Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Bağdat Fragmanı / Yıldız Ramazanoğlu »

 

“… Neden Tahran’a, Şam’a gidiyorsunuz ki diyenlere sormak lazım, asıl siz nasıl oluyor da hiç kıpırdamadan ve sadece hayıflanarak dünyanın bu insanlık krizinden çıkabileceğini düşünüyorsunuz. Yoksa evinize düşmeyen bombaların sizce bir mahzuru yok mu? …”

… E-kitap okumak için …

 

İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

İslam’ın vizyonu (7) / Hamza Yusuf »

(Chittick ve Murata’nın “İslam’ın vizyonu” kitabı Türkçe’ye çevrilmiş olup, kitapçılardan temin edilebilmektedir.

Kitapyurdu link: http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=37800&sa=124490751 )

Işığın yokluğu karanlıktır. Tanrı dışında her şey karanlıktır, yokluktur. Hz.Peygamber (SAV) “bir şairin söylediği en doğru söz Lebid’in söylediği şu sözdür: “Allah dışında hiçbir şey gerçek değildir” buyuruyor. Dünyada gerçek olan tek şey Allah’ın ışığıdır. Dünyanın tek gerçeği budur. Hz.Peygamber (SAV) “dünya lanetlidir, dünyada olan her şey lanetlidir, sadece Allah için olan bunun dışındadır” buyuruyor. Yani dünya fonksiyonunu yerine getirmiyorsa, yani sana Allah’ı hatırlatmıyorsa senin için lanetli olur. Böyle bir dünya fayda vermez, aksine zarar verir çünkü dünyanın amacı sana Allah’ı hatırlatmaktır. Ona baktığında Allah’ın ışığını, yani ayetlerini, işaretlerini görüyorsan ona yaratılış amacına uygun karşılığı veriyorsun ve uygun karşılığı bulacaksın demektir. Ama Allah’ın ışığını görmüyorsan, dünyada Allah’ı hatırlamıyorsan bu karşılığı vermiyorsun demektir. Işık hakkındaki ayetlerde bu yüzden “kör ile gören adam bir olur mu, karanlıklar ve aydınlık bir olur mu?” buyurulmaktadır. Işıkla ilgili ayetlerde karanlık hep çoğul olarak zikredilmiştir, ışık ise hep tekildir. “Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna, apaçık ayetler indiren O’dur.”, “Ölü iken kalbini diriltip insanlar arasında yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? “, “Karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Read the rest

Mümkünlerin Oyunu / François Jacob »

“… Tersinden gösterilen filmler, zamanın tersine doğru akacağı bir dünyanın neye benzeyeceğini tasarlamamıza imkan vermektedir. Sütün fincandaki kahveden ayrılacağı ve süt kabına ulaşmak için havaya fırlayacağı bir dünya; ışık demetlerinin bir kaynaktan fışkıracak yerde bir tuzağın (çekim merkezinin) içinde toplanmak üzere duvarlardan çıkacağı bir dünya; sayısız damlacıkların hayret verici işbirliğiyle suyun dışına doğru fırlatılan bir taşın bir insanın avucuna konmak için bir eğri boyunca zıplayacağı bir dünya. Ama zamanın tersine çevrildiği böyle bir dünyada, beynimizin süreçleri ve belleğimizin oluşması da aynı şekilde tersine çevrilmiş olacaktır. Geçmiş ve gelecek için de aynı şey olacaktır ve dünya tastamam bize göründüğü gibi görünecektir …”

 

 
… Bu konuda e-kitap okumak için…

Zaman Nedir?

“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

 

Ölümden Bahseden Kitap

Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. Buradan indirebilirsiniz.

 

Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak

Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik. Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?

Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın NE? olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce NASIL? olduğuna baktık bu ilk makalelerde. NE? ve NASIL? soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Buradan indirebilirsiniz.

Halkı korkuyla sindirmenin bir başka yolu… »

“… Borç krizi içinde yüzen ve ortak para birimi Euro’yu kullanan 17 Avrupa ülkesi, aralarındaki ‘batık’ ülkeleri birlikten çıkarmayı tartışıyor. En kötü senaryo Euro Bölgesi’nin dağılması, her ülkenin eski para birimine dönmesi. Ekonomik kriz ile boğuşan Avrupa’da Euro Bölgesi’nin dağılması dahil ‘en iyiden en kötüye’ değişik senaryolar oluşturuluyor. Krizin kimi ülkelerde hangi boyutlara ulaştığı konusunda net bilgilerin bulunmaması, üye ülkeleri krizin gelecekteki etkilerini görmeye ve hazırlık yapmaya itiyor. Krizden nispeten daha az etkilenen ve birliğin ‘para verenleri’ olarak bilinen Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde, hükümetlerin siparişleri ile ortaya çıkan senaryolar ilginç sonuçlar içeriyor. Euro Bölgesi’nin dağılmasını ‘Avrupa için bir şok’ olarak tanımlayan çalışmalar, özellikle krizden az etkilenen ve Euro Bölgesi’nden sorunlu ülkelerin çıkarılmasını isteyen ülke vatandaşlarına, birliğin devamından başka yol olmadığını söylüyor …” (Seyit Arslan / Zaman)

… Bu konuda e-kitap…

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Bugün cuma, ne olur bir şey yap(11) »

Kendisine müştak olanların damarlarında muhabbetini devr-i daîm ettiren kâinatın ve cümle feleklerin müdevviri ve yegâne hâlıkı ve rabbi Cenâb-ı zü’l Celâl, ve’l Kemâl, ve’l Cemâl Hazretleri’ne hamd ü senâ olsun.

 Arz u semânın nuruna müştak olduğu ve nuruyla devrettiği nurun âlâ nur Efendimiz Hazretleri’ne salât u selâm olsun. Bu nur ile zâhirimiz, bâtınımız cümle eczâ-yı vücûdumuz, kalbimiz ve benliğimiz pür nur olsun.

Özgürlük ve demokrasi naraları atan ülkelerin pilotsuz uçaklarla çocukları bombaladığı, silah üretip satanların kendilerini “barışçı” ilân ettiği bir dünyada yaşıyorsun. Petrol çalmak için insan öldürenlerin kurduğu bir ”medeniyetin” gölgesindesin.  O « barışçı ve medenî» ülkeler ki askerleri masum insanları öldürüyor. Bu nasıl bir medeniyet ki yetiştirdiği insanlar hayvanların bile tenezzül etmeyeceği rezilliklere yelteniyorlar. işte bileğini bükemediğin için çizmesi altında yaşamak zorunda kaldığın “medeniyet” böyle bir medeniyettir.

Bu medenî(!) insanlar öylesine açgözlüler ki kendi milletlerini dahi soyup soğana çeviriyorlar sahte ekonomik krizler ile. Ama kimse onlara ses çıkaramıyor. Çünkü hukukun mal gibi alınıp satılmasına göz alıcı bir kulp taktılar: “Özgürlük!”

Gördüğün manzara karşısında kalbinde duyduğun sıkıntı Read the rest

Demokrasinin en büyük düşmanı halktır! »

 

“… Bir devleti devlet yapan nedir? Kalın surlar, yüksek kale burçları mı? Hayır. Bir devleti devlet yapan yüksek değerlere sahip insanlardır. O insanlar ki ödevlerini bilirler. Ama haklarını da bilirler ve o hakları koruyacak cesareti gösterirler …” (Thomas Jefferson*, ABD’nin 3cü başkanı)

 Genelde demokratların en büyük korkusu diktatörlüktür. Seçimle ya da askerî bir darbe ile başa geçebilecek anti-demokratik liderlerden korkarlar en çok. Muz cumhuriyetlerindeki ve Türkiye’deki askerî darbeler hatıra gelir hemen. Veya Adolf Hitler gibi faşist liderlerin (güya) demokratik yolla başa gelmesi tartışılır durur. Oysa demokrasinin en büyük düşmanı halktır. Daha doğrusu halkın bencilliği ve miskinliği en zayıf halkadır, demokratik sistemlerin yumuşak karnıdır bu.  Zira gücünü halktan alan rejimler için halkın siyasetten soğuması yıkıcı bir tehdit unsuru. Bu soğuma, uzaklaşma korku ile, hatta paranoya ile oldu geçmişte. Türkiye’de Kürt korkusu ve irtica korkusunu biliyoruz. Başka ülkelerde de iktidarlar öcüler ürettiler ve bu yolla halkı siyasetin dışına ittiler. Ama korku dışında da faktörler olabilir. Halkı demirden zincirlere vuramayanlar bunu yerine altından zincirler de kullanabilir: 

“… Belki firavunlar piramitlerini kırbaç altında inleyen kölelerin emekleriyle yükselttiler. Günümüzde olay biraz farklı. Köleler, ‘Belki ben de firavun olurum’ düşüncesiyle piramidin inşasına gönüllü olarak ve tebessüm ederek katılıyorlar.” (İsmet Özel)

 Gerçekten de halka sirayet eden, saplantı halini alan bir zenginlik umudu, bolluk, refah takıntısı demokrasiye zarar verebilir. Çünkü böyle bir ülkede vatandaşlar kendi küçük dünyalarına, tatillerine, lüks hayata odaklanacaklar; insanlar “ötekine” yapılan zulme, haksızlığa kayıtsız kalacaktır. Yani Para ile temsil edilen maddî değer yükselir, insanı insan yapan değerler alçalır. Paranın  değeri Adalet, Vicdan, Sevgi’nin üzerine çıkar. Bu koşullarda siyasi irade Kapital’in yani sanayicilerin ve bankaların eline geçer, halkı temsil etmesi gereken milletvekilleri sermayenin elinde oyuncak Read the rest

Beethoven Violin Sonata no.8 op.30 »

Piste 1 by Beethoven Violin Sonata no.8 op.30 in G Allegro assai on Grooveshark

Açlık grevindekileri bırakalım da ölsünler mi? »

 

Türkiye’de duyulmamaya, görülmemeye, inkâr edilmeye çalışılmasına rağmen “Açlık Grevleri” diye bir gerçek var. Görülmemeye, inkâr edilmeye çalışılan bu gerçek karşısında duyan yahut duyurmaya çalışanların yorumları ise bu gerçeğe dikkat çekmek yerine BDP taraftarı olarak olaya yorum düşmek yahut Ak Parti taraftarı olarak olaya yorum düşmek. Açıkçası bugün 64. gününü doldurmak üzere olan açlık grevlerinin bir yanında hükumet, bir yanında BDP var ama açlık grevindekiler yok! Ben Türkiye’deki temel sorununun bize vicdanlarımızı susturmamızın öğretilmiş olmasından kaynaklandığını Read the rest

Amerika’da Demokrasi / Alexis de Tocqueville »

“…Vicdan ve özgür irade her geçen gün biraz daha gereksiz ve nadir oluyor, daha küçük alanlara hapsediliyor. Özgürlük böylece insanların parmakları arasından kayıp giderken birey [felçli bir hasta gibi] kendini yönetme kabiliyetini tamamen kaybediyor. […] Demokratik toplumların korkması gereken en büyük tehlike anarşi değil. Zira eşitlik iki eğilim doğuruyor: birincisi insanları bağımsızlığa götürüyor ve anarşiye yol açabilir. Diğeri is daha uzun, sinsi ama daha kesin bir şekilde köleliğe götürüyor.

[…]

Demokratik ülkelerde sınıf ayrımı yok. Haliyle buralarda yaşayan insanların ne üzerlerinde ne de altlarında biri var. Sınıf ayrımı olmadığı için bireylerin doğal müttefiki sayılabilecek kimse de yok. İnsanlar içlerine kapanıyorlar ve kendilerini toplumdan soyutlanmış olarak düşünüyorlar.

[…]

Böyle insanların özel hayatlarından bir nebze ayrılıp toplumun sorunlarıyla ilgilenmeleri çok zor. Doğal olarak kollektif karar ve sorumluluğu devlete ve onun temsilcilerine terk ediyorlar. Hem toplumun dertleriyle uğraşmayı sevmiyorlar hem de vakitleri yok.Demokratik ortamda özel hayat o kadar aktif ve o kadar arzularla dolu ki kimsenin siyasete ayıracak vakti yok.”

 

 

… Bu konuda e-kitap …

 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

Ey Kapitalizm! Kara Sevdam! / Charles Allen Scarboro

Ne gariptir ki Türkiye’de hemen her kesimden insanı kolaylıkla birleştirebilen bir slogan var: “Kapitalizme Hayır!”. İslâmcı, komünist, ülkücü, Kemalist… Yürüyüşler yapıyorlar. Seminerler düzenliyorlar. “Küresel sermayeye geçit yok!” . İşçilerin sömürülmesinden Afrika’daki açlığa, ortadoğudaki petrol savaşlarından dünyanın kirlenmesine kadar her taşın altından çıkan bir düşman bu. İyi ile kötü arasında bir çizgi çekmek, kötüleri “öteki tarafta” bırakmak… O kadar kolay mı?

“Ah keşke her şey o kadar basit olsaydı. Bütün kötülükleri içi kararmış birileri yapsaydı ve bütün mesele onları bulup yok etmekten ibaret olsaydı. Ne var ki İyi ile Kötü arasındaki çizgi her insanın kalbinden geçiyor. Kim kendi kalbinin bir parçasını yok etmek ister?” (Soljenitsin)

Okuyacağınız bu kitap insanların para ile, tüketim ile kurdukları ilişkiye ışık tutuyor. Charles Allen Scarboro’nun Karl Marx ve Max Weber’in fikirlerinden de isitifade ederek hazırladığı özgün bir çalışma. Scarboro İstanbul’da yaşayan bir Amerikalı. Akademik birikiminin yanı sıra kapitalizmin anavatanından gelmesi, “içimizde yaşayan bir öteki” olması bu kitaba ayrı bir lezzet katıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Bağdat Fragmanı / Yıldız Ramazanoğlu »

 

“… Doğu konferansı olarak biz de yine Şam yollarındaydık. Kimilerine göre bu yolları beyhude olarak katediyoruz. Faydasız işlerle uğraşıyoruz. Bizi en çok bu beyhudelik duygusu, kötü güçlerin yenilmezliği efsanesi yeniyor. Oysa iyiliğin ve erdemin önünün açılması insanların safını ilan etmesiyle başlar. Yapılan iş tam da budur …”

… E-kitap okumak için …

İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.