Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Liberal tilkiler için bir çalar saat? »

Sunuş: Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Ahmet Altan “Leipzig Özgürlük ve Medyanın Geleceği Ödülü”nü alırken bizim liberalleri şaşırtacak bir konuşma yaptı. Derin Düşünce sayfalarında liberal düşünceyi övdüğümüz de oluyor, yerdiğimiz de.  Ama modernizmin kıskacından kendini kurtaramayan liberal dostlarımız homo-economicus fikrinden uzaklaşamıyor bir türlü. En fanatik liberaller yani İnsan’ın bir yeme-içme-kazanma makinesi olduğuna iman edenler ise doğal olarak piyasa ve birey fetişizmine yöneliyorlar.

Türkiyeli liberallerin genel olarak ahlâkı, erdemi, vicdanı… özetle İnsan’ın manevi boyutunu ihmal ettiğini ve bu sebeple ilerleyemediğini savunduğumuz “Liberaller neden başarısız?” isimli yazımıza itiraz eden bazı liberal yorumcular şöyle demişlerdi :

“Biz zaten başarılıyız, ticaret ve küreselleşme zaten sınırları yıkıyor, bizim düzenimiz zaten yürüyor, bize insanların oy vermesine gerek yok, ucuz kazak aldıklarında pamuğunu Çin’den getirten üreticiyi seçtiklerinde zaten bize oy vermiş oluyorlar.”

Tilkinin kümesteki özgürlüğünü(!) kutsallaştırdığınızda çocuklarına tecavüz eden, kız istemediği için kürtaj yapan anne-babalara da “dur” demek için ahlâkî bir freniniz, referansınız kalmıyor. Fahişelik, şehitlik ve özgürlük ya da Kadınsız bir dünyaya doğru…  gibi makalelerin altında detaylarıyla tartışmıştık bu konuları.

Evet… Bu konuşmasında Ahmet Altan « vicdan » diyor. İnsan’ın Read the rest

Humeyni’yi ve Humeynizm’i sevmek farz mıdır? »

Bir süre önce Humeyni’yi sert bir dille eleştirdiğim için tepki veren okurlar olmuştu. “İslâm’a büyük hizmetleri olan bu insana daha saygılı olmalısın” dedi kimi dostlar. Kendilerinden istemiş olmama rağmen  İslâm’a yaptığı hizmetler konusunda detaylı bilgi gelmedi henüz elime. Ama zavallı iranlılar bizim kemalizme acayip derecede benzeyen bir rejim altında çile çekmeye devam ediyorlar.

Aslında Humeyni’nin şahsen yaptığı işler ile bugünkü Humeynizm rejimi arasında ayrım yapmak ve eleştirileri ayrı ayrı yöneltmek icab eder elbette.

Benim Humeyni konusunda temelden karşı olduğum şey Read the rest

Hiç mi utanmayacaksınız? »

Türkiye’nin yaşadığı darbeler tarihine dair standart Türk aydınının tavrı gerçekten utanç verici… Mesela standart Türk subayının/generalinin bakışı çok daha tutarlı… 27 Mayıs’tan 28 Şubat’a tüm darbeleri savunur Türk subayı… Bunlara “darbe” ismini de takmaz… Bütün bunlar yasal dayanağı olan askerî müdahalelerdir onların gözünde… “Şartlar böyle gerektirdiği için” bu müdahaleler “istemeyerek” yapılmak zorunda kalınmıştır…

“Türkiye’yi uçuruma gitmekten de bu müdahaleler kurtarmıştır” diye tekrarlayıp durur standart bir Türk generali… Elbette bu açıklamalar palavradır… “Yangını kendi çıkarttırıp sonra da kendi söndürmeye giden kahraman itfaiyeci”lerdir Türk darbecileri… Bunu artık bilmeyen kalmadı. Zaten o sebeple Ergenekoncu tezgâhları yemiyor artık Türkiye toplumu… Fakat her şey bir yana, darbeler tarihine ilişkin iç tutarlılığı olan militarist-nasyonalist bir söyleme ve dünya görüşüne sahiptir standart Türk subayı/generali…

Peki, ya standart Türk gazetecileri/akademisyenleri hatta siyasetçileri?.. Bugünün Türkiye’sinde 28 Şubat darbesinin savunan tek kişi kalmadı… Öyle ki 28 Şubat’ın en büyük şakşakçısı Cumhuriyet gazetesi çevresi bile “28 Şubat bir Amerikan operasyonudur” söylemine sahip şu an. Hikmet Çetinkaya, İlhan Selçuk ve Ümit Zileli gibi kalemler her yerde böyle söylüyor… Read the rest

Türklerin İstediği Kadar Sevinmek, Sağduyu ve Kürtler »

Sunuş : Büyük bir şefkât-sevgi hasreti,  elde edilemeyince duyulan düş kırıklığı ve kendi göbek deliğini dünyanın merkezi sanmak. Türkiyeli Türklerin hayata (çocukça) bakış penceresi bu.

“Türk düşmanı senatör şöyle dedi… Bizi sevmiyorlar..  Naomi Campbell Türk mutfağını çok sevdi… Avrupalılar bizi yanlış tanıyor…Küstah Fransız Avrupa’da Türk istemiyor…PKK’lıların yurda dönüşüne sevinerek bizi tahrik etmek istiyorlar!…” Türkiye Türkleri sorunlarına  “ötekinin” penceresinden bak(a)madığı içindir ki bu sorunlar var, bu sorunlar büyük, bu sorunlar can alıyor ve bu sorunlar çözülemiyor.

 Bugün acıtan hatta inciten bir yazıyı okurlarımızın dikkatine sunuyoruz. Var mısınız 20 dakikalığına bir Kürdün gözüyle bakalım son olaylara?

MY

Türklerin istediği kadar sevinmek, sağduyu ve Kürtler

Muhammed Zubeyir Şivan

Barış grubunun gelmesi ile birlikte başlayan tartışmalar Kürtler için -bazı istisnalar hariç- bu ülkede bırakın kardeş bulmayı, oturup derdini anlatacak bir muhatap bulmanın bile ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

Kürtler yeni sureci barış mevsiminin başlaması olarak algılıyor ve barış kelimesi ile başlayan isimlendirmelerde ısrar ediyor.

 Barış grubu, barış süreci, silahların susması, kardeşliğin yeniden inşası, göz yaşı ve kanın durması gibi kavramlar Kürtlerin diri duygularını yansıtıyor.

Bu yaklaşımların Kürt cephesinde bir istisnası neredeyse yok gibi. Herkes tek yürek olmuş yeni donemin nasıl bir yon alacağını  merak ediyor.

PKK’li olsun ya da olmasın, bu siyasi grubun fikirlerini paylaşsın veya paylaşmasın Kürt halkının, kendi cephesinde Read the rest

Savaş ve Barış »

Taner Renda

1978 yılıydı sanırım. türkiye işçi partisi gaziosmanpaşa ilçemizde ulusal sorun ile ilgili partili ve partisiz devrimci arkadaşlara verdiğim seminerin sonunda salonun arka taraflarında oturan iki kişi , benimle aynı düşüncede olmadıklarını ve ulusal sorunun çözümüne benim kadar barışçı bakmadıklarını belirttiler. ben kendilerinin her hangi bir örgüte bağlı olup olmadığını sorduğumda, aldığım cevap beni bir hali şaşırtmıştı: bizler APOCUYUZ. ben böyle bir örgüt ismi duymadığımı söyleyince de: BUNDAN SONRA ÇOK DUYACAKSINIZ  demişti. gerçekten daha sonraki yıllarda bu ismi diğer  kürt sorununa barışçı ve doğru yaklaşan kürt örgütlerini yok eden örgütün ismi olarak duymuştum.  DDKD , DHKD ve diğer kürt örgütlerini birer birer acımazsızca yok eden bu örgütün devlete yaptığı hizmet sanırım daha sonra bir biçimde ödüllendirilmiştir Read the rest

Anadolu’dan Avrupaya Girişimcilik Köprüsü »

Genç  beyinlerin yetişmesi ve ülke ekonomisine katkılar sağlaması  amacıyla 2009 yılını girişimcilik yılı  ilan eden Genç MÜSİAD, Anadolu’nun çeşitli illerinde ve Almanya’da ‘Girişimcilik Panelleri’ düzenleyecek. Panellerden çıkan sonuçlar ve görüşler 20 – 21 Kasım 2009 tarihlerinde düzenlenecek olan ‘2. Uluslararası Genç Girişimcilik Kongresi’nde uluslararası düzeyde tartışılacak. Read the rest

Pazartesi karikatürleri »


Basortusu Yasagi

… Bu makale ilginizi çektiyse…

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.

Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

sanat ve sinema üzerine kişisel bir yolculuk »

İnsan, varoluşunu anlamlandırırken çeşitli merhalelerden geçiyor. Bir anlamda ontolojik yükselme ya da alçalma sonucu gelinen yeni bir konum diye düşünebiliriz bu merhaleleri. Her yeni ontolojik konumda, hayata ve hayatımızı anlamlandıran her şeye bakış açımız değişiyor. Eğer ontolojik yükselme söz konusuysa ufkumuz genişliyor, eşyayı, insanı, doğayı ve kendimizi daha kapsamlı görme ve anlama şansına sahip oluyoruz. Bu durumda eski görüşlerimiz, fikirlerimiz yerini yenilerine terk ederken, bir alt konumda kalan kendimize ” evet sen bensin, ama artık ben, sen değilim!” diyoruz.

Sanat, insan varlığını  anlamlandıran, insanın ontolojik yükselmesine zemin hazırlayan, bir anlamda, Yaratıcısı’ndan cüzi olarak aldığı  için insanın kendi özünde bulunan “yaratıcılık” yeteneğini ortaya koyduğu bir aşkınlaşma alanı. Yaratıcısı için bir varoluş biçimi olmakla birlikte; okuyucusu, dinleyicisi, izleyicisi için de bu yaratma eylemine katılmak demek sanat. Read the rest

Devlet adamı değilsin, devlet memurusun İlker Başbuğ (2) »

Türkiye tarihinin temel siyasal meselesini kısaca şöyle özetlemek mümkündür… Türk devletinin bir ordusu yoktur… Türk ordusunun bir devleti vardır… Türkiye’de devlet, orduya aittir… Ordu, devletin bir kurumu değildir… Zamanında Washington Post gazetesinde yazıldığı gibi “Dünyada her devletin bir ordusu vardır. Türkiye’de ise ordunun bir devleti vardır”

86 yıllık cumhuriyet tarihinin siyasal açıdan en ama en yalın özeti bu… Fakat şu an durum tam olarak böyle de değil… Türk ordusunun devleti değil şu an Türkiye Devleti… Ama, Türk ordusu da hâlâ tam olarak Türkiye devletinin ordusu değil… Ortada tam bir geçiş dönemi karmaşası Read the rest

Son 12 ayda en çok okunan makaleler »