Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Kendi Hayat Hikâyem / Hermann Hesse »

herman-hesse-ozyasam-1zs1Savaşın ilk yılında başımdan geçen küçük bir olayı hiç unutmamışımdır. Büyük bir sahra hastanesine gitmiştim, çevremdeki değişen dünyaya bir gönüllü olarak anlamlı bir şekilde ayak uydurmanın yolunu arıyor, böyle bir şeyi o zamanlar henüz mümkün görmüyordum. Yaralıların tedavi edildiği hastanede yaşlı bir matmazelle tanıştım, varlıklı biri olduğundan daha önce hiçbir işte çalışmamıştı, şimdi ise hastanede hastabakıcılık yapıyordu. Bana, bu büyük günleri görebildiği için ne kadar sevinip gururlandığını dokunaklı bir coşkuyla anlattı. Kendisine hak verdim içimden, evlenmemiş geçkin bir matmazel olarak sürdürdüğü miskin ve bencil yaşamdan kendisini çekip alarak etkinlik dolu daha değerli bir yaşamın kucağına atmak için böyle bir savaşın kopması gerekmişti. Ne var ki, kurşun yaralarından delik deşik vücutları sargılar içindeki askerlerden geçilmeyen koridorlarda, kiminin kolları, kiminin bacakları kesilmiş, kimi can çekişen askerlerin doldurduğu salonlar arasında mutluluğunu açıklayan sözlerini işitince, yüreğim sızladı. Her ne kadar bu hanım teyzenin coşkusunu anlıyorsam da, kendisiyle bu coşkuyu paylaşmak, bu coşkuyu onaylamak elimde değildi. Böyle bir coşku için on askerin yaralanması gerekiyorsa, söz konusu hanımların mutluluğu biraz tuzluya mal oluyor demekti.

Hayır, büyük çağdan duydukları sevinci başkalarıyla paylaşmam olacak şey değildi; dolayısıyla, başından başlayarak savaş yılları boyunca fena halde acı çektim, görünürde dışardan gelip günlük güneşlik bir havada çakan bir şimşek gibi tepemize binen felakete karşı yıllar yılı umutsuzca direndim; oysa çevremdeki herkes bu felaketten ötürü coşup bayram yapıyordu. Çeşitli yazarların gazetelerde çıkıp savaşın mutluluğunu Read the rest

Ermiş / Halil Cibran »

ermis-halil-cibranHer şeyi kendisine ayıran deniz beni de çağırıyor ve bu gemiye binmeliyim.

Çünkü kalmak, saatler gecede alev alev yansa da, donup kristalleşmek ve bir kalıba girmek olur.

Buradaki her şeyi seve seve yanıma alırdım, ama nasıl?

Bir ses, dili ve onu kanatlandıran dudakları taşıyamaz. Gökleri kendi başına aramalı.

Ve kartal güneşe yalnız ve yuvasız uçmalı.

Tepenin yamacına indiğinde, tekrar denize doğru döndü ve gemisinin limana yaklaştığını ve baş tarafında kendi topraklarının insanları olan denizcileri gördü.

İçtenlikle onlara seslendi ve dedi ki:

Kadim annemin oğulları, med-cezirin atlıları

Rüyalarımda bilseniz ne kadar sıklıkla sefere çıktınız. Ve şimdi derin uykumun rüyası olan uyanışıma geldiniz.

Ben gitmeye hazırım ve coşkum yelkenlerini açmış, rüzgârı bekliyor.

Bu durgun havada bir nefes daha alacağım, bir kez daha sevgiyle bakacağım arkama, Read the rest

Savaş Üzerine / Carl von Clausewitz »

clausewitz-savas_uzerine_11Savaş tek ve ani bir darbeden ibaret değildir

Savaşın sonucu tek bir karara ya da aynı zamanda alınmış birden çok karara bağlı olsaydı, bu karar veya kararlara yönelen hazırlıkların doğal olarak aşırılığa kaçması gerekirdi. [Meselâ bugün her anlaşmazlık nükleer silahların veya en azından topyekün savaşın devreye girmesi gibi] Çünkü kaçırılmış bir fırsatı bir daha elde etmeye imkan yoktur. Gerçekler aleminin bize bu konuda, yani alınacak tedbirler konusunda verebileceği ipucu, bilebildiğimiz kadarı ile, hasmımızın aldığı tedbirler olabilirdi çok çok; geri kalanını bir kez daha soyut alanda aramamız gerekirdi. Ancak sonuç birbirini izleyen çeşitli işlemlerden meydana geldiği takdirde, bunlardan her biri, bütün evreleri ile, sonrakinin bir ölçüsü yerine geçebilir, ve o zaman bir kez daha soyut kavramlar dünyasından gerçek aleme dönmüş ve dolayısıyla aşınlık eğilimini hafifletmiş oluruz. Ne var ki, mücadelenin gerektirdiği ve elde mevcut imkanların hepsi aynı zamanda harekete geçirilmiş olsa veya olabilse, tüm savaşlar tek bir karar veya aynı zamanda alınmış bir çok kararlara indirgenmiş olurdu. Çünkü olumsuz bir sonuç bu imkanları ister istemez azaltır, ve ilk kararda bunlann hepsi kullanılmış ise, ikinci bir karar tasavvur etmeye imkan kalmaz. Bu takdirde, birincisini izleyecek olan bütün savaş hareketleri esasında onun birer parçası olmaktan öteye gidemeyecek Read the rest

Trump uluslararası eko-politik dengeleri değiştirebilir mi? »

trumpEkonomi politik, gücün ve zenginliğin ele geçirilmesi çabası ve karşılıklı etkileşimi ile ilgilenen bir disiplin. Esas olarak devlet/siyaset ve piyasa/ekonomi arasındaki ilişkilerin doğası üzerinde çalışır. Devletin ve ona bağlı olarak yürütülen siyasal süreçlerin üretimi ve zenginliği nasıl etkilediğine, siyasal karar mekanizmalarının ekonomik çıkarları ne yönde etkilediğine odaklanır.

Ulusal ölçekteki bu siyaset ekonomi etkileşimini uluslararası düzeye taşıdığımızda disiplinin ismi uluslararası ekonomi politik (UEP) olmaya başlıyor. UEP ise küresel güç ve refahın üretimi ve devletlerarasında bölüşümüyle ilgilenir. UEP’te dünya sisteminin işleyişini açıklamaya çalışan üç teori bulunmakta. Birincisi, liberal değerleri referans alan “İkili ekonomi teorisi” (düalizm); ikincisi, ilhamını Marksizm’den alan “modern dünya sistemi”; üçüncüsü ise realist/milliyetçi yaklaşıma yakın “hegemonik istikrar teorisidir”. Eksiğiyle fazlasıyla her biri küresel ekonomi politik düzeni iyi kötü açıklama gücüne sahiptir diyebiliriz. Bu teorileri tek tek anlatmak yerine konumuz bağlamında ihtiyaç miktarınca istifade edeceğiz.

Özellikle hegemonik istikrar teorisinin, bugünkü ABD seçim sonuçlarını anlamamızda bize yardımcı olacağı kanaatindeyim. Bu teori, dünya üzerinde politik ve ekonomik istikrarın belli bir hegemonun varlığını zorunlu kıldığını söyler. Küresel sistemin sağlıklı işleyebilmesi için, güçlü ve baskın bir aktörün liderliği şarttır. Read the rest

İnsancıklar / Dostoyevski »

insanciklar-dostoyevski-271Bugün burada dayanılmaz derecede üzücü, anlaşılmaz ve hiç beklenmedik bir olay oldu. Bizim zaval ı Gorshkov -bunu söylemeliyim- adını tamamen temize çıkardı. Dava bir süre önce tamamlandı, bugün kararı almaya gitti. Dava onun için çok mutlu bir şekilde sonuçlandı. İhmal ve düşüncesizlik suçlarından beraat etti. Tüccar Gorshkov’a büyük bir miktar para ödemek zorunda bırakıldı. Böylelikle ekonomik durumu oldukça düzeldi. Adı temize çıktı. Her şey yoluna girdi. Kısacası istediği her şeye kavuşmuş oldu. Bugün saat üçte eve geldi. Çok kötü görünüyordu. Yüzü kâğıt gibi bembeyazdı. Dudakları titriyordu ama yine de gülümsüyordu. Karısını ve çocuklarını kucakladı. Biz de onu tebrik etmek için başına toplandık. Bizim bu davranışımızdan çok etkilendi. Etrafa selamlar verdi, hepimizle birkaç kez tokalaştı. Sanki boyu biraz daha uzamış ve dimdik duruyor gibi geldi bana. Gözünde her zamanki yaşlar yoktu. Zavallı adam çok heyecanlıydı. Yerinde duramıyordu. Gördüğü her şeyi eline alıyor sonra tekrar bırakıyordu. Etrafa hiç durmadan gülümsüyor, selamlar veriyor, oturuyor sonra tekrar kalkıyordu. Neler söylediğinden haberi yoktu. Read the rest

Germinal / Émile Zola »

emile-zola-germinal-52Étienne ağır adımlarla kömürün boşaltıldığı hangara geri döndü. Başının üzerindeki bu korkunç hareketlilik onu serseme çevirmişti. Soğuk hava akımının altında tir tir titrerken, kulaklarını sağır eden vagonların gürültüsünde asansörlerin iniş çıkışını izliyordu. Kuyunun yanında bulunan gösterge tablosu, aşağıdan çekilen bir ipin kaldıraçlı ağır bir tokmağı bir kütüğün üzerine düşürdüğünü gösteriyordu. Tek vuruş dur, iki vuruş indir, üç vuruş yukarı çek anlamına geliyordu. Bir topuzun aralıksız inip kalkan darbelerini andıran bu sinyaller tiz bir zil sesinin eşliğinde tüm gürültüyü bastırıyor, manevrayı yönlendirirken makiniste megafonla talimatlar yağdıran vagon işçisi bu şamatayı daha da üst noktalara taşıyordu. Bu hengâme içinde dolup boşalan asansörler bir görünüp bir kayboluyor, Étienne bu alengirli işlere akıl sır erdiremiyordu.
Étienne’in anladığı tek bir şey vardı: Kuyu insanları yirmişer otuzar lokmalar halinde ve hiç zorlanmadan yutuyor, üstelik onların boğazından geçtiğini bile fark etmiyordu. İşçiler saat dörtte ocağa inmeye başlıyordu. Ellerinde fenerlerle yalınayak barakadan geliyor, küçük gruplar halinde yeterli sayıda kişinin toplanmasını bekliyorlardı. Demir asansör bir gece hayvanına özgü sessiz bir süzülüşle karanlıklardan yükseliyor, her birinde kömür dolu iki vagon bulunan dört katıyla sürgülerin üzerine yerleşiyordu. Read the rest

Hoşgörü Üstüne Bir Mektup / John Locke »

Hoşgörü Üstüne Bir Mektup  John Locke 6Kiliseler olarak adlandırdığım bu dinî topluluklara siyasî yönetimin hoşgörü göstermesi gerekir; çünkü bu toplulukların işi, özellikle ilgilenmenin her insan için meşru olduğu şeyden (ruhlarının selâmetini kastediyorum) başka bir şey değildir; ve bu bakımdan, millî kiliseyle diğer farklı cemaatler arasında hiçbir farklılık söz konusu değildir. Fakat her kilise içinde, bilhassa düşünülmesi gereken iki konu vardır: İbadetin dış formu ve ayinleriyle, imanın doktrinleri ve hükümleri. Bu konuların, bütün hoşgörü sorununun daha açık bir şekilde anlaşılabilmesi için, ayrı ayrı ve açık seçik ele alınması gerekmektedir.

Zahirî ibadete ilişkin olarak, ilk önce, yargıcın yasa yoluyla, gerek kendi kilisesini, gerekse az çok farklı olan bir başkasını, Tanrı’ya ibadette, her ne olursa olsun, herhangi bir ayinin veya seremoninin yapılmasını mecbur etmeye yönelik hiçbir gücü bulunmadığını söylüyorum. Ve bu, sadece kiliseler özgür topluluklar olmadıkları için değil, fakat Tanrı’ya ibadette her ne uygulanırsa uygulansın, bu uygulamanın Tanrı indinde kabul edilebilir olduğuna  onu uygulayanlar tarafından inanıldığı için  de savunulabilir bir şeydir. İmânın vaadiyle alâkalı olmayan her ne olursa olsun, Tanrı için ne kendinde daha iyi, ne de daha kabul edilebilirdir. Read the rest

Tehâfüt-ül Felâsife – Filozofların Tutarsızlığı / Gazâlî Hz »

2014-1-9Filozofların zamanın kadîm olması k onusunda ilzâm edilişlerinin ikinci şekli:

Onlar (filozoflar) dediler ki; «şüphesiz Allah -size göre- âlemi yarattığından bir yıl, yüz yıl, bin yıl veya sonsuz süre önce yaratmaya kadir idi. Bu takdirler miktar ve kemmiyet bakımından birbirinden farklıdır. Öyleyse âlemin var olmasından önce bir kısmı diğerinden daha uzun ve daha devamlı olan bir süre ve miktarın kabul edilmesi gerekir.

Derseniz; ki, «seneler» lafzı ancak felekin hâdis olmasından ve dönmeye başlamasından sonra kullanılabilecek bir lâfızdır. Öyleyse biz «seneler» lafzını bırakalım, başka bir ifâde kullanalım ve diyelim ki: Âlemin -sözgelimi- varlığının başlangıcından şu ana kadar kendi yörüngesinde bin devir yapmış olduğunu kabul edelim. Acaba Allah Sübhânehû bu âlemden önce, onun gibi bizim zamanımıza kadar bin yüz devir yapmış olacak- bir başka âlem-yaratmaya kâdir mi idi? Şayet «hayır (kâdir) değildi» derseniz bu söz; sanki kadîmin acz halinden, kudret haline inkılâp etmesidir veya âlemin istihlâleden imkân haline dönüşmesidir.

Şayet «evet (kâdirdir)» derseniz ki -bunu demek gerekir- o takdirde «bizim zamanımıza kadar binikiyüz devir yapan üçüncü bir âlem yaratmaya kâdîr miydi, değil miydi?» Buna da evet demek lâzımdır. O halde biz diyoruz ki: Her ne kadar en eskisi o olmakla beraber (çünkü bize kadar binikiyüz devir yapmıştır) bizim varsayımımızdaki sıralamamızda üçüncü dediğimiz âlemin, ikinci adını verdiğimiz âlemle beraber yaratılması mümkün müdür değil midir? Bu âlem bize kadar binikiyüz devir yapmıştır, diğeri ise (ikinci diye sıraladığımız) binyüz devir yapmıştır.

Bunun ikisi hareketin hızı ve mesâfesi bakımından eşit midirler? Şayet «evet (eşittir)» derseniz bu, muhaldir. Zira hız ve durgunluk bakımından birbirine eşit olan iki hareketin aynı vakitte son bulduğu halde, farkh miktar (sayılar)ın ortaya çıkması müstahîldir. Eğer derseniz ki, Read the rest

Kendi Hayat Hikâyem / Hermann Hesse »

herman-hesse-ozyasam-1dd1Yeniçağ’ın sonlarına doğru, Ortaçağ’ın hortlamasından kısa süre önce Jüpiter’in sevecen ışınlarının aydınlattığı yay burcunda doğdum. Temmuz ayının sıcak bir günüydü, akşamın erken bir saatinde dünyaya açtım gözlerimi, doğumumun gerçekleştiği bu saatteki ısı derecesini yaşam boyu farkına varmadan sevdim, aradım hep, bulamadığım zamanlar içim kararıp suratım asıldı. Soğuk ülkelerde barınamadım asla, hayatımda zevk için çıktığım bütün gezilerde güneyi seçtim. Dindar bir ailenin çocuğuydum, anne ve babamı yürekten sevdim, beni On Buyruk’tan dördüncüsüyle vakitsiz tanıştırmayalardı, belki daha bir yürekten sevecektim kendilerini. Gelin görün ki, ne kadar doğru, ne kadar iyi niyetli olsalar da, buyruklar her vakit kötü bir etki yaptı üzerimde. Yaradılıştan uysal, kuzu gibi istenilen yöne yöneltilecek biri olan ben, her türlü buyruğa karşı hele çocukluk yıllarında baş kaldırdım. “Mecbursun” sözünü işitmeye göreyim, çileden çıkıyor, yapmam istenilen şeyi yapmamakta diretiyordum. Bu özelliğimin de okul yaşamımı hayli olumsuz yönde etkilediğini bilmem söylememe gerek var mı. Gerçi dünya tarihi denen o eğlenceli derste öğretmenlerimizin söylediklerine bakılırsa, her zaman dünyayı, geçmişten aktarılagelen yasalarla bağlarını koparıp kendi içlerindeki yasalara uygun davranan insanlar yönetip değiştirmişti ve bu insanların önünde saygıyla eğilmek gerekiyordu. Ancak, derste anlatılan öbür şeyler gibi bu da yalandan başka şey değildi; çünkü biz çocukların arasından biri çıkıp da ister iyi, ister kötü niyetle gözünü karartarak verilen bir buyruğa ya da sadece aptalca bir alışkanlığa Read the rest

Ermiş / Halil Cibran »

ermis-halil-cibran-7Ve içim kan ağladı; çünkü sizler özgürlük arayışındaki arzunuz size gem vurduğunda ve özgürlükten bir amaç ve erişim olarak konuşmayı bıraktığınızda özgür olursunuz. Aslında siz günleriniz kaygısız ve geceleriniz bir istek ve üzüntüden uzak olduğunda özgür olacaksınız.

Ve hatta bunlar hayatınızı kuşattığında ve siz çıplak ve özgür bunları aştığınızda.

Ve anlayışınızın şafağında öğle saatinize bağladığınız zincirleri kırmazsanız nasıl aşabilirsiniz günlerinizi ve gecelerinizi?

Gerçekte özgürlük dediğiniz şey bu zincirlerin en sağlamıdır, halkaları güneşte parlayıp gözlerinizi kamaştırsa da.

Ve bunlar kendi benliğinizden özgür kalasınız diye atacağınız parçalar değil de nedir?

Yürürlükten kaldıracağınız haksız bir kanunsa, o kanunu siz kendi ellerinizle alınlarınıza yazdınız.

Bu kanunları hukuk kitaplarınızı yakarak ya da denizin suyuyla yargıçlarınızın alınlarını yıkayarak yok edemezsiniz. Eğer tahttan indireceğiniz bir zorbaysa, önce onun sizin içinizde kurduğu tahtı devirin. Read the rest