RSS Feed for This Post

Çocuklar, Kürtler ve İzmir

Perşembe gecesi Siyaset Meydanı‘nda ülkenin dört bir yöresinden çocuklar vardı… Çocukların siyaset üzerine konuşturulduğu programlar aslında hiç hoşuma gitmez, sahici olmaz çünkü. Çocuklar kendileri olmaz öyle programlarda. Onlardan isteneni zekice anlarlar ve “olunması istenen” sahte tipler oluverirler… Bizlere de ortaokulda yapılan saçma sapan devlet anketlerinde “En kızdığınız şey nedir” diye sorulurdu, biz de “Arkadaşımın İstiklal Marşı sırasında gülmesi” seçeneğini işaretlerdik… O seçenek varken bu ülkenin zeki çocukları başka seçenek işaretler mi?.. Sonra bir sosyal bilgiler dersinde, bir gün dürüst bir arkadaşımız çıkmıştı… Hocamız “Türkiye’deki üç kuvvet nedir çocuklar ve kuvvetler ayrılığı ilkesi ne demektir,” diye sormuştu… Bu arkadaş da “Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri örtmenimm!” diye cevap vermişti, tüm sınıf gülmüştü ama o arkadaş aslında bilinçaltına işlemiş gerçeklerden bahsediyordu… Hele 90’lı yıllar konjonktüründe, bu çok daha doğruydu…

Fakat bu Siyaset Meydanı‘nda çocuklar çok sahiciydi. Kürt açılımını Türk, Kürt ve Türkleşmiş çocuklar konuşuyordu. Bütün bir karşılıklı toplumsal algı en saf biçimde karşımızdaydı… Özellikle Karadenizli çocuklarda “Siyaseten Doğruluk” algısı hiç yoktu, çok tatlı ve sevimli biçimde “Burası Türkiye, Türkçe konuşsunlar o zamaaan, savaşı da Kürtler çıkarmadı mı zaten” gibi laflar ediyorlardı… Bu derece normalleşen ve sevimlileşen ayrımcılık insanın içinde bir ürperme hissi yaratıyordu. Bir yandan ailelerden büyük bir nefret devralınmamıştı. Henüz öyle bir şey ortada yoktu. Tatlı tatlı konuşuyorlar, anlaşıyorlardı. Ama bir yandan da önlem alınmazsa 2010’ların, 2020’lerin Türkiyesi’nin etnik ayrışma manzarasını görebiliyordunuz… Kürt çocuklar daha çok yaşadıklarını anlatıyorlardı. Erken büyümüşlerdi. 10 yaşından 30’a yatay geçiş yapmışlardı… Ve bu çok doğal biçimde olmuştu. Zorunluluktan olmuştu… Dertlerini de çok insicamlı anlatıyorlardı. Çoğu sözü hâlâ yutkunarak ifade etseler de biraz daha kendilerine güvenleri gelmişti. Kürt açılımının yarattığı bu psikolojik hava bile başlı başına çok yararlı gerçekten… Bu program da bu manzarayı ortaya koydu. Ben gibi birçok izleyicisini de gelecek üzerine düşündürdü şüphesiz… Bazı anlar umutlandım, bazı anlar da “Galiba bu ülke bölünecek…” diye iç geçirdim… Şu an toplumsal bağlamda gelgitli bir noktadayız, bu siyasal sorun çözüldükten, silahlar tam anlamıyla sustuktan sonra da 60’lar sonrasının ABD’si örnek alınarak toplumsal rehabilitasyon çalışmaları yapmamız şart. ABD bunu büyük bir başarıyla yaptı. Mükemmel eğitim yöntemleri üretti bu deneyim… Biz de öyle geçmişe dayalı bir uzaklık/nefret yok. Ama şu an artık o uzaklık O-LU-ŞU-YOR. Bunu görmemek için kör olmak lazım. Çocuklara birbirilerinin varlıklarına ve kimliklerine empati hissettirten eğitim çalışmaları ana okullardan itibaren verilmeli. Biz Türklerin buna daha da çok ihtiyacı var… Böyle bir sivil seferberlik kampanyasına da odaklanmalıyız. “Eğitim şart” deyip duranlar, şu anki haliyle Türk eğitiminin toplumsal/etnik ayrışmayı körüklediğini görmeliler… Modern Türk eğitimi olmayan düşmanlıkları yaratan bir bataklık vaziyetinde…

