Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Dinciyle yaşarım kemalistle asla… »

20080401_adalet.jpgTavit’in dün dediği gibi yılan kurbağayı yutma derdinde. AKP’nin hukuka güvenme gibi bir lüksü yok. Tarafsız hukuku temsil eden gözü bağlı bayan utancından girecek delik arıyor.

Perihan Mağden bugünkü yazısında isyan etmiş:

“Uzlaşı! Uzlaşın! Uzlaşma! 367 de çakarız, herrr türlü çamura da yatarız” diye çığlıklanırken, BİR BİLDİKLERİ varmış. Onlar BİR bilirlermiş ve fakat herrr şeyi anlarlarmış. Çok anlayışlı, dip derin köşe bucak kavrayışlılarmış.

Ben mesela dindarla da, dinciyle de yaşarım.
Kemalist başıbozuklarla yaşayamam oluyorum -YETTİLER GAYRİ!- bu topraklarda.
Buraları harbiden; Fazıl Say’a, babasına, İlhan Selçuk’a, Şener Eruygur ve Özden Örnek paşalara AİT. Onlar belirlemekle ‘yükümlü’ hissediyorlar Bu Topraklar’ın gidişatını.

Tamamı için: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=251749

 

Kitap tanıtan kitap 1

Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz.

 

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

 

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Ergenekon usulü uzlaşma »

20080330_uzlasma.jpgUzlaşma kelimesi biberlik dolma gibi. İçini ne ile isterseniz doldurabiliyorsunuz. Deniz Baykal başlattı bu işi. TÜSİAD ve TOBB devam ediyor:

 “Efenim Uzlaşın!”

Neyle? Kiminle? Uzlaşmanın hası 22 Temmuzda yapılmadı mı? Halk ile en iyi kim uzlaştıysa bırakın memleketi o yönetsin. Kim? Evet, Recep Tayip Erdoğan. Tanıştırayım, kafa kâğıdını taşıdığınız ülkenin başbakanı olur kendisi!

Sevmiyor musunuz? Peki. Bir daha ki genel seçimleri siz kazanırsınız, olur biter. Halkla uzlaşabiliyor musunuz? Onu söyleyin.

“Efenim uzlaşma olmazsa kriz olur!”

Bir Ermeniden Türkçe dersleri almak Read the rest

Hor görme garibi onun da bir ‘oy’u vardır.. »

20080329_hor-gorme.jpgNTV’de yayınlanan ‘Haydi Gel Bizimle Ol’(*) programını izleyeniniz var mı acaba? Ben özellikle takipçisi değilim ama denk geldikçe de ne konuşuluyor, neyi istişare ediyorlar diye bakmamazlık da etmem. Dün akşam (27.03.2008-Perşembe) da elimde TV’nin kumanda cihazı, kanalları karıştırırken adı geçen programa denk geldim. Baktım ki Reha Muhtar konuk, “şimdi hiç çekemeyeceğim” diyerek o kanalı atlayıp başka bir kanala geçtim. Ama ben nereden bileceğim böyle olacağını, bilsem izlemez miyim? Gün içinde fırsat buldukça takip ettiğim internet haber sitesinde ilgili TV programının haberine denk gelmesem dikkatimi de çekmeyecekti. Allah biliyor aklıma Sayın Muhtar geliverdi hemen. İçimden “Ah gene ne inciler döktürdü acaba? Sen misin akşam izlemeyen” diye düşünürken haberin detayında ise adına dahi rastlamadım. Doğrusu Sayın Muhtar’ın günahını almışım. Zira bu kez o bulunmaz inciler programın sunucularından, Sayın Aysun Kayacı ile Sayın Pınar Kür hanımefendilerden saçılmış.

