Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Türkiye’deki Ermenier: Tovmasyan Hanımın konuşması »

Takuhi Tovmasyan 2013 yılında Diyarbakır 11. kadın buluşmasında bir konuşma yaptı. Kendisine önce yayasından sonra babasından kalan vicdan yarasını çocuklarına aktarmamak için 50 yaşında verdiği bir kararın hikayesini aktardı. 10 yıldır artık geçmişin acılarını ve bu vicdan sızısını yendiğini ve bunun için bir ritüel uyguladığını söyledi. Bu Tovmasyan hanımın Mardik amcası için kavurduğu helvanın hikayesidir. Ne yazık ki konuşmanın ilk üç dört dakikası ve aynı günün akşamında helva kavururken okuduğu tanrım bize merhamet et duasının ses kayıtları bende yok. Ancak eksik de olsa çok değerli bir konuşma. Takuhi hanımın geçmişiyle barışmasının hikayesi.


Tovmasyan Hanımın konusması par derindusunce

 
Ermeniler ve Türkler

Ermeni kimliği var oldukça 1923 model Türk kimliği bozuk bir makine gibi gıcırdamaya devam edecek. […] Neden bize bu kadar benziyorlar? Pastırması, sucuğu, yaprak dolması, müziğiyle, gelenekleri, ailelerine bağlı oluşlarıyla bir de Türk’ten daha fazla Türk mü onlar? Yoksa bu mu bizi sinir eden? […] Artık Anadolu insanının %100 safkan Türk olmadığını, tersine bütün bu etnik unsurların karışımı ve mirasçısı olduğunu idrak etme vakti gelmedi mi? Artık TEK BİR “BİZ” olduğunu, atalarımızın bir kısmının Kürt, diğer bir kısmının Rum, Gürcü, Arap, hatta ve hatta Ermeni olduğunu idrak etmemiz gerekmiyor mu? Buradan indirin.

 

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisinihukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor. Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

Soyut görme: Teori ve Pratik(3) – Ezan okur gibi resim çizmek »

ezan-soyut_sanat… Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?

İşin kolayına kaçmadan ama,

Gül yanaklı bebesini emziren anneciğin resmini değil

Ne de ak örtüde elmaların.

Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? …”

 Nazım Hikmet’in ressam Abidin Dino’ya hitaben yazdığı bu şiir figüratif sanatın sınırlarını ilân etmesi açısından dikkate değer. Mutluluk gibi soyut bir kavram elbette elma, emziren anne vs somut çizimlerle ifade edilemez. Nazım’ın figüratif resimi “kolaya kaçmak” olarak görmesi de ilginç. (Bkz. Figüratif resim sanat mıdır?) Şair bebek emziren annenin ya da akvaryumda gezinen balığın keyfini peşinen reddediyor, haz değil mutluluk istiyor. Mutluluk ona göre daha daha üstün, maddî hazlara kıyasla daha aşkın bir şey. (Bkz. Mutluluk ve tatmin arasındaki fark: İnsan maymunlaşabilir mi?) Abidin Dino’dan yeme-içme gibi maddî kaygıları aşan, mânâyı resmeden manevî bir resim yapılmasını istiyor Nazım Hikmet.

İslâm’ın figüratif resimi yasakladığını zanneden oryantalistlerin idrak edemediği nokta işte tam burası. Müslüman sanatçılar daha 7ci asırdan itibaren Nazım Hikmet’in derdini çok iyi anlamışlardı. Çünkü onların derdi devlet sanatçısı olmak, sanat için sanat yapmak ya da alkış toplamak, en uzağa gitmek, en çabuk dönmek, ilk, son ya da en büyük olma davası değildi. Neydi peki?

Bir resim düşünün ki Read the rest

Bu Ülke / Cemil Meriç »

 

“…Slogan ilkelin ideolojisi

Karanlıkta kavga olmaz. İdeolojiler, uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri. İstemesek de onlara muhtacız.Kaosu kosmos yapan insan zekası, tecrübelerini ideolojilerde sergilemiş.İdeolojiye düşmanlık, tek izm’e teslimiyettir: obskürantizme.İdeolojiler siyaset dünyasının haritaları.Haritasız denize açılınır mı? Ama harita tehlikeli bir yolculukta tek kılavuz olamaz.Pusulaya da ihtiyaç var.Pusula: şuur.Tarih şuuru, milliyet şuuru, kişilik şuuru.İdeolojilerin peşine takılanlar pusulasızdırlar.Gemi ya kayalara çarptı ya batağa saplandı.İdeolojilerin ışığına göz yumanları sloganlar yönetir.Karanlık kinlerin birbirine saldırttığı çılgın sürülerin savaş çığlığıdır, slogan.İlkelin, budalanın, papağanın ideolojisidir.Düşünce ile çığlık bağdaşmaz.Şuurun sesi çığlık değildir.Yabani bağırır, medeni insan konuşur.Bu çocuklar yıllarca konuşturulmadı.Hınçlarını üç beş kelime ile suratımıza tükürüyorlar.İdeolojileri yasakladığımız için hışımlarına uğradık.Demokrasinin demopedi olduğunu kimse düşünmedi.Aczin hürriyetperverliği yalanların en namussuzu.Bahşedilen hürriyet, ölmek ve öldürmek hürriyeti.
Toprak sarsılıyor!..Hep birden esfel-i sâfiline yuvarlanmak istemiyorsak, gözlerimizi açmalıyız.İnsanlar sloganla güdülmez.Düşünceye hürriyet, sonsuz hürriyet.Kitaptan değil kitapsızlıktan korkmalıyız..Bütün ideolojilere kapıları açmak, hepsini tanımak, hepsini tartışmak ve Türkiye’nin kaderini onların aydınlığında fakat tarihimizin büyük mirasına dayanarak inşa etmek.İşte, en doğru yol …”

 

… Bu konuda okumak için…

 

İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz.Buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

 

Takuhi Hanım’ın helvası »


 
Ermeniler ve Türkler

Ermeni kimliği var oldukça 1923 model Türk kimliği bozuk bir makine gibi gıcırdamaya devam edecek. […] Neden bize bu kadar benziyorlar? Pastırması, sucuğu, yaprak dolması, müziğiyle, gelenekleri, ailelerine bağlı oluşlarıyla bir de Türk’ten daha fazla Türk mü onlar? Yoksa bu mu bizi sinir eden? […] Artık Anadolu insanının %100 safkan Türk olmadığını, tersine bütün bu etnik unsurların karışımı ve mirasçısı olduğunu idrak etme vakti gelmedi mi? Artık TEK BİR “BİZ” olduğunu, atalarımızın bir kısmının Kürt, diğer bir kısmının Rum, Gürcü, Arap, hatta ve hatta Ermeni olduğunu idrak etmemiz gerekmiyor mu? Buradan indirin.

 

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisinihukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor. Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

Alkol özgürlüğümüz her yerde tehdit altında! »

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

Sevan abim, ben sana “reyting yapamazsın” demedim ki »

Bu kafayla bir Hırant Dink olamazsın diyorum. Yani adam olamazsın. Hırant’ı Hırant yapan şey mağduriyeti değildi. Hakkında açılan davalar, aldığı tehdit mektupları büyütmedi onu. Onu öldüren kurşuna da ihtiyacı yoktu. O zaten büyüktü. Senin gibi değildi. Daha çocukken yetimhanede kendinden küçüklere sahip çıkardı. Sen bir de kendine bak.

Sen ona şeklen benzemeye çalışıyorsun. Hapise girince kahraman mı olacaksın? İnsanların kalplerini kırarak nereye kadar gideceksin? Avrupa gazetelerinde manşet olmaya mı çalışıyorsun? “Bir Ermeni gazeteci İslâm’ı eleştirdiği için hapse atıldı” densin diye mi yaptın bütün bunları? Sen eleştirmiyorsun ki Sevan abim, sen hakaret ediyorsun, aşağılıyorsun adamları. Sen Hırant’ın yaptıklarının tam tersini yapıyorsun. O kalpleri tamir ederdi. Sen kalp kırıyorsun.

Biraz akıl izan be abim. Senin ettiğin lâfları o devirde en öfkeli İslâm düşmanları bile etmemiş. Neden acaba? Onlar çok mu nazik adamlarmış? Müslümanların üzerine taş koyup işkence etmişler, kızgın demirle dağlamışlar, ablukaya alıp adamları çoluk çocuk aç bırakmışlar. Ama senin ettiğin lâfları etmek akıllarına bile gelmemiş. Bir düşün neden? Kimsenin inanmayacağını bildikleri için olmasın sakın? Eğer öyleyse büyük iftira attın demektir Sevan abim. Büyük vebal altına girdin. Yine de sen bilirsin.

Neyse… Ben susuyorum, artık sen istediğini anla.

Soyut görme: Teori ve Pratik(2) – Cézanne »

soyut_sanat_islamParis’te yağmurlu bir gün, Montmartre mahallesinde yerler ıslak.  Sacré-Cœur Bazilikası’nın kubbeleri ve çan kulesi yerdeki su birikintisinde yansıyor. Yağmur bulutlarının arasından sızan ışıklar parke yolu aydınlatmış ama kilisenin suya yansıyan görüntüsü gölgede. Aynalaşmış olmasına rağmen suyun parlak yüzü yer yer alttaki taşları saklamakta zorlanıyor. Yine de yüzyıl önce yapılmış koskoca bir kilisenin bir avuç suya sığması şaşırtıcı değil mi? Friedrich Schelling’in Sanat hakkındaki şu sözlerini hatırlıyorum:

 “…Sanat, sonsuzun sonlu dünyada ifade bulmasıdır; cismanî olmayanın eşyaya nüfuz etmiş ifadesidir… Sanat’ın soyut dünyası ile cisimlerin somut, gerçek dünyası aynı varoluşun farklı görünüşleridir. …”(System des transzendentalen Idealismus, 1800)

 Schelling’e katılıyorum ama su birikintisindeki bu görüntüyü mümkün kılan koşullar aslında hiç de sanatsal değil. Kilisenin suya uzaklığı, ışığın geliş açısı, suyun berraklığı… Bu veriler nesnel, bilimsel, objektif olarak ölçülebilirler. Ama “nesnel” olmayan bir şey var bu fotoğrafta. İnsanı düşünceye sevk eden bir şey. Kilisenin kendisine baktığımda göremediğim ama sudaki yansımada görünen bir şey. Nedir? Read the rest

Barış yanlıları 26 Mayıs pazar günü saat 14:00’te Saraçhane’de buluşacak »

http://www.cozumeevet.org/

http://www.cozumeevet.org/

CHP bir kez daha imajını yeniledi! »

“… CHP’nin İzmir’deki seçim taktiği, partinin şimdiye kadar ‘halktan kopuk’ imajını düzeltmeye yönelik oluşturuldu. Buna göre parti görevlileri seçmeni ikna etmek için, ev ve işyeri ziyaretlerine “selamünaleyküm” diyerek girecek, “Allah’a ısmarladık” veya “Allah’a emanet olun” diyerek müsaade isteyecekler. Milli-manevi değerlerle ilgili hatırlatmaların ağırlıkta olduğu kitapçıkta şu tavsiyeler yapıldı: “Kesin yargılardan, olumsuz önyargılardan arının. Ziyaret öncesinde heyecanınızı yatıştırın. Konuşmaya ‘günaydın’, ‘iyi günler’, ‘selamünaleyküm’ diyerek başlayın.

Eve ayakkabıyla girmeyin. El sıkışırken canlı, alçakgönüllü ve kavrayıcı olun, gülümseyin. Dış giyim abartısız, temiz, düzgün ve özenli olsun. İnsanlara adlarıyla hitap edin. İlk kez tanıştığınız kişilere, yakınlık tanımlayan ifadeler kullanmayın. Ses tonunu iyi kullanın, sempatik olun, gülümseyin. Konuşurken abartıdan uzak olun, süslü söylemde bulunmayın. Hiç kimse öğüt almaktan hoşlanmaz, öğüt verir gibi konuşmayın. Tartışmaktan kaçının, tartışma sırasında her iki taraf da kendi düşüncelerine daha sıkı sarılır. Asla ‘hayır’ diyerek söze başlamayın. Ilımlı tavırlarla yaklaşıp dost olduğunuzu gösterin. Dinlediğinizi başınızı sallamak, göz teması kurmak gibi belirtilerle gösterin. Ayrılırken uygun veda cümleleri kullanın. (Allah’a ısmarladık, Allah’a emanet olun, hayırlı günler, hoşça kalın) …” 

…Kemalcilik ve Atatürkizm üzerine e-kitap…
Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

 

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.  

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Hizbullahizm: Varlığım Tahran’ın varlığına armağan olsun »


 

… E-Kitap okumak için…

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.