RSS Feed for This Post

İthal kavramlar sözlüğü 2: Ruhban sınıfı

Faruk Saim Akhan

Kavramların yerelliğiyle başlanmalıydı aslında bu yazı dizisine. Ancak anlatacak şeylerin çokluğu ve yeryüzünde söylenmemiş  kelamın kalmamış olması arasındaki çelişki, insanı  bazen aceleye sevk edebiliyor. Bunun için makalenin ikinci kısmına bir ara notla başlıyorum. 

    Kavramların yerelliği-evrenselliği

    Her kavram evrensel literatürde bir mana taşımakla birlikte, bu manaların oluşumu ve korunması yerel -mahali- manaların korunması ve kullanılmasıyla sağlanabilir. Yerelliğin getirdiği farklılığa örnek vermek gerekirse bayram ve ‘fest’ kelimeleriyle açıklayabiliriz. Nihai olarak sözlükte aynı mana verilse de farklı coğrafyalarda oluşum süreçleri, dolayısıyla dile yerleşmeleri aşamasında altlarının dolduruluşu, çok farklı kültürel argümanları iktiza ettiğinden, oluşumunda ve sonrasında bambaşka ‘kavramlar’ olarak ortaya çıkmışlardır.

    Yerelliğin etkisini göstermek için illa farklı dilden kelimelere gerek yoktur. Aynı dilden kelimeler de bu etkiyi gösterebilir. Örneğin; sema ve gökyüzü. İkisi de Türkçede kullanılmakta; fakat muhteva olarak çok farklılık gösterirler. (Örnekler arttırılabilir: Kem-kötü, çalmak-hırsızlamak)

    Yerelliğin gözden kaçmasında tabii ki yeterli lugat çalışmalarının yapılmamasının da rolü var. Ama öncelikli çözüm, kelimelerin her birinin aslında birer kavram (mefhum) olduğunu gözden kaçırmadan kullanmaktadır. 

    Ruhban sınıfının oluşumu (oluşturulması)

    Türkiye resmi söyleme bakılırsa %99′u müslüman, çoğunluğu sünni bir toplum. Bu söylem her ne kadar gerçeklikten uzak olsa da dayandığı istatistikler toplumsal bir doğruluğa dayanıyor. Nihai olarak çoğunluğu Müslüman olan ve ekserisi İslami hayat tarzını öngören bir toplumda yaşıyoruz.

    İslam dininde ruhban sınıfının olmaması, dinin siyaset adına kullanılmasını  zorlaştırmaktadır. Fakat her toplumu kendine uydurmakta maharetini ortaya defalarca koyan müesses nizam, bu konuda da suni bir ruhban sınıfı oluşturmak marifetiyle dindar toplumu yanına çekmeyi kısmen de olsa başarmıştır.

    Söylediklerimin iddialı şeyler olduğunun farkındayım. Ancak Türkiye toplumunun demokrasiye kavuşamamasının en büyük sebeplerinden birisi de oluşturulan ruhban sınıfının, manipüle* evresinde müesses nizamla işbirliği yapması ve dindar kesimin zihnini bulandırmasıdır.

    Tezimizin temellerine gelirsek; mezkur ruhban sınıfının ilk ortaya çıkışından başlamalıyız.

    Bu projenin temelleri her ne kadar Osmanlı son dönem şeyhülislamları  seçimlerine dek dayandırılabilecekse de biz, bu projeyi Milli Görüş liderinin yurtdışından asker marifetiyle yurda döndürülüp parti kurdulmasına dayandırmayı tercih ediyoruz. Aksi halde okuduğunuz metin bir kitap hacmine ulaşacaktır.

    Halihazırda devletin geleneklerinde şeyhülislamların devlet çıkarına fetva vermesiyle yer bulan ruban temayülü, sonrasında fetva müessesinin işlevliğinin artması, ardından da dinin tamamıyla devlet kontrolüne ve iznine tabii tutulmasıyla kendine sistemde yer bulmuştur.

    Ruhban sınıfının kişiliğinin oluşması ise Erbakan’ın yurtdışından getirilmesi ve sonrasında Halkçıların dindar kanadının temsilini yüklenmesiyle gerçekleşecektir. Dindar demokratların yanılgıya düşerek Erbakan etrafında kümelenmeleri ve dönemin gündemi hakkında Erbakan’ın dindarların gazını alan açılamalarıyla MSP çizgisi kendine taban bulmuştur.

    Bu aşamanın sosyolojik boyutuna bakılırsa görülür ki cumhuriyet yönetiminin dine  hürmetsizliğine karşı öfke duyan toplum, öfkesinin kontrolsüzlüğüyle oyunu, din adına bağırdığını iddia edenlere verebilmiştir. Vidanların dinin savunmasız kalmasına ses çıkarmak adına “dinci”lere oy verdiği söylenebilir. Bu yönlendirmenin temeline inildiğininde müesses nizamın devamlılığı adına farklı varyasyonlarla halkın desteğini arkasını aldığı görülür. 

    Kemalizm türleri

    Çok genel bir tanımla Kemalizm Türkiye’de üçe bölünmüş partilere yüklenmiştir. Halkçı, ırkçı ve dinci Kemalizm olarak devam etmektedir. Darbeler genelde ırkçılık kökenli görüşlerle desteklense de darbe sonrası süreçte diğer iki kısmı da kullanmıştır. 60 darbesi sonrası halkçı Kemalizmön plana çıkarılırken 80 darbesi sonrasında dinci Kemalizm pazarlanmmıştır.

    Bu telkinler yapılırken tek amaç, darbelere meşruiyet zemini üretmektir. Öyle ya anayasayı askıya almak için öylesine kutsi bir şeye dayanmalısınız ki halkın desteğini alasınız. Halk hukukunun korunacağına inanmadan desteklemeyecektir. Bunun birincil aşaması tutuklananların mutlak suçlu olduğuna kendileri de dahil herkesi inandırmaktır. Sonrasında ise bir dayanak noktası bulunmalı,meşruiyet halka kabul ettirilmelidir. Bunun için de öncelikle eldeki en kutsi malzeme “Kemalizm” kullanılır. Konjektüre göre boyanır, piyasaya sunulur. Referandumla meşruiyet tasdik ettirilir.

    Kemalizm türlerinden “dinci Kemalizm” yazımızın temel sorunsalını  oluşturan ruhban sınıfını da temellendiren yanılgıdır. Tarihin verdiği dersle Kemalizmin dindar, dindarların da Kemalist olamayacağı ortadadır. (Dinci-dindar ayrımı bu yazının konusu değil.)

    Türkiye’de ruhban sınıfının temel ödevi 3. tür Kemalizmi yaşatmak, korumak ve sürdürmektir. Ancak bunu yapabilirse sistem yaşamasına izin verecektir.

    Yazının başında ruhban sınıfının oluşumunu Erbakan’ın Türkiye’ye dönüşüne dayandırmıştık. Sonrasında kurduğu parti, bu partinin söylemleri, kritik dönemlerde dindarların aleyhindeki icraatleri ve sonunda yine dindarları sisteme entegre etmelerindeki başarıları tezimizin ön gördüğü görevlerinde başarılı olduğunu göstermektedir.

    Ruhban sınıfı olgusunu daha iyi anlamak için kıyaslamak gerekirse şöyle bir kıyas yapabiliriz. Başlangıçta bu sınıfın varlığı  ilk aşamada kendini dindarlar adına konuşma yetisinde görmekle ortaya koyar. MSP çizgisi ve devamındaki partiler hemen tüm söylemlerinde dindarlar adına konuşmuşlardır. Dindarların demokratik taleplerini dini taleplermiş gibi sunup sahiplenmişler, bu taleplerin kabul edilmemesi karşısında verilemsi gereken demokratik tepkileri hamasi tutumlarıyla engellemişlerdir. 

    Aforoz yetkisi

    Ruhban sınıflarının en göze çarpan özelliklerinden birisi de aforoz yetkisini elinde tutmasıdır. Bilinir ki Papalar katolikler adına konuşur ve günahkarları dinden çıkarma yetkisine sahiptirler. Bu noktada kulla Allah arasına girme gerçekleşir. Kimin mümin olduğuna ancak Allah karar verebilir.

    ”Bize oy vermeyen patates dinindendir” gibi söylemlerle tam olarak bu anlatmaya çalıştığımız şeyin yapıldı aşikar.

