Temize Havale / Juli Zeh »
By Александр Исаевич Солженицын on Eki 19, 2015 in edebiyat, Kitap Alıntısı | 0 Comments
Makbul vatandaş sürüyle birlikte yürüyen koyun değildir. Makbul vatandaş krizler ve kuşkular yaşayan, ardından da ortak davayı daha da çok savunan biridir.- Ruh sağlığının göstergesi mizah kabiliyetidir.
- Sadece ‘burada olmak’ anlamına geldiğinde insana yetmez varoluş. İnsan varoluşunu yaşamalıdır. Acıyla. Vecd ile. Başarısızlıkla. Yüksekten uçarak. Kendi varoluşu üzerinde eksiksiz bir güçle dolduğunu hissederek. Kendi hayatı ve kendi ölümü üzerinde. Aşk budur işte.
- Taraf olmayan bertaraf olur. Bertaraf olanlar da tehlikeyle yaşar. İktidar zaman zaman gücünü kanıtlayabilmek için ders vereceği birilerine ihtiyaç duyar. Özellikle de ülkede inanç sarsıldığında. Bertaraf olanlar bunun için biçilmiş kaftandır; çünkü ne istediklerini bilmezler. Daldan düştü düşecek meyve gibidirler.
- Hayatta en önemli şey sevgidir. Sevgi doğadır, özgürlüktür; kadınlar, balık tutmak, düzeni bozmaktır. Farklı olmaktır. Düzeni daha da bozmaktır.
- Özgürlük savaşçısına nefret ettiği sistemin içinde iktidar ve itibar verin, hemen sus pus olur, sadakatle masum masum çalışmaya başlar. Peki, bu, insanlar hakkında ne öğretir bize? Kendi izzetinefislerini tatmin etmeye hizmet edecekse, bir sistemin yerine öbürünü koymaktan çekinmezler.
- Akıl bir yanılsamadır. İnsanın duygularını içine soktuğu bir kostümden başka bir şey değildir.
- Hayat, insanın reddedebileceği bir tekliftir.
- Fanatik; bir fikre yapışır, annesinin eteklerine yapışan bir çocuk gibi. Hayatta elde edebileceği mutluluğu annesinin bir tanesi olmasına bağlar.
- Güzel niyetler garip olgulardır. Geçersizliklerini varoluşlarıyla kanıtlarlar.
- İnsan kendisi için yaşar; ama başkaları için ölür.
- İki tür olay vardır: İyi, yani insanı geliştiren ve kötü, insanı engelleyen. Her şey hayata birinci kategoriden mümkün olduğunca çok ve ikinci kategoriden de mümkün olduğunca az malzeme katmakla ilgili.
- Doğa sevgisi insan sevgisinin habercisidir.
- Hayat, ne yapalım ki gücünün zirvesinde başlar ve bu noktadan itibaren sürekli aşağı inerek sonuna ulaşır. Kötü bir dramaturji hatası.
- Meşru bir devlet, vurmadığı sürece insanın hissetmediği bir ayakkabı gibidir.
- Doğru sürülen bir hayat dört bölüme ayrılır: İlk yirmi yıl düşünen, sonraki yirmi yıl da konuşan insanız. Üçüncü aşamada eylemlerde bulunur ve son aşamada tekrar düşünmeye döneriz.
- İnsan başka hiçbir şeye şiddet kadar çabuk alışmaz.
- İlerleme dürtüsü, toplumsal kibirle kendini gösterme arzusunun bir karışımıdır. Var olanla yetinmeyi bilmemek, her çağda en az bir kere olmak üzere yüz binlerce, hatta milyonlarca insanın hayatına mal olur.
- Dünyada insanların ciddiyetle dile getiremeyecekleri kadar saçma bir cümle yoktur.
- Bir güvenlik sistemini hayattan vazgeçmiş insanlardan daha çok korkutan bir şey yoktur. Bu durum onları durdurulamaz kılar.
- Doğru olanı sürekli tekrarlamak bir insanın vatanına sunabileceği en büyük hizmettir.
- Şehrin çatıları üzerinde bir çatı katı ve acıya karşı özel bir yeteneği olan bir kadınım. Dört haftadır evden çıkmadım. Hakkımda bilinebilecekler bu kadar işte. Bakışımı kendi içime yöneltip içeride bir şeyler kıpırdıyor mu, kişiliğimin varlığını açığa vuran hafif bir çıtırtı veya fısıltı var mı diye kulak kabarttığımda, hiçbir şey duyamıyorum. Tekrarlana tekrarlana anlamını yitiren bir kelimeyim. Hiç kimse yaşadıklarımı anlayamaz. Ben bile anlayamam. Bir köpek olsaydım, yaklaşmayayım diye kendime havlardım.
… Yeni yazarlar, yeni kitaplar, yeni fikirler keşfetmek için …
Bir varmış, bir yokmuş. Mehtaplı bir eylül gecesinde Ay’a bir merdiven dayamışlar. Alimler, yazarlar, şairler ve filozoflar bir bir yukarı çıkıp oturmuşlar. Hem Doğu’dan hem de Batı’dan büyük isimler gelmiş: Lev Nikolayeviç Tolstoy, René Guénon, Turgut Cansever, El Muhasibi, Şeyh-i Ekber, Cemil Meriç, Arthur Schopenauer, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, Mahmut Erol Kılıç… Sadece bir kaç yer boş kalmış. Konuklar demişler ki “ başka yazar çağırmayalım, bu son sandalyeler bizim kitabımızı okuyacacak insanlara ayrılsın”. Evet… Kitap sohbetlerinden oluşan derlemelerimizin altıncısıyla karşınızdayız. Buradan indirebilirsiniz.
Önceki kitap sohbetleri:





Kitap Tanıtan Kitap 6
“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

Sen insansın, homo-economicus değilsin!
Gurbetçi Freud ve “Das Unheimliche”






Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak? Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir “problem” olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o “konuşmayan nasihatçıdan”, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı.
“Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasagelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise sonsuzluk olmaz mı? İyi ama şimdiki zaman var olabilmek için geçmişe karışması gerekiyorsa mevcudiyetini yok oluşuna muhtaç olan bir Şimdi‘ninVARlığından nasıl bahsedilebilir? Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.” (Aziz Augustinus, 354-430)