Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Haziran ayında en çok okunan kitaplar »

 E-Kitap sayfamızda şu an 32 kitap bulunuyor. Bu kitapların ilk 22 tanesi doğrudan bizim sunucumuzdan indirildiği için en çok indirilen kitapları site istatistiklerinden takip edebiliyoruz. Geçtiğimiz haziran ayında 6020 e-kitap indirilmiş. En çok indirilen kitaplardan ilk yedisi yaklaşık %50’sini temsil ediyor. Kitaplarımıza gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ediyoruz. Bu PDF dosyaları Acrobat Reader ile okunabilir, kâğıda yazdırılabilir. Tamamen ücretsizdir. E-mail yoluyla gönderebilir, kendi sitenizde paylaşabilirsiniz.

  1. Derin İnsan 
  2. Liberalizmin Kara Kitabı
  3. Türkiye bölünür mü?
  4. Yahudi oldukları için mi zalimler?
  5. Maymunist imanla nereye kadar?
  6. Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu
  7. Derin Göz
  8. Müslüman’ın Zaman’la imtihanı
  9. Ermeniler ve Türkler
  10. Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?
  11. Bir pozitivizm eleştirisi
  12. Liberalizmin Ak Kitabı
  13. Zorunlu Askerlik Gerekli mi?
  14. Para Yenir mi?
  15.  Baudolino (Umberto Eco)
  16. Eşcinsellik ve Biz
  17. “Ötekilere” bakarken (Çeviriler)
  18.  Türk Solu 
  19. Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…
  20. Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları
  21. Amerika Tedavi Edilebilir mi?
  22. Kadın hakları ve Kemalizm

Birbirimize emanet olmak »

Erkan Göloğlu
Herkesin, hayatta kalmasını bir tesadüfe borçlu olduğu anlar var mıdır, bilemiyorum. Bir duygudan değil, somut bir durumdan söz ediyorum.
Yetişemediğin uçağın düşmesi gibi. Bombanın patladığı bir otobüs durağını üç dakika önce terk etmeniz, silahların konuştuğu otoparktan az önce çıkmanız gibi. Read the rest

Bu yaz için seçme kitaplar »

Sunuş: Burak Örkün aramıza yeni katılan bir yazar. Yakında tarih, politika, jeopolitik konularındaki tahlillerini de okuyacaksınız. Bu hafta bizi kırmadı, sevdiği kitapları kısa kısa tanıtan bir yazıyla başlamayı kabul etti. Kitapları tanıtırken ister istemez kendini, en azından ilgi alanlarını da sunmuş oluyor bir parça.(MY)

Burak Örkün

Büyük Osmanlı Projesi:  Mustafa Armağan Hoca mevzu bahis Tarih oldu mu kesinlikle başucu kaynaklarımdandır. Özellikle “Korku Duvarlarını Yıkmak” adlı serisiyle yakın siyasi tarihimizin sıra dışı gerçeklerini, resmi tarihin statükocu ve gerçekdışı yaklaşımlarını eleştirerek anlatan üslubuyla beni etkilemişti. Büyük Osmanlı Projesi kitabında ise tarih serüvenini biraz daha geriye çekerek, Osmanlı Devletinin siyasi argümanlarından çok kurduğu medeniyetin ulaştığı noktaları Read the rest

DESTEK: Sivas Yasında Buluşan Kadınlar »

Kampanyaya imza ile destek vermek için:

 http://sivasyasindabulusankadinlar.blogspot.com/

Sünni Müslümanların, boyutları insan havsalasına sığmayan bir zulmün sorumlusu olarak gösterildiği bir dönemde; bu yüzden karşılaştığım suçlamalara isyan ederken, bir tür şok hali içinde o zulmü tanımlamakta ve sorgulamakta yeteri kadar sorumlu davranamadım. O yangın bana da değdi, dağladı beni. Eğer bugün 2 Temmuz’a dönebilme imkanım olsaydı, Madımak otelinin kapısında durup bedenimle bir duvar olmak isterdim…
Şimdi bütün varlığımla bir daha hiçbir zulmetin kitleleri esir edemediği, kimsenin sevdiklerinden zamansız ve haksız koparılmadığı bir ülke hayal ediyorum. Ölümü değil, hayatı kucaklayan bir ülke!

17. yılında Sivas mazlumlarını anıyor, ailelerinin ve sevenlerinin acısını paylaşıyoruz.

Cihan Aktaş, Yıldız Ramazanoğlu, Mualla kavuncu, Aslı Öztürk, Nesrin Semiz, Özlem Yağız, Fatma Çiftçi, Funda Tuğrul, Şilan Timur, Emine Uçak Erdoğan, Havva Yılmaz, Sıdıka Çetin, Feyza Akınerdem, Hilal Kaplan, Cemile Bayraktar, Hidayet Şefkatli Tuksal, Nurhayat Kızılkan, Neslihan Akbulut, Yıldız Yıldırım.

