Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Derin Düşünce okurları nerede yaşıyor? »

Yaz tatili dışında aylık 60-80 bin tekil ziyaretçi alıyor sitemiz. Bu rakamın %15-%20 kadarını “harbîden” ziyaretçi kabul ediyoruz zira sitede en az bir kaç sayfa okuyacak kadar vakit geçiren, aynı hafta içinde bir kaç kez gelenler temsil ediyor bu dilimi. Bedava kitap sayfası en çok açılan sayfalardan. Buradaki PDF formatındaki kitaplardan “bizimkiler” ortalama 6 bin kopya indiriliyor her ay.

Peki nerede yaşıyor okurlarımız? Yukarıdaki harita 2008-2010 dönemindeki ziyaretlerin dağılımını gösteriyor. Derin Düşünce okurlarının %89’u Türkiye’de yaşıyor. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Diyarbakır gibi kentler başı çekiyor doğal olarak. Türkiye’deki okur dağılımının ayrıntılı analizine girmeden önce yurtdışındaki okurlarımızın genel bir analizini yapalım:

2008-2010 döneminde en çok yurtdışı ziyaretini %35 ile Almanya’dan almışız. Arkasından ABD (%19) ve Fransa (%12) geliyor. İlk 15’e giren ülkeler aşağıdaki grafikteki gibi dağılıyorlar:

 

 Doğal olarak Türkçe konuşan işçilerin, öğrencilerin bulunduğu ülkeler ve Bosna, Makedonya, Azerbaycan, Çin, Kazakistan, Birleşik Arap Emirlikleri de ilk 30’da yer alıyor. İlk 30’un listesi şöyle: Read the rest

Bugün Pazartesi, başörtüsü yasakları devam ediyor… Unutma, unutturma! »

… Bu makale ilginizi çektiyse…

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.

Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

Yasa ne emreder, ne emretmez? »

Anonim

Hukukçu değilim. Ama çoğu zaman otoriter devletin bol miktar yasaya sahip olan devlet olduğunu düşünürüm. Ve yasaların modernizmin insan zihnini, hayallerini, yaratıcılığını kısıtlayan yanına hizmet ettiğine. En çarpıcı örneğini imar alanında görülebilir mesela bu vahşetin. Eğer İmar ve İskan izni almak istiyorsanız imar kanunları ve belediye arsanızın yüzde kaçını ne şekilde kullanacağınızdan, evinizin yola göre konumuna, yatak odasının kapısının nereye açıldığından, tuvaleti nereye yerleştirdiğinize, odaların genişliğinden, sokağa bakan pencerenizin yüksekliğine kadar her şeye karışır.

 İmar kanunları ve belediye mevzuatı bir nevi ilgili birimdeki yetkili, mimar ve mühendisin ego tatmin aracı gibidir. Kanun böyle der karşınızdaki insan çıkar işin içinden. Kanun da öyle demektedir gerçekten. Yahu kanun benim tuvaletime yatak odama niye karışmaktadır diyemezsiniz. Kanuna uygun olduktan sonra çirkinmiş, berbatmış her türlü garabet olağan hale gelir. Kimi zaman çürümüşlük sıkça gözlediğimiz kadar yayılmışsa kanun uygulayıcı adamına göre o binada demir yerine eser miktarda tel, beton yerine kabuklu deniz hayvanlarından mürekkep bir tür malzememsi olsa bile durumu görmeye de bilir. Hiç abartısız Haliç kıyısındaki tarihi surlar üzerine apartman bile dikmeniz Read the rest

Bir gün ölecek olanların yürüyor görünmesi »

‘’Bir kız ile karşılaştım
Göz aldatan bir sinema
Gözlerine baktım, geçtim
Ben de oldum bir sinema.
Göçler gider, katar katar
Kimi alır, kimi satar
Okun doğrulamış atar
Batan oklar, hep sinema.
Bir an evvel geçen halım
Gözünden kaçtı maralım
Felek, çeviriyor film
İşte büyük bir sinema.
Şaşar Veysel bu ne haldır
Hakikat da hep hayaldır
Hayat filime misaldır
İşler güçler hep sinema.”

