Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

İslam’ın vizyonu (4) / Hamza Yusuf »

Zaytuna Institute’den Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Prof.Chittick’in ‘İslam’ın vizyonu’ kitabı üzerinden yaptığı konuşmanın deşifresidir.  

 

İslam dünyasına baktığımızda büyük isyanlar görmüyoruz (Ç.N: Konuşma Arap Baharından önce yapılmıştır). Müslümanlar çok sabırlılar. Değişimin özünde devletlerde değil, kendi ruh devletlerinde gerçekleşmesi gerektiğinin farkındalar. Yaşadığımız toplumun sağlığı, bireylerin ruh sağlıklarına bağlı. Bir toplum ruhsal açıdan ya hastadır veya sağlıklıdır. Ne yazık ki günümüzde toplumların büyük çoğunluğu illetli. Cihad kavramı bu açıdan önemli. İnsanların doğru uğruna savaşmaları gerekiyor, bunu yapmaya hakları var. Evlerini, topraklarını, saldırganlara, işgalcilere karşı koruma hakları var. Kur’an hep hazırlıklı olun der. Neden? Çünkü barışı sürdürmenin en iyi yolu savaşa hazırlıklı bulunmaktır. Ne yazık ki insanlar sakince Read the rest

Kalem de bir silahtır… »

“Başından beri Balyoz’un doğru olduğunu inanç meselesine dönüştüren Alper Görmüş, dünkü Cumhuriyet’te de yer aldığı gibi, 4 Kasım 2011 tarihli yazısında (Taraf) bir durumun itirafını yapıyor. “Görmüş, 2004’te, Fethullahçı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nca düzenlenen Abant toplantısına davet edilmiş. (O toplantının Abant’la bir ilgisi yok, yazımda böyle bir şey söylemedim A.G.) 10-15 kişilik bir akademisyen gazeteci grubu olarak, askeri vesayeti tartışmışlar… Diyor ki, ‘Toplantıda aramızdan biri, belki de askerî vesayeti ortadan kaldırmanın yegâne yolunun, başarısız kalmış bir askerî darbe girişiminin ardından eski ve yeni darbecilerin derdest edilip yargılanmaları olduğunu savundu.’ “Balyoz’un tamamen komplo olduğu ortaya çıktığına göre, demek ki bu komplo, ‘o kişi’nin bu parlak fikri üzerine inşa edilmiş! Düşündüm de Alper Görmüş bunu niye yazdı?! Bu yazı, davanın bugün geldiği noktada, tamamen bir itiraf yerine geçer! “Bu noktayı ya ‘boş bulunup’ ya saflığından ya kendine ve davaya olan aşırı inancından veya ‘kendini kurtarmak’ için yazdı… Bu komployu kimlerin hazırladığına bir işaret olarak. Görmüş, aynı yazıyı bugün yazar mıydı?!” TAMAMI

 

… Bu konuda okumak için…

 Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

 

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Sınıra Yakın, Cihan Aktaş »

“Hodaya nemeguyem destem ra beger! Ömrist girifteyi mebada reha kuni!”[i]

“…sınavsız bir hayatın yaşanmaya değer bir hayat olmadığını söylersem bana yine inanmayacaksınız.”, der Socrates, ünlü Savunma’sında. Hayat insan için kimi eksiklikler ve olumsuzluklarla bir sınav kapısı açar önüne ve ona bakışınız, hayata bakışınız anlamına gelir. Cihan Aktaş’ın, Sınıra Yakın romanı, başlangıçta, Efsane adlı kahramanı merkezinde, kahramanının eksikliği üzerinden hayatı algılayışının ve onu anlamlandırışının sorgulaması gibi dursa da, aslında bu sorgulamanın nihayete erdiği ve as’lolanın sorgulama değil, arınma, teslimiyet olduğu bir yolculuğun hikâyesidir.

Kahraman anlatıcı bakış açısıyla eserin dünyasının dile geldiği bu anlatıda, ilk dikkati çeken özellik zaman kadar mekanın da iki düzlemde karşımıza çıkması hatta mekan -altta ifade edilecek- kimi yerlerde tıpkı zaman unsuru gibi üçüncü bir düzlemle ifade edilmiştir. Romanın zamanı, iki günlük bir yolculuğu gösterirken, kahramanın iç dünyasında geri-dönüşleriyle (çocukluğu, ilk gençliği, üniversite dönemi, ilk aşkı, on yıl sonrası, yolculuğunun bir yıl öncesi… gibi) ikincil bir zamanda ilerlemekte hatta şimdi ile geçmişin iç içe girdiği sorgulama, rüya ve anımsamalarla iki zamanın(geçmiş-şimdi) iç içe geçtiği yerler Read the rest

Mantık Al-Tayr, Feriüddin Attâr »

 

 

Bir mezar kazıcı vardı, pek uzun ömürlüydü. Birisi dedi ki:

  • – Bir şey söyle, bir şey anlat bize, bir ömürdür çukurlarda mezar kazar durursun, yer altında şaşılacak ne gördün?
  • – sana şaşılacak bir şey söyleyeyim, hâlimi anlatayım, : Bu köpek nefsim tam yetmiş yıldır mezar kazdığımı gördü de bir an bile ölmedi!

 

Kaynak: Mantık Al-Tayr, Feriüddin Attâr

İranlı mutasavvıf şair Ferîdüddîn-i Attâr 12. yy sonu- 13. yy başında yaşamış, İslam tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biridir. İlahînâme ve Tezkiret-ül Evliya gibi eserlerinin yanı sıra, en tanınmış mesnevisi sayılan ve Hz. Mevlana dâhil kendinden sonraki pek çok mutasavvıfta iz bırakan Mantık al-Tayr (Kuşların Dili) da ise Attâr, çeşitli semboller aracılığıyla tasavvufun temellerini, önemli prensiplerini ve tasavvufî inancı anlatmaktadır.

Eserde çok zengin bir sembolik dil kullanılmış ve hakikat yolunun yolcuları kuşlarla simgelenmiştir. Eserdeki kuşların her biri bir insan tipini temsil etmektedir. Hakikate ulaşmak için bir yolculuğa çıkarlar. Hüthüt bu yolculukta kuşların önderi, yani mürşididir. Simurg ise Cenab-ı Hakk’ın zuhurudur.

Bu kitabın dert gözüyle okunması gerektiğini söyleyen Feridüddin-i Attâr’a göre; “Mantık al-Tayr, okundukça daha ziyade hoşlanılacak bir kitaptır; âlem mahvolur da bu kitap gene olduğu gibi kalır.”

 

… Bu konuda e-kitap okumak için…

 

Ölümden Bahseden Kitap

Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz.

 

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak

Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?

Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın NE? olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce NASIL? olduğuna baktık bu ilk makalelerde. NE? ve NASIL? soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Buradan indirebilirsiniz. 

SURVIVOR must go on! (Dr. Selma Karışman) »

Başkasıyla ilişkiye girmek demek, aynı anda onun hakkının da devreye girmesi demektir. Dinî ahlâkın bu doğrultudaki temel tavsiyesinin global ahlâk ilkelerine de aynıyla yansıdığını biliyoruz: “Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma” ve bir üst kademede “kendine nasıl davranılmasını istiyorsan başkasına da öyle davran”. Bu prensipler, demode safsatalar veya ütopik idealler değildir. Rakiplerini devirerek hayatta kalma eylemini, başkalarının iyiliğini isteme erdemiyle kırma gücüne sahiptirler. Diğerini anlamanın, hissetmenin, önem ve değer vermenin ve bu değeri aksiyona dökmenin temel motivasyonu olarak; bireyler arasından topluma, ulustan uluslararasına teşmil edilebilirler. İşte piyasa mantığıyla çelişki tam da bu noktada söz konusudur. Çünkü sadece “iş”in patronları değil, bizatihi bir aktör olarak piyasa; kendi talepleri uğruna feda edilmesi gerektiğinde, etik talepleri, düşünmeye gerek bile kalmadan sırtlarından atan, hatta daha doğrusu sırtlarında bu yükleri hiç taşımayan insanlara prim vermektedir. Beşerî/meslekî olarak ayakta kalmanın sert talepleri, insanları piyasanın/kariyerin gerekleri ile; bir başkasını koruyup kollama, haklarını gözetme arasında ahlâken harap edici tercihlerle yüz yüze getirmektedir. Adada, bir bardak yoğurt etrafında koparılan fırtınaya yarışmacılardan birinin yaptığı yorum, survivor olma açısından yarışma ile hayat arasındaki benzerliği bir kez daha ortaya koymuştur: “Herkese eşit olarak gelen şey eşit olarak dağılmıyor!” TAMAMI 

 

… Bu konuda okumak için…

 

Önceki makaleler

  1. Avrupa batmayacak, çoktan battı çünkü…
  2. Sürdürülebilir Şerefsizlik: Çin ve Avrupa
  3. IMF neden Krizi körüklemek istiyor?
  4. Avrupa Muz Cumhuriyeti’nde darbe mevsimi…
  5. Piyasa Demokrasiyle Savaşırken
  6. Yunanistan kumar masasında ütülüyor… 

 

 

… Bu konuda e-kitap …

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin. 

 

 

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Ey Kapitalizm! Kara Sevdam! / Charles Allen Scarboro

Ne gariptir ki Türkiye’de hemen her kesimden insanı kolaylıkla birleştirebilen bir slogan var: “Kapitalizme Hayır!”. İslâmcı, komünist, ülkücü, Kemalist… Yürüyüşler yapıyorlar. Seminerler düzenliyorlar. “Küresel sermayeye geçit yok!” . İşçilerin sömürülmesinden Afrika’daki açlığa, ortadoğudaki petrol savaşlarından dünyanın kirlenmesine kadar her taşın altından çıkan bir düşman bu. İyi ile kötü arasında bir çizgi çekmek, kötüleri “öteki tarafta” bırakmak… O kadar kolay mı?

“Ah keşke her şey o kadar basit olsaydı. Bütün kötülükleri içi kararmış birileri yapsaydı ve bütün mesele onları bulup yok etmekten ibaret olsaydı. Ne var ki İyi ile Kötü arasındaki çizgi her insanın kalbinden geçiyor. Kim kendi kalbinin bir parçasını yok etmek ister?” (Soljenitsin)

Okuyacağınız bu kitap insanların para ile, tüketim ile kurdukları ilişkiye ışık tutuyor. Charles Allen Scarboro’nun Karl Marx ve Max Weber’in fikirlerinden de isitifade ederek hazırladığı özgün bir çalışma. Scarboro İstanbul’da yaşayan bir Amerikalı. Akademik birikiminin yanı sıra kapitalizmin anavatanından gelmesi, “içimizde yaşayan bir öteki” olması bu kitaba ayrı bir lezzet katıyor.  Buradan indirebilirsiniz.

Sosyalizm Ölmemiş! »

Bu konuda e-kitap okumak için…

Türk solu iktidar olur mu? 

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

Aydın kime denir? »

 

 … Bu konuda okumak için…

 

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

Yeni anayasada eğitim nasıl olmalı? »

Bu inceleme Liberal Düşünce Dergisi Mayıs Özel anayasa sayısında yayınlandı.

Milli Eğitime Genel Bakış:

Millî Eğitim Bakanlığı; 1923’ten 27 Aralık 1935 tarihine kadar “Maarif Vekâleti”, 28 Aralık 1935’den 21 Eylül 1941 tarihîne kadar “Kültür Bakanlığı”, 22 Eylül 1941’den 9 Ekim 1946 tarihine kadar “Maarif Vekilliği”, 10 Ekim 1946’dan sonra “Millî Eğitim Bakanlığı”, 1950’den sonra “Maarif Vekâleti”, 27 Mayıs 1960 tarihinden sonra “Millî Eğitim Bakanlığı” adıyla faaliyetlerini sürdürmekte olan bir kurumdur.  Anlayış itibariyle sistem, tüm cumhuriyet tarihi boyunca Ziya Gökalp’in savunduğu sosyolojizm kökenli Durkheimci bir sistemi oluşturur.[1]Ziya Gökalp’in “Türkçü-İslamcı-Batıcı” formülün ve yine meşhur “ferd yok cemiyet vardır, hak yok vazife vardır” Durkheimci yorumunun eğitime yansıtıldığını görmekteyiz. Dolayısıyla cumhuriyet dönemi boyunca eğitimin ve eğitim kurumlarının, bireye; devlete karşı vazifelerini öğretmek ve Türk milliyetçiliğini aşılamak gibi temel bir işleve sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Gökalp’in yaklaşımları 1926 yılından itibaren programlarda kendine yer bulur. Dolayısıyla ilköğretim  ve ortaöğretim boyutunda ortaya konan amaçları gerçekleştirmek üzere Read the rest

Ateist için ölüm sonrası ne anlam taşıyor? »

 

 

 

… Ateizm konusunda e-kitap okumak için…

 

Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru

Yokluk var mıdır? Evinizin içini dolduran boşluğu gördünüz mü hiç? Bir türlü gelmeyen şu trenin verdiği sıkıntı ya da sizi habersiz bırakan dostlarınızın sessizliği gerçek değil mi yoksa? Tutulmamış sözler, ödenmemiş borçlar… Yokluk da var aslında “var” dediğimiz şeyler kadar. Ama Yok’un varlığı sadece şuurlu insanlar için gerçektir; gelecekten, birisinden cevap bekleyenler için bir yokluktan, eksiklikten bahsedebiliriz… Artık olmayan gençlik yılları ya da henüz gelmemiş olan yaşlılık da bugünün gerçeği değil mi? Hatırlayan, ümid eden, düş kırıklığını ve gelecek korkusunu tatmış her insan için bir “yokluk” vardır, gerçektir ve bugüne dahildir.

Ateizmin ürettiği en kaliteli metinlerinden biri olan Varlık ve Hiç elinizdeki bu kitabın belkemiğini oluşturuyor. Filozof ve edebiyatçı olan Jean-Paul Sartre hiç şüphesiz Batı felsefesinin köşe taşlarından biridir. Varlık, İnsan, Özgürlük ve Ahlâk tasavvuru üzerine yazdığı eseri tanrısız bir ahlâk teorisi. “Geleneksel” dinler ile göbeğini kesmiş bir “iyi insan” arayışı içinde Sartre. Bu arayışın neticesi ateist emir ve yasaklar değil insan fıtratının önemli bir veçhesi, özgürlük şuuru:

“İnsan özgürdür ve bunun farkındadır; bu farkındalık ile, özgürlük ve sorumluluk şuuruyla yaşamaya mahkûmdur.”

Bu bağlamda Sartre gerçek bir ateist: Tanrı karşıtı değil Tanrı-SIZ. Vicdanın sesini duyma gayretinde. Görünmeyen tanrılar ile kavga etmek yerine “görünürde tanrı yok, biz insan olarak ne yapabiliriz?” diye soruyor. Buradan indirebilirsiniz.

Dünya yetimleri İstanbul’da buluşuyor »