Gitmediğim ülkenin hasreti / Anouar Brahem »
By Mehmet Yılmaz on Tem 11, 2012 in İnsan Müzikleri, Jazz, Sanat | 0 Comments
Biz jazz mı dinliyoruz yoksa jazz mı bizi dinliyor? İster nefesli sazlar ve perküsyondan oluşan ekibiyle çalsın isterse Jan Garbarek, John Surman, Dave Holland veya Richard Galliano ile; fark etmiyor. Sessizlik var bu müzikte. Belki “sessizlik” demek yanlış. Bir sükût var. Kasıtlı, murad edilmiş bir ses yokluğu, aktif bir susma. Bir kedinin ayak sesleri gibi ürkek notalar sizi hazırlıyor bu sükûta. Mesnevî’nin “Bişnev …” diye başlayan ilk beyitlerini hatırlıyorsunuz:
“Dinle bu ney neler hikâyet ediyor
Ayrılıklardan nasıl şikâyet ediyor
[…]
Aslından vatanından uzaklaşmış olan kimse,
orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar…”
Yıldızlara bakarak çölde yolunu bulan bir seyyah Anouar Brahem. Doğduğu ülkeden ayrılalı yıllar olmuş. Aslî vatanını hiç unutmamış ama uzaklara daha uzaklara gitmekten korkmuyor yine de. Ya biz? Çölün sessizliğini bozmadan bu seyyahın izini sürebilecek miyiz? … Yıldızlı bir gecede şehrin gürültüsünden uzak bir köşeye çekilin, dikin gözlerinizi yukarı. “Gök kubbe” gerçekten kubbe şeklinde mi yoksa bütün yıldızlar sonsuzluk mesafesinde durdukları için mi bir kubbe görüyorsunuz? Eğer Kâinat dünyanın üzerine kapatılmış bir kubbe değilse gördüğünüz kubbe sizin dışınızda değil içinizde demektir. Ve siz gözlerinizle değil aklınızla görüyorsunuz o kubbeyi… ya da “içeride” inşa ettiniz demektir.
Anouar Brahem’in doğaçlama müziği kulakla dinlenebileceği gibi gözle (=akılla) seyredilebilecek bir jazz türü. Hatta … neden olmasın, burunla, dille, damakla… koklanabilecek, tadılabilecek lezzetli bir müzik bu. Kömür ateşi üzerine konmuş bir tajin gibi pişiyor yavaş yavaş. Tarçın, karanfil, kişniş, zencefil kokuyor hava. Sonra adını bile bilmediğimiz baharatların Read the rest












Kitap Tanıtan Kitap 2 





