Müslümanların Ermenilerden öğrenmesi gereken »
By Tavit Kilimciyan on Nis 24, 2008 in Makale | 5 Comments
Bugün 24 Nisan. Başta Fransa olmak üzere dünyanın bir çok yerinde diaspora Ermenileri gösteriler düzenliyor, Türkiye’yi protesto ediyor. Lobicilikte geldikleri yere bakılırsa sıkı çalışmalarının meyvalarını topluyorlar.
Peki genel olarak Ermenilere ya da Ermenistan’a ne getirecek bütün bunlar? Koskoca bir hiç. Ermenistan nüfusu azalan bir ülke. Oysa doğum oranları yüksek. Yani ülkenin gençlerine vaad edebileceği hiç bir şey yok. Orada dünyaya gelenlerin tek hayali ABD, Fransa veya Avustralya’daki akrabalarının yanına kapağı atmak.
Bütün bu hazin manzaranın Müslümanlara öğreteceği şey ne peki? Read the rest





Merhum Turgut Özal’ın ölümünden bu yana on beş yıl geçmesine rağmen hala aranıyor olması, özlemle ve büyük bir samimiyetle hatırlanması üzerinde durulması ve bazı dersler çıkarılması gereken bir husustur. Türkiye’de, hadi Osmanlı dönemini bir yana bırakalım Cumhuriyet döneminde, biraz daha daraltırsak çok partili demokrasi döneminde, onlarca bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı gelip geçmiştir. Bunlardan öte dünyaya göçenlerden kaç kişi Merhum Özal gibi hatırlanıp aranmaktadır?





Sunuş: “Varsın bir yudum su veren olmasın, biri bana başucumda ‘su yok’ desin de” diyordu şair Kemalettin Kamu. Filistinli annelerin para yardımı, ekmek, su kadar bir selama da ihtiyaçları var.
301’in değiştirilince sanki bütün dünya ana avrat Türklere sövecek! Utancımızdan başımızı sokacak delik bulamayacağız!
Birbirimizi dinlemiyoruz, hatta konuşmuyoruz bile. Konuştuğumuzu sandığımız zamanlarda da aslında kavga ediyoruz. Empati ise hiç beceremediğimiz bir şey.
Amerikan Ordusundan subayların katkılarıyla hazırlanan
Her şeyin kademeli biçimde değişeceği, yavaş yavaş iyiye veya kötüye gideceği yönünde bir önyargı var insanlarda.
Geçen Şubat ayının sonları… Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyonu… Aynı sıralarda Akdeniz Üniversitesi’nde “Toplumsal barış ve uzlaşma” konulu bir panel… Cengiz Güleç bir psikiyatrist gözüyle, ben sosyolog gözüyle “nasıl olacak bu barış ve uzlaşma?” sorusuna cevap(lar) aramaya çalışıyoruz. Ben “Kurgular, kimlikler ve gündelik hayat” başlıklı sunuşumda aşağı yukarı şunları anlatıyorum: