Çürümenin Kitabı / Emil Michel Cioran »
By Öztürk Ali Bayram on Ara 15, 2015 in Hayat, Kitap Alıntısı, Ölüm | 0 Comments
‘Tanrı: Ürküntümüzün üzerine dosdoğru düşüş; hiçbir ümide kanmayan arayışlarımızın ortasına yıldırım gibi inen selâmet; tesellisiz kalmış ve zaten teselli edilmek de istemeyen kibrimizin dolambaçsız bir biçimde geçersizleşmesi; bireyin kızağa çekilme yolunda ilerlemesi; endişe noksanlığı yüzünden ruhun işsiz kalması…
İmandan daha büyük bir feragat var mıdır? İman olmadığından sonsuz sayıda çıkmaza girildiği doğrudur. Ama hiçbir şeyin sonunun hiçbir şeye çıkmadığını; erenin, hüznümüzün bir yan-ürünü olduğunu bile bile, bu ayak süreme ve kafamızı yere göğe vura vura ezme zevkinden kendimizi niye mahrum edelim?
Atadan kalma ödlekliğimizin bize önerdiği çözümler, entelektüel edebinden yan çizmenin en beter yollarıdır. Yanılmak, kandırılmış olarak yaşamak ve ölmek; insanların yaptığı budur. Ama bizi Tanrı’nın içinde yok olmaktan koruyan ve bütün anlarımızı, hiç etmeyeceğimiz dualara dönüştüren bir haysiyet de vardır.’
**
‘Hayat, ancak muhayyilemizin ve hafızamızın zayıflıklarıyla Read the rest






1900’lerin başında imparatorlukların yerini alan seküler, endüstriyel ulus-devletlerin güç çatışmaları ile çizildi ulusal sınırlar. Avrupa’daki gerginlik bütün dünyaya yayıldı. Afrika’da ve İslâmistan’da da birçok “ulusal” sınır çizildi. Bunları çizmek, meselâ Arapları bölmek için yeni uluslar icad edildi: Mısırlılar, Suriyeliler, Iraklılar… Günlük hayatın gerçeklerine değil emperyalist hesaplara dayanan bölünmelerdi bunlar. Haliyle insanlara değil hammadde kaynaklarına ve limanlara göre çizildi. Meselâ 1884’te yapılan ve Afrika’daki (güya) ulusal sınırların çizildiği Berlin konferansında hiçbir Afrika halkı temsil edilmedi. Bugün de neticeleri süren ve Afrika’yı sömürmek için cetvelle çizilmiş sınırları kolaylıkla tanıyabiliriz. Ama kıyıdaki bir limandan içeri girip genişleyen sınırlar da yine Avrupalılar tarafından çizilmiştir. (Kongo, Kamerun, Benin…) Orta Asya’da Türkçe konuşan halklar da komünizm zamanında birbirlerinden ayrıldılar. Ama Ruslar sadece kara sınırları çizmekle kalmadı; her bir “ülkeye” farklı bir Kiril alfabesi dayattılar. Böylece Kazaklar, Özbekler, Türkmenler, Kırgızlar ve Azerîler birbirlerinin kitaplarını okuyamaz hale getirildiler. Bir başka deyişle zihinlere dikenli tel çekildi. Kur’an alfabesiyle yazdıkları Türkçe metinleri de okuyamadıklarından geçmişleri ile aralarına mayın döşenmiş oldu.