    Ayrıca malum misyonun vitrinindeki siyasilerce atılan hamasi nutuklar dindarların nefsini okşasa da orta vadede bunlarının sonuçları hep dindarların aleyhinde olmuştur. “Rektörler, başörtülülerin önünde selam duracak” cümlesi bu konuda ibretliktir.

    Nihayetince bu politikacıların hamasi ve siyaseten acemice tutumları yüüznden zaten  TC’nin baskısına ve zulmüne maruz kalan toplum bir de güvendiği kişilerin söylemleri yüzünden haksız duruma düşmüştür. Yine bu tutumlar yüzünde Uluslar arası platformlarda hak arama çabaları olumsuz sonuçlanmıştır.

    ”Dindardan siyasetçi, siyasetçiden dindar olmaz”** mealli hadisin yoluna geliyoruz bu noktada. Bu dersin de ilk parçasını alıyoruz hüsn-ü zan esas olduğundan. Ama anlaşılması gereken Bir şey var ki insanların niyetlerinin iyi olması vakıayı değiştirmiyor. Kemalizm dindarları kullanarak halkşılara ya da ırkçılara yaptıramadığı şeyleri yaptırmış, dindarların hak taleplerini geri çevirmesine yetecek argümanları oluşturtmuştur.

    Ve din siyasete istemeden de olsa alet edilmiştir. Kainattaki en büyük hakikat siyasetin basit argümanları gibialgılanmaya başlanmıştır. Gündemdeki baş örtüsü tartışmalarında baş örtüsünden “bez parçası” diye bahsedilmesinin temelinde bu vardır.

    Son olarak, ruhban sınıfı sorunsalının çözümü ”demokrat”  çizginin dindarlarca sahiplenilmesidir. Aksi halde ruhban eğilimi, imtiyazlı sınıf olma hevesiyle birleşecek, bu sınıfın, sınıfsal rüşvetler marifetiyle sistemce kullanılması kaçınılmaz olacaktır. 
 

    * Daha geniş açıklamasıiçin bknz. Kemalist elit ne ister?, Genç  Yaklaşım sayı 58

    ** “Selef-i Salihinden başka, siyasetçi, ekserce tam müttaki dindar olamaz. Tam ve hakiki dindar, müttaki olanlar, siyasetçi olmazlar.” Bediüzzaman, Emirdağ Lahikası syf 53

Share on Facebook

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 8 Yorum

  2. Yazan:Mustafa Tarih: Eyl 8, 2009 | Reply

    “Ruhban” kelimesi yersiz kullanildiginda eminim. Belki anlatilmak istenilen baska birseydi.

    Hiristiyanliktaki ruhbanlik baska birsey. Belkide “kilise” kasd ediliyor. Kilise malumdur sadece ibadet evi degildir. Kilise bir teskilattir. Siyasi ve dini teskilat. Hiristiyanlarda tabaka olarak ikiye ayrilmislar. Klerus denilen din adamlari ve laie denilen halk. Böyle ayrim bizde yoktur. Kilisede yoktur. Bizde halife var idi ve ilimi korumak ve gelecek nesile miras birakacak medrese ve tekke agi var idi. Orda maksat alimler yetistirmek ve kadilar yetistirmek. Zorunlu olarak bir düzen ve sistem gerekiyordu. Halki yönetmek siyasete karismak hedefleri degildi. Zaten uygun degil talebe yetistirmege ve ögrenmeye engel olurdu bu ise dinen suc olurdu. Istisnalar haric ilmiyeden bürokrasiye ve askeriyeye talebe alinmazdi.
    Din adamlarin siyasete bulasmasi yenidir. Osmanlinin son döneminde bir takim alimler ve seyhler meclise girdiler partilere üye oldular. Bunu iyi niyet ile yaptilar ve faydali olmak istediler ama ne siyasetde nede ilimde hedeflerine varamadilar. Baska alimler bu alimleri kritik ettiler ilim islerini ihmal ettiler diye. Medereseler ve tekkeler kalkinca ve son osmanli neslide dünyadan göcünce gercek alim tek tük kaldi. Müslümanlar yalniz kaldi. Dini siyasete alet edenlenleri susturacak pek kimse yoktu. Müslüman halk belirli ölcüde istismar edildi. Kendine din adami süs verenler din egitiminden ziyade politika pesine düstüler. MSPnin 50lili yillarda degilde 60 sonu 70 baslarinda kuruldugu manidardir.
    Erbakan ne yapti ise kemalist sisteme hizmet olmustur. Öyle ki daha “iyisi” yapilamazdi. Bir yandan dindarlari oyalamak ve sömürmek diger taraftan dinden uzak Kemalistleri korkutmak ve “demokrasi icin Türkiyenin hazir olmadigina” “inandirici” sebebler sunmak.

  3. Yazan:salih Tarih: Eyl 10, 2009 | Reply

    Mehmet Kutlular ideolojisine yazar kardeşimiz entellektüel bir kılıf giydirmeye çalışmış.Ama bunda başarılı olamamış.Çünkü düşüncelerine entellektüel gerekçeler temel oluşturmaya çalıştığı Kutlular’ın entellektüel bir yeteneği yok.Tabii ki,yazar kardeşimiz kendilerinde kararların meşveretle alındığını iddia edebilir.O zamanda meşverete gireceklerin nasıl belirlendiği,aykırı sesleri dile getirenlerin ne gibi muamelelere tabii tutulduğu gibi sorular gündeme gelir.
    Velhasıl demokrasiden sadece Süleyman Demirel’in ülkede sözsahibi olmasından öte bir şey anlamayan,yapılan her türlü antidemokratik davranışı “biz kişilerin değil,kurumların izinden gidiyoruz” diyen,ehven-i şerr’e denilen anlayışı keyfi bir yorumla mahza hayır diye dayatan bir anlayışın birilerini ruhbanlıkla suçlamasının hiç bir anlamı yok.Çünkü bulundukları camiada aykırı seslere din adına barınma hakkını tanımayanlar,kendileri zaten ruhbana dönüşmüşlerdir.O insanların izinden gidenlerin,ruhban ları dışarı da aramak yerine içeri bakmaları lazım.
    Velhasıl siz türkiye’de demokrasi mi istiyorsunuz?Önce cemaat dediğiniz yapılanmayı demokratikleştirin.Aykırı seslere yaşama hakkı tanıyın.Kararlarınızı tabana sorarak alın.Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engelin gücünü yitirmiş bir erbakan değil,ergenekonsever demirel olduğunu kabul edin.Ama maalesef,antidemokrat demireli desteklemenize AKPARTİ’yi milligörüşçü ilan etmenin ötesinde bir kılıf bulamıyorsunuz?Belki de demireli demokrasi ruhbanı olarak görüyorsunuz?Çünkü size göre kimse demirel’e rağmen demokrat olamıyor.
    Belki dağınık oldu,ama demokrasiyi demirel’in şahsi tekelinde gören anlayışa karşı konuşmam gerekiyordu.ne de olsa hakikatin hatırı alidir.mehmet kutlular’ın hatırına feda edilmez!

  4. Yazan:Faruk Saim Akhan Tarih: Eyl 11, 2009 | Reply

    Çalıştığım kurumun fikrini sahiplenip, üstelik pazarlayacağım iddiasını bir iftira olarak alırım.
    Entelektüel dayanaklar getiremediğim eleştirisi var ama ben bu eleştirinin de entelektüel temelini göremedim.
    Demirel’i savunmam ama hakaret ve boş itirazlar haricinde şahısna veya fikrine içi dolu eleştiriler gerekli.
    Bana Mehmat Kutlular ideolojisi pazarlamacısı diyenlerin “Hüseyin Yılmaz” cümleleri dışında söyleyecekleri olmalı.
    Saygılar.

  5. Yazan:salih Tarih: Eyl 11, 2009 | Reply

    “Çalıştığım kurumun fikrini sahiplenip, üstelik pazarlayacağım iddiasını bir iftira olarak alırım.”
    Yazar kardeşimiz bunu söylüyor.Ama nedense yazısındaki fikirler bağlı olduğu grubun resmi düşüncelerinin tekrarından öte bir şey içermiyor.Erbakan’ın yurtdışından sağı bölmek için getirildiği düşüncesini Türkiye’de sadece bağlı olduğunuz kurum dile getirmektedir.Sizin dışınızda böylesi bir kanaati olan varsa hodri meydan.Ortaya koyun.
    “Entelektüel dayanaklar getiremediğim eleştirisi var ama ben bu eleştirinin de entelektüel temelini göremedim.” diyorsunuz.Öncelikle yazınızın entellektüel bir yönü olduğunuzu iddia etmenizi beklerdim.Ama yazınızı savunmak yerine yoruma hücum etmeniz,yazınızın entellektüel vasfına güvenmediğinizi gösteriyor.Bir yazar için gerçekten içler acısı bir durum.
    “Demirel’i savunmam ama hakaret ve boş itirazlar haricinde şahısna veya fikrine içi dolu eleştiriler gerekli.”
    Bu cümledeki tezata mı dikkat çekmeli yoksa yazdığım yorumu anlayamamanıza mı üzülmeli,bilmiyorum.Demirel’i savunmuyorsunuz ama içi dolu eleştiri istiyorsunuz.Hakaret içeren cümlemi de göstermenizi istiyorum.Gösterebileceğinizi sanmıyorum!Diğer taraftan Demirel’den niye bahsettiğimi de anlayamamışsınız.Demirel’den grubunuzun antidemokrat tavrına dikkat çekmek için örnek olarak bahsettiğimi bile anlayamamışsınız.Belki de grubunuzun antidemokrat yönelimlerini görmezlikten gelebilmek için böyle tavır almışsınızdır.Ki,bu anlayamamanızdan bile daha kötü bir durum.
    “Bana Mehmat Kutlular ideolojisi pazarlamacısı diyenlerin “Hüseyin Yılmaz” cümleleri dışında söyleyecekleri olmalı.”
    Yorumunun başında iftiracı olduğumu söyleyen kişi şimdi benim kendisini “pazarlamacı” olarak nitelendirdiğim iddiasında bulunuyor.Beni Hüseyin Yılmaz’ın cümleleri ile konuşmakla itham ediyor.Oysa Hüseyin Yılmaz benim okuduğum bir insan bile değil.
    Ama o eğer Gençyaklaşım isimli derginin bağlı bulunduğu grupta ve cemaat(!)te aykırı seslere yer verilmediğini söylüyorsa kendisine ancak katılabilirim.Bunu görmek için Hüseyin Yılmaz okumaya gerek yok.Bunu herkes görebilir ve yazabilir.Ben bile yazabilirdim.Ama bana gerek kalmamış. yazmışlar da .Hem de içerden : http://www.karakalem.net/?article=1563

  6. Yazan:eg Tarih: Eyl 12, 2009 | Reply

    erbakan’ın “dini kemalizm” yaratmak için yurt dışından “getirtildiği” tezi cidden kantıa muhtaç! sanırım bizde fikir hayatı bu tip komplo teorilerinden öteye geçemiyor. sonuçlardan sebepler üretip onları belirli bazı komplo teorilerine kurguladık mı fikir ürettik sanıyoruz…olmamış kardeşim olmamış!

  7. Yazan:Faruk Saim Akhan Tarih: Eyl 12, 2009 | Reply

    “Öncelikle yazınızın entellektüel bir yönü olduğunuzu iddia etmenizi beklerdim.Ama yazınızı savunmak yerine yoruma hücum etmeniz,yazınızın entellektüel vasfına güvenmediğinizi gösteriyor.”

    Neyi iddia edeceğim yazı ortada. Güvenmeseydim yayınlamazdım.

    Saldırgan tavrınızı üzerime almıyorum. Neyi savunduğunuzu da anlamış değilim. İçinde bulunduğum kurumlailgili özeleştiriyi sizin önünüzde değil, etkili yetkili kişilere karşı yaparım.
    Saldırgan ruh haliniz her kelimenizden kendini dışa vuruyor. Eğer birine ya da kuruma düşmanlığınız kininiz varsa bunu daha yetkili kişilere iletmelisiniz.
    Buradaki yazıdaki iddiaların çoğunun fazla irdelenmediğinin farkındayım ama dergide çıkan bir yazı olarak uzun olması mümkün değildi. Bir zeyl yazacağım en kısa zamanda.

    “Dini kemalizm”e cevap vermeye gerek yok. Bursa hutbesi, Kuran’ı tercüme ettirdi gibi kanıtlarla Mustaf Kemalin müslümanlaştırılması tam olarak Erbakan’ın yurda dönüşünün sonrasına denk gelir.

  8. Yazan:salih Tarih: Eyl 13, 2009 | Reply

    Neyi savunduğumu gayet iyi anladınız.Anlamasanız niye benimle Hüseyin Yılmaz arasında kıyaslama yapasınız ki.Sadece üçüncü şahıslara karşı durumu kurtarmak için anlamazlıktan geliyorsunuz.
    Ama yine de gerçekten anlamamış olma ihtimalinize karşı durumu daha açık söyleyeyim:Mehmet Kutlular sizin kavramsallaştırma(!)nıza göre Erbakan’dan daha ruhbandır.Hem bir din ruhbanıdır,hem de demokrasi ruhbanıdır.
    En ilginci demokrasi ruhbanı olmasıdır ki,demirele oy vermeyeni ya da desteklediği partiyi desteklemeyeni demokrat olarak görmemektedir :)
    Saldırgan uslübumdan bahsediyorsunuz.Haklısınız,böyle trajikomik bir demokratlık anlayışı için fazla sert yazdım.Çünkü ortada kızılacak değil,gülünüp geçilecek bir demokrasi anlayışı var.Çünkü demokrasinin temel ilkeleri arasında demirele destek vermenin olmadığını ortaokul çocukları bile bilir.
    Ama bazıları karşı olduklarını iddia ettikleri ergenekonu desteklese bile demireli desteklerler.Ergenekonun desteklediğini desteklemek aslında ergenekonu desteklemektir,bunu göremezler.Çünkü neyi göreceklerine Mehmet Kutlular isimli ruhbanları karar verir.
    Gene anlamadıysanız bu linki bir daha okuyun.http://www.karakalem.net/?article=1563

    “İçinde bulunduğum kurumlailgili özeleştiriyi sizin önünüzde değil, etkili yetkili kişilere karşı yaparım.”
    Nasıl bir özeleştiri(!) yaptığınız erbakanın yurtdışından adalet partisini bölmesi için getirildiği iddiasını doğruluğunu sorgulamadan benimsemenizden belli.Çünkü sizin grubunuzdan başka bu iddiayı dillendiren var mı,soruma cevap veremediniz!Artık Mehmet Kutlular resmi ideolojisinin dışına çıkın.
    “Bir zeyl yazacağım en kısa zamanda.”Yazacağınız zeylde iddianızı ispatlamak için bu dediğiniz noktadan hareket ederseniz bu sitede sizi darmadağın ederler.Erbakanın yurtdışından parti kurması için çağrıldığına dair yazılı belgeler bulun.Hiç olmazsa,sizin resmi ideolojiniz dışında bunu iddia eden birilerini bulun.

  9. Yazan:Faruk Saim Akhan Tarih: Eyl 13, 2009 | Reply

    Beni ısrarla bir yerlere eklemlemeye çalışmanızı şahsi kindarlığınıza bağlıyorum.
    Kimsenin ideolojisini sahiplendiğim yok. Ama bu konuda sizi ikna etmek gibi bir derdim de yok.
    Bakış açınız oldukça sınırlı. Basiretiniz Kutlular’a odaklanmış, gerisini görmüyor. Onun savunmak durumunda kalmak, en son isteyeceğim şey. Marjinalleştiği doğru, ama sizin gibi “Çünkü ortada kızılacak değil,gülünüp geçilecek bir demokrasi anlayışı var” diyenlere dahil olmasındansa marjinal kalması daha doğru gibi geldi şu an.
    Ne olursa olsun, size en ters gelen iddialara bile saygıyla yaklaşmaya alışmalısınız. Bağırarak kendinizi dinletemezsiniz.
    Bu haklı olduğunuzu da göstermez.

    Israrla yazının konusunu şahısların tutumlarına çevirmeniz ve Kutlular’a odaklamanız bakış açınızı belli etti. Bu yüzden kişilerin dışına çıkmadıkça söyleyemeceğim bir düstur yüzünden cevap veremeyeceğim.
    Saygılar.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin