Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Bozkır Kurdu / Hermann Hesse »

Bozkirkurdu-Hermann-Hesseİnsan neleri yutup sineye çekebiliyor, şaşılacak şey! Sanırım on dakika kadar bir gazeteye göz attım, başkalarının sözlerini ağzında uzun uzadıya çiğneyip tükürükle yoğurduktan sonra yutan, ama sindirmeksizin yine kusup çıkaran sorumsuz bir insanın düşüncelerinin gözlerimden geçip varlığımdan içeri girmesine göz yumdum. Başlı başına bir sütun tutan bu düşünceleri içime aktardım. Sonra boğazlanmış bir dananın karnından çıkarılmış ciğerin epeyce bir bölümünü yedim. Hayret! Alsace şarabının üstüne yoktu doğrusu. Pek belirgin özellikler taşıyan, kendilerine özgü pek tanınmış bir tat içeren ele avuca sığmaz, sert şarapları sevmem, en azından normal günlerde içim çekmez bunları; özel isimler taşımayan, kendi halinde, saf ve hafif taşra şaraplarından hoşlanırım. Bunlardan epeyce kaldırabilir insan; ayrıca, bu şarapların kırı, toprağı, gökyüzünü ve ormanı çağrıştıran pek nefis ve iç açıcı bir aroması vardır. Bir kadeh Alsace şarabı ve bir parça leziz ekmek, işte sana yemeklerin en güzeli! Ama artık önümde bir porsiyon ciğer vardı, seyrek et yiyen benim gibi biri için alışılmamış bir yiyecekti. Sonra, getirttiğim ikinci kadeh şarap önümde duruyordu. Öte yandan, dünyanın çeşitli yerlerinde kendilerinden hayli uzakta yaşayan, düş kırıklığına uğramış kimselerin, çaresiz kalmış bozkır kurtlarının önlerindeki kadehlerden sessiz sedasız yudumlayarak moralleri biraz yerine gelsin, biraz neşelensinler diye civardaki yeşil vadilerde bağcılık yapıp şarap üreten sağlıklı ve dürüst insanların olması da şaşılacak şeydi! Read the rest

Dünyamıza Bakış / Albert Einstein »

Dunyamiza-Bakis-Albert-Einstein-5Yaşamın mânâsı

Yaşadığımız hayatın ve umumî olarak, bütün yaşayan mahlukatın hayatının mânâsı nedir? Bu suale cevap vermesini bilmek müteyeddin olmayı icab ettirir. Belki diyeceksiniz ki, böyle bir soruyu sormanın bir mânâsı var mı?

Ben de şunu söyleyeceğim size: Kendi yaşamınıza ve başkalarınınkine anlamsız gözüyle bakan insan, yalnız mutsuz olmakla kalmaz, kolay kolay yaşamasını bile beceremez.

Bir İnsanın Gerçek Değeri

Bir insanın gerçek değeri, her şeyden önce, kendinden kurtulmayı, ne ölçüde ve ne yolda başardığına bakılarak anlaşılır.

Zenginlik Üstüne

Şuna var gücümle inanıyorum ki, dünyanın bütün zenginlikleri ilerlemeyi gerçekten isteyen bir insanın elinde de olsa, insanlığı ileriye götüremez. Yalnız büyük ve temiz insanlardan örnek almak bizi soylu düşüncelere ve soylu işlere götürebilir. Para bencilliği çeker ve ister istemez, kötüye kullanılmasına yol açar. Carnegie’nin para çuvallarıyla yüklü bir Musa, bir İsa, bir Gandhi düşünebilir misiniz?

Bilim ve Din

İnsanların yaptıkları ve tasarladıkları her şey duydukları ihtiyaçları gidermeye ve acılarını dindirmeye yarar. Düşünce akımlarını ve gelişmelerini anlamak istersek, bunu her zaman göz önünde tutmalıyız. Çünkü her insan çabası ve yaratışı, görünürde ne kadar yüce olursa olsun, duyguların ve özlemlerin etkisi altındadır. Öyleyse, insanları dinsel düşüncelere, en geniş anlamıyla inanca götüren duygular ve ihtiyaçlar neler olmuştur? Bunun üzerinde düşündüğümüz zaman, dinsel düşüncenin ve hayatın beşiğinde türlü türlü duygular buluruz. İlkel insanda dinsel düşünceleri yaratan korkudur her şeyden önce: Açlık korkusu, vahşi hayvan, hastalık, ölüm korkusu. Varlığın o döneminde, olayların nedenleri arasındaki ilişkileri anlamaya gücü yetmeyen insan kafası az çok bize benzer varlıklar uydurmuş ve korkuları olayları onların isteklerine ve eylemlerine bağlamıştır. Read the rest

Dünya Vatandaşı / Hannah Arendt »

dunya-vatandasi-2Dünya Vatandaşı (Men in Dark Times‘tan, 1968, New York)

Hiç kimse kendi ülkesinin vatandaşı olduğu gibi dünya vatandaşı olamaz. “Tarihin kaynağı ve anlamı” isimli eserinde Jaspers ortak bir dünya düzeninin ve evrensel bir egemenliğin muhtemel neticelerini irdeliyor. Böylesi merkezî bir iktidarın hangi rejimle yönetileceği o kadar da önemli değil. Bütün dünyayı yönetme kavramı, bütün [meşru] şiddet imkânlarının monopolünü elinde tutan bir iktidar, onu denetleyecek, sınırlayacak başka iktidarların olMAması tam bir totalitarizm kâbusu. Daha da ötesinde bildiğimiz şekliyle politik hayatın da sonu demek olur bu.

Politik kavramlar çoğulculuk ve karşılıklı dengeleme, sınırlama üzerine oturur. İktidarların kuvvetleri hem kendi vatandaşlarınca hem de [ulusal] sınırlarla belirlenir. Felsefe dünyayı insanlığın vatanı gibi tasavvur edebilir, yazılı olmayan, herkes için geçerli bir kanunla tanımlı… Politika ise insanlarla uğraşır, farklı ülkelerden gelen, farklı tarihlerin mirasçıları olan insanlardır bunlar. Politikanın ilkeleri gerçek hayata tekabül eder; sınırlama getirir, korur, hudut teşkil eder, had bildirir. Özgürlük bir tasavvur değil gerçeğin ta kendisidir, yaşayan politikadır. Read the rest

Kötülüğün Sıradanlığı / Hannah Arendt »

Kotulugun-Siradanligi-Hannah-Arendt-45Vicdanını sızlatan cinayet düşüncesi değil, Alman Yahudilerini öldürme düşüncesiydi. (“Einsatzgruppen’  in öldürme emri aldığını bildiğimi asla inkâr etmedim; ama tahliye edilip Doğu’ya gönderilen Reich Yahudilerinin de aynı muameleye maruz kaldığını bilmiyordum. Bundan haberim yoktu.”) Bu düşünce, eski bir Parti üyesi ve işgal Altındaki Rusya’da Sivil idare Başkanı olan Wilhelm Kube’nin de vicdanını sızlatıyordu; Demir Haç nişanı olan Alman Yahudilerinin “Özel muamele” görmek üzere Minsk’e getirildiğini görünce öfkeden deliye dönmüştü. Kube kendisini Eichmann’dan daha iyi ifade edebildiği için, onun sözlerinden, Eichmann’ın vicdan azabından kıvranırken aklından neler geçtiği konusunda bir fikir edinebiliriz. Kube Aralık 1941’de üstüne şunları yazıyordu: “Şüphesiz dayanıklı biriyim ve Yahudi meselesinin çözümüne yardım etmeye hazırım; ama bizim kendi kültürel çevremizden gelen insanların, şu hayvana dönmüş yerli çapulcu takımıyla kesinlikle bir tutulmaması gerektiğini düşünüyorum.” Bu vicdan sızısı, tabii birilerinin vicdanı gerçekten sızladıysa, Hitler rejiminden sonra da ayakta kalmıştır; Almanlar arasında bugün bile ısrarla “sadece” Ostjuden’  in, Doğu Avrupa Yahudilerinin katledildiğini savunan bir “yanlış bilgi” dolaşır.

“İlkel insanların öldürülmesiyle “kültürlü” insanların öldürülmesi arasında ayrım yapanlar sadece Almanlar değildi. Harry Mulisch, Profesör Salo W. Baron’un Yahudi halkının kültürel ve manevi başarılarıyla İlgili ifadesinin, aklıma hemen şu soruları getirdiğini söyler: “Yahudilerin, örneğin kendileriyle aynı kaderi paylaşan Çingene halkı gibi, bir kültürü olmasaydı, öldürülmeleri kötülükten sayılmayacak mıydı? Eichmann insanları yok eden birisi olarak mı yoksa kültürü yok eden birisi olarak mı yargılanıyor? İnsanları öldürürken bir kültürü de yok eden bîr katilin suçu daha mı büyüktür?” Mulisch aklındaki soruları Read the rest

Milletlerin Zenginliği / Adam Smith »

adam-smith-milletlerin-zenginligi-4aa

Zenginleşme yolunda hızla yürüyen bir ülkede bile, yeni bir toprağın yahut bazı yeni zanaat kollarının benimsenmesi, bazen mal mevcudu kârlarını, bunlarla birlikte de para faizini yükseltebilir. Bu benimsenen şeylerden üleşildikleri türlü kimselere düşen ülke mal mevcudu, işteki artışın tümüne yetişmediğinden yalnız en çok kâr getiren bir takım kollara harcanır. Önceden başka işte kullanılmakta olan sermayenin bir kısmı oradan ister istemez geriye çekilir; yeni, daha kazançlı zanaatlara yatırılır.

Bundan ötürü, bütün bu eski işlerdeki rekabet, öncesine oranla azalmaya yüz tutar. Pazar, bir sürü başka başka mal çeşitleriyle iyice donatılmaz olur. Bu malların fiyatı, muhakkak az çok yükselir; onların alım satımıyla uğraşanlara daha çok kâr getirir. Böylelikle, bu kimseler, daha yüksek faizle ödünç alabilecek duruma girer. Yalnız pek itibarı yerinde özel kimseler değil, Londra’nın Read the rest

Barış / Sulh / Peace / Paix / صلح / سلام »

baris-ateskes-2Ne değildir?

Bir ateşkes yani savaşsızlık durumu değildir. NATO, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler gibi caydırıcılık veya menfaatler gereği elde edilen geçici çatışmasızlık durumuna “barış” denmez.

Nedir?

Barış ancak iyilikle fayda, mutlulukla tatmin gibi temel mefhumların arasındaki farkları bilen topluluklarla yapılabilir:

Bu şuurla yaşayan insanlar bir korku, tehdit veya çıkar ümidi olmaksızın, sadece kendileri iyi oldukları için barış isterler. Gerçek barış arzusu ahiret şuuru olan ve insanî değerleri maddî değerlere tercih eden insanlar için geçerli olabilir. (Değer / Kıymet / Value / Valeur / قيمة) Farkı bilmeyenle barış değil sadece ateşkes yapılabilir ama bu gerçekten insan için küçük düşürücü bir derekeye inmek demektir:

  ” […] Yaşamını komünist rejimin hâkim olduğu bir yerde geçirmiş bir insan olarak, size şunu kesin olarak söyleyebilirim: Ortak hukuk ölçüsü olmayan bir toplum korkunç bir toplumdur. Ama yegâne ahlâkî dayanağı yasalardan ibaret olan bir toplum da insanoğluna layık bir toplum değildir. Yasaların üzerine inşa edilen, daha iyisini amaçlamayan bir toplum, insanoğlunun hakikî kapasitesini değerlendiremiyor demektir… Yasaların haklı bulduğu bir insandan daha başka bir şeyler talep edilemez. Yasaların onayladığı haklılığı kimse sorgulayamaz. Kimse kimseden yasal haklarından ödün vermesini isteyemez, insaf telkin edemez. Yasal haklardan isteyerek vazgeçmek, fedakârlık, kendi çıkarlarını düşünmemek en basitinden saçma görünür. Gönüllü özveriye hemen hiç rastlanmaz… Yeni bir enerji türünün kullanılmasını önlemek üzere lisans haklarını satın alan bir petrol şirketi yasal olarak suçsuzdur. Ürünün raf ömrünü uzatmak için içine zehir katan gıda üreticisi de yasal olarak suçsuzdur, çünkü insanlar söz konusu ürünü satın alıp almamakta özgürdürler… Günümüz Batı toplumunda iyilik yapmak özgürlüğünün kötülük yapmak özgürlüğü ile bir olduğu bir durum sergilenmektedir… Dediğim gibi, hal böyle olunca özgürlüklerin kötülük lehine bükülmesi kaçınılmazdır…” (Aleksandr Soljenitsin, Söyleşiler)

 Muhabbet, Merhamet, Adalet, Ticaret ve Şiddet

İnsan hayvanlarla ortak olan yönlerinden uzaklaştıkça mükemmelleşir. (Mükemmel / kusursuz / كميل / parfait / perfect / έντελέχεια) Toplumlar da birlikte yaşamak için müesseseler kurduklarında bu insanî değerler üzerine bina edilirse “medeniyet” olur yoksa hayvan ve bitki toplulukları gibi kültür seviyesinde kalır. (Bkz. Derin Lügat maddesi: Medeniyet / Şehir / Cité / Civilisation / المدنية / الحضارة ) Hayvan ve bitki diyoruz zira bunların bir arada yaşamaları tehdit ve menfaat üzeredir; insan ise aklı, vicdani, tahayyülü, idraki ve ameliyle Ölüm’den sonrasına ve kendi ölümünden sonrasına uzanır. (Bkz. Ölümden Bahseden Kitap). Bir başka deyişle Read the rest

Tarihsel Kapitalizm / Immanuel Wallerstein »

Tarihsel-Kapitalizm-Immanuel-Wallerstein_11

İmalat aşamaları, çetrefilli meta süreçler şeklinde bağlandı birbirine. Meselâ, tüm tarihsel kapitalizm tecrübesi boyunca geniş ölçüde üretilip satılan tipik bir ürün olarak giyim eşyalarını düşünün. Giyim eşyası üretmek için genellikle en azından kumaş, iplik, birtakım makineler ve işgücü gerekir. Ancak, bu kalemlerin her biri de üretilmeyi gerektirir. Yine, bunların üretilmesinde kullanılacak kalemlerin de üretilmesi gerekir. Meta zincirindeki tüm alt süreçlerin metalaştırılması kaçınılmaz olmadığı gibi, yaygın da olmamıştır. Hatta, göreceğimiz gibi, gerçekte zincirdeki tüm halkaların metalaştırılmaması durumunda genellikle daha çok kâr elde edilir. Açık olan nokta, böyle bir zincirde, bilançoya maliyet kalemi olarak kaydedilen birtakım ücretler alan emekçilerden oluşmuş çok büyük ve dağınık bir kümenin varlığıdır. Ayrıca çok daha küçük, ama yine genellikle dağınık durumdaki (üstelik genellikle iktisadi ortaklar halinde birleşmiş olmayıp ayrı iktisadi birimler olarak iş gören) insanlardan oluşmuş ve zincirin toplam üretim maliyeti ile, nihai ürünün elden çıkarılmasından elde edilen toplam gelir arasındaki son farkı bir biçimde paylaşan bir küme vardır. Read the rest

Neden okuyalım? Ne okuyalım? Nasıl okuyalım? »

  • kitap-okumak-ne-okuyalim-nasil-okuyalim-3Müslümanlar üzerine tahakküm kurmak isteyen güçlerin daima âlimleri hedef alması dikkat çekicidir. Okunacak o kadar çok kitap ve konu varken ilimle meşgul olmak isteriz ama çoğu kez ne okuyacağımızı bilemeyiz. Ne okuyalım? Nasıl okuyalım?
  • Gazâlî Hz’nin İhya’da söylediği gibi ilmin eftaliyeti bildirdiği şeyin eftaliyetiyle ölçülür. İlim tahsiline ALLAH’ı bildiren Kur’an ve Sünnet ile başlamak gerekir.
  • Kur’an’ı anlamak için elbette meal ve tefsir okunur. Hayata uygulanması ve müşküllerin Kur’an ile hallolması için bazı rehber kitaplar var.
  • Kimya-yı Saadet bu “rehber” kitaplar içinde en kolay okunan ve akılda kalanlardan biri. Günlük hayattaki meselelere birebir tekabül ediyor.
  • İlgilendiğiniz saha her ne olursa olsun temel metinlere öncelik vermelisiniz. Peki konu ve tür olarak ne okumak gerek? Hangi kitabın, hangi konunun size uygun olduğunu nuasıl bileceksiniz? Bunun için aşağıdaki kitap sohbetlerini tavsiye ediyoruz. Bu e-kitapların her biri 20, 30 hatta 40 kitabı ve yazarı tanıtan sohbet yazıları içeriyor. Bir kitabı satın alıp okumadan evvel bu sohbetler sayesinde kolaylıkla fikir edinebilirsiniz:
  • Kitap okumaktan yorulduğunuzda başka şeye geçmeyin, başka kitap okuyun. Aynı anda 5 hatta 10 kitap okuyun. Çok daha hızlı gidersiniz.
  • Okuduğunuz kitaplardan notlar çıkarın. Küçük yapışkan kâğıtlar yahut kitabın içine girecek küçük bir not defteri olabilir.
  • Önemli kitapları iki veya üç kez okuyun. Vakit kaybı olmaz. Notlarınızı gözden geçirin. Hâlâ aynı şeyleri mi önemli buluyorsunuz?
  • Gözleriniz yorulunca sesli kitap dinleyin. Beyin yorulmaz. Yolda, metroda hergün 2-3 saat geçiyor. Hafta 1 sesli kitap bitirebilirsiniz.
  • Çok uyumayın. 4-6 saat insana yeter. Eğer yoğun biçimde beyninizi kullanırsanız uyku ihtiyacınız azalır. Sürekli öğrenmek beyni yormaz, dinlendirir.
  • Kitap okurken cep telefonunuzu uçuş moduna alın. Çok fazla yiyip içmeyin. Özellikle şeker uyku getirir. Gazlı içecekler, üzüm ve karpuz gibi meyveler de okumak için uygun değil.
  • Davanıza, manevî değerlerinize saldırıldığı zaman savunun. Ama ucuz cidal aramayın. Hem nefsin hoşuna gider hem de vakit kaybedersiniz.
  • İhlasla münazara eden Müslümanlar eninde sonunda tevhid olurlar. Nefsi için cidal edenler ayrı düşerler. Bir mecliste tefrika varsa oradan uzaklaşın.

Read the rest

Akıl Tutulması / Max Horkheimer »

Akil-Tutulmasi-Max-Horkheimer-044Bireyin yenilgisinin nedeni kendi başına teknoloji ya da sağ kalma tutkusu değildir; sorun, üretimin kendisi değil, biçimidir: sanayi toplumunun özgül çerçevesi içinde insanlar arası ilişkiler.

İnsan emeği, araştırma ve buluş, zorunluluğun meydan okumasına insanın verdiği karşılıktır. Bu ilişki, ancak insanlar emeği, araştırmayı ve buluşu tanrılaştırdığında saçmalaşır. Böyle bir ideoloji, yüceltmeyi amaçladığı uygarlığın hümanist temellerini baltalama eğilimindedir. Eksiksiz doyum ve sınırlanmamış haz düşünceleri ilerleme güçlerini özgürleştiren bir umut doğurmuş olduğu halde, ilerlemenin putlaştırılması ilerlemenin tersi olan bir gelişmeye yol açar. Anlamlı bir amaca yönelik zahmetli bir emek zevkli bulunabilir, hatta sevilebilir de. Ama emeği başlı başına bir amaç haline getiren bir felsefe, sonunda her türlü emekten nefret edilmesine yol açar. Bireyin düşünüşünün sorumlusu insanın teknik başarıları değildir, hatta insanın kendisi de değildir —insanlar çoğu zaman düşündükleri, söyledikleri ya da yaptıkları şeylerden daha iyidirler— asıl sorumlu, “nesnel zihin”in bugünkü yapısı ve içeriğidir, toplumsal hayatın her alanına sinmiş olan anlayıştır. Read the rest

Müslümanlarda içe kapanma ve dışa açılma »

  • muslluman-ozgurluk-ice-kapanmaYoğun bir din eğitimi almış olsa bile gençlerin iki uç noktaya savrulduğunu görüyoruz: Haz düşkünlüğü ve aşırı karamsarlık. Karamsar Müslüman olur mu?
  • Haz düşkünlüğü ve aşırı karamsarlık hayatı derinlemesine öğren-ME-mekten ve kendi itikadını tahkik et-ME-mekten kaynaklanıyor.
  • Müslümanların Heidegger okumasına “entellektüel obezite” diyenler boş bırakılan kürsüleri siyonistler ve Türk düşmanı soykırımcılar tutunca ağlamasınlar.
  • İlmin şerefi bildirdiği şeyin eftaliyetiyledir. Müslüman her şeyden evvel Kur’an’ı, Sünnet’i bilmelidir. Ama bu Sartre okumasını engellemez.
  • “ilmihal okuyun ve gerisini boş verin” türü telkinler bir içe kapanıştır. Bağdat, İstanbul ve Endülüs kapanarak değil açılarak medine olmuş.
  • Tecrid olmuş İslâmî çevrelerden gelen gençler “dışarıdan” bir fikir veya sanat eseriyle karşılaşınca sudan çıkmış balığa dönüyor. Neden?

Read the rest