Sinema, rüya ve hayat üzerine ortak bir yazı yazılması gerektiğinde, önceleri olduğu gibi yapılacak ilk alıntı Aşık Veysel’in bu şiiri olmalıdır. Aşık Veysel, şiirin ilk üç dörtlüğünde aşktan, olağan hayatından, felekten bahsediyor ve son satırlarda, işte bu üç satırlık hayat bir sinema diyor, noktayı koyuyor. Satırları tek tek inceleyecek olursak, hayatı temaşa ettikten sonra, ilk olarak şaşkınlığını belirtiyor-şaşar Veysel bu ne haldir-  daha sonra çıkardığı sonucu söylüyor-hakikat de hep hayaldir- .

Bu ‘hayal’i anlamak için ikinci satırda çıkardığı sonuç üzerinde biraz durmak gerekiyor sanırım.  Nasıl oluyor da insanlar hakikati bulmaya çalışırken hatta herkese göre hakikat de farklı farklı olurken, peşinde koştuğumuz bu hakikat hayal oluyor? Read the rest

Men dilem teng şode est – Yüreğim seni çok özledi… »

Anonim

Öyle bir ayrılık ki bu, zaman zaman zamanın unutturmasına izin verdiğim. Hatırladığımda yüreğimi sızlatan, acıtan, ağlatan… geçmişin izlerinin yeterli gelmediği. Yüreğim bağırıyor, çığlığını geciktirmemin ızdırabıyla…
Uzağından yakınına kabul et beni. Diğer kabul buyurdukların gibi. Bakma hatama, eksiğime, günahlarıma… sadece kabul buyur. İstemeyi bile unutan beni yakınına kabul buyur. Olduğumdan dûr ederken, olamadığımın pişmanlığı ezip geçerken, sesler seslere, sessizlik sessizliğe kalbolurken, seni hatırlayan beni, unuttu demeden…
Uzağından yakınına kabul et beni. Diğer kabul buyurdukların gibi. Ol’madım, piş’medim, yan’madım biliyorum.  Aşk diye kapıları da çalmadım. Ben hep öyle baktım, baktım, baktım… ama bakarken hüzünlü, çekingen, ilgi isteyerek, sen fark et diyerek. Sen beni fark et, diyerek… Read the rest

Etyen Mahçupyan’dan Utanmak »

  Algılarıyla, anlama biçimiyle ve anlatım şekliyle fazlaca oynanmış bir ülke burası. Uzun bir tarih geçmişi olmasına rağmen, belirli bir zümre eliyle tarihi kısaltılmış, geçmişine sık sık sırt çevrilmek istenmiş bir ülke.

   Öyle fazlaca tarih bilgisi edinmenize de gerek yok, ilkokul öğretmeninizin ‘ hilafet kaldırıldı, hakimiyet millete teslim edildi ‘ ezber tarih anlatımına dahi hasbelkader nasip olmuşsanız eğer, durumu anlamanız öyle zor değildir.

   Bazen Osmanlı İmparatorluğu Read the rest

Mûsikîmiz Kimin? »

“…Saf, katışıksız ve öp-öz Türk olmayı yücelten böyle bir milliyetçilik anlayışı her nasılsa, Etiler’e, eski Yunanlılar’a, modern Avrupalılar’a akrabalık atfetmekten hicap duymaz. Itrî’yi, Dede’yi ölü ilân eden “Türk” müzikçileri Batılı müzikçileri, meselâ Beethoven ve Mozart’ı her fırsatta birer aziz gibi anarlar.

Kafa karışıklığı ve “kendi olamama” hâli o kadar yakıcıdır ki; “Türk müziği” taraftarı olan ve klasik mûsikîmizin Bizans’a, Acemler’e veya Araplar’a değil Türkler’e ait olduğunu uzun uzun makalelerle izah eden Hüseyin Sadettin Arel bile muhtelif konferanslarında ve yazılarında “mûsikîmizin istikbali çoksesli Batı mûsikîsi olmalıdır” der. Radyoda Klasik Koro’yu kuran, pek çok klasik takımın seslendirilmesini temin eden Tanbûrî Cemil Bey’in oğlu Mesud Cemil bile aynı çizgidedir.

İşte “kendi” müziğimize “Türk” ve “klasik” sıfatlarını ekleyenler de bu zihniyette olan kişilerdir. Medeniyet anlayışını bilmeyen, önemsemeyen, tam tersine “kendi” olmayan modern ve Batılı her şeye huşû ve ihtirâm içinde perestiş eden bir kafadır bu… Milliyetçisi de öyledir, kozmopoliti de, devletçisi de, liberali de… Bu o dereceye varmıştır ki, klasik mûsikîcilerden bazıları Mevlevî semâını bile eski Türkler’in Şaman danslarına dayandırmaya teşebbüs etmişlerdir. Aynı çevreler aslı-nesli belli olan Mevlânâ’yı bile bu sığ kavim anlayışına alet ederek, “büyük Türk şâiri” olarak sunarlar….”

MÛSİKÎMİZ KİMİN?: ANLAMSIZ BİR SORUYA ANLAMLI BİR CEVAP

Savaş Ş. Barkçin

Bugünlerde lokanta ve kafelerde başım dertte. Garson masaya gelip soruyor: “Ne arzu edersiniz?” Ben “Sade kahve lütfen” diyorum.  Garson tekrar soruyor Read the rest

Son 30 günde en çok okunan ve yorumlananlar »

Bildiriyorum; Bırakıyorum, Susuyorum, Dönmek Üzere Gidiyorum »

Sivil düşünce’den

Sylvia’nın urganı; gazı açık bırakılmış bir ocak önünden bildiriyorum.

  Emanetim olan varlıklara bıraktığım kurabiye ve sütten fazlasının sahibi olmadığım halde, yeniden devralmak üzere bu kez bırakıyorum.

  Şair’in dediği gibi ‘ celladıma gülümserken ‘, yeniden devralmak üzere; bu kez kendimi çoğunluğun telkinlerine, keskin uçlarına bırakıyorum.

  Eksik eteğimi, süpürge saçlarımı, kıt aklımı ve teşhirci fıtratımı asit kuyularına bırakıyorum. Varlığın beni eritene kadar, yeniden devralmak üzere bırakıyorum. Read the rest

Çoğulculuk tartışması; Mustafa Erdoğan’a insani eleştiri »

Liberal düşünce topluluğunun kıymetli entelektüellerinden Mustafa Erdoğan . Mustafa Akyol’un 4 Ağustosta Star gazetesinde yayınlanan çoğulculuk eleştirisi ile ilgili bir yazı kaleme almıştı

Bu eleştirinin ana fikrini oluşturan monist karakterli toplumsal yapının rejimi totaliter hale getireceği ve/veya daha net iddia edildiği üzere; 

Onun için, eğer bir despot olmaktan kaçınmak istiyorsanız, başkalarına iyi hayata ilişkin kendi kararlarını alma özgürlüğünü tanımak zorundasınızdır. Başka bir anlatımla, akıl en iyi hayat tarzını keşfedemeyeceği veya izlemeye değer pek çok insani amaç olduğu için, herkesin tercihlerini özgürce yapabilecekleri bir siyasi düzene ihtiyaç var.”

Eleştirisinin ideal toplum tasavvuruyla ilgisi yoktur. Her şeyden evvel sosyo-kültürel çoğulculuk fikrinin eleştirisinde insan tercihlerinin özgürce yapılmadığı bir siyasi düzene Read the rest