Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Derin Düşünce kitaplarını indirmenin bir başka yolu »

Biliyorsunuz sitemizdeki sanal kütüphanede 50’den fazla e-kitap indirilebilir. Siyaset, Sanat, Tarih, Kemalizm, Eşcinsellik, İslâm, Kadın hakları, Feminizm, Felsefe… Değişik konulara, ilgi alanlarına yönelik 52 kitap, tabi şimdilik… Hemen her ay 10.000 civarında kitap indiriliyor bu sayfadan. Okurlarımız sağ olsunlar bu kitapları paylaşım sitelerine de yüklüyor. Eğer herhangi bir sebeple DD’ye erişemezseniz bu sitelerden de istifade edebilirsiniz. Tabi oradan indirilen kitapların sayısı bizim aylık istatistiklerimize girmiyor ama okurlarımıza kolaylık sağlaması açısından dikkate değer.

Scribd.com’dan indirmek için

USA, Demokrasi mi oligarşi mi? (6: Monsanto) »

Büyük görmek için resim üzerine tıklayın.

 Monsanto__amerikan_saldirganligi

 

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

İran ve İsrail’in Türkiye kardeşliği? »

“… İsrail basını Batı kamuoyuna sesleniyor: “Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak İslamcı. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli…”

İran ve uzantısı yayın organları ise Ortadoğu’ya sesleniyor: “Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak Sünni. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli…”

İran’ın meşhur Kayhan gazetesi zinhar İsrail’in en çok satan gazetelerinden Jerusalem Post’la pişti olamaz diyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu iki yarı-resmî basın organının Türkiye konusundaki ağızbirliği, tüm ezberleri bozacak cinsten…”

 

Son dönemde İsrail ve İran basınında neredeyse aynı cümlelerle Türkiye karşıtı yazılar çıkıyor

Son birkaç aydır dikkat çeken bir gelişme yaşanıyor Ortadoğu basınında. Türkiye konusunda çıkan haber ve yorumların mahiyetinde göze çarpan bir unsur var. Özellikle belli kaynakların neredeyse propaganda seviyesine ulaşan anti- Türkiye yayınları, Suriye meselesi ile ilintili görülse de, aslında Türkiye’nin orta ve uzun vadede bölgede oynayacağı role darbe vurmayı hedefliyor.

Burada ilginç olan şey anti-Türkiye ittifakında birleşen düşmanlar: İran ve İsrail.

TÜRKİYE’NİN BÖLGEDE SÖZ SAHİBİ OLMASI TEHLİKELİ
İsrail basını Batı kamuoyuna sesleniyor: “Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak İslamcı. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli…”

İran ve uzantısı yayın organları ise Ortadoğu’ya sesleniyor: “Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak Sünni. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli…”

İSRAİL VE İRAN GAZETELERİ PİŞTİ OLMAZ DİYORSANIZ YANILIYORSUNUZ
İran’ın meşhur Kayhan gazetesi zinhar İsrail’in en çok satan gazetelerinden Jerusalem Post’la pişti olamaz diyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu iki yarı-resmî basın organının Türkiye konusundaki ağızbirliği, tüm ezberleri bozacak cinsten.

Kâh “Türkiye aslında Amerika düşmanı” başlıklı makalelerde, kâh “Türkiye Arap baharı ve halkları düşmanı” diye başlayan yorumlarda Türkiye’nin bölge için ne büyük bir “tehdit” olduğu konusunda bilgilendiriliyoruz. Türkiye’nin Suriye politikasının “Sünni köktendinciliği desteklemek” üzerinden kurulduğunu bu analizler sayesinde öğreniyoruz. İran ve İsrail menşeli bu yorumların benzerliği karşısında insanın durun siz kardeşsiniz diyesi geliyor…

TÜRKİYE’NİN SON 10 YILDA YAŞADIĞI SESSİZ DEVRİM
Türkiye’nin Ortadoğu’da oynadığı ve oynayacağı rol sadece Türkiye için değil, belki de daha önemlisi bölge liberalleri için çok önemli. Türkiye son on yılda yaşadığı sessiz devrim ile her ülkenin kendi demokratikleşme modelini yaratabileceğini, demokrasinin bölge halkları için bir “lüks” olmadığını ve tabandan gelen irade ile bu değişimin gerçekleşebileceğini kanıtladı. Bölge halkları için üstten inmeci, despot modernistler ile özdeşleşen sekülerizm kavramına yeni bir anlam verdi. Amerikan muhipliği iması ile kirlenmiş demokrasi kelimesinin tozunu aldı.

TÜRKİYE BÖLGE HALKLARINDAN YANA BİR TAVIR ALDI
Türkiye, meclisten geçmeyen 1 Mart tezkeresi ile halkına karşı sorumlu bir yönetimin yapabileceklerini ve yapamayacaklarını gösterdi. Ortadoğu’da başlayan Arap devrimlerini başından beri en iyi analiz eden ülkelerden biri oldu. Kısa dönem çıkarı bölgedeki statükoyu korumak üzerine kurulu olsa da -uzun sürmeyen bir Libya yalpalaması dışında- statükodan değil, bölge halklarından yana bir tavır aldı.

TÜRKİYE-SUUDİ ARABİSTAN VE KATAR
Doğa boşluk kaldırmaz. Ortadoğu’da öyle ya da böyle bir Sünni aktör rol oynayacak. Şu an bu aktör, Mısır’da yaşanan belirsizlik hesaba katılırsa, ya Körfez hattından Suudi Arabistan -veya belki Katar ya da Türkiye olacak. Bölgede bu rolün tüm eksik ve gediklerine rağmen bir demokrasi olan Türkiye tarafından mı, yoksa bölgeye paranın sağladığı geçici saadet dışında pek de bir şey sunamayacak olan Körfez tarafından mı oynanmasını tercih edersiniz?

Görünen o ki, İsrail ve İran bu rolün Türkiye tarafından oynanmasını tercih etmiyor. Mevcut yönetimleri açık ve demokratik Ortadoğu idealinin düşmanı olan bu iki rejim için Türkiye bir nevi dostluk köprüsü oluyor. Elbette İran ve İsrail’in planlı bir ortak harekâtından bahsetmiyoruz. Lakin söylemdeki bu çarpıcı benzerlik, Türkiye’nin oynayabileceği “oyun bozucu” rolün yarattığı rahatsızlığı gösteriyor.

TÜRKİYE SIKLET ATLIYOR
Bu propagandaya karşı mücadele etmek Türkiye’nin elinde… Türkiye artık konforlu kum havuzunda oynamıyor oyununu. Büyük iddialar ve idealler ile sıklet atlıyor. Türkiye artık sadece kendi vatandaşlarına değil, bölgede seslendiği halklara karşı da sorumlu. Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde konuşan bir Arap liberalin dediği üzere “Türkiye’nin başarı hikâyesi hepimiz için bir umut, bu hikâyenin seyri hepimizin kaderi…”

Türkiye’nin dışişleri politikasını şekillendiren idealleri ile içişleri realitesinin uyum göstermesi hiçbir şey için değilse bile bu seyir için önemli. Kendi vatandaşını demokratikleşme konusunda tatmin edemeyen bir Türkiye ister istemez tutarsız bir pozisyona düşecektir. Türkiye’nin zaten boynunun vebali olan meseleler dış politikada elini zayıflatacak unsurlar olarak kullanılacaktır. Artık Türkiye demokrasisi, Türkiyelilere bırakılamayacak kadar mühim bir meseledir.

Ceren Kenar, 16 Ocak 2012

… Bu konuda okumak için…

Yahudi oldukları için mi zalimler?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor!

Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederim Filistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. Buradan indirebilirsiniz.

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

 Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
 Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

Mesnevî üzerine »

Mutlu Günler (Samuel Beckett) »

 “…hiç sürünmedim hayır rahvan rahvan hayır sağ bacak sağ kol ha it ha çek on metre on beş metre hayır hiç kımıldamadım hayır hiç acı çektirmedim hayır hiç acı çekmedim yanıt yok HİÇ ACI ÇEKMEDİM hayır kimseyi terk etmedim hiç hayır kimse terk etmedi beni hiç hayır işte yaşam bu yanıt yok İŞTE YAŞAMIM BU BENİM çığlıklar peki…” (Samuel Beckett, Acaba Nasıl?)

 Ölüm insan varlığının mutlak yok oluşu mudur yoksa sonsuz yaşama atılan ilk adım mıdır? Varoluşsal problemlerin ortaya çıkış noktası belki de insanın ölüme yazgılı olarak dünyaya gelmesiyle başlar. Heidegger’in ifadesiyle ‘Ölüm bir varoluş tarzıdır, böyle bir tarz varlığın doğar doğmaz taşımayı üstlendiği bir varoluş biçimidir.’ İnsan varoluşunun (Dasein) kendi özünü bulabilmesi de ancak ölüm karşısındaki çaresizliğinden, korku ve kaygıdan kurtularak, ölüme karşı durması sonucu gerçekleşebilmektedir.

Ölüm, bir yandan insan yaşamının kısa kesitinin anlamlandırılmasına katkı sağlarken, diğer yandan yaşamın anlamsızlığının, boşunalığının farkındalığını da sağlamaktadır. ‘Sonlu varoluş’ insanın bilincinde olduğu fakat çoğu zaman ‘unutarak’ yaşamak zorunda kaldığı, mutlak bilgisine hiçbir zaman sahip olamayacağı bir durumdur. Her şey bir muammadır; ne olacağı, nasıl Read the rest

DUYURU:12 Eylül 1980’den ve Kenan Evren’den hepimiz davacıyız! »

“…Bu kampanyadan amaç, 94 yaşındaki bir insandan intikam almak değildir. İstediğimiz şey, General Evren’in bir zamanlar başkalarına reva gördüğü işkencelere maruz kalması ve acı çekmesi de değil. İsteğimiz çok basit ve açık: Toplum olarak kendi geçmişimizle açıkça yüzleşmemizin…” TAMAMI

DUYURU: Yazar olmak isteyen okurlarımızın dikkatine… »

Son haftalarda çok sayıda makale gönderildi DD editörlerine. Sayfalarımız yetenekli kalemlere her zaman açık. Ancak Derin Düşünce sitesinde yazmak isteyen dostlarımıza bir kez daha hatırlatmak isteriz :

  1. İlk defa yazı gönderiyorsanız MUTLAKA kitap tanıtımı ve çeviri ile başlamanız gerekiyor.
  2. Yazı göndermeden önce Derin Düşünce nedir? Adlı kitabı indirip okuyun, üzerinde düşünün. Neden bizim sitemizde yazmak istiyorsunuz ? BU SORUNUN SİZE ÖZEL BİR CEVABI OLMALI.
  3. Köşe yazısı göndermeyin, bizim nazarımızda köşe yazarlığı “Yazarlık” değildir,
  4. Ara sıra mahallemize takılan, siteyi tanımayan “turist yazarlar”  istemiyoruz, DD’nin havasını ciğerlerinize çekin, her hafta bedava kitap sayfasından bir e-kitap indirip okuyun, yorum yazın,
  5. İlk defa yazı yollarken kendinizi tanıtın: Yaş, tahsil, meslek, ülke, şehir, sevdiğiniz kitaplar, filmler, kişisel web siteniz, feysbuk ve tıvitır hesabınız…

 Sürekli okuyan, kendini yetiştiren, eleştiriye açık bir yazar iseniz şimdiden aramıza hoş geldiniz.

Son 90 günde en çok paylaşılanlar »

  1. Kırık parçalar (Marilyn Monroe)
  2. “Kaçakçılar” olay yerine ulaşmadan nasıl öldü?
  3. Selahattin Demirtaş tam saldırı anında bunu FaceBook’a nasıl girdi?
  4. PKK’nın sonu ETA gibi olmayacak malesef (… çünkü Kürtler PKK’ya tamamen sırt çevirse bile PKK ayakta kalabilir)
  5. Şike Yasası: TBMM’deki Müslümanlara açık mektup
  6. KCK Davası, Profesörler ve Eşşekler
  7. Kötülük’ten Güzellik çıkar mı? – C.Baudelaire’in şiirleri, O.Dix’in gravürleri
  8. Dersim Katliamını Atatürk Yaptı!
  9. Yıldız Ramazanoğlu ile sohbet
  10. Kürtlerin PKK Sorunsalı ve Van Depremi 

19 Ocak 2012 Çağrı videosu »

Hrant Dink’in (gerçek) katili bulunsaydı Uludere katliamı engellenebilir miydi? »

19 ocak’a 5 gün kaldı. Hrant Dink’in öldürülmesi ve ardından oynanan adalet komedisi. Farkında mısınız hâlâ ağır bedeller ödüyoruz. Çünkü bu davada Türk Adaleti’nin adaletsizliği sahnelendi. Bir ilk değildi tabi son da olmadı. Ama bu cinayetin üzerini kaplayan sis perdesi ile zalimlere yüksek sesle bir müjde verildi: “Türk, Kürt, Ermeni, Alevî demeden istediğiniz zaman, istediğiniz kadar insan öldürebilirsiniz. Kimse kılınıza dokunamaz!”

 Zalimlerin, zulümün önünde hâlâ “güzel günler” olduğunu ilân ettik dünyaya. Kimi istersek suçlayalım : AKP ya da TBMM’nin tamamı. Türk polisi. Ergenekon, ulusalcı basın. Hatta halka bulaşmış o “Türklük kibiri” o pis ırkçılık, kan, soy üstünlüğü saplantısı… ( Bkz. O Gün Bebek Nasıl Katil Oldu?)

 Masum bir insanın ölümünden önce insanlığımızı öldürdük. Eğer “bir insan öldü” diyenlerin sesi “bir Ermeni öldü” diyenlerden daha güçlü çıkabilseydi, eğer Adalet bu topraklarda tecelli edebilseydi… Uludere’de mazot taşıyan garibanları öldürmek bu kadar kolay olmazdı.

 19 ocak yaklaşıyor. 5 gün kaldı… Hrant için, kendin için, ALLAH rızası için…

Unutma, unutturma…