Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

PKK Kürd’ün okulunu yakmış »

Dün gece Hacıbekir Mahallesi’nde … Vangölü İlköğretim Okulu’nda … PKK yandaşları, okulun birinci katında … camı kırarak içeri girmiş … bilgisayar odası, öğretmen odası, yönetim odası … sınıflara benzin dökerek ateşe vermiş….  meydana gelen patlama  pencere çerçevelerinin sökülmesine ve duvarın yıkılmasına neden olmuş … Eğitime ara verilmiş … okuldaki öğretmen ve idarecilerin odaları da tamamen yanmış … PKK Kürd imiş, Kürd için öldürümüş, Kürd için ateşe verirmiş… “Kürd’ün dostu Taraf Gazetesi” bu ateşi görmezmiş 🙁

 

… E-kitap oku …

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız. “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*) İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

Nefret Söylemi: Türk Basını Tedavi Edilebilir mi? »

 

“… İngiltere’de gazeteciler için bastırılmış, “reporting diversity” adlı bir rehber var. Bu rehber İngiltere’de bulunan etnik gruplarının dillerinden, dinlerine, kültürlerine kadar birçok bilgi içeriyor. Gazeteciler etnik gruplar için değerli, kutsal ve önemli olan bazı kavramlar hakkında bu rehber ile bilgilendiriliyor ve yanlış bir dil kullanımı önlenmeye çalışılıyor. Hangi ifadelerin hangi gruplar için aşağılayıcı olabildiğini, Kur’an’ ın nasl yazılması gerektiği, dini ritüellerle ilgili detaylı bilgiler, hangi davranışların hangi etnik, dinsel gruplarda hoş kaçmadığı gibi konularda birçok bilgi yer alıyor. Bu tarz çalışmaların yapılması Türkiye’de de olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Medyada nefret söyleminin bu tip projelerle izlenmesi, üniversitelerin iletişim fakülteleri ve bazı Svil Toplum Kuruluşları ile işbirliği çok faydalı olacaktır. Medyada nefret söylemini ve ayrımcılığı izleyecek daimi bir izleme mekanizmasının oluşturulması da hiç şüphesiz olumlu sonuçlar doğuracaktır. Medya organlarının ombudsmanların sayısının arttırması ve ayrıca da belirli aralıklarla her medya kuruluşunun öz eleştiri toplantıları düzenleyip yaptıkları hataları değerlendirmeleri, gazetecilerle ve editörlerle fikir alışverişinden bulunulması faydalı olacaktır.

Özetlemek gerekirse Dünyada ve Türkiye’de medyasında gözle görülür bir nefret söylemi var, Türkiye’de bu söylem geçmişten günümüze çok can acıttı, söylemin kimi zaman şiddet içeren eyleme, linçlere, cinayetlere dönüştüğüne tanıklık ettik. Medyada nefret söylemi nefret suçunun tek sebebidir demek, diğer faktörleri göz ardı etmek, bu suçu salt medyaya indirgemek her ne kadar doğru değilse de medyanın oynadığı rolü göz ardı edemeyiz. Bu nedenle önleyici mekanizmaların geliştirilmesi, okurların, televizyon izleyicilerinin de bilinçlendirilmesi, bu konu ile ilgili farkındalık yaratılması büyük önem taşıyor …”(nefretsoylemi.org)

 

… Bu konuda e-kitap okumak için…

 

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor… 

 

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen, fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

F.Mancini: Cantata ‘Quanto mai saria più bello’ (Philippe Jaroussky) »

Sadaka Taşı »

ABD’de demokrasinin çöküşü(3): Özel banka isen kârlar senin, zarar halkındır »

Önceki bölümler: 1, 2

“… Beyler! Bankaların Birleşik Devletler’deki faaliyetlerini yakından biliyorum. İçeride adamlarım var ve sizi gözlüyorum uzun zamandır. Bankanın parasıyla spekülasyon yaptığınızdan, halkın ekmeği ile oynadığınızdan eminim. Kâr edince aranızda paylaştınız, zarar edince yükü bankaya yıktınız. Bana diyorsunuz ki bankayı kapatırsam on bin aile perişan olur. Doğru olabilir ama günah sizin. Eğer sizi kendi halinize bırakırsam elli bin aile perişan olur ve günahı da benim boynuma. Sizler birer hırsız, birer zehirli yılan gibisiniz. Sizi kovmaya kararlıyım ve (yumruğunu masaya vurur)Tanrı’nın yardımıyla yapacağım bunu.” (Andrew Jackson, ABD’nin 7ci başkanı – 1834, Philadelphia Vatandaş Komitesi tutanakları-)

 Kârları özelleştirmek, zararları kamulaştırmak konusunda uzman olan bu zehirli yılanları kovacak bir Andrew Jackson ya da Thomas Jefferson yok bugün Amerika’da. Tabi 1800’lere kıyasla yatırım araçları çok gelişti, para hareketleri hızlandı ve küreselleşti. Bugün zehirli yılanların çalışma yöntemleri de daha bir sinsi, daha bir cilalı.

