geriye niteliksiz bir Ben’lik kalıyor. İstatistiksel bir yaratık derekesine düşen İnsan artık sadece kendine verilen rolleri oynayabildiği kadar saygı görüyor: Vatandaş, müşteri, işçi, asker… Etik ve estetik tercihlerini yani hürriyetlerini yitiren modern insanlar neden bu duruma düştüler?

İnsan’ı sevmek, eşyayı kullanmak gerekiyordu, tam tersi oldu. Eskiden teknoloji ve para insanlara aitti, insanlar bunları kullanırdı. İçinde yaşadığımız çağa baktığımızda ise insanların teknolojiye, devlete ve ekonomiye adeta yakıt olduğunu görüyoruz. Modern sistemler tarafından öğütülüyor insan; eşya gibi kullanılıyor. İnsanî değerler serbest piyasada mal gibi alınıp satılıyor. İnsan kendi eliyle yaptığı makinelerin, piyasa ve devlet gibi sistemlerin altında ezilmiş vaziyette. Liberalizm, sosyalizm veya İslâmcılık gibi aynı kumaştan dikilmiş modern elbiseler arasında seçim yapmak özünde seçimsizlikten ibaret. “Sorunlar, onları üretenlerin mantığı ile çözümlenemez” diyordu Albert Einstein. Gerçek şu ki pozitivizmin sebep olduğu sorunları pozitivist fikirlerle çözmeye imkân yok.

Makinelerin dişli çarkları arasında kaybettiğimiz İnsan’ı Niteliksiz Adam’ın sayfalarında arıyoruz; dünya edebiyatının en önemli eserlerinden birinde. Çünkü bilimsel ya da ekonomik düşünce kalıplarına sığmayan, aşkın bir İnsan tasavvuruna ihtiyacımız var. Homo-economicus ya da homo-scientificus değil. Hürriyetinin yani mes’uliyetinin şuuruyla yaşayan…  sadece İnsan. Buradan indirebilirsiniz.

Initium ut esset homo creatus est »

vav “… Normal insanlar her şeyin mümkün olduğunu bilmiyorlar …” (David Rousset)

Hannah Arendt ünlü kitabı Totaliter Sistem’e bu alıntıyla başlamış. Fakat “her şey mümkün” sözleriyle ifade bulan hürriyet göründüğü kadar umut verici değil. Zira Fransız siyasetçi ve fikir adamı olan Rousset Alman işgali sırasında direnişe katılmış ve insan tabiatının çirkinliklerini “içeriden” keşfetmiş. Kendi yurttaşları tarafından yakalanıp Almanlara verilmiş, doğup büyüdüğü topraklarda işkence görmüş, toplama kamplarında sürünmüş. Bu konuda yazılmış iki kitabı var Rousset’nin: L’Univers concentrationnaire ve Les Jours de notre mort.

Evet… Manevî değerler etrafında bir medeniyet inşa edemeyen Batı sadece ve sadece bir kültür coğrafyası olabildi. İnsanî özverilerle kalıcı Barış’a yönelemedikleri için savaş korkusuna ve güç dengelerine dayalı ateşkesler yapabildiler sadece. Soğuk savaş döneminde Read the rest

Mutlu Aşk var mıdır Lev Nikolayeviç? »

ask-izdirapBu Lev Nikolayeviç’e sorulacak hafif sorulardan biridir. Kendisine kalsa herhalde daha çok Tanrı, yaşam ve ölüm üzerine konuşmayı tercih ederdi. Ancak aşk gibi insan doğasını temelden sarsan bir duruma tepkisiz kalmadı ve bize zavallı Anna’nın hikayesini yazdı.
Aşk görecelidir, rengi ve yaşattıkları kişiye göre değişir. Büyük usta eserinde hikayenin kahramanlarını aşkın farklı hallerine sokmuş, farklı bedenlere farklı kostümler giydirerek karşımıza çıkarmış ve soruyu bize yöneltmiştir: İşte olanları görüyorsunuz, siz karar verin mutlu aşk var mıdır?
Hikayeyi hatırlayacak olursak, yüzlerce kişilik kalabalığın içinde baş kadın Anna’yı hemen farkederiz: Solgun ve mutsuz bir ev hanımı olarak aşk diye birşey yoktur; soğuk, yaşlı bir koca ve yükümlülüklerle, sadakatle dolu bir aile hayatı vardır. Ancak sonra işler değişir, hiç yaşanmamış derin duyguların sarhoşluğuyla birlikte ortaya çıkan utanç ve dışlanmışlık vardır.

Read the rest

Mayıs ayında en çok okunan kitaplar »

Mayıs ayında E-kütüphanemizden 31.783 e-kitap indirildi; günde 1000 kitabın üzerinde bir rakam. Toplam indirmenin %65’ini teşkil eden ilk 10 şöyle:

  1. Roman nedir? Nasıl Yazılır?
  2. Kürtlerin Tarihi Üzerine
  3. Kitap tanıtan kitap – 5
  4. Kaybedenler Klübü
  5. Fethullah Gülen’i yi bilirdik
  6. Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var? 
  7. Gözle dinlenen müzik: Tezyin
  8. Derin Zaman / Zaman Nedir?
  9. Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır
  10. Tarih Şaşırmaktır

 

 

Her koyun kendi bacağından asılır »

fethullah

 

… Bu konuda okumak için…

hamza_yusuf Hamza Yusuf ile İslâm’ı anlamak

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai tarafından yapılan iki tercümeyi içeriyor:

  • Zaytuna Institute’den Hamza Yusuf Hanson’ın 2010 yılı Mayıs’ında Oxford üniversitesinde yaptığı İslâm’da reformkonulu konferans,
  • Yine  Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Prof.Chittick’in İslam’ın vizyonu isimli eseri üzerine yaptığı konuşma (Bahsedilen kitap, Türkçe’ye de çevrilmiştir.)

Hamza Yusuf Hanson 1960 yılında Amerika’nın Washington Eyaletinde dünyaya geldi; Kuzey California’da büyüdü. 1977 yılında müslüman olduktan sonra on yıl boyunca İslâm coğrafyasında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuzey ve Batı Afrika gibi bölgeleri gezdi. Farklı ülkelerde iyi büyük alimlerden icazet aldı. Hamza Yusuf bu seyahatten sonra ülkesine dönerek Dinler Tarihi ve Sağlık Hizmetleri alanlarında diploma aldı. Dünyanın dört bir tarafında İslâm hakkında konferanslar veren Zaytuna Enstitüsü’nü kurdu. Batıya İslâm’ı sunan, İslâmî ilimlerin ve geleneksel metodlarla eğitimin yeniden canlanmasını amaçlayan Enstitü, dünya çapında üne sahiptir. Shaykh Hamza Yusuf, Fas’ın en prestijli ve en eski Üniversitelerinden birisi olan Karaouine’de ders veren ilk Amerikalı öğretim görevlisi olmuştur. Bunların yanısıra, klasik haline gelmiş geleneksel bazı Arapça metinleri ve şiirleri modern ingilizceye tercüme etmiştir. Halen eşi ve beş çocuğuyla birlikte Kuzey California’da yaşamakta. Buradan indirebilirsiniz.

Organik dinimi geri istiyorum 

organik_dinimi_geri_istiyorum - kcBilim ve teknoloji alanında buluşumuz pek yok ama gün geçmiyor ki din konusunda yeni bir icat çıkmasın. Televizyon karşısında merakla “acaba bugün neler caiz ilan edilecek, neler haram edilecek?” diye merakla bekliyoruz. Bektaşi’ye sormuşlar: “İslam’ın şartı kaçtır?” diye, “Birdir!” demiş. “Hac ve zekatı siz kaldırdınız, oruçla namazı biz kaldırdık, geriye kelime-i şahadet kaldı”. Ben kelime-i şahadetten de emin değilim, her an bir profesör çıkıp “böyle bir şey yoktur, imanın şehadeti mi olur?” diye ortaya çıkabilir. […] İlahiyat profesörlerinin bir büyük zararı da bu oldu. Din’in siyaset gibi, futbol gibi, tartışılacak, insanın bilgisinin olmasa da fikrinin olabileceği bir alan olduğu tevehhümü oluşturdular. Her şeyin kutsallığını bozdular. Artık bacak bacak üstüne atıp çiğ ağzımızla Allah, peygamber ne demek istemiş “muhakeme” yapıyoruz hiç ar duymadan, hepimiz birer küçük şeyhülislam, birer fetva emini… hangi hadis uydurma, hangisi sahih şıp diye gözünden anlayıp ayetleri engin din bilgimizle şerh ediyoruz. Şu muhakemelerin bolluğundan da dini yaşamaya bir türlü sıra gelmiyor. Halbuki bir güzel insanın dediği gibi: “Din öğrenmekle yaşanmaz, yaşandıkça öğrenilir”.

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai’nin kaleme aldığı yazılardan ve tercüme ettiği makalelerden oluşuyor: Hamza Yusuf, Noah Feldman, Charles Townes, Marc Levine ve Karen Armstrong ile İslâm, Hayat ve Bilim üzerine… Buradan indirebilirsiniz.

İnsan’ı sevmek ve eşyayı kullanmak gerekiyordu, yine tam tersini yaptılar »

benlik-tuketim0Liberalizm de artık totaliter bir rejimdir

Tanımadıkları insanlara hava atmak için borç parayla ihtiyaçları olmayan şeyleri satın alıyorlar. “Uygarlık” dedikleri şey ilkellikten beter. “Aydınlanma” çağıyla başlamış bir zifiri karanlığın içinde geriye doğru gidiyorlar ve buna “ilerleme” diyorlar.

İndirimli satışlarda birbirini ezen insanlar; yeni çıkan bir elektronik alet için mağaza önünde sabahlayanlar… Batı’nın güneşi galiba gerçekten batıyor.

Kendi ihtiyaçları için değil moda, sağlıklı yaşam, güzellik gibi erişilmez soyut hedefleri satın almak için ömürlerini tüketen bu insanlar bir çok bakımdan 1930’lardaki faşist dedelerine benziyorlar. Bugün torunların tüketim ile doyurmak istediği kimlik ihtiyacını o gün dedeler şiddet ile, ırkçılık ile doyuruyorlardı. Faşizm ve komünizm gibi soyut idealler peşinde koşan bu insan sürüleri Cennet’i gökyüzünden yere indirmek isterken  yeryüzünü Cehennem’e çevirmişlerdi. Stefan Zweig 1944’te yayınlanan Dünkü Dünya’da (alm. Die Welt von Gestern) Avrupalı halkların topyekün savaşlara gidişini şu kelimelerle anlatmış:

“… İtiraf etmeliyim ki halk yığınlarının ayağa kalkışında muhteşem, sürükleyici hatta baştan çıkarıcı bir şey vardı. Savaştan nefret ediyordum ve şiddetten tiksiniyordum ama hayatımı bu ilk günlerin hatırasından mahrum bırakmak istemedim. Yüz binlerce insan barış zamanında asla olmadığı kadar iyi hissediyorlardı kendilerini: O derecede büyük bir dayanışma ruhu vardı. Her bir insan için kendi benliği yüceliyordu. Eski zamanın yalnız adamı değildi artık; bir yığının parçasıydı; Halktı o. O güne kadar kıymetsiz olan şahsiyeti bir anlam kazanmıştı …”

Totaliter rejimler kimliksiz insanların omuzları üzerinde yükselir

Stefan Zweig haklı. Hızla endüstrileşen Avrupa’da köylüler de hızla işçi haline geliyordu. Doğdukları topraklardan yüzlerce kilometre uzakta, aileden kopuk şekilde yaşamak zorunda kalan bu insanlar Read the rest