Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Müslümanların Ermenilerden öğrenmesi gereken »

20080424_derindusunceorg_ely.JPG Bugün 24 Nisan. Başta Fransa olmak üzere dünyanın bir çok yerinde diaspora Ermenileri gösteriler düzenliyor, Türkiye’yi protesto ediyor. Lobicilikte geldikleri yere bakılırsa sıkı çalışmalarının meyvalarını topluyorlar.

Peki genel olarak Ermenilere ya da Ermenistan’a ne getirecek bütün bunlar? Koskoca bir hiç. Ermenistan nüfusu azalan bir ülke. Oysa doğum oranları yüksek. Yani ülkenin gençlerine vaad edebileceği hiç bir şey yok. Orada dünyaya gelenlerin tek hayali ABD, Fransa veya Avustralya’daki akrabalarının yanına kapağı atmak.

Bütün bu hazin manzaranın Müslümanlara öğreteceği şey ne peki? Read the rest

Turgut Özal’ı anarken… »

20080424_derindusunceorg_ozal.jpgMerhum Turgut Özal’ın ölümünden bu yana on beş yıl geçmesine rağmen hala aranıyor olması, özlemle ve büyük bir samimiyetle hatırlanması üzerinde durulması ve bazı dersler çıkarılması gereken bir husustur. Türkiye’de, hadi Osmanlı dönemini bir yana bırakalım Cumhuriyet döneminde, biraz daha daraltırsak çok partili demokrasi döneminde, onlarca bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı gelip geçmiştir. Bunlardan öte dünyaya göçenlerden kaç kişi Merhum Özal gibi hatırlanıp aranmaktadır?

Herhalde bir elin parmakları kadar bile değildir.

Ölümünden on üç yıl sonra Read the rest

Parti kapatma bayramınız kutlu olsun! »

TBMM’nin ve toplumumuzun %35’ini temsil eden partilerin ulusal egemenlik bayramlarını kutluyoruz.

 

 Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Filistinli annelerin selamı var »

 Çeviren : Aisha Benghazi

20080422_fasv_derindusunceorg.jpgSunuş: “Varsın bir yudum su veren olmasın, biri bana başucumda ‘su yok’ desin de” diyordu şair Kemalettin Kamu. Filistinli annelerin para yardımı, ekmek, su kadar bir selama da ihtiyaçları var. Contemplating from Gaza adlı blogun yazarı Heba bu annelerden biri.

Kendimizi suya atarak kurtulmak

Sürekli kendime soruyorum insanlar bu anlamsız dünyada normal ya da güzel ne bulabiliyorlar diye. Bu felaketlerle dolu evrende bana teselli veren tek şey küçük kızlarımın dudaklarındaki gülümsemeler. Bugün Gazze yağmurlu. Bir arınma törenine katılmış gibiyim. Geçmiş zordu. Gelecek de daha iyi gözükmüyor. Bu yağmura ihtiyacımız vardı. Çünkü geçen kıştan beri yöremiz kaynıyordu adeta. Yağmurdan sonra hava açar derler. Acaba ülkem için iyi bir şeyler umut edebilir miyim? Bir şeyler olma şansı bu kadar zayıfken bile?

Yağmurun ilk damlaları bana üniversite yıllarımı hatırlattı. Amman şehrinin o soğuğunda Read the rest

Deliye 301 vermişler önce babasını asmış »

20080422_301_derindusunceorg_.jpg301’in değiştirilince sanki bütün dünya ana avrat Türklere sövecek! Utancımızdan başımızı sokacak delik bulamayacağız!

Geçenlerde Düşünceler sitesinde Kâhin değil, ‘Sav’cı başlıklı bir yazı yayınlanmıştı. Türklerin zekâsına, vicdanına yapılmış en büyük hakaret bence bir savcının sözlerinde ifade bulmuş:

“…Evet doğrudur, Almanya’ya gitti ama hastalık için değil… Niçin gittiğini ben bilirim. Onun kafasının içi bizim malumumuz. Gerçi burada bulunmadı ama, burada olsaydı Salâhiyet Kanunu’na mutlaka rey verecekti. Bu itibarla, o da ötekiler gibi, anayasayı cebren ihlâl etmiştir. İdamını talep ederim…”

Elif Şafak’ın başına gelenlere ne demeli? Bir roman yazıyorsunuz, kahramanlardan birinin sözleri yüzünden bir savcı size dava açıyor. Meselâ bir cinayet romanı yazsanız cinayet işlemiş gibi mahkemeye verilebilirsiniz.

Peki ya Hırant Dink? Diaspora Ermenilerine Türk kinini Read the rest

Sevgililer Sevgilisi bugün bize geliyor dense ne yapardık? »

20080421_derindusunceorg_kd.jpg 

  Bu günlerde her yerde İnsanlığın İftihar Tablosu konuşuluyor. O’nun kokusu sanki her yanımızı sarmış gibi. Gazetelerde O.. dergilerde O.. televizyonlarda O.. konferanslarda O.. evlerimizde O.. gönüllerimizde O. Bende sizin ve tüm insanlığın Kutlu Doğum Haftasını gönülden kutlarım….   

Bir Kutlu Doğum Haftası insana ne anlatmalı? Cemaatle kılınan namazlar, kulak  verilen sohbetler ve belki de bir mevlid dinlemek midir bugünleri değerlendirmek?

Televizyonda izlenen bir mevlid programıyla üzerimize düşen vazifelerden azat mı oluruz? Read the rest

Konuşmalıyız; yoksa çok geç olabilir.. »

20080419_konusmak.jpgBirbirimizi dinlemiyoruz, hatta konuşmuyoruz bile. Konuştuğumuzu sandığımız zamanlarda da aslında kavga ediyoruz. Empati ise hiç beceremediğimiz bir şey.

Hadi empatiyi de geçtik; daha alt perdeden, diyalog eksikliğimize geçmişten ve bugünden verilecek örnek çok. Galiba Demiray Oral yazmştı; 80 öncesi üniversite ortamı. Demiray Oral sol cenahtan, dernekleri var, haftasonları kitap standları kuruyorlar okul bahçesine. Stand duvarında bazı arkadaşlarının çizdiği karikatürlerden var. Ancak karikatürler İslam’a ve dine dair hakaretler içeriyor. Bu aşağılamalardan tuhaf zevkler aldıklarını da inkar etmiyor Oral.

Ülkücü kanattan başka bir öğrenci derneği başkanı karikatürlerden haberdar oluyor ve standa gelip karikatürleri kaldırmalarını rica ediyor. Tabi rica kabul edilmiyor. Biraz sonra daha kalabalık bir grupla tekrar geliyor dernek başkanı, bu kez de istekleri reddedilince ortalık bir anda karışıyor. O hengameden Oral’ın hatırladığı şu: Dernek başkanı standtaki Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” kitabını tam ortasından yırtarken Oral “işte bunu yapmayacaktın” diye bağırarak kutsal kitabına hakaret edilmişcesine var gücüyle saldırıyor. Read the rest

Kurtuluş savaşı kazanmanın zararları »

20080419_ks2.jpg Amerikan Ordusundan subayların katkılarıyla hazırlanan Direnişle Mücadele – Kontrgerilla rehberi‘ni okuyorum şu aralar. Vietnam’dan Irak’a ABD’nin işgal ettiği ülkelerde öğrendiklerini bir doktrin olarak sunan son derecede teknik, operasyonel bir yapıt.

Bir “Field Manual” (= el kitabı) biçimine tasarlanmış olduğundan ideoloji ve politika gölgesinde değil daha çok işgal subaylarının günlük sorunlarını çözmeye yönelik hazırlanan eserde en çok dikkatimi çeken noktalardan biri şu oldu:

Direniş savaşlarını izleyen barış dönemlerinde Read the rest

Küresel ısınma bitti… İkinci dalga geliyor! »

20080417_ki2.gifHer şeyin kademeli biçimde değişeceği, yavaş yavaş iyiye veya kötüye gideceği yönünde bir önyargı var insanlarda.

Bölünerek çoğalan ve her gün bir önceki yüzeyin iki misli yer kaplayan bir nilüfer ailesi düşünün. 100 günde bir gölün yarısını kaplamış. Gölün tamamı kapanmadan önce kaç gün var sizce?

Bu bilmeceyi ilk defa okuyanlar çoğunluka 100 gün gerekir diyorlar . Oysa sadece bir gün var!

Küresel ısınmanın geri dönülemez biçimde hayatımıza zarar vermesi için kaç yıl kaldı sizce? Uzmanlar 2050 veya 2030’larda işlerin kötü gidebileceğini söylüyorlar. Biz de zannediyoruz ki soluduğumuz hava yavaş yavaş kirlenecek, Kyoto protokolü uygulanacak ve her şey daha iyi olacak!

Aslında küresel ısınma denen felaket oldu ve bitti. Yani çok geç artık. Sera etkisine sahip gazların azaltılması iyi olurdu ama bunu yapmaya kimsenin yanaşmayacağını Zira zengin Kuzey yarı küre ülkelerinin bu işten çok kazançlı çıkacağını Read the rest

Konuşamayanların şiddeti »

20080416_konusamayanx.jpgGeçen Şubat ayının sonları… Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyonu… Aynı sıralarda Akdeniz Üniversitesi’nde “Toplumsal barış ve uzlaşma” konulu bir panel… Cengiz Güleç bir psikiyatrist gözüyle, ben sosyolog gözüyle “nasıl olacak bu barış ve uzlaşma?” sorusuna cevap(lar) aramaya çalışıyoruz. Ben “Kurgular, kimlikler ve gündelik hayat” başlıklı sunuşumda aşağı yukarı şunları anlatıyorum: Read the rest