Söz konusu haberi okuyunca bir an ağzım açık kaldı desem yalan olmaz. Bu güzel bayanların Read the rest

Ergenekon’un korkusu ve gücü »

20080328_ergenekon.JPGErgenekon çetesi ile ilgili haberlere bakılırsa, işin içine girmeyen kalmamış anlaşılan… Emekli askerler, gazeteciler, gazete holdingleri, öğretim elemanları, irili ufaklı parti örgütlenmeleri, dernekler…

Muhteşem bir korkunun orkestrasyonunu yapmak için oldukça ciddi ve örgütlü şekilde uğraşmışlar. Ve besledikleri bu korkuya dayanarak, oldukça etkili olabilecek bir güç odağı oluşturmuşlar. Ama bir tür ‘cehennem senaryosu’ kurgulamış olsalar da zavallı bir hal var bütün bu çabaların içinde… Zavalı, ama aynı zamanda komik ve saf bir çabalama… Read the rest

Dikkat Liberalizm! Sevmeyin, Kabuklu yemiş vermeyin! (2) »

 Çeviren: Mehmet Yılmaz

Pascal Salin’in Fransızca özgeçmişi, kitapları ve makaleleri (47 sayfa)

20080327_liberalizm.jpgÇeviri notları: Sosyal demokrasilerin sorunlarına özellikle de eşitçilik, demokratik mutlakiyet ve bilimciliğe değinen bu ikinci bölümün de ilgi ile okunacağını umuyoruz. (Birinci bölüm buradan okunabilir)

Örneğin Demokratik mutlakiyet adlı paragrafta tartışmaya açılan konular AKP’ye yönelik “çoğunluk diktası” eleştirilerini ve bu yöndeki tartışmaları zenginleştirecek cinsten.

Salin bu bölümde özellikle Fransa’dan örnekler vererek açıklıyor bazı kavramları. Türk okuyucu için de bu örnekler bir kaç bakımdan değerli:

  1. Fransız devriminden önce, Napoleon savaşlarıyla başlayan dönemden itibaren 1800 model ulus-devlet inşası Atatürk devrimlerine ilham kaynağı oluşturmuş bir süreç.
  2. Bugünkü devlet kurumlarımızda Fransız etkisi çok önemli.
  3. Diğer Avrupa devletlerine bakarak Fransızların sosyal devlet anlayışları Türk tarzına çok daha yakın.
  4. Türkiye’de sosyal güvenlik yasasıyla gündeme gelen sorunlar ile Fransa’daki Sosyal Güvenlik sisteminin ağır borçlar altında çöküşü arasında da önemli bir paralellik var.

Dikkat Liberalizm! Sevmeyin, kabuklu yemiş vermeyin!

Pascal Salin

Politika konuşurken sağ-sol ayrımı yapmak artık gelenekselleşmiştir. Her iki tarafın da alışılagelmiş söylemleri vardır. Meselâ “Fransız sosyalistler artık liberal oldu” derken sosyalistlerin eski millileştirme düşlerini terk ettiklerini ve hür teşebbüsün önemini kabul ettiklerini anlarız.

Gerçekte sağlıklı bir okuma için Friedrich Hayek[1]’in önerdiği bir başka ayrım yapılmalıdır: Konstrüktivizm ve liberalizm. Konstrüktivistler kendi isteklerine göre, adeta bir makina inşa eder gibi bir toplum inşa edilebileceğini düşünürler. Read the rest

Dikkat Liberalizm! Sevmeyin, Kabuklu yemiş vermeyin! (1) »

“Liberalizmin önüne bir sıfat koyma ihtiyacı duyanlar genellikle onu anlamayanlardır.” (P.Salin)

Çeviren: Mehmet Yılmaz

Pascal Salin’in Fransızca özgeçmişi, kitapları ve makaleleri (47 sayfa)

20080326_liberalizm.jpgSunuş: Alexandre Kojève, Georges Bataille, Georg Wilhelm Friedrich Hegel, Karl Marx gibi filozofların eserlerinde rastlıyoruz “Tarihin sonu” kavramına. Son yıllarda ise Francis Fukuyama The End of History and the Last Man adlı makalesinde (ki daha sonra kitap olarak yayınlandı) bütün insanlığın evrensel bir demokrasiye doğru gittiğini ve buna erişildiğinde ideolojik savaşların ve tarihin biteceğini iddia etti. Hegel gibi Fukuyama da bundan sonra tarihin “sadece” batı tarzı demokrasinin dünyanın geri kalan kısmına yayılmasından ibaret olacağını savundu.

İşte ilkini bugün sunduğumuz (iki bölüm halinde yayınlayacağımız) ve Pascal Salin’in Fukuyama’ya cevaben kaleme aldığı makale sosyal demokrasiye yönelik sert eleştirilerden fakat aynı zamanda liberalizm hakkındaki bazı yanlış anlamalara ve önyargılara verdiği yanıtlardan oluşuyor.

Alt başlıklar ise şöyle: Read the rest

Türkiye Tunus olmayacak »

20080325_tunus1.jpgYıllardır bir “Türkiye İran olmayacak!” sloganı söylenir durur. Son zamanlarda İran, aynı ulusalcılarımızın heves ettiği şekilde davranmaya; yani ABD’ye kafa tutmaya, ulusal politikalar takip etmeye, daha çok içine kapanmaya başladıkça korkutma aracı olma hüviyetini de yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Gerçi hala Şah zamanı ve devrim sonrası kadın kıyafetleri üzerinden korku pompalanmaya devam ediyor. Etkili olmadığı da söylenemez. Bir akrabam: “ne yapayım elimde değil, korkuyorum” diyor.”Neden korkuyorsun?” Read the rest

Hristiyan Demokrat Birliği kapatılsın! »

20080324_angela-merkel.jpgAlmanya’da faaliyet gösteren bu parti (CDU) sadece adıyla bile Yüce ve Ulu Atatürk’ün laiklik ilkesine aykırı bir durumdadır. Çağdışı kıyafetlerle misyonerlik faaliyetlerinde bulunan Papa Ratzinger ile küstah pozlar veren Hristiyan Demokrat Birliği üyeleri laiklik düşmanlığının bir odağı haline geldiğinin bir ispatıdır.

Bunlar yetmiyormuş gibi başkanı Angela Merkel‘in Türkiye karşıtı tutumu biz Kemalistlerin sabrını çoktan taşırmıştır. Böyle kökü dışarıda oluşumların başını küçükken ezmek gerekir. Savcılarımızı göreve çağırıyorum.

Arz ederim.

 

 

 

Kitap tanıtan kitap 1

Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz.

 

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

 

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

İslamsız bir dünya II »

 [Yazan: Graham E.Fuller Çeviren: Ekrem Senai]

20080324_grahamfuller.jpgSunuş: CIA’nin eski Ulusal İstihbarat Kurulu Başkan Yardımcısı Graham E.Fuller’in makalesinin birinci bölümünü 12 Martta yayınlamıştık. Fuller bu hafta da cesur sorular sormaya devam ediyor:

  • İslam olmasaydı, dünya daha barış içinde mi olurdu?
  • İslam olmasaydı 11 Eylül olur muydu?
  • Neden İslami düşünürlerin çoğu, 20.yy.’ın başında İslami kültürü koruyarak modernitenin desteklenmesinden söz edip duruyorlardı?

PEYGAMBERİN BAYRAĞI ALTINDA

Elbette İslam’ın Orta Doğu’ya veya Doğu-Batı ilişkilerine hiçbir etkisinin olmadığını ileri sürmek saçma olur. İslam, geniş bir coğrafyada yüksek derecede birleştirici bir güç olmuştur. Global, evrensel bir inanç olarak İslam, ortak bir felsefe, ortak bir Read the rest

Deklarasyon Tipli Manifesto Soslu Bildiri :) »

20080321_kirmizi_baslikli_kc.jpgAyşegül Genç

Biz kırk yıllık bir mevzunun tezgâhında, bin dört yüz senelik iplerle kendi koordinatlarımızı örmeye devam ediyoruz.

İkna odalarında çağdaşlığa dair kreatif felsefe yapmış adamaların elinde patlıyoruz.

Türbandan türbülanslar oluşturan sözde demokratların yüzüne su tabancası ile “umurumda değilsin” rahatlığı fışkırtıyoruz.

Ve diyoruz ki;

“Müslüman kız çocukları üniversiteye girerse notlarını kırarım” diyen profesör! bil ki bu hezeyanına gülmekten kırılıyoruz.

“kardeş kavgası çıkacak” Read the rest