Bu programda Ece Temelkuran da mükemmel kere mükemmel konuştu. Zerre eyyam yapmayan bir vicdani duyarlılıkla konuştu. Meseleyi vicdan çizgisinden çıkartıp dışarıyla bağlantılandırarak konuşmak gibi bir noktaya sapmadı hiç… Çok hoşuma gitti bu durum. Kürt meselesinde liberal ya da sosyalist, dindar ya da laik hepimizin ortak bir vicdani sorumluluk noktasında ittifak etmemiz lazım… Aksi ihtimalde gözlerimizin önünde bir toplum adım adım bölünecek çünkü. Ülke sınırlarının bölünmesi ihtimalinden de daha feci olanı toplumun bölünmesidir… “Tamam, verelim oraları, bize yük olmasın Kürtler, defolsun gitsinler” diyen ayrılıkçı Türkçü bir ruh halinin yaygınlaşma ihtimalini küçümsemeyelim… Bu ruh hali Çekoslovakya usulü barışçı bölünme talebi gibi bir sonuç yaratmaz. Yugoslavya usulü bir kanlı bölünme senaryosuyla karşı karşıya kalırız…

Temelkuran’ın ve hemşerim olan tüm vicdanlı İzmirlilerin fark etmesi gereken şey, bu türden bir ruh halinin en çok görüldüğü şehrin İzmir olduğudur… İzmir dünyevileşmiş/laik tabanda modernist bir milliyetçiliğin merkezi olma konumuna doğru ilerlemektedir. Kürt coğrafyasının futbol takımlarının en çok aşağılayıcı küfür yediği şehir o “medeni” deyip durduğumuz İzmir’dir. Bunu konuştuğum tüm Kürt amigoları söylüyor… Diğer birçok Anadolu şehrinde dindarlık unsuru ve geleneksel önderlik mekanizması Kürt meselesi bağlamında bir ortak payda, milliyetçiliği yumuşatıcı bir unsur olabiliyor… İzmir için böyle bir şey de yok. Tam aksine o modernist algı “Kürtler geridir, ilkeldir” zihniyetiyle kendi dışlayıcı nasyonalizmini meşrulaştırıyor. Türk ırkçı ayrılıkçılığının merkezi İzmir olabilir… İzmirli yerel iktidar da bu tehlikeyi ciddiye almalı… İzmirimizi övüp duran İzmirli aydınlar da…

.

 

… E-kitap okumak için…

 

yitikSoyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

Afganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” demokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

Kürtlerin Tarihi Üzerine

kapak_kurt-tarihi-uzerine80 seneden beri Kürtlerin tarihi isyan ve terörle özdeşleşti. Son yıllarda ise ilk defa hemen her kesimden insanın desteklediği bir barış süreci başladı. Bu süreç kendi başına tarihi bir anlama sahip elbette. Yine de büyüyen umutların, atılan adımların sağlam olması ve geleceğe yöne vermesi için yaşananlar ile Kürtlerin tarihi arasında bir köprü kurulması gerek. Dahası Türkiye dışındaki etnik terör tecrübelerinden, sosyal barış projelerinden yararlanmak elzem. Bu sebeple, Kemal Burkay, Hasan Cemal, İsmail Beşikçi, Mustafa Akyol kadar Alain Touraine, Johan Galtung, Paddy Woodworth ve Gandhi’den de istifa ettik bu kitabı hazırlarken. Umuyoruz ki güncel tartışmaları ve gelişmeleri bir kenara koyarak geçmişe kısaca bir göz atmak bugünü daha anlamlı okumamızı sağlayacak. Buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

kapak_kitap_capulcularÇapulcular” ne istiyor?

Genel seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

 Alevilik, Ortak Acılardan Bir Kimlik

Aleviler ızdıraplarda, geçmişin acılarında buluşuyorlar. Dersim, Madımak… Bu isimler anıldığında kırmızı bir düğmeye basılmış gibi bütün farklı Alevilik-LER birleşiyor ve bir tepki geliyor. Hızlı, öngörülebilir ve manipülasyona açık bir tepki bu. Ortada geç-ME-miş bir geçmiş var. Kıymetli yazarımız Cemile Bayraktar’ın dediği gibi “yüzleşilmediği müddetçe de geçmeyecek bu geçmiş” , çıkarılmayı bekleyen bir diken gibi acı vermeye devam edecek.

Diğer yandan çok sayıda Alevi kendi atalarına, dedelerine, manevî önderlerine en büyük acıları reva görmüş olanlara büyük bir sadakat ile bağlılar. Yani Kemalistlere ve CHP’ye. Yakın tarihi sorgulamak şöyle dursun ibadethanelerini Atatürk resimleriyle donatıyorlar. Ortak acıların ve siyasî tercihlerin dışında Alevileri birleştirecek bir inanç, bir kültür yok mu? Acaba Aleviler Stockholm sendromundan kurtulabilecekler mi? Elinizdeki kitap bunları sorguluyor. Buradan indirebilirsiniz.

Tiryandafilya, Güneşe “ya doğ, ya da ben doğacağım” diyen güzel!

kapak_Tiryandafilya“… Senden önceki hiçbir kadın tarafımdan böyle sigaya çekilmedi Tiryandafilya. Sen benim tüm aşklarımın  raporusun, tüm aşklarımın hülasası, ana fikrisin Tiryandafilya. Senden öncekiler ya masadan kaçtı ya da onları masadan ben kovdum. Şimdi benim tüm bu kaybolan yıllarımın hesabını vermek de sana kaldı. Sevdiğin başka bir erkek olmasına rağmen bu yola girmen için de seni zerre kadar zorlamadım, bunu da biliyorsun Tiryandafilya. Duvarımın arkasına dolanman için sana elimden gelen tüm kolaylığı gösterdim. Bu asla senin marifetin, el çabukluğun, kahredici, tahrik edici, tahkir ve de tezyif edici dişiliğinle olmadı. Senden önce gidip, tüm kapıların kilidini senin için açan irade bendim. Orada beni çırılçıplak gördüysen benim sayemdedir. Şimdi dürüstçe oynayalım o zaman. Ama unutma Tiryandafilya; ihanet ilgi çekse de hain sevilmez…”

Efraim K‘nın kitabını buradan indirebilirsiniz.

 

kitap tanitan kitap 5Kitap tanıtan kitap 5

İmkânsız bir buluşma düşleyin: Nietzsche, Montaigne, Chomsky ile Fârâbî ve Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri bir arada. Ama yalnız değiller, hemen yanı başlarına John Berger, Cahit Zarifoğlu, André Gorz , Oğuz Atay, İsmet Özel, Amin Maalouf, Gilbert Achcar, Nevzat Tarhan, Randy Pausch ve daha bir çok aşina olduğumuz yazar, şair, düşünür gelip oturmuş. Bu imkânsız buluşmayı Derin Düşünce sitesinin yazarlarına borçluyuz. Sadık dostlarımız Alper Gürkan, Mustafacan Özdemir, Mehmet Alaca, Mehmet Salih Demir ve en az “eskiler” kadar çalışıp didinen genç yetenekler: Essenza, Esma Serra İlhan, Gülsüm Kavuncu Eryilmaz, Abdülkadir Hacıaraboğlu, Azat Özgür. Kitap tanıtan kitapların beşincisini ilginize sunuyoruz, kitapların dünyasına açılan 23 pencereden bakmak için. Buradan indirebilirsiniz.

hamza_yusuf Hamza Yusuf ile İslâm’ı anlamak

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai tarafından yapılan iki tercümeyi içeriyor:

  • Zaytuna Institute’den Hamza Yusuf Hanson’ın 2010 yılı Mayıs’ında Oxford üniversitesinde yaptığı İslâm’da reformkonulu konferans,
  • Yine  Hamza Yusuf Hanson’ın Dr.Murata ve Prof.Chittick’in İslam’ın vizyonu isimli eseri üzerine yaptığı konuşma (Bahsedilen kitap, Türkçe’ye de çevrilmiştir.)

Hamza Yusuf Hanson 1960 yılında Amerika’nın Washington Eyaletinde dünyaya geldi; Kuzey California’da büyüdü. 1977 yılında müslüman olduktan sonra on yıl boyunca İslâm coğrafyasında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuzey ve Batı Afrika gibi bölgeleri gezdi. Farklı ülkelerde iyi büyük alimlerden icazet aldı. Hamza Yusuf bu seyahatten sonra ülkesine dönerek Dinler Tarihi ve Sağlık Hizmetleri alanlarında diploma aldı. Dünyanın dört bir tarafında İslâm hakkında konferanslar veren Zaytuna Enstitüsü’nü kurdu. Batıya İslâm’ı sunan, İslâmî ilimlerin ve geleneksel metodlarla eğitimin yeniden canlanmasını amaçlayan Enstitü, dünya çapında üne sahiptir. Shaykh Hamza Yusuf, Fas’ın en prestijli ve en eski Üniversitelerinden birisi olan Karaouine’de ders veren ilk Amerikalı öğretim görevlisi olmuştur. Bunların yanısıra, klasik haline gelmiş geleneksel bazı Arapça metinleri ve şiirleri modern ingilizceye tercüme etmiştir. Halen eşi ve beş çocuğuyla birlikte Kuzey California’da yaşamakta. Buradan indirebilirsiniz.

Organik dinimi geri istiyorum 

organik_dinimi_geri_istiyorum - kcBilim ve teknoloji alanında buluşumuz pek yok ama gün geçmiyor ki din konusunda yeni bir icat çıkmasın. Televizyon karşısında merakla “acaba bugün neler caiz ilan edilecek, neler haram edilecek?” diye merakla bekliyoruz. Bektaşi’ye sormuşlar: “İslam’ın şartı kaçtır?” diye, “Birdir!” demiş. “Hac ve zekatı siz kaldırdınız, oruçla namazı biz kaldırdık, geriye kelime-i şahadet kaldı”. Ben kelime-i şahadetten de emin değilim, her an bir profesör çıkıp “böyle bir şey yoktur, imanın şehadeti mi olur?” diye ortaya çıkabilir. […] İlahiyat profesörlerinin bir büyük zararı da bu oldu. Din’in siyaset gibi, futbol gibi, tartışılacak, insanın bilgisinin olmasa da fikrinin olabileceği bir alan olduğu tevehhümü oluşturdular. Her şeyin kutsallığını bozdular. Artık bacak bacak üstüne atıp çiğ ağzımızla Allah, peygamber ne demek istemiş “muhakeme” yapıyoruz hiç ar duymadan, hepimiz birer küçük şeyhülislam, birer fetva emini… hangi hadis uydurma, hangisi sahih şıp diye gözünden anlayıp ayetleri engin din bilgimizle şerh ediyoruz. Şu muhakemelerin bolluğundan da dini yaşamaya bir türlü sıra gelmiyor. Halbuki bir güzel insanın dediği gibi: “Din öğrenmekle yaşanmaz, yaşandıkça öğrenilir”.

Elinizdeki bu kitap Ekrem Senai’nin kaleme aldığı yazılardan ve tercüme ettiği makalelerden oluşuyor: Hamza Yusuf, Noah Feldman, Charles Townes, Marc Levine ve Karen Armstrong ile İslâm, Hayat ve Bilim üzerine… Buradan indirebilirsiniz.

Banka Ordudan Tehlikelidir!

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 27 Ekim 2013)

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor: Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar? Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

 

Trackback URL

  1. 5 Yorum

  2. Yazan:eg Tarih: Eyl 7, 2009 | Reply

    programı izledim. rasim’in tam tersi utanç verici bir program olduğunu düşünüyorum. çocukları birbirine sokmak ya da çocukların (bazılarında net görüldüğü gibi) bir ekran maymununa dönüşmesini isterseniz devame din böyle programlara…bir oynamadığınız ve bir birbirine kırdırmadığınız çocuklar kalmıştı onu da yaptınız. oradaki çocukların hemen tümü çocuk değil, büyüklerinin ellerine tutuşturduklarını okuyan ve o role bürünen, gülen değil ama sert bakışlarıyla gelecek hakkında umutsuzluğa sevk eden bir haldeydiler bence.

    temelkuran’a gelince…temelkuran’ı hiç bir zaman sahici bulmadım. temelkuran özgürlüklerde “hep bana rabbena” diyenlerdendir. o yüzden cumhuriyet mitinglerini destekleyen ve “izmirli”lerin “çağdaşlığını eteklerinin kısalığıyla koşutlayan temelkuran ingilizce bir tabirle (ona türkçemi kullanarak ziyan etmek istemem, o yüzden ingilizce söylüyorum) overrated bir yazardır. hem bilgi(sizliği)yle, hem vicdanının ulaşamadığı noktaların çokluğuyla, hem de bunlara karşıt bir kendini beğenmişliğiyle overrated bir kişidir. o gece ece temelkuran kadar sahteliğe yaslanmış çocuklar vardı orada ve bu beni çok üzdü…

  3. Yazan:arif Tarih: Eyl 7, 2009 | Reply

    Kürt açılımının siyasal, stratejik ve uluslararası boyutu başlıklı yazıya son bir yorum eklediğimde, bu yazı yayımlanmamıştı. Hükümetin demokratik açılım adını verdiği proje henüz tam kavranabilmiş değil. Somut bir şey söylenmiyor eleştirileride bunun göstergesi biryerde. Demokratik açılım Kürt sorununuda içeren, ancak çok daha kapsamlı bir açılım. Bu açılım vesayet sisteminden, özgür irade sistemine geri dönülmez bir biçimde geçişin projesi. Aslında bu açılımı sabote edecek terör odağı-bütün sağ-sol, dinci,ayrılıkçı terör taşeronlarının patronu- ergenekon yapılanmasının tasviyesi ile başlamış bir proje olduğu giderek anlaşılacak bir büyük silkiniş projesi. Bu istikameti, Kürtçü yada Türkçü ırkçıların kaprisleriyle kaybetmemek gerekir. İzmir tarihinden beri açık sanılan bir şehir. Oysa demokratik açılıma başından beri en büyük direniş bu kentten geliyor. Bunun arkasındaki sebep, ‘şeriatçı’ bir parti nasıl olurda bu açılımları yapabilir şaşkınlığı. Biz gavuruz böyle mutluyuz diye pankart bile açıldı. Ergenekona destek mitingleri yapıldı. Irkçı söylemin doruğu bir vekil, açılımın Ermenistan boyutu ile ilgili akıl almaz sözler etti yakın zamanda ve bu ilden maalesef. İzmirin sanat güneşi Sezen Aksunun açılıma destek çıkışı ise umut verici. Evet modern ve açık yaşamın şeriatçı tehdit altında olduğu yanlış gerekçesi, İzmirlileri basiretten biraz uzaklaştırsada, giderek açılımın destek bulması muhakkaktır. Zira bu milletin rehin alınan iradesinin özgürleştirilmesi projesidir. Alevi kardeşlerimizde bu açılımın ana muhataplarıdır. Mütedeyyin kardeşlerimizde dinlerini istediği gibi yaşayacaklardır rahatça. Laik yaşam tarzıda kaçınılmaz bir demokratik vasat olmayı sürdürecektir. Ermenistan ve Kıbrıs sorunlarıda açılımın ana hedefleridir. Olayı dar bir boyuta değil çok daha geniş bir boyuta oturtabilmeliyiz. Son olarak, İzmirliler özgürlüğüne düşkündür. Sezen Aksu örneği tüm İzmire yayılacaktır ilerleyen süreçte. Yeterki Kürt açılımı diyerek, Öcalan projesi diyerek bu büyük açılımın önü tıkanmasın.

  4. Yazan:Yiğit Siboreta Tarih: Eyl 8, 2009 | Reply

    Kürt ayrımcılığının ve neredeyse düşmanlığının önemli bir mesele olduğu gerçektir. Fakat bu gidişatı şehirlerle özdeşleştirmek ve yük bindirmek bir o kadar yanıltıcı ve kışkırtıcıdır.

    Hele ki, örneklemeyi bir futbol maçından ve objektifliğin bulunmadığı futbol konusundan yapmak çok büyük hatalara düşmektir. (İzmir’de bulunan spor kulüplerini en fanatik taraftara sahip olan kulüpler olarak saptamak bu konuda sahip olunan düşünceleri netleştirebilir.)

    Dolayısıyla, sorunu şehirleştirmekten ziyade genel zihne hitap etmeliyiz.

    Örnekleri de daha sosyal ve fikirsel tabanlı sunmalıyız.

    Saygılar,

  5. Yazan:Ali Duman Tarih: Eyl 8, 2009 | Reply

    bu ülke kurulduğu günden buyana hiç bir büyük sorununu çözmedi, çözmediği gibi ağırlaştırdı, hatta sorun olmayanı sorun haline getirdi.

    bu bilinçli bir tercihti, zira türkiyenin hakim sınıfı bu sorunların üstünden kendi hakimiyetini güçlendirdi, bu sorunlar üstünden darbeler tezgahlandı, icra edildi, hakim sınıfa ayak bağı olanlar tasfiye edildi, başbakanlar, bakanlar asıldı. rüştünü doldurmamış insanlar uydurulan suçlarla darağaçlarına çekildi.

    türkiyenin hakim sınıfı, hakimiyetini yaratmış olduğu sorunlar ile güçlendirmekte ve iktidarına devam etmektedir. her daim gündemde tutulan güvenlik mülahazası nedeniyle askeri vesayet son gaz sürdürülmektedir.

    türkiye halklarını temsil etmek yerine, türkiyenin hakim sınıfının temsilciliğini üstlenen chp ve mhp nin sorunların çözümüne olan direnci bu yüzdendir. ergenekon çetesi, türkiye hakim sınıfının tetikçiliğini yapmaktadır, hakim sınıfın gündelik tetikçiliğinin yanısıra, gerekli zamanlarda da darbe ortamını hazırlamak için organize edilmiştir. hakim sınıfın terör, şiddet ve cinayetlere olan ihtiyacı nedeniyle bu terör örgütü elini hiç korkak alıştırmamış, her daim cinayetler ve toplu katliamlar yapmıştır.

    yer gök silahlardan geçilmiyorken yargıtay başkanı dedikodular ile insanlar yıpratılmamalı demekte, türkiyenin birinci sınıf demokrasiyi hakketmediğinden dem vurararak her türlü yargı reformuna karşı durmakta, kısaca bu gidiş iyidir, böyle kalalım demektedir.

    üstelik bu konuşmasını ise demokrasi, hukukun üstünlüğü vs. gibi güzel sözlerle süslemekte, laf salatası yapmaktadır. asıl söylediği değil ima ettiklerine bakmak gerekir ki, yandaş yargı diye söz ettiği konu ise tamda kemalist olmayan savcı ve yargıçları işaret etmektedir, oysa asıl yandaşlığı bizzatihi kendisi yapmaktadır, yandaştır çünkü kemalisttir, bu yargı kemalisttir işte bu yüzden tarafısız değildir, oysa tarafısız yargı kemalist olmayan yargıdır. hadi bakalım bu sonuna kadar kemalist yargı, gelsin kemalist bir terör örgütünü yargılasında görelim. işte bu yüzden susurlukta, semdinli de yargılanamadı, yargılanamadığı gibi o yargılamayı başlatan savcılar görevlerinden el çektirildi, 12 eylül faşizmini yargılamak için dava açan izmir savcısı gibi. bu ülke 12 eylül cumhuriyetidir, bu yargı da 12 eylül yargısıdır. iyi bir seyler yapılacaksa önce çürümüş yargının düzeltilmesinden başlanılmalıdır. bu yargı olduğu sürece türkiye hiç bir önemli sorununu çözemez, çözemeyecektirde, kürt açılımına yakında dtp nin kapatılması ile yargı yoluyla nasıl darbe vurulacağını hep birlikte göreceğiz, sadece bununla sınırlı değil, ikinci büyük darbe ise yine akp’ye açılacak olan kapatma davasıdır ki, bunun da temeli hükümetin yaptığı demokrasi/kürt açılımı olacaktır. vesayetçi sistemin giderayak tüm gücünü seferber edeceğini düşünürsek, gelecek günlerin çok çalkantılı olacağını söyleyebiliriz, bundan en önemli kurtuluş ise akp’nin karşısına vesayetçi olmayan iktidar alternatifi sol yeni bir partidir. zira iktidar partisi er geç yıpranacaktır, yıpranan iktidar partisinin yerini alacak gerçek anlamda, evrensel değerlerde sol bir parti elzemdir, işte bu vesayetçi sistemin sonunu da kaçınılmaz kılacaktır. böyle bir partinin yaratılması halinde sol takiyyeci, tek parti döneminin diktatöryası chp tarihin çöplüğüne atılmış olacaktır.

  6. Yazan:Harun Genc Tarih: Eyl 9, 2009 | Reply

    Hem Yugoslavya orneginden giderek dar alan milleyetcilgini yer, hem de ayni zihniyetle Izmir’i hedef goster. Saglam temellere dayanarak yapici bir elestirici yapsa neyse. Cozume yonelik bir elestiri yapsa hatta mukemmel ama Futbol maci ornegi veriyor toplumdaki demokratik bilincin gostergesi olarak. Farkinda mi Izmir’de kac tane Kurt vatandasimiz yasar? Farkinda mi bu insanlarin yasam standartlari nelerdir, bu insanlar nelerin degismesini ister? Gecenlerde de kendi annesinin dedikoducu cevresini ornek gostererek Izmir sosyetesini elestirmisti ona da cok uzulmustum. Yigidi oldur hakkini yeme bazen dogru tespitleri olsa da kimi zaman cok yuzeysel ve sekilci seyler yaziyor bu arkadas. Dusunuyorum da acaba hevesi cok okunan Izmirli yazarlarin dikkatini cekip reyting mi yapmak diye.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin