Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Sağol paşam, Büyüksün! »

20080416_ozkok.JPGEniştem Kirkor ablamla evlenmek için babamdan izin almaya gelmişti. Şakaklarından boncuk boncuk terler akıyordu. Yetim büyümüş olan Kirkor Gedik Paşa yetimhanesinin müdüründen başka kimseyi bulamamıştı bu zor gününde “baba” rolü için. Müdür Bey söz aldı:

“Kirkoru uzun yıllardır tanırım, dürüst çocuktur, sözünün eridir…”

Daha adam lafını bitirmeden babam kükredi:

“Dürüstlük haslet değildir, ödevdir! Dürüst diye bir adam övülmez!”

Komşu sitemiz Toplum ve Politika Enstitüsü‘nde Read the rest

And… the winner is… Büyük final 1 Mayıs’ta »

20080414_oscar.gifÖmer Ulusoy’un son filminde en beğendiğim sahne tutuklanıp polis arabasına götürüldüğü sırada gazetecilere dönüp “Vatan sağolsun!” dediği o an. Tüylerim ürperdi, gözlerim doldu.

İslamcı-Ülkücü rolünü başarıyla canlandırdığı “Vatan sağolsun!” adlı bu filmin bütün Oscarları toplayacağından eminim. Makyaj, kostüm… Hepsi ne kadar ince düşünülmüş. Alında Zülfikâr dövmesi, gayet gür bir sakal…

Senaryo da çok ince planlanmış: Biraz ülkücü, biraz dua ediyor, silahından mermi değil vatan sevgisi fışkırıyor, karşısındakiler biraz solcu, biraz PKK sempatizanı.

Ödüllerin dağıtılacağı 1 Mayıs galasına hazırlanırken Read the rest

İnsan maymunlaşabilir mi ? »

20080411_evrim2.jpg Etiler’deki Güveççi Abdullah lokantasının güler yüzlü sahibesi Nükhet Hanım her zaman yaptığı gibi masalara uğrayıp müşterilerine hal hatır soruyordu. Lokantanın müdavimlerinden Kenan Bey işkembe çorbasını afiyetle yudumlarken gördü onu. Kısa bir sohbetten sonra:

“Hanım efendiciğim, paça çorbası yapmıyor musunuz? Bendeniz çok severim de paça çorbasını”

Nükhet Hanım nazikçe paçanın menülerinde olmadığını söyledikten sonra masadan ayrıldı.

Aradan uzun bir zaman geçti. Kenan Bey’in hoş sohbetini özlemiş olacak ki telefon açıp lokantaya neden uğramadığını sordu. Cevap veren yakınları Kenan Bey’in çok ağır bir hastalık geçirdiğini ve hastahanede olduğunu söylediler. Bir süre önceki konuşmayı hatırlayan Nükhet Hanım mahallenin ciğercisinden paça aldırdı, çorbayı hazırlayıp sarımsağı ve sirkesiyle hastahaneye gönderdi.

Kısa bir zaman sonra telefon çaldı. Read the rest

AK Parti’yi Kapatan, ‘Kürdistan’ Yolunu Açar »

20080408_bolunme.jpg

“…

Efendiler, akıl sağlığınızın yerinde olduğuna emin misiniz? 80 yıldır “ya bir gün bölünürsek” diye korkup duruyorsunuz, peki ülkeyi “bölünmekten” uzaklaştıracak, Kürtçülüğü zayıflatacak tek siyasi hareketi niye yok etmeye çalışıyorsunuz?AK Parti’yi kapatmaya hazırlanıyorsunuz. DTP zaten yolda. Yani Kürt vatandaşların oy verdiği bütün partileri kapatmış olacaksınız. Peki bu adamlar “artık bu iş kabak tadı verdi, bize müsaade, Cumhuriyetiniz sizin olsun, bizi ancak Kürdistan paklar” derse, ne yapacaksınız?

“Kurumlarınızı” ve “ilkelerinizi” çok sevdiğinizi biliyoruz. Ama siz bu memleketi sevdiğinize emin misiniz? …”

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Filistin artık Arapların esas davası değil »

Dalal Bizri – Al Hayat, Londra – Çeviren : Mehmet Yılmaz

20080407_filistin.JPGSunuş : Al-Hayat Londra, Newyork, Beyrut ve Riyad’da Arapça ve ingilizce olarak yayınlanan 300 bin tirajlı bir Arap gazetesi. Avrupalı anlamda sol ve liberal bir çizgide olan gazete zaman zaman “Batı ve Suudi yanlısı” olmakla bazen de Arap milliyetçiliği ile suçlansa da klişelerin ötesine bakabilen yazarları barındırıyor bünyesinde.

Gazetenin kendisini tanıtmak için hazırladığı bir metin buradan okunabilir.  

Filistin artık Arapların esas davası değil

Yerleşmiş bir töreye gore İsrail’in saldırganlığına karşı Filistin ile dayanışma içinde olmamız gerekiyor. Kendimizi böyle bulduk silahlı direniş ve İsrail’in orantısız güçle tepki verme girdabında. Filistinliler ne zaman bir İsrail şehrine roket atsalar İsrailliler abluka ve katliam uygulayarak kollektif “ceza” ile yanıt veriyor.

Arkasından biz töreye uyarak şaşırmış gibi yapıyoruz bu vahşet karşısında. Sanki ilk defa oluyormuş gibi. Sanki bu ordulaşmış devlet bütün askerî kapasitesi ile cevap vermeyecekmiş gibi. İstiyoruz ki İsrail Read the rest

Kemalizmden Aysunizme : Bir mütasyonun anatomisi »

20080406_aysunizm.jpgTürkiye’de şimdiye kadar oldukça muğlak ve ham olan bir saflaşma belirginleşiyor; eski saflar bozuluyor, bir taraftan kopanlar karşı taraftan kopanlarla yeni saflarda buluşuyorlar. Muğlaklık taşıyan bu yeniden inşa sürecini uzun zamandır gözlemlemek mümkün ama benim için kafamdaki en net ifadesi 2003’te gittiğim İran örneğiyle oluşmuştu. Sağ-sol, dindar olan-olmayan, geleneksel-modern gibi ayrımların yanısıra, o yılların ve bugünün İran’ı temel olarak demokrasi ve otoritarizm arasındaki kutuplaşmayı yaşayan bir toplum özelliği taşıyor. İran bu temel kutuplaşma nedeniyle, diğer bütün ayrışmaları aşan; yani solcuları, sağcıları, dindar olanı ve olmayanı demokrasi cephesinde buluşturabilen; aynı şekilde statüko yanlısı sağcıların, milliyetçilerin, dindarların, gelenekçilerin otoritarizm kampında buluştukları bir toplum örneği sunuyor.

Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu. Yani biz de “İran’laşıyoruz”! Read the rest

Rejimi tehdit eden başı açık kadınlar artıyor mu? »

 Çisem Öznur

20080405_basiacik_kadinlar.jpg“Habire ama habire başörtülü kadınları konuşuyoruz, benim gibi başı açık kadınlar hakkında nedense hiç konuşmuyoruz. Yıldıray Oğur da Taraf gazetesinde geçenlerde yayınlanan yazısında araştırma şirketlerinden başı açık kadınlar hakkında acil araştırma istedi. “Başları açık ama laikliğe yeterince sahip çıkıyorlar mı bakalım?” diye Oğur bir cumhuriyet çocuğu olarak çok tedirginmiş! Başıaçık kadınlar artıyor mu azalıyor mu? Zihniyetleri değişiyor mu? Yoksa başı açık kadınlar da dindarlaşıyor mu, onlarda mı yakında-Allah korusun- kapanacak? Başıaçık kadınlar henüz istatistik araştırma konusu/nesnesi olmadı ama ben bu yazıda biraz hemcinslerimi ampirik gözlem konusu yapayım….”

Devamını okumak için

 

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Yaşama çıplak gözle bakarken »

20080404_yasama_bak.jpgParis’e 40 dakika mesafedeki Cergy-St Christophe kasabasında güneş yeni yükseliyordu. Bir bahar günüydü. Her perşembe olduğu gibi mahalle esnafı tatlı bir telaş içindeydi. Mahalle pazarına hazırlık yapıyorlardı.

Aylardır bu kasabada yaşıyordum ama ilk defa ekmek fırınında gördüm o kadını. Beyaz tenli, sarı saçlı, açık mavi gözlüydü. Yaşlı kadınların ev işi yaparken giydikleri türden, küçük mavi-beyaz çiçeklerle bezeli entari çelimsiz bedeninde adeta bir masa örtüsü gibi duruyordu. Ayağında ekose desenli erkek terlikleri vardı.

Gözleri morarmış, yüzündeki sıyrıklarından sızan kan henüz kurumuştu. Bir trafik kazasından kurtulmuş gibiydi. Satıcı kız “Aman tanrım! Ne oldu size böyle?” dedi. Read the rest

Bu PKK’ya adam yazmaktır »

20080402_kol_kirma.jpg “Beni bilirsiniz Sayın Bakanım,

Güvenlik güçlerine hep saygı duyarım.

Ama bugün burada yıkıldım.

Bu PKK’ya adam yazmaktır.

Hem de Dünyanın gözü önünde.”

Böyle diyor Tayfun Talipoğlu 1993 Newrozunda dönemin iç işleri bakanı Ismet Sezgin’e. Zannetmiyorum ki Tayfun Talipoğlu bir PKK veya Dev Sol sempatizanı olsun. Hiç zannetmiyorum Türkiye’yi bölme planları yapsın ne o yıllarda ne de şimdi.

Neyin güvenliğinden sorumlu olduğu belirsiz “güvenlik güçleri” 2008 Newrozunu da kol kırarak kutladılar. Bu bizim ata sporumuz. Kol kırmak, toplanıp kadınları Read the rest

Amaç-Araç Ekseninde Anayasacılığımız »

Anayasacılık

Anayasal devletin vazgeçilmez unsurlarından biri olan “hukukun üstünlüğü”, demokratik ülkelerde meşruiyetin temelini oluşturan “milli irade” ve “insan hakları” arasındaki dengeyi sağlanmakla birilikte otoritenin egemenliğinin sınırlandırılması için hayati önem taşır.(1) Anayasacılığın temeli de özgürlükleri otoriteye karşı korumaktır. Anayasa kavramı, Magna Carta’nın tarihi açılımı olarak devam eden süreçte otoritenin baskılarına karşı bir tepki arz eden kısıtlayıcı ve şartlar koyucu; devlet ve toplum arasında yapılan bir milli mutabakat uzlaşma metni ve toplumun devlete verdiği bir yetki beratı(2) olarak açıklanabilir. Temel gaye, iktidarın sınırlanarak özgürlüklerin teminat altına alınmasıdır. Read the rest