RSS Feed for This Post

Ergenekon’un kökeni ve