Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Kardeş Kavgası / Nikos Kazancakis »

Benliğindeki hırs ve haset ona kardeşini

öldürmeyi kolaylaştırdı, böylece onu öldürdü.

Bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.” (Mâide,30)

İktisadî Savaşlara Minimalist Bir Bakış

Tarihten aktarılanlardan anladığımız kadarıyla kardeş kavgası, tarihin başlangıcından bugüne dek gelen ve muhtemel istikbâl de bizleri bekleyen bir olgudur. Temelde teorik -ve imanın bir konusu- olarak aynı anne-babaya dayanan insanlığın kendisiyle her mücâdelesi bir kardeş kavgası olsa da bu ifadeyle kastedilen elbette daha yakın bir irtibattır: Din, ırk, akrabalık yâhût yurttaşlık gibi kurbiyyet bağıyla kardeş olanların muhtelif sebeplerden türeyen ürkütücü ve hazîn kavgasıdır.

Bildiğimiz ilk kardeş kavgası, Âdem (a.s.)’in devrinde vuku’ bulur. Mâide Sûresi’nde Kabîl’in, kardeşini benliğindeki hırs ve haset duygusunun ağırlığı altında öldürdüğü yazar. İbn Kesir’in ve Taberî’nin naklettiği rivâyetlerden öğrendiğimize göre Kabîl, Allâh’ın ve babasının emrine muhâlefet ederek Hâbîl ile evlenecek olan öz kardeşini elde etmek için insanlığın ilk cinâyetini Read the rest

Tüfek, Mikrop ve Çelik / Jared Diamond »

“Herşey eşit olarak başlamasına rağmen neden siz beyazlar bu kadar ileri gittiniz de biz bu kadar geri kaldık”.

Tüfek, Mikrop ve Çelik’in yazarı Jared Diamond, dile kolay tam otuz yılını bir Yeni Gine’li yerlinin kendisine sorduğu soruya cevap aramakla geçirmiş bir araştırmacı.

Hemen hemen soru bu şekilde sorulur kendisine ve Yazar kendi ifadesiyle hazırlıksız yakalandığından sebep, o gün için cevap veremez. Sonraki otuz yıl boyunca bu sorunun cevabını bulmak için, Yeni Gine başta olmak üzere dünyanın dört bir yanını dolaşır Yazar. Günümüz tarihinden 14 bin yıl geriye, tarımın ilk başladığı yıllara geri döner. Toplumların geçirdiği evreleri, iklim faaliyetlerinin, coğrafyanın toplumlar üzerindeki avantajlarını ya da dezavantajlarını inceler. Asıl can yakıcı olan soru şudur Yazar’a göre: Bir halk nasıl olur da 14 bin yıl boyunca aletli tarıma geçemez, şehirler kuramaz, ufak da olsa bir sanayiyle tanışamaz, bir film çeviremez, bir kitap okuyamaz vb. gibi sorular çoğaltılabilir.

Otuz yılın sonunda aradığı sorunun cevabını bulur Yazar; sorun coğrafiktir büyük ölçüde. Dünyada ekili tarıma ilk geçilen yer olan Altın Hilal, yani büyük ölçüde bugünkü Orta Doğu, aynı enlem kuşağında bulunan Avrupa ve Mısır medeniyetlerini yaratırken Read the rest

52 yıl sonra… Bediüzzaman Hazretleri »

”Bakın bu güzel anma toplantısında valimiz hazır bulunuyorlar. Milletvekillerimiz, rektörlerimiz, akademisyenlerimiz, gazetecilerimiz, serbest meslek erbabı, okuyanlar yazanlar var. Hepsi bir muhabbet duygusu içinde yıllarca sadece iman ve Kuran hizmetinde bulunmuş, başka hiçbir maksat taşımamış bir insanın sadakatine bugün şahit oluyorlar. Eğer bu ihlas ve samimiyet olmasaydı ve birilerinin iddia ettiği gibi ‘bu işin içinde bir iş var, bu bir gizli cemiyettir, bunların maksadı da başkadır, bunlar devleti de yıkar bilmem nereyi de ele geçirirler’… Bu iddialar gerçekleşmedi, ama bu yalanların arkasına saklananlar başta Bediüzzaman Hazretleri olmak üzere o pırıl pırıl yüzüne bakmaya doyamayacağınız insanlara yıllarca zulmettiler. Bugün biz onları geçmişte yaşanmış, acı olaylar gibi görebiliriz. Ama toprağa atılan bir tohum gibi düşünün, tohum toprağın altına girer, kar yağar bazen 3-4 ay kalkmaz, yağmur yağar tohumun çürüdüğünü zannedersiniz, günü gelir büyük bir fidan olur, güller sümbüller çıkar, bazen de koca bir çınar ağacı gibi herkesi aydınlatan gölgesinde milyonlarca insanın barındığı bir büyük gerçek haline geliverir.”  TAMAMI

Kemalizm öldü, Yaşasın neo-Kemalizm! »

Ben silahlıyım demek ki sen de silahlısın! »

Elinde silah tutan insanlar karşılarındakinin de silahlı olduğunu sanıyor. Scientific American‘da yayınlanan istatistiklere göre polisin ateş açıp insan vurduğu olayların dörtte birinde şüpheliler silahsızdı. Ellerinde cep telefonu ya da saç kurutma makinası tutuyorlardı. 

Psikolog James Brockmole’ün yaptığı bir testin sonuçları ise Science Daily’de yayınlandı. Elinde silah tutan deneklerin algısı deforme oluyor ve herkesi silahlı sanabiliyorlar.

 Silahı Kürd’ün ya da Türk’ün sigortası zanneden sigortası atmışlara duyurulur. Göze göz, dişe diş… Herkes kör ve dişsiz kalmadan silahları bırakmanın bir yolu bulunsa iyi olacak.

Araf Dağına (yeniden) Tırmanış »

 

Hamza Yusuf from Design4 Marketing Communications on Vimeo.

Sunuş: Ekrem Senai sayesinde eskimemiş ve eskimeyecek bir çeviri yayınlamıştık 2009 haziranında. Yazarı Hamza Yusuf’un aynı konudaki konuşmasını dikkatinize sunuyoruz. ingilizce kullanmayan okurlarımız bu makaleyi okuyarak da takip edebilirler. (MY)

“…arzu, içimizdeki boşluğu doldurma isteğidir. Bu arzu, “neden buradayız” bilgisi boşluğunun getirdiği bilme arzusu gibi derin bir istek olabileceği gibi, zihnini meşgul edip eğlendirecek nesnelere sahip olmak ve böylece içindeki boşluklarla hiç karşılaşmamayı sağlamak gibi sığ uğraşlar da olabilir. Eflatun’un Symposium’unda, Sokrat, güçlü olan insanın güçlü olmayı, hızlı olanın hızlı olmayı dilediğini, onun gerçekten arzuladığının ise aslında güçlü ve hızlı kalmak olduğunu söyler. Madem bu özelliklerin devam etmesini garanti edemiyoruz, o halde insanın gerçek arzusu geleceğe aittir, şimdiye değil; bir diğer deyişle, o aslında “isteyiş içinde olduğu şey” dir.  

Arzuyla ilgili dikkate değer bir diğer perspektif, 13.yüzyıl şairi, alim ve teoloğu Rumi’ye aittir. Mesnevi’sine, özünden koparıldığı için ağlayan neyin feryadıyla başlayan Rumi, özünden koparılan insanoğlunun da acı içinde olduğunu ve içindeki boşluğun onu, kalbinin arzusuna yönlendirdiğini söyler. İngilizcedeki “desire” (arzu) sözcüğü, aslında insanın özüne tekrar bağlanması ulvi anlamını remz eder. “Desire” Latince bir kelime olan “desiderare,”‘den türetilmiştir ve anlamı “istemek, dilemek”tir. Ama orjinali edat haliyle “de sidere” den gelir ki anlamı “göklerin getireceğini beklemek”tir (”de” ,”-den,” ve “sidere” “gökler, yıldız, takımyıldızı” anlamlarına gelir). Joni Mitchell’in şarkısında söylediği gibi “Bizler birer yıldızız / Ve som altınlarız / Özümüze dönmek zorundayız / Tekrar cennete,”. Eden bahçesine geri dönme isteği, veya Samsara zincirini kırmak ve Nirvana’ya ulaşmak (nefsin yok edilmesi) aşkın bir tutku perspektifi sunar.  

Fakat dünya, yaratılışı itibarıyla göz kamaştırıcıdır. Parlak süsleriyle erkek ve kadınları baştan çıkarıp, farklı farklı arzular ve uğraşlar peşinde koşturur. Bazıları gücün peşindedir, bazıları zenginliğin, bazıları aşkın… bazılarının bakışları ise fiziksel zevklerin ötesine geçmez. Bunların her biri ise, kısa bir süreye hapsolmuş arzudan neşv ü nema bulur, doyumsuzluk ve yıkıcılıkla malül arzularımızın içinde… ” TAMAMI

Dikkat Kitap: Ey Kapitalizm! Kara Sevdam! »

Kapitalizm bir kara sevdanın adı. Tutkulu bir aşk hikâyesi… Her gün kalbimizi kıran, bize hakaretler yağdıran, herkesin içinde rezil eden o sevgiliyi(!) terk edemiyoruz bir türlü. Alış-veriş merkezleri dolup taşıyor. Kredi kartı borçlarımız şişiyor. Bütün bu borçları ödemek için daha çok çalışmaya razıyız. Ailemizi, sağlığımızı, tatillerimizi, ibadetlerimizi feda ediyoruz. Hatta iş “arkadaşlarımızın” ayağını kaydırmak için planlar yapıyoruz.

Heyecanla satın alıp eve getirdikten sonra bir kenara attığımız ne çok şey var oysa. Okunmamış kitaplar, seyredilmeyi bekleyen DVDler, modası geçmiş giysiler, eski cep telefonları… Almak gerek ama kullanmak şart değil. Çünkü karnımızı doyurmak için değil “birisi olmak” için tüketiyoruz:

 “…Üniversitemdeki kapalı kızların çoğu, eşarplarını markası görünecek şekilde bağlıyor. Öğrenciler kitaplarını Mango çantalarda taşıyor. Bir Coach çanta, etiketi görünmeksizin pek de kıymetli değil. Ralp Lauren sağ tarafa işlenen küçük bir biniciyle bir servet kazandı. Çorapların bile görülebilir yerlerine logolar işlenmiş. Neden marka bu kadar önem arzediyor?…”(C.A. Scarboro)

Ne gariptir ki Türkiye’de hemen her kesimden insanı kolaylıkla birleştirebilen bir slogan var: “Kapitalizme Hayır!”. İslâmcı, komünist, ülkücü, Kemalist… Yürüyüşler yapıyorlar. Seminerler düzenliyorlar. “Küresel sermayeye geçit yok!” diye haykırıyorlar. İşçilerin sömürülmesinden Afrika’daki açlığa, ortadoğudaki petrol savaşlarından dünyanın kirlenmesine kadar her taşın altından çıkan bir düşman bu. Kapitalizm karşıtı İslâmcıların, komünistlerin, ülkücülerin ve Kemalistlerin ekonomi tasavvuru nasıldır? Kapalı kapıların ardında puro içen şişman adamlar mı tahayyül ediyorlar bilmiyorum. Ama bazen kendilerini aldattıklarını düşünüyorum. İyi ile kötü arasında bir çizgi çekmek, kötüleri “öteki tarafta” bırakmak… O kadar da kolay değil:

“Ah keşke her şey o kadar basit olsaydı. Bütün kötülükleri içi kararmış birileri yapsaydı ve bütün mesele onları bulup yok etmekten ibaret olsaydı. Ne var ki İyi ile Kötü arasındaki çizgi her insanın kalbinden geçiyor. Kim kendi kalbinin bir parçasını yok etmek ister?” (Soljenitsin)

Okuyacağınız bu kitap insanların para ile, tüketim ile kurdukları ilişkiye ışık tutuyor. Charles Allen Scarboro’nun Karl Marx ve Max Weber’in fikirlerinden de isitifade ederek hazırladığı özgün bir çalışma. Scarboro İstanbul’da yaşayan bir Amerikalı. Akademik birikiminin yanı sıra kapitalizmin anavatanından gelmesi, “içimizde yaşayan bir öteki” olması bu kitaba ayrı bir lezzet katmış kanaatimce. Modern yaşamın getirdiği “önemsizleşme” hissi ve bunun yol açtığı kimlik ihtiyacını sorgulayan, klasik ekonomi teorilerini tamamlayan bu çalışmayı Müleyke Barutçu  Türkçeye kazandırdı. Kendisinden Chomsky, Klein ekseninde yeni çalışmalar ve özgün makaleler de okumayı umuyoruz. Kitabı buradan indirebilirsiniz.

Bugün cuma, ne olur bir şey yap(13) »

Âlemler yaratılmadan evvel âlem-i kübrâ kılmak üzere insanı yaratmayı murâd eden Rabbü’l-âlemîn, Cenâb-ı zü’l-Celâl, ve’l-Cemâl, ve’l-Kemâl Hazretleri’ne sonsuz hamd ü senâ olsun. O Allah ki biz yaratılmadan evvel kendisine olan talebimizi bizler taleb etmeden bizlerde var eden, hamd ü senâyı, tevhîdi her hal üzre bahşeden Hâlık zü’l-Celâl’dir.

 Nûr-i evvel, ba’s-i âhir, hem nebîler sonuncusu amma enbiyânın imâmı, zübdesi, nûr-i evveli, beşeriyetin ve beşeriyetin efendilerinin efendisi, rahmetenli’l âlemîn, ol şemsü’d-duhâ ve bedrü’d-dücâ, nûri’l-Hüdâ Hazret-i Fahr-i âlem ve sebeb-i îcâd-ı âlem Efendimiz’e âlemler adedince salât ve selâm olsun. Bu salât ü selâmın berekâtından, füzyûzâtından ve envarından âline, ashabına, etba’ına dahî ikram ve ihsan kılınsın.(*)

Özgürlük ve demokrasi naraları atan ülkelerin pilotsuz uçaklarla çocukları bombaladığı, silah üretip satanların kendilerini “barışçı” ilân ettiği bir dünyada yaşıyorsun. Petrol çalmak için insan öldürenlerin kurduğu bir ”medeniyetin” gölgesindesin.  O « barışçı ve medenî» ülkeler ki askerleri masum insanları öldürüyor. Bu nasıl bir medeniyet ki yetiştirdiği insanlar hayvanların bile tenezzül etmeyeceği rezilliklere yelteniyorlar. işte bileğini bükemediğin için çizmesi altında yaşamak zorunda kaldığın “medeniyet” böyle bir medeniyettir.

Bu medenî(!) insanlar öylesine açgözlüler ki kendi milletlerini dahi soyup soğana çeviriyorlar sahte ekonomik krizler ile. Ama kimse onlara ses çıkaramıyor. Çünkü hukukun mal gibi alınıp satılmasına göz alıcı bir kulp taktılar: “Özgürlük!”

Gördüğün manzara karşısında kalbinde duyduğun sıkıntı senin bir insan olduğunun ispatı. Vicdan sahibisin. Aklın ve kalbin gördüklerine itiraz etmekte. Ama bu sıkıntı bir isyana dönüşmeden önce dur ve düşün. Bu zulmün müsebbibi tarafından senin için biçilmiş rollerden birine mi bürüneceksin yoksa kendi yolunu mu çizeceksin? Zalim senin özgür olduğunu zannetmen için iki yol çizdi, iki seçenek(!) verdi:

  • Mademki zulüm kaçınılmaz, “kazanan (ezen) taraftan olayım bari” diyen dünya ehline katılmak, gününü gün etmek, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak,
  • Kuyuya düşenleri kurtarmak isterken onların yanına düşmek, ümitsizlik içinde her gün ölmek.

“Ben ne yapabilirim ki?” deme ne olursun. “Zalime isyan ediyorum” zannıyla KADERE VE TEKVİN ŞERİATINA isyan edenlerden ibret al. (Bkz. Neden kâfir, müslime; kuvvet hakka galibdir?) İslâm’a aykırı fikir fırtınalarına kapılan, devrimcilikten nihilizme ve anarşizme savrulan kimi Müslümanların acınacak hallerinden ibret al. Kendi yolunu bulman (bilmen) için âriflere, sıddîklara çevir gözlerini: Hz Ebubekir (r.a.) buyuruyor ki “İdrak’in yetersizliğini idrak de bir idraktir”.

O halde Küllî irade ve cüz’i irade üzerine tefekkür et:

“…cesaret kırıcı bir ortamda Müslümanın dinine dört elle sarılmaktan başka yolu yok zannederim. Zira cehd etmek bizim tasarrufumuzda ama neticeler değil. Özgürlük kulun haddini bilmesinde saklı. Her şeye başkaldıran insan değil dünyayı kabul eden ve kulluk mertebesine razı olan insan GERÇEKTEN özgürdür. İsyan eden ise otoriteden önce tutkularının ve vehminin kölesidir diye düşünüyorum. […] Ok ile hedefi vurmak istemek ne büyük bir kibir göstergesi, esas olan okun DOĞRU atılması değil midir?…” (Bkz. Karamsar Müslüman olur mu?)

Peki somut olarak, hemen, şimdi ne yapabilirsin? Read the rest

Kuşatılmış Yaşamlar / Michel Houellebecq »

 “Ne kadar çelişkili görünürse görünsün, aşılacak bir yol vardır ve bunu aşmak gerekir, ama yolcu yoktur. İşler görülmüştür, ama işi gören yoktur.” – Sattipathana-Sutta, XLII, 16

Çağdaş Fransız Toplumsal Yazınında Michel Houellebecq

Michel Houellebecq, Çağdaş Fransız Toplumsal Yazınında Temel Parçacıklar (Les Particules Elementaires), Kuşatılmış Yaşamlar (Extension du domaine de la lutte), Bir Ada İmkanı (La Possibilité d’une île) gibi eserleriyle vitrinde yer alan bir isim. Fransa’nın dışında ülkesinin  Fransız Romancılar kuşağında önemli bir yere sahiptir. Toplumdan uzakta bir yaşam sürer ve eserlerinde genel olarak önceleme diyebileceğimiz bir teknikle birey ve toplum merkezli konular ele alır. Houellebecq’i Kuşatılmış Yaşamlar eseriyle Bilişim Sektöründeki sıkıntı ve buhranları sert bir dille ve öyküleme-önceleme ile yerden yere vurduğunu ve bir depresyon anatomisi çizdiğini görürüz.

Houellebecq sıra dışı bir yazar. Sıra dışı olmasının sebebi kendisinde sevgi ve nefreti bir arada toplamasıdır. Depresif bir ruh hâliyle üçüncü bin yıl üzerine atışlarda bulunur ve savlarıyla bunu destekler. Dili sert, argotik olup bam teli üzerine dokunuşlar yapar. Bu aslında Michel Houellebecq’in yaşantısıyla doğru orantılıdır. Özel hayatında yaşadığı boşanma, sıkıntılar, cinsel liberalizm ve Semavi dinler üzerine düşünceleri, eleştirileri onu iki farklı noktaya götürür ki bir kesim Houellebecq’i gerçekten değerli bulup Nobel’e aday Read the rest

Yunanistan yeniden işgal altında! »

 

… Bu konuda okumak için…

 

Önceki makaleler

  1. Avrupa batmayacak, çoktan battı çünkü…
  2. Sürdürülebilir Şerefsizlik: Çin ve Avrupa
  3. IMF neden Krizi körüklemek istiyor?
  4. Avrupa Muz Cumhuriyeti’nde darbe mevsimi…
  5. Piyasa Demokrasiyle Savaşırken
  6. Yunanistan kumar masasında ütülüyor… 

 

… Bu konuda e-kitap …

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin. 

 

 

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.