Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Gitmediğim ülkenin hasreti / Anouar Brahem »

Biz jazz mı dinliyoruz yoksa jazz mı bizi dinliyor? İster nefesli sazlar ve perküsyondan oluşan ekibiyle çalsın isterse Jan Garbarek, John Surman, Dave Holland veya Richard Galliano ile; fark etmiyor. Sessizlik var bu müzikte. Belki “sessizlik” demek yanlış. Bir sükût var. Kasıtlı, murad edilmiş bir ses yokluğu, aktif bir susma. Bir kedinin ayak sesleri gibi ürkek notalar sizi hazırlıyor bu sükûta. Mesnevî’nin “Bişnev …” diye başlayan ilk beyitlerini hatırlıyorsunuz:

“Dinle bu ney neler hikâyet ediyor

Ayrılıklardan nasıl şikâyet ediyor

[…]

Aslından vatanından uzaklaşmış olan kimse,

orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar…”

 Yıldızlara bakarak çölde yolunu bulan bir seyyah Anouar Brahem. Doğduğu ülkeden ayrılalı yıllar olmuş. Aslî vatanını hiç unutmamış ama uzaklara daha uzaklara gitmekten korkmuyor yine de. Ya biz? Çölün sessizliğini bozmadan bu seyyahın izini sürebilecek miyiz? … Yıldızlı bir gecede şehrin gürültüsünden uzak bir köşeye çekilin, dikin gözlerinizi yukarı. “Gök kubbe” gerçekten kubbe şeklinde mi yoksa bütün yıldızlar sonsuzluk mesafesinde durdukları için mi bir kubbe görüyorsunuz? Eğer Kâinat dünyanın üzerine kapatılmış bir kubbe değilse gördüğünüz kubbe sizin dışınızda değil içinizde demektir. Ve siz gözlerinizle değil aklınızla görüyorsunuz o kubbeyi… ya da “içeride” inşa ettiniz demektir.

Anouar Brahem’in doğaçlama müziği kulakla dinlenebileceği gibi gözle (=akılla) seyredilebilecek bir jazz türü. Hatta … neden olmasın, burunla, dille, damakla… koklanabilecek, tadılabilecek lezzetli bir müzik bu. Kömür ateşi üzerine konmuş bir tajin gibi pişiyor yavaş yavaş. Tarçın, karanfil, kişniş, zencefil kokuyor hava. Sonra adını bile bilmediğimiz baharatların Read the rest

Futbol klübü kara para aklar mı? »

“Spor kulüpleri kurulması ve işletilmesi suretiyle karapara aklanmasına tüm dünyada rastlanılmaktadır. Avrupa Konseyi’ne üye devletlerde karapara aklanmasının önlenmesine dönük, 27 Haziran 1980 tarihli Tavsiye Kararı, karaparanın aklanmasının önlenmesi konusunda yapılan ilk uluslararası girişimlerdendir. 12.12.1988’de Basle’da toplanan G-10 ülkelerinin, Benelux (Belçika-Hollanda-Lüksemburg), Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İsveç, İsviçre, İngiltere ve ABD, bankacılık ve merkez bankaları temsilcilerinin oluşturduğu … “ TAMAMI 

 

… Futbol ve şike konulu sayfalar …

Ben büyüyünce insan-ı kâmil olucam! »

En son ne zaman öfkelendiniz? Otomobilin camını indirip tanımadığınız bir insanın annesine sövdüğünüz oluyor mu? Ya öfkenizi gösterme imkânı yokken? Ertelenen öfkeleri “kin defterine” mi yazıyorsunuz? Dışarı doğru patlaması engellenen öfke bazen de içeri doğru da akabiliyor: Mide ağrısı, migren, el titremesi, aşırı terleme… Oysa sıradan insanlar sıradışı baskılar altında çok ilginç tavırlar sergileyebiliyorlar:

“…Roma İmparatoru Caligula(1) bir gün fazla iyi giyinme suçundan(!)şövalye Pastor’un genç oğlunu zindana attırdı. Baba koşarak imparatorun huzuruna af dilemek için gelince Caligula derhal oğlanın idamını emretti. Acılı babayı ise yemeğe davet etti. Yemek sırasında imparator onun sağlığına kadeh kaldırdı ve adamcağızın içip içmediğini kontrol etmek için başına birini dikti. Zavallı baba sanki şarap değil oğlunun kanını içiyordu. Caligula takılar ve güzel kokular getirtti. Adamın bunları takıp sürmesini dikkatle izliyordu. Yaslı baba Pastor oğlunun idam gününde 100 davetli arasına uzanmış,  yaşına ve gut hastalığına rağmen kadehleri deviriyordu birbiri ardına. Ne bir yaş geldi gözünden ne de bir başka ızdırap emaresi izhar etti. Neden biliyor musun? Pastor’un bir oğlu daha vardı! …” (Seneca, Öfke)

İnsanın öfkesini ve intikam arzusunu bastırması kolay değil. Bunun için fikrî bir çaba gerekiyor. Yani hislerimizin derhal yapmamızı “emrettiği” şey ile aklımıza göre “yapılması gereken” sey arasına bir mesafe koymak … ve doğru olanı seçmek. Bir şeyi yapmadan önce sonunu düşünmek, nefse hakim olmak. Bir an için farz edin ki öfke, kıskançlık, cimrilik vs bütün cephelerde kalıcı zaferler elde ettiniz. “Büyük Cihad” denilen savaştan muzaffer çıktınız. Mükemmel bir insan oldunuz. Ne olurdu? Hayatınız neye benzerdi? Pür erdem bir insan!

İkinci oğlunun hayatını kurtarmak isteyen Pastor’un olağan üstü sabrı elbette erdem değil taktik bir sabırdı. Kim bilir kaç kez içinden geçirmiş olmalı: “şu pis herifin gırtlağını sıksam… acaba nöbetçiler gelene kadar işini bitiremez miyim?” Öfke hissi ile eyleme dönüşen öfke gösterisi arasına mesafe koymak derken kasdettiğim tam da bu: Arzulamak ve yap(ma)mak.

Acayip bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Bir kaç hafta önce okuduğum bu kitap öfke konusundaki iyimserliğimi arttırdi: Aslında iki eser birlikte basılmış; İnsan-ı Kâmil ve Ahlâk Nasıl Güzelleşir? müellifi Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri. Tabi Füsus-ül Hikem veya Fütuhat-ı Mekiyye’nin kapağını kaldırmış bazı okurlarımız Şeyh-ül Ekber’in adını görünce “ooo bu ağır bir kitaptır, bize uymaz” diyebilirler. Garip gelecek ama gerçek bunun tam tersi. Özellikle Read the rest

Haziran ayında en çok okunan kitaplar »

Geçen  haziranda e-kütüphanemizden indirilen kitap sayısı 11.808 oldu. İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında adlı kitap 1.664 indirme ile birinci. İşte ilk 10′a giren ve toplam indirmenin %50’sini teşkil eden kitaplar:

  1. İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında
  2. Liberalizmin Kara Kitabı
  3. Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru
  4. Türkiye bölünür mü?
  5. Kadın hakları ve Kemalizm
  6. Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler
  7. Tarih şaşırmaktır
  8. Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Bu yaz hangi kitabı okusak? »

 
 

 

Kitap Tanıtan Kitap 1

Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Kitap Tanıtan Kitap 2

Kitap tanıtan Kitapların birincisi kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…Buradan indirebilirsiniz. 

 

Kitap tanıtan kitap 3

İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz. 

 

İktisadi Aklın Eleştirisi / André Gorz »

[Ayraç Dergisi’nde yayımlandı]

İktisadi amaçlı çalışmanın adım adım azalması özerk faaliyetlerin baskın çıkmasına imkân tanır; serbest zaman zorunlu zamana, boş vakit çalışmaya egemen olacaktır; boş vakit sadece dinlenme veya telafi değil, temel zaman ve yaşama nedeni olacak ve çalışma da araç düzeyine indirgenecektir. Böylece bu boş zaman ortak değerlerin taşıyıcısı olacaktır. Yaratıcılık, birlikte yaşama, estetik ve oyun, çalışmaya bağlı etkinlik ve verimlilik değerleri üzerinde egemen olduğunda ortaya çıkacak karışıklığı bir hayal edin…

Sartre’ın çevresinde ünlenen Fransız gazeteci-yazar André Gorz, bugün içinde bulunduğumuz ileri endüstriyel toplum biçimlerini eleştirirken bir başka toplum imkânının peşinden gider: Bu imkân, aklın icbâr edildiği araçsallıktan arınmış bir yaşama san’atı ve keşfedilmesi gereken toplumsal yaratıcılığın yenilenmiş biçimini ihtivâ eder.

Gorz’a göre önce modernleşme sonra sanayileşme süreciyle birlikte gerçekleşen değişim, tarih boyunca iktisadî aklın çerçevesinde var olan üretim, tüketim, ticâret, mübâdele, kâr, mülkiyet gibi kavramların yeni boyutlar kazanmasına sebep oldu. Bu süreçte yüceltilen ve tüm hayatın düzenleyicisi hâline getirilen akıl da insanın toplumsal varlığında çok farklı karşılıklar buldu. İktisadi Aklın Eleştirisi*nde aklın işlevselleştirilmesini tenkid ederken Read the rest

PKK Kürd’ün ekmeğiyle oynarken »

“… Son birkaç gün içerisinde bölgedeki ekonomik canlılığın göstergesi TIR’lardan 16’sı yakılarak kül edildi. PKK, Silvan Barajı’nın yapımını durdurmak için de işçileri taşıyan minibüsü taradı. Ölüm tehditleri üzerine 40 kişi işini bıraktı. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Remzi Can, “Teşviklerden önce bu sorunun çözülmesi gerekiyordu. Kesin çözüm bulunmazsa bu olaylar devam eder. Ve girişimci sermayesini buraya getirmez. Güvenin olmadığı yere kimse gelmez, kendisini de riske atmaz.” şeklinde konuştu. Mardin Nakliyeciler Birliği Başkanı Muhsin Kaya da TIR sürücülerinin ekmek teknesini yakmanın son derece vahim olduğuna dikkat çekti. Diyarbakır Ticaret Borsası Başkanı Fahrettin Akyıl, da “Bu saldırılar bugüne kadar yapılanın en çirkinidir. Hani bunlar Kürtleri ve bölge halkını düşünüyordu. Bu mu düşünmek.” diye konuştu …”
 

 

… Bü konuda e-kitap okumak için…

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin. 

 

 

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

Susunca… »

“Susunca kelimeler cambazlığını kaybeder. Susunca kasıntısız olur insan, dış dünyadan gelen sürtüşmelerden biraz uzaklaşır, kendini bulur, doğanın sessiz müziği ile dolar içi. Tek başına susuş olduğu gibi ikili susuşlar vardır. Anlaş(ıl)an iki insanın güneş batışı sırasında ya da bir ocak başında yan yana susuşu bazen sütunlar dolusu laftan daha veciz bir iç konuşma sağlar. Zaten ben büyük şeylerin susularak daha iyi ifade edileceğine inananlardanım. Konuşma ister istemez, bir şeyleri kısıtlamak, sınırlamak, indirgemek değil midir? Susuşta sonsuza açılan bir pencere vardır. Onu lafla bozmanın âlemi var mı?” (Haldun Taner)

 

… Sessizlik, yokluk ve hiçlik üzerine e-kitap okumak için…

Jean-Paul Sartre ile Kaliteli bir Ateizme Doğru

Yokluk var mıdır? Evinizin içini dolduran boşluğu gördünüz mü hiç? Bir türlü gelmeyen şu trenin verdiği sıkıntı ya da sizi habersiz bırakan dostlarınızın sessizliği gerçek değil mi yoksa? Tutulmamış sözler, ödenmemiş borçlar… Yokluk da var aslında “var” dediğimiz şeyler kadar. Ama Yok’un varlığı sadece şuurlu insanlar için gerçektir; gelecekten, birisinden cevap bekleyenler için bir yokluktan, eksiklikten bahsedebiliriz… Artık olmayan gençlik yılları ya da henüz gelmemiş olan yaşlılık da bugünün gerçeği değil mi? Hatırlayan, ümid eden, düş kırıklığını ve gelecek korkusunu tatmış her insan için bir “yokluk” vardır, gerçektir ve bugüne dahildir.

Ateizmin ürettiği en kaliteli metinlerinden biri olan Varlık ve Hiç elinizdeki bu kitabın belkemiğini oluşturuyor. Filozof ve edebiyatçı olan Jean-Paul Sartre hiç şüphesiz Batı felsefesinin köşe taşlarından biridir. Varlık, İnsan, Özgürlük ve Ahlâk tasavvuru üzerine yazdığı eseri tanrısız bir ahlâk teorisi. “Geleneksel” dinler ile göbeğini kesmiş bir “iyi insan” arayışı içinde Sartre. Bu arayışın neticesi ateist emir ve yasaklar değil insan fıtratının önemli bir veçhesi, özgürlük şuuru:

“İnsan özgürdür ve bunun farkındadır; bu farkındalık ile, özgürlük ve sorumluluk şuuruyla yaşamaya mahkûmdur.”

Bu bağlamda Sartre gerçek bir ateist: Tanrı karşıtı değil Tanrı-SIZ. Vicdanın sesini duyma gayretinde. Görünmeyen tanrılar ile kavga etmek yerine “görünürde tanrı yok, biz insan olarak ne yapabiliriz?” diye soruyor. Buradan indirebilirsiniz.

Türk gazetecisinin ahlâk sorunu »

“… Haberi doğru veriyor mu bizim gazeteler sizce?
Her zaman yanlış haber vermiyor. Gerçi yanlış haber vermek bile, haberin en az yarısını vermek demektir. Bazı gazetelerin haber vermede bir öncülüğü var. Ama genelde gazeteler, verilmesi gereken önemli haberleri atlıyor. Mesela Güneydoğu’daki gelişmeler, Türkiye’deki gazeteler tarafından yeterince ve sık sık iletilmiyor oku” yucuya. Ben her zaman Güneydoğu’ya gidiyorum. Orada bir gazeteci olarak pekçok şey görüyor ve yapıyorum. Ancak bunlar, gazetelere yansımıyor. Türk gazeteci arkadaşlar, genellikle görevlerini yapıyor, haberi yazıyor ve gazetesine veriyor ama her nedense bu haberi gazeteler okuyucusuna iletmiyor ve onu bilgilendirmiyor. Mesela Yaşar Kemal’in Der Spiegel’de yayınlanan ve suç sayılan makalesi, Türk basınında yayınlanamıyor. Basın, bu konuda bir dayanışma bile göstermedi.

Dayanışma bir yana, basın ikiye ayrıldı biliyorsunuz. Kimileri Yaşar Kemal’i destekledi, kimileri çok ağır bir dille eleştirdi, vatan haini ilan etti.
Evet. Ama Yaşar Kemal’in Der Spiegel’de neler yazdığı nı Türk okuruna olduğu gibi açıklamak gerekirdi. O yazı yayınlanmadı ve Yaşar Kemal suçlandı.

Bizdeki köşe yazarı savaşlarını izliyor musunuz?
İlgiyle izliyorum tabii. Ama rahatsız edici şeyler yazıyorlar birbirleri hakkında. Birbirlerine karşı aşırı derecede önyargılılar. Zaten Türk basını birçok konuda önyargılı ve bu önyargı, yayınlara da yansıyor. Bu da beni doğrusu çok rahatsız ediyor …”
(Yalçın Çetinkaya – Andrew Finkel/Aksiyon)

… Bu konuda e-kitap okumak için…

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

Mesnevi ile İlahi Aşk (6) / 24.06.2012 »