İslam’ın vizyonu (4) / Hamza Yusuf »
By Ekrem Senai on Haz 6, 2012 in Akıl, Çeviri, Hamza Yusuf, islamcilik | 0 Comments
Zaytuna Institute’den Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Prof.Chittick’in ‘İslam’ın vizyonu’ kitabı üzerinden yaptığı konuşmanın deşifresidir.
İslam dünyasına baktığımızda büyük isyanlar görmüyoruz (Ç.N: Konuşma Arap Baharından önce yapılmıştır). Müslümanlar çok sabırlılar. Değişimin özünde devletlerde değil, kendi ruh devletlerinde gerçekleşmesi gerektiğinin farkındalar. Yaşadığımız toplumun sağlığı, bireylerin ruh sağlıklarına bağlı. Bir toplum ruhsal açıdan ya hastadır veya sağlıklıdır. Ne yazık ki günümüzde toplumların büyük çoğunluğu illetli. Cihad kavramı bu açıdan önemli. İnsanların doğru uğruna savaşmaları gerekiyor, bunu yapmaya hakları var. Evlerini, topraklarını, saldırganlara, işgalcilere karşı koruma hakları var. Kur’an hep hazırlıklı olun der. Neden? Çünkü barışı sürdürmenin en iyi yolu savaşa hazırlıklı bulunmaktır. Ne yazık ki insanlar sakince Read the rest













Başkasıyla ilişkiye girmek demek, aynı anda onun hakkının da devreye girmesi demektir. Dinî ahlâkın bu doğrultudaki temel tavsiyesinin global ahlâk ilkelerine de aynıyla yansıdığını biliyoruz: “Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma” ve bir üst kademede “kendine nasıl davranılmasını istiyorsan başkasına da öyle davran”. Bu prensipler, demode safsatalar veya ütopik idealler değildir. Rakiplerini devirerek hayatta kalma eylemini, başkalarının iyiliğini isteme erdemiyle kırma gücüne sahiptirler. Diğerini anlamanın, hissetmenin, önem ve değer vermenin ve bu değeri aksiyona dökmenin temel motivasyonu olarak; bireyler arasından topluma, ulustan uluslararasına teşmil edilebilirler. İşte piyasa mantığıyla çelişki tam da bu noktada söz konusudur. Çünkü sadece “iş”in patronları değil, bizatihi bir aktör olarak piyasa; kendi talepleri uğruna feda edilmesi gerektiğinde, etik talepleri, düşünmeye gerek bile kalmadan sırtlarından atan, hatta daha doğrusu sırtlarında bu yükleri hiç taşımayan insanlara prim vermektedir. Beşerî/meslekî olarak ayakta kalmanın sert talepleri, insanları piyasanın/kariyerin gerekleri ile; bir başkasını koruyup kollama, haklarını gözetme arasında ahlâken harap edici tercihlerle yüz yüze getirmektedir. Adada, bir bardak yoğurt etrafında koparılan fırtınaya yarışmacılardan birinin yaptığı yorum, survivor olma açısından yarışma ile hayat arasındaki benzerliği bir kez daha ortaya koymuştur: “Herkese eşit olarak gelen şey eşit olarak dağılmıyor!” 