Aleviler Ama Namuslu İnsanlar (Cafer Solgun İle Röportaj) »

Sunuş

 Bundan hemen hemen 1 yıl kadar önce yazdığım, Qua Vadis Ümmet başlıklı yazımın giriş kısmında; din gibi bir olguya sahip-talip olma isteğinin beraberinde bir koruma-kollama hissi doğuracağını ve bunun tarihsel kökenini işlemiştim.

 Dinin özüne ait bilgiden (?) mahrum insanların koruma-kollama hevesi içerisinde dine büyük zararlar verdiğini düşünürüm. Bunun nedeni din içerisinden kaynaklanmaz ancak dinin formu ile oynanması sonucu ortaya çıkar.

 Bir başka sorun da dini laikleştirme isteği sonucu ortaya çıkar. İzlenimlerim sonucu en büyük zararın bu olduğunu düşünürüm. Zira dinin hükmen varlığını duruma göre kısmen kısırlaştırma ve bunu totaliter bir şekilde olumlama sonu gelemeyecek bir yozlaşmanın başlangıcıdır, dini kendi yorumladığından farklı yorumlayanlara ise zulümdür. Bunun sonucu ise din adına büyük bir dezenformasyondur.

 Girizgahta genellediğim bu konuyu özele indirmek isterim;

Son dönem mevcut etkenler nedeniyle arap saçına dönmüş olan Demokratik Açılım’ın bir ayağı olan Alevi Meselesi aslında bahsettiğim iki yönlü sapmanın etken olduğu bir sorundur. Temel olarak laik algıların form vermek için siyaseten sert dokunduğu Aleviler’e, temel sorun olan totaliter laiklik baskısı sonucu oluşan toplumsal baskıda dokunmuştur.

 Aleviliğin hem dini boyutu hem de siyasi boyutu mevcuttur. Ancak Aleviliğin bir sorun olmasının temel nedeni yani dini ve sosyal olarak sorun olmasının nedeni bence bahsettiğim totaliter laiklik ya da daha açığı ‘ tek din, tek millet, tek mezhep ‘ arzusudur.

 Alevilerin çoğunluklu olarak yaşadığı bir bölgede yaşayan Sünni bir arkadaşım oradaki komşularından ve onların iyi olmalarından bahsederken dilinde bir olumlama yapıyor ancak zihnindeki olumsuzluktan kurtulamıyor; “Bizim Alevi komşularımız var, çok iyi insanlar. Aleviler ama namuslular. Allah için hiçbir kötülüklerini görmedik ama işte pek gelip gitmeyiz, birbirimizin yemeklerini yemiyoruz işte biliyorsun…”  

 Bir başka Sünni arkadaşım soruyor; “Alevi bir komşumuz var, sık sık yemek getirir ama dökeriz, dinen yeme(me)miz gerekiyor değil mi?”  

 Başta da belirttiğim gibi Alevilik konusunun hem bir inanç olmasından kaynaklı hem de siyasi olarak üzerinde oynanmasından dolayı iki yönlü bir sorundur. Meselenin hem dini yönünü, hem tarihsel kökenini hem de siyasi olayları konuşmak üzere Yüzleşme Derneği’nin kurucu başkanı, gazeteci-yazar Cafer Solgun ile bir söyleşi yaptık. Büyük acılarımızdan bir acı olan Madımak Olayının yıl dönümünde…

C. B. : Cafer bey sizi biraz tanıyabilir miyiz?

C. S. : Dersimliyim. Uzun yıllar “siyasi” nedenlerle hapiste kaldım; 12 Eylül cuntası yıllarında ve 90’lı yıllarda. PEN Hapishanedeki Yazarlar Komitesi üyesiyim. Cihangir’de Bir Ev ve Gitmek-Kırılma Öyküleri adında öykü kitaplarım ve bir de Duvarlara İnat adlı bir karikatür albümüm var. Önceki yıl Alevilerin Kemalizm’le İmtihanı adında bir araştırma kitabım yayınlandı. Çeşitli medya kuruluşlarında çalıştım. Memleketim Dersim’le ilgili çalışmalar yapan sivil girişimlerin yanı sıra yayınlarla da ilgiliyim. Halen Dersim Hayat adlı bir aylık gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapıyorum. Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği’nin kurucu başkanlığını yaptım. Kişisel hikayemin, Dersimli, yani Kızılbaş-Alevi ve Kürt, solcu herhangi bir insanımızın hayat hikayesinden farklı olduğunu sanmıyorum. İşkence, eziyet, hapis, ayrımcılık vb. Mesele yaşadıklarını bir deneyim ve muhasebe konusu haline getirebilmek ve elbette “her gün yeni bir gündür” umudunu yaşamının temel düsturlarından biri olarak içselleştirebilmektir. Bu da hayat karşısında kendini bir öğrenci konumunda tutmayı gerektirir. 47 yaşındayım, ama hiçbir konuda kendimi “olmuş” görmüyorum; öğreniyorum… Şairin dediğince “yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var”; ve o da eşitlik, özgürlük ve adalet değerleri için hiç kimseye karşı yüreğini ve vicdanını kin, düşmanlık, önyargı gibi basit güdülerle kirletmeden yaşamaktır. Buna gayret eden herhangi bir Türkiyeli ve dünyalı insanım…  

C. B. : Bize biraz Yüzleşme Derneğinden bahseder misiniz?

C. S. : Kısa adı Yüzleşme Derneği olan Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği’ni 2007 yılında kurduk. Kurucuları arasında gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum ve insan hakları aktivistleri var. Amacımız aynı yönetim ve egemenlik zihniyetinden ve onun uygulamalarından, politikalarından muzdarip olmasına rağmen, asla kendilerine ait olmayan Read the rest

Kurtlu Hilal Kötü Kokuyor »

Geçenlerde Zaman Gazetesi yine yapacagini yapmis, Ermeni Vahseti diye manset atmisti. Etyen Mahçupyan’a ve Dink ailesine soralim, anlatsinlar ne demekmis bu? Hinçak ve Tasnak çetelerinin 1900’lerde yaptiklari vahseti ispatlayacak (gerek varmis gibi) yeni bir toplu mezar bulunmus. Onu haber veriyorlarmis. Sonra tepki aldilar galiba, internetteki manset düzeltildi. Haydi zirtapoz bir gazeteci bozuntusu yapti bir cinlik. Yazi isleri uyuyor mu? Nasil izin veriyorlar bu irkçiliga? Zaman’in ilk vukuati da degil bu tabi. Bazi PKK’lilarin Sünnetsiz olma suçu(!) vardi meselâ bir ara. Muhsin Yazicioglu’nu da neredeyse evliya ilan edeceklerdi!

Simdi de Vakit Gazetesi cadi avina çikmis. Damadi Yahudi olan generaller varmis bu ükede. Peh peh! Yahudi damadi olmak diye yeni bir suç ihdas ettiler adamlar.

Siz bütün Türklerin tarih boyunca ve dünyanin her yerinde isledikleri her suçun arkasinda durmaya hazir misiniz? Sibirya’da yasayan Yakutlardan Kuzey Irak Türkmenlerine, Almanya’daki Türk isçilerinden New Yorklu benzincilere kadar 140 milyon Türkün yedigi her halti savunabilir misiniz? Bu satirlari okudugunuz dakikalarda bile kimbilir kaç Kazak votkalari indirmis, kadinlara sarkintilik yapiyordur. Kimbilir kaç Ergenekoncu pasa yeni planlar pesindedir.

Ait oldugunuz etnik/dini grubun kusurlari arkasinda duramazsaniz baskasini da suçlamayin Ermeni diye. Adam kötü bir sey yapmis mi? Suçu sabit mi? “Üstünlük takvadadir” diyen bir dine mensupsunuz. OLMAK suçu yok bu dinde. YAPMAK suç. Kötü olan insan degil, eylemleri!. Japonlara bedava Kur’an dagitacaginiza kendiniz okuyun önce!

Hem gazetende sabahtan aksama kadar namaz saati, kandil tebirigi yayinlayacaksin, “otobüs yandi, Kur’an saglam çikti” diye Kur’an’a ilave mucize arayacaksin, hem de Ermeni olma suçu(!), Yahudi olma suçu(!) diye suç ihdas edeceksin. Eger bu çarpik kafa ile gazetecilik yapMAmis olsaydiniz Kürt Meselesi bu noktada olur muydu? Biraz da bunun üzerine teffekür edin. Bayrakli tabut resmi çekmekle, kanli mansetler yazmakla gazeteci olunmuyor.

Askerlik zorunlu bu memlekette ama Müslümanlik degil ki. Madem Müslümansin, irkçilik yapMAyacaksin. Yok  ALLAH’in emirlerini begenmiyorsan itiraz makami belli. Illa irkçilik yapacaksan dinimi kirletme kardesim. Kötü kokuyor. Vallahi kötü kokuyor kurtlanmis hillalleriniz!

… Bu makale ilginizi çektiyse…

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

 

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

 

PANEL: Kürt Sorunu’nun da Neredeyiz? »

Tarih: 2 Temmuz 2010 cuma
Yer : Makina Mühendislik Fakültesi Gümüşsuyu/Taksim
Saat:17.30-20.30 

Konuşmacılar:
Bengi Yıldız ( BDP TBMM Grup Başkanvekili)
 Prof: Gencay Gürsoy,
 Dr. Metin Bakkalcı (Türkiye Barış Meclisi Sözcüsü)
 Cengiz Candar (Gazeteci- Yazar)
 
 Moderatör Necmiye Alpay ( Gazeteci-Yazar)
 
TÜRKİYE BARIŞ MECLİSİ
 
www.turkiyebarismeclisi.org
İstanbulbarismeclisi@gmail.com
turkiyebarismeclisi@gmail.com
 
Telefon:0 212 249 26 54

Kürt Sorunu Bir Milliyetçilik Sorunudur (Hüseyin Kalaycı) »

Röportaj: Ahmet İhsan Kaya, Said Bahadır
 Kürt sorunu, Türkiye’de belki de üzerinde en çok kafa yorulan, en çok kalem oynatılan konulardan biri. Ancak sorunu bir kez yanlış teşhis ettiğinizde, çözüme yönelik adımlar da kaçınılmaz olarak yanlış oluyor; iyi niyetle girişilmiş politikalar sonuçsuz kalabiliyor. Şiddetin yeniden tırmandığı, itidalin yerini silahların ve sloganların doldurduğu son dönemde Kürt sorununun nasıl bir sorun olduğu, çözüm için atılması gereken adımları ve “demokratik açılım”ın akıbetini Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Kalaycı’yla konuştuk.

Doktorasını “Kanada-Quebec sorunu” üzerine yapan Hüseyin Kalaycı, Maltepe Üniversitesi’nde çok-kültürcülük, milliyetçilik, federalizm, Avrupa Birliği gibi konularda çalışıyor. Kalaycı’nın Quebec sorunu üzerine yazdığı “Ulus-Devletin Başağrısı: Ayrılıkçılık” isimli kitabı geçtiğimiz aylarda yayınlandı.

Kürt Sorunu sizce nasıl bir sorundur, Kürt Sorunu’nu Ermeni, Rum ya da diğer azınlıklarla ilgili sorunlardan ayıran nedir?

Kürt Sorunu bir milliyetçilik sorunu. Kendisini “ulus” olarak tarif eden ve bu nedenle mevcut devletlerin uluslarının sahip olduğu hakların aynısını sahip olmak isteyen Read the rest

Hayır, kararı Kürtler vermeyecek! »

İbrahim Becer’e cevabımdır.

Öncelikle çok içten yazılmış bir yazı. Sormaya hâlâ korktuğumuz soruları sorması açısından da oldukça faydalı. Read the rest

Kararı Kürtler verecek »

Cemil Meriç Üstadın üzerimde çok hakkı var. Bana biraz da Ahmet Kaya’nın “Suphi” şarkısındaki itirafı hatırlatır Üstat.

         “…söylediklerinden bir şey anlamazdım,

Sordum bir gün Suphi’ye; söylediklerinden neden bir şey anlamıyorum diye.

Bildiklerini dedi, yüzleştir hayatla ve sınamaktan korkma…”

 Aynı soruyu Cemil Meriç Üstada sormak iktiza etseydi, lafı hiç eğip bükmeden cehaletimizi yüzümüze vururdu herhalde.

Büyük Ustanın bana en büyük faydası, Şırnak’ta askerlik yaptığım dönem boyunca “jurnal” tutma alışkanlığını kazandırması oldu. Zor bir yıldı benim için ne yalan söyleyeyim. Üstat için quinze-vingt geceleri neyse benim için de Şırnak günleri oydu.

O yılların yokluğunu, zorluğunu, ölümle “al takke ver külah” geçirdiğimiz günlerimizi, ‘iki taraftan birinin anası ağlayacaksa şayet o taraf neden ben olayım’ sorunsalını iliklerimize kadar yaşadığımız yıllardı o yıllar.

Günlük tutmak da bu yönüyle çok faydalı oldu. Birçok anıyı unutabilir ya da eskisi kadar sert hissedemeyebilirdim. “söz uçar yazı kalır” deyişini doğrularcasına dönüp dönüp okuyorum Şırnak Günlüklerimi.

Son olarak Şemdinli- Tekeli Karakolunda çıkan çatışmanın olduğu saatleri düşündüm. Tanıkların anlatımıyla çatışma tam olarak gece yarısı başlamıştı. Militanlar, iki üs bölgesi ve Tabura aynı anda ağır silahlarla ateş açmışlar ve Taburu düşürmeye çalışmışlardı. Üç tane Doçka ağır makineli silahın yağmur gibi üzerime mermi yağdırdığını Read the rest