Sanatın tahrifi imanın tahrifidir »
By my on Ağu 29, 2014 in Derin Burckhardt, Figüratif Sanat, İman, İslam, Soyut Sanat | 1 Comment
Bursa Ulu Camii ve iki fotoğraf. Birincisinde fotoğrafçı silmiş kendisini. Levhaya tam karşıdan bakıyoruz. Lambanın tellerini ve yaldızlı harflerdeki yansımayı saymazsak “İslâmî bir fotoğraf” denebilir. İkincisi tam tersi. Mekânın derinliğini verecek bir açı seçilmiş, hatta belki geniş açılı bir objektifle mesafeler abartılmış. Tavandan sallanan iki büyük ışık kaynağı hemen gözü çekiyor. Bu fotoğrafa loş bir odada bile baksanız kendi aydınlatmasını dayatıyor size. Fotoğrafçı burada Ben’liğini silmemiş. Aksine durduğu yer, bakış açısı, boyu, makinesini tuttuğu yükseklik… Adamın bir özgeçmişi eksik! Fotoğrafçının Ben’liği caminin kendisi kadar yansımış görüntüye.
Üstteki levha bu defa merkezî perspektifin müsaade ettiği şekilde yani matematik ve optik kanunlarıyla bilimselleşerek / objektifleşerek nazarımıza (aklımıza) verilmiş. Fotoğrafçının indî / sübjektif tercihleri, meslekî becerisi kısacası Ben’liği hattatın sanatını perdelemiş. (Bkz. Derin Lügat maddesi: İndî / Sübjektif / Objektif) İslâmî değil oryantalist bir manzara! Dahası Erwin Panofsky’nin [1] kriterleriyle değerlendirirsek Read the rest











ediyorum”. Bu şirk olur. Doğrusu “Ben yokum, Sen varsın, Sen’in huzurunda hiç kimse mevcudiyet iddiasında bulunamaz” demektir. İşte varlık tasavvuru bu zemine oturan Müslüman sanatçıların mücerred sanatı tercih etmelerinin sebebi budur. Batıdaki soyut sanat ise bambaşka ihtiyaçlardan doğmuştur. Burckhardt’ın tabiriyle Rönesans sonrası akademizmin natüralist dogmalarından ve modern rasyonaliteden yaka silkenler tutunmuştur soyut resme. Zira mücerred sanat bilinç altından gelen irrasyonal dürtüleri ifade edebilen; daha samimi, daha bireysel 
Kendi ülkesini işgal eden ordu