 Fakat temel sorun aynı : Özel bankalar işlerine gelince özel, gelmeyince kamu kuruluşu gibi davranıyorlar. Çünkü “Özel” de olsa bir bankanın iflası bakkal dükkânı veya tuğla fabrikası iflası gibi değil. Ulusal-devlet devreye giriyor, halkın vergileriyle banka kurtarılıyor ama sağlık, eğitim, güvenlik gibi hizmetlere para kalmıyor. İşler yolunda iken, ekonomi büyürken bankalar “özel ve enternasyonal”. Yaptıkları kârı kimseye koklatmıyorlar. Ama kriz dönemlerinde hepsi “ulusal” olup çıkıyor. “Bizi kurtarmazsanız kriz büyür, sizi de yutar” diyerek şantaj yapıyorlar. Yani kârları özelleştirip, zararları kamulaştırıyorlar. Demek ki devletin ve halkın bankalar üzerinde daha fazla söz hakkı olması Read the rest

Tutunamayanlar / Oğuz Atay »

“… İnsan en çok kendiyle ilgilenir; ama bu ilgi bir yönteme dayanmaz ve kendini tanıma sorunu bilimsel bir yolla çözülemezse sonsuz bunalımlar karanlığına düşer birey. Değerini tam bilmeyen kişi, gereksiz yakınmalarla gün geçtikçe daha da bozulur ve çürüyüp gider. Kişisel değeri büyütmek de küçültmek de aynı derecede zararlıdır. Yola çıkmadan önce altından kalkamayacakları bir yükün altına girenler daha işin başında ezilip kaybolurlar; gerçek değerinin çok azını ortaya koyanlar da kısa zamanda tembelleşip bir işe yaramazlar. […] Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. Tedirgin etme beni. Bu sefer geride bir şey bırakmadım. Tasımı tarağımı topladım geldim. Neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. Beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. Bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. Beni uyandır …”

… E-Kitap okumak için…

Derin İnsan

 “Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan, Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.

Açlık Oyunları / Bir Film Kritiği »

Sinema, müzik vs. gibi popüler kültürün öğelerini, yetişkinliği yaşadığınız evrede takip etmek biraz daha güçleşiyor. Bunun bazı nedenleri var. Birincisi daha ciddi birşeyler yapmanız gereken zamanlarda yeni çıkanların takibi “boş iş” veya çocukça bir uğraş gibi kalıyor. Tabi ki zamanınızı yönetirken –her anı dolu dolu geçirmesek de– daha asli uğraşları ön plana çıkarma gayreti de etkili… Burada sinema, müzik vs. takibinden kastettiğim, milyonların hipnotize olmuş gibi tv karşısında vakit harcamak değil, tv de dahil eğlence ve sanat dünyasında sahneye konulanların arka planda nasıl bir kurgu peşinde olduklarını anlamaya çalışarak izlemek.

Sanırım düşünmeyi seven çoğunluk üniversite döneminde böyle bir izleme süreci yaşamıştır. Yaşananlara paralel anlatımlar bulmak önemlidir çünkü… Şiir olsun, roman olsun, müzik olsun popülerliklerini anlattıkları şeyleri nasıl sunduklarına borçludurlar. Gerçekle hayal ve gerçekle duygular arasındaki somut ürünlerdir bu sanatlar… Popüler sanatların hem yaşanılan çağın durumlarının aynası olma Read the rest

ABD’de demokrasinin çöküşü(2): Liberal yalanlar ve ekonomik gerçekler »

Birinci Bölüm

 Ekonomik kriz kendi kendine çıkmaz, çıkar-T-ılır!

 1980’lere gelindiğinde Sovyet Rusya’da Komünizmin çöküşü ideolojik bir boşluk doğurdu. Batılılar serbest piyasa + demokrasi formülünün mükemmel bir toplum için TEK YOL olduğuna iman ettiler. Bu inanç sisteminin peygamberleri de vardı tabi: Fukuyama (Tarihin sonu) ve Friedman (Dünya Düz) … Hatta sahte nobel ödülleri bile ihdas edildi. Nobel Komitesi tarafından  değil, Alfred Nobel’in anısına Norveç Kraliyet Bankası tarafından verilen sosyal bilimler ödülleriydi bunlar. Ama yutuyoruz, yutturuyorlar. Bu sahte Nobel ödülleri ile liberalizm bilimselleşiyordu, başka yol yoktu, alterntif yoktu, yersen! Yiyoruz. Liberalizm rengârenk bir düşünce geleneği olmaktan çıktı, giderek totaliter bir ideolojiye benzemeye başladı:

  • Tek değer paradır,
  • Sermaye piyasası halkın, millet meclislerinin ve anayasa mahkemelerinin üzerinde bir karar merciidir,
  • Finans sektörü kendini kontrol eder, kanuna gerek yok,
  • Vatandaş yoktur, müşteri vardır,
  • Hak sahibi yoktur, sermaye sahibi vardır,
  • İhtiyaç yoktur, talep vardır, Amerikan doları cinsinden ifade edilemeyen değerler değersizdir,
  • Her şey alınıp satılabilir, tabiat, gelenekler, vatan sevgisi…

 Bu değerlerin liberal düşünce geleneğine nasıl eklendiğini, Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Popper, Berlin, Mises, Rothbard gibi liberallerin bu değerlere nasıl sahip çıktığını Read the rest

Amerikan Rüyasına inanıyorum… Ev almak bunun bir parçasıdır »

Uznička; Tamara Obrovac/Georg Kusztrich »