Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

DUYURU: İnsan Hakları Okulu Başlıyor! »

MAZLUMDER İstanbul Şubesi olarak 2002 yılında başlattığımız “İnsan Hakları Okulu”nun bu yıl 7.si yapılacak. Sahasında yetkin isimlerin eğitimci olarak katıldığı program çerçevesinde, insan hakları denilen olgunun tarihsel ve kavramsal analizi ile referansları ve insan haklarına ilişkin farklı teoriler ve eleştiriler işlenecek. Bu anlamda geçmişte olduğu gibi bugün de insanlığın ihtiyacı Read the rest

ABD’de demokrasinin çöküşü(1): Banka ordudan daha tehlikelidir »

Sunuş: Amerika Birleşik Devletleri’nde demokrasi son nefesini veriyor, halkın seçtiği liderler değil bankaların seçtiği liderler yönetiyor artık bu ülkeyi. Bankacılar çekirge sürüsü gibiler, geçtikleri yerde bir daha ot bitmiyor. Avrupa’ya da el atmış olan bu kravatlı barbarlar kimdir? Ne istiyorlar? Yöntemleri ve zayıf yönleri ne? Türkiye kendisini savunabilir mi? Bu yazı dizisinde bunları ele alacağız. (MY)

 “Yakın gelecekte ülkemi tehdit edecek bir kriz görüyorum. Büyük şirketlerin tahta oturduğu, yolsuzluğun iktidara sirayet ettiği, bütün paranın bir azınlıkta toplandığı bir kriz bu ve cumhuriyet yıkılıyor. Bu kadar büyük bir endişeyi savaşın ortasında bile hissetmemiştim. (Abraham Lincoln, ABD’nin 16cı başkanı)

“inanıyorum ki bankalar sınırlarımızı tehdid eden ordulardan daha tehlikelidir […] Fonlama adı altında gelecek kuşakların ödeyeceği harcamaları yapmak büyük çapta istikbal dolandırıcılığından başka bir şey değildir […] Kâğıt paranın bir değeri yoktur, o paranın hayaletidir,kendisi değildir” (Thomas Jefferson, ABD’nin 3cü başkanı)

 Ekonomik kriz: Kaza mı soygun mu?

Bilmem hatırlar mısınız, bundan 20 sene önce Batı’da hayat fena değildi. Para vardı, bankalar kolaylıkla kredi veriyordu. Evet, işsizlik yükselmekte idi ama olsundu. Tüketim kredileri tüketimi körüklüyor, yatırım kredileri sanayicilerin işini kolaylaştırıyordu…

 Siyasetçiler de memnundu zira GSMH hızla yükseliyordu ABD, Fransa, Almanya… 1980’li yıllardaki bu bolluk garip bir ideolojinin güçlenmesine sebebiyet verdi: Ekonomik faaliyetler  hukukun dışında tutulmalıydı. Bu anlayışa göre kanun, polis, mahkeme gibi “lüzumsuz” şeyler ekonomiyi yavaşlatıyor, insanların zenginleşmesine engel oluyordu. “Deregulation / liberalisation” gibi etiketlerle özel bankaların faaliyetleri giderek kanun dışı bir zemine kaydı. Eskiden “suç” sayılan fiiller serbest bırakıldı. Shadow banking, bilanço dışı işlemler, CDO gibi teminatsız sigorta faaliyetleri… Batı’da Adalet’in içi boşalıyor, bu kavram yerini bir tür racona bırakıyordu.

Sonra ne olduysa, birden bir “PAAAT!” sesi duyuldu. Eğlence bitmişti. Çılgınca dans eden Amerikalılar ve Avrupalılar ışıkları yaktılar. Hemen herkesin cüzdanı, mücevherleri çalınmıştı. Bazıları donlarına kadar soyulmuştu. Fakat Read the rest

Hatıralar / İsmet İnönü »

“Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi alfabenin öğrenilmesinin zor olduğu değildi. Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. […]  Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. […] Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.” ( Cilt 2, sayfa 223, Kaynak)

Not: 3 Ekim1928: Harf devrimi yapıldı. Bütün bir milletin yazısı değiştirilerek, okuma yazma oranı bir gecede “sıfıra” indirildi. İslâm harfleri atılıp Lâtin harfleri alındı.

 

… Kemalizm üzerine e-kitap okumak için…

Tarih şaşırmaktır

Polisiye filmlerde suçlular parmak izlerini silerler. Böylece polisin ve savcıların “tarihi okuması” engellenmiş olur. Gerçek saklanarak yerine “resmî bir yanılgı”yerleştirilir.

Devletler de resmî tarih yazdıkları zaman daha önce yazılmış olanlar gayrı resmî, hatta yasa dışı olur. Parmak izi silmek gibidir devlet eliyle tarih yazmak … Bir düşünün: Padişahların bütün yazışmalarını, Saray’ın arşivlerini, bütün Osmanlıca kitapları toplayıp yakmak, Osmanlı’dan ve Selçuklu’dan kalma bütün çeşmeleri, camileri, han ve hamamları yıkmaktansa “sadece” resmî bir tarih yazıyorsunuz ve bir çırpıda bin yıllık hakikî tarihiniz çöpe. Yeni kuşakların geçmişi anlama şanslarını ortadan kaldırıyorsunuz.

Hele bir de ”oradan geçerken” lisanı devirip alfabeyi değiştirdiyseniz, temizlik tamam!

Biz de kendi yaşadığımız topraklara yeni gelmiş sığınmacılar gibi etrafa bakıyoruz. “Devlet nedir? Millet nedir? Osmanlı mıyız yoksa Türk mü?” diye sorguluyoruz kendimizi, tarihimizi. Çünkü boş beyaz bir kâğıttan başlamaya mahkûm edildik. Resmî tarih ve dil devrimi ile dilimiz ve kültürümüz devirildi, bizler de altında kaldık. Tarihimizi bilmediğimiz için bugünü anlamıyoruz. Yarın ise bir korku filmi gibi. Cahillikten her yerde komplo teorileri görüyoruz. Adeta ıssız bir adaya düşmüş yabancılar gibi gölgemizden bile korkuyoruz, komşu ülkelerden, iç ve dış düşmanlardan hatta birbirimizden bile…

Sitemizin Laiklik, Tarih ve Osmanlı dosyalarına katkısıyla yakından tanıdığınız Mehmet Bahadır Republic of Turkey – Hindi Cumhuriyeti isimli yazısında şöyle özetliyordu bu durumu:

“Aslında, küçük ve mutlu azgın bir azınlığın amentüsü haline gelmiş dogmatik bir zihniyetti karşımdaki. Sorgulanamazdı, zira devletin temel kurumlarını sorgulamaya ya da dünyadaki benzerleri ile mukayese etmeye başladığınız zaman, malum zihniyet hemen bir savunma ve saldırma pozisyonu alıyordu. “Kutsalıma dokundurmam” refleksi ile hareket ediyor ve hatta sizi, yobaz olarak yaftalayıp dışlayabiliyor ve sonuçta kendine sürekli iç düşmanlar üretebiliyordu. Geçen onca sancılı ve acılı yıllar ve hatta tecrübelerimiz “Cumhuriyet Kazanımları” hakkında bize yeterince bilgi veriyordu zaten.”

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz.

Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…

Buradan indirebilirsiniz.

Bugün cuma, ne olur bir şey yap(15) »

İlm-i ilâhîsindeki muhabbeti rahmetiyle ihâta edip bu rahmeti dahî ilmiyle setreyleyen, şerîatını, riza-yı şerîfini tahsile muhkem bir kal’a eyleyen, kendisine tâlib olanlara cemâlini ikram edeceğini va’deyleyen âlemlerin Rabbi Hak Allahu Teâlâ’ya sonsuz hamd ü senâ olsun.

 Muhabbet-i ezelînin muhatabı, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş, sırat-ı müstakîmin bizzat kendisi, sıratullah, sâdık, musaddık, gelişi sıdk, kıyamı sıdk, oturuşu sıdk, kelâmı sıdk, gidişi sıdk, sâdıkul-va’d Efendimiz Hazretleri’ne sonsuz salât ü selâm olsun. Cenâb-ı Hakk’ın dergâh-ı mecd-i ulûhiyetinde kabul olunan salât ü selâmlardan, âline, ezvacına, ashabına, etba’ına ve onu tasdik eden cümle ehl-i îmâna dahî va’dedilen ecr-i nâmütenahîden taksîm-i sübhânî ile ikrâm olunsun.(*)

Özgürlük ve demokrasi naraları atan ülkelerin pilotsuz uçaklarla çocukları bombaladığı, silah üretip satanların kendilerini “barışçı” ilân ettiği bir dünyada yaşıyorsun. Petrol çalmak için insan öldürenlerin kurduğu bir ”medeniyetin” gölgesindesin.  O « barışçı ve medenî» ülkeler ki Read the rest

Tutunamayanlar / Oğuz Atay »

sanat-kitaplari“…Ne demek yazmak? Yazmak, kendi düşünceleriyle ilgili bir belge ortaya koymak. Ne kadar ürkünç bir iş. Kafamın içinde belirsiz yaratıklar olarak yüzen ve sadece var olmalarıyla yetindiğim cisimciklerin resmini çizmek. Rüyaların resmini çizmek kadar güç. […]  “Önce kelime vardı” diye başlıyor Yohanna’ya göre İncil. Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve Kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık… Kelimenin bittiği yerden başladı. Kelimeler, Yalnızlığı unutturdu ve Yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, Yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu …”

 

… E-Kitap okumak için…

Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Okuyacağınız bu eserle romanlarından da tanıdığınız değerli yazarımız Suzannur Başarslan Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. Buradan indirebilirsiniz.

İsrail’in İran’a ihtiyacı var »

 

“… İsrail’in İran’a umutsuzca ihtiyacı var. Eğer İran olmasaydı, İsrail onu yaratacaktı. Minnettar olmaları gereken İran, şu anki İsrail liderliğinin tuzu biberidir. Hala iktidarda olmasının nedeni İran’dır.

Nefret ve korku tacirliği her zaman başta sağcı hükümetlerin etkin kontrol mekanizmaları olmuştur. Kuduz İran-karşıtı söylemi Netanyahu’nun dönüp dolaşıp Holocaust’tan bahsetmesine ve halkın dikkatini gerçek sorunlardan, ekonomik sıkıntılardan, giderek artan hayat pahalılığında, kamu hizmetlerinin çöküşünde, yerleşimler ile Haredim için devasa harcamalardan dağıtmasına olanak sağlıyor.

İran, İsrail’e yardım ediyor. Onu tehdit ediyor. Saklı bir hazine bulmuşçasına üzerine atladığı bu tehditler, Netanyahu hükümetinin gıcırdayan dişlilerini yağlıyor. Geçen kışın başından beri atmosferimizi kirleten Barak ve Netanyahu’nun yarattığı savaş bulutları, hükümete açık bir tehdit sergileyen yaygın sosyal protestoyu bastırmada başarılı oldu …” (Haaretz’ten tercüme eden: Oğuz Eser / TimeTürk.com)

… Bu konuda makale ve e-kitap …

 E-Kitap: Yahudi oldukları için mi zalimler?

Bu kitapta başlıca 4 konu bulacaksınız:

  • Yükselen Yahudi nefretinin Müslümanlar için bir afyon olması
  • Yahudi şeriatının İsrail zulmündeki rolü
  • Filistin’de zulüm gören insanların hayatı
  • Filistin sorunu ile ilgili güncel diplomatik hesaplar

Neden?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor!

Yahudilik devletin elinde siyasî bir araç mı yoksa Yahudiler hâlâ Hz. Musa’nın yolundan mı gidiyorlar? Bu zulümün sorumlusu Tevrat ya da diğer Kutsal(?) kitaplar mı? Yoksa tersine, İsrailliler dinden uzaklaştıkları için mi bu kadar zalim oldular?

İsrailliler soydaşlarını yok eden Nazi zulmünü adeta kopyasını ürettiler kendi ülkelerinde. Filistinlileri toplama kamplarına hapsedip duvarla çevirdiler. Ama tam da bu yüzden kendi ülkeleri dünyanın en büyük açık hava hapishanesi oldu. Milyonlarca Filistinli esir ve milyonlarca Yahudi gardiyan-cellat rolünde. Ülkenin gençlerine vaad edebileceği tek meslek bu, gardiyan-cellat. Ya da İsrail’i terk edip ABD veya bir Avrupa ülkesine kapağı atmak.

Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail…

Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederim Filistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. Buradan indirebilirsiniz.

Henry Purcell (1694) / Bid the Virtues, bid the Graces »

Bid the virtues by Ensemble Amarillis on Grooveshark

Bid the Virtues, bid the Graces
To the sacred shrine repair,
Round the altar take their places,
Blessing with returns of pray’r
Their great Defender’s care
White Maria’s royal zeal
Best instructs you how to pray
Hourly from her own
Conversing with the Eternal Throne.

Words: Nahum Tate / Music: Henry Purcell, Z. 323 (1694), from Come, ye sons of Art, away, no. 13

Bazen kendime bağırıyorum: Sen Müslümansın… Sen Müslümansın! »

 İnsan sabah kahvaltısını hazırlarken farklı şeyler düşünmeli Cemal Süreya’nın da dediği gibi “… kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” mesela bir parça “mutluluk” hissetmeliyim öyle olmuyor ama… Değişiklikler uzun vadede kendini belli eder, uzun zaman gerekir, içinden geçmeniz az biraz da yaşlanmanız gerekir ama Türkiye’de öyle olmadı son 10-15 yılda öyle çok şey değişti ki genç yaşlarımızda kısa zamanlar içinde sebeplerin, süreçlerin ve hatta sonuçların şahidi olduk.

 Henüz bitmemiş bir darbe süreci var: 28 Şubat. Belki 28 Şubat’taki gibi ağır bir dönem yaşamıyoruz ama sürecin (en azından sonuçlarının) halen bitmediğini görüyoruz. Türkiye o günlerden bu günlere çok şey yaşadı mesela 15 yıl önce yolda 3-4 kişiden fazla “başörtülü” kadının yan yana yürümesi bir “eylem” sayılıyordu ve yasaktı, birçoğumuz evimizdeki kitaplıkları dağıtmak zorunda kalmıştık. Ülkenin medyası her gün ama her gün Müslüman dindarları hedef gösteriyordu. Ülkenin sivil halkı (Türkiye özelindeki totaliter laik kesime sivil demek pek doğru tanım değil ama…) durumdan vazife çıkartmıştı, yolda, iş yerinde rastladıkları başörtülü kadınlara sözle ve bazen fiilen saldırmaktan çekinmiyorlardı. İnsanların iş yerlerine, ekmek kapılarına türlü bahaneler ile el konuluyordu. Ahlaksızın biri her gün televizyona çıkıp “başörtüsü başında” İslami bir cemaatin ona nasıl kandırıp iğfal ettiğini anlatıyordu. vs. vs. Bugün artık bunları Read the rest

Demokrasi için hâlâ bir umut kaldı mı? »

… ABD üzerine e-kitap okumak için…

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.
 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca 

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

EFT İle Kurban, Kurye ile Dağıtım »

Ali Şeriati kurban ibadetini “Hac” isimli kitabında, “ İsmaillerimizi yok etmek” olarak tarif eder. “İsmail”, dünya hayatındaki vazgeçilmezlerimizdir. Ve İsmailler O’na yakınlaşmak (Kurban) için feda edilmelidir. İsmailimiz mevkimiz, makamımız, kibrimiz mi? Kurban edelim… İsmail’imiz para, servet, ev, araba mı? Kurban edelim… Milenyum insanının kalbinde öyle çok İsmail var ki hangisinden başlamalı? Saffat Suresi’nde geçen Hz. İbrahim kıssasının özü budur. Kur’an’da birçok kıssanın altında derin manalar vardır. Hz. İbrahim kıssasındaki derin manayı da Ali Şeriati’nin bu cümlesinde bulabiliriz. Müslümanlar bu sebepten kurban keserler. Kurban kesmek, günümüz seküler zihniyetin algıladığı gibi ne kan dökme ne de et dağıtma merasimidir.

Allah’ın ne kana ne ete ihtiyacı vardır, “kan ve et de Allah’a ulaşmaz” (22/Hacc, 37).

Hz. Adem’in oğulları Habil ile Kabil’in hikayesinde ilk izlerine rastladığımız kurban ibadeti, insanlık tarihi kadar eskidir. Hz. Muhammed’e (s.a.v) kadar uzanan peygamberler silsilesinde “kurban” hep var olmuştur. Resulullah, hicretin ikinci yılından vefatına kadarki sürede her yıl kurban kesmiştir. Peygamber Efendimizin bizzat kendi eli ile kurban kestiği sahih hadislerde Read the rest