24 Kasım öğretmenler günü aforizmaları »
By my on Kas 24, 2015 in Aforizmalar, Çocuk, Eğitim, Gençlik, Kemalizmin Zararları, Ulus-Devlet | 2 Comments
- Bugün 24 kasım öğretmenler günü. “Kutsal meslek” zırvalarıyla kafamızı ütülemek yerine öğretmenler biraz özeleştiri yapabilir mi?
- Cumhuriyetin ilânından beri Kürtlere Kürtçe yasaklandı, terörden anamız ağladı, tesettürlü kızlara okul yasaklandı. Öğretmenler ne yaptı?
- Kemalizmin temel ilkeleri olan ırkçılık ve İslâm düşmanlığı okulda öğretilir. “Ben bu zırvayı öğretmem” diyen öğretmenlerin ellerinden öperim.
- Atatürk heykelleri önünde putperest ayinleri çocuklara zorla yaptıran öğretmenin nesi kutsal? Direnen varsa elini bırakıp ayağını öpeyim.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Mahmut Esat Bozkurt adına toplantı salonu var. Eğitim mi bu? (“… Türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler! …”M.E.Bozkurt)- Türkiye’de ortalama kişi başı TV’ye ayrılan süre günde 4 saat, kitaba ise 10 saniye. Kendini “kutsal” ilân eden öğretmenlerin hiç mi suçu yok?
- “Bunu oku ezberle, bilemezsen ceza” diyerek çocukların kitaptan nefret etmesine sebep oluyorsunuz. Hiç mi düşünmez öğretmenler?
- Zengin, fakir, Kürd, Türk, deniz kıyısı dağ başı fark etmiyor. Türkiye kitap okumuyor. Öğretmenler nerede?
- Maaşın azlığından yakınır, atama beğenmez, öğrenci beğenmez… Hiç öğretmenlerin kemalizm denen Türk faşizminden yakındığını gördünüz mü?
- Öğretmenlerin maaşını %25 indirsek hepsi sokağa dökülür. Ama Kürtçenin yasaklanmasına aynı tepki verilmedi. Riyakârlık değil mi bu?








“… Ben, biz insanların çok zeki, örneğin uzayın ve atomların yapısını inceleyebilecek kadar zeki olduğumuz halde, kendi hakkımızda pek bir şey bilmememizi tuhaf buluyordum. Babamın cevabı bana o kadar akıllıca geldi ki, onu burada kelimesi kelimesine aktarabileceğimi sanıyorum: Eğer beynimiz, onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, dedi ve tam burada durdu biraz, o zaman öyle aptal olurduk ki, yine anlayamazdık onu.
Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları“filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir.
Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl öncekomşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındaki tek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenlergericilikle,bağnazlıklasuçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı 










