Hudud / Sınır / граница / Frontière / الحدود »
By my on Ara 14, 2015 in Derin Lügat, Ulus-Devlet | 14 Comments
Gerçekten var olan iki farklı şey arasındaki değişmez çizgi değil.
Nedir?
İndî olarak hissedilen ya da farklı olduğuna inanılan iki kimlik arasındaki hat. Yani sınırlar sübjektif/indî varlıklardır. (Bkz. Derin Lügat: İndî / Sübjektif / Objektif / ذاتي) Meselâ Türk-Yunan sınırı Türkler ve Yunanlılar için vardır ama kargalar, solucanlar ve bulutlar sınırda pasaport göstermeden geçerler. Yani hudud bir kimlik inşasıdır; “ben/biz” ve “ötekiler” hudud ile tarif edilir. (Bkz. Ben Kimdir?)
Zira bir şeyin değeri ona değer verenlerin değeri ve gücüyle bilinir. Kişilerin ya da devletlerin koydukları hududlar kişilerin ya da devletlerin gücü ve saygınlığıyla sınırlıdır. Yani sınırlamanın bir sınırı vardır. Hudud da mahdud bir şeydir.
Modern bir icad: Ulusal sınırlar
Yönetmenliğini Sinan Çetin’in yaptığı, Metin Akpınar ve Kemal Sunal’ın başrollerini paylaştığı Propaganda adlı film bunu anlatır. 1948’de ulusal sınırların dikenli telle kapatılması sonucu ortadan ikiye bölünen Hisli Hisar Kasabası’nda hayat alt-üst olur. İkiye bölünen kasabayla birlikte hayatlar ve insanlar da parçalanır. Bir gün köyün delisi sınıra kadar davul çalarak gelip poposunu öbür tarafa geçirir ve “haydi, tutuklayın onu!” diye haykırır.
1900’lerin başında imparatorlukların yerini alan seküler, endüstriyel ulus-devletlerin güç çatışmaları ile çizildi ulusal sınırlar. Avrupa’daki gerginlik bütün dünyaya yayıldı. Afrika’da ve İslâmistan’da da birçok “ulusal” sınır çizildi. Bunları çizmek, meselâ Arapları bölmek için yeni uluslar icad edildi: Mısırlılar, Suriyeliler, Iraklılar… Günlük hayatın gerçeklerine değil emperyalist hesaplara dayanan bölünmelerdi bunlar. Haliyle insanlara değil hammadde kaynaklarına ve limanlara göre çizildi. Meselâ 1884’te yapılan ve Afrika’daki (güya) ulusal sınırların çizildiği Berlin konferansında hiçbir Afrika halkı temsil edilmedi. Bugün de neticeleri süren ve Afrika’yı sömürmek için cetvelle çizilmiş sınırları kolaylıkla tanıyabiliriz. Ama kıyıdaki bir limandan içeri girip genişleyen sınırlar da yine Avrupalılar tarafından çizilmiştir. (Kongo, Kamerun, Benin…) Orta Asya’da Türkçe konuşan halklar da komünizm zamanında birbirlerinden ayrıldılar. Ama Ruslar sadece kara sınırları çizmekle kalmadı; her bir “ülkeye” farklı bir Kiril alfabesi dayattılar. Böylece Kazaklar, Özbekler, Türkmenler, Kırgızlar ve Azerîler birbirlerinin kitaplarını okuyamaz hale getirildiler. Bir başka deyişle zihinlere dikenli tel çekildi. Kur’an alfabesiyle yazdıkları Türkçe metinleri de okuyamadıklarından geçmişleri ile aralarına mayın döşenmiş oldu.
Geçmişten koparan zihinsel sınırlar deyince elbette Türkiye’yi de hatırlamak gerekir. Latin alfabesinin dayatılması Türkleri ve Türkiye’de yaşayan Kürtleri hem diğer Müslüman halklardan hem de geçmişlerinden kopardı. Bugün dahi milyonlarca Türkiyeli Almanca, İngilizce, Fransızca okuyup yazabilirken ecdadından kalan belgeleri, tarihi eserleri, mezar taşlarını okumaktan acizdir.
Amerikan ulus kimliğinin inşasında “Frontier”
Amerikalı tarihçi Frederick Jackson Turner 1893 yılında “The Frontier in American History” isimli bir makale yayınladı. Bu makalede hudud kavramının Amerikalılar için bolluk, bereket ve iyimserlik temsil ettiğini savundu. Zira sürekli genişleyen sınırlar sayesinde asla toprak Read the rest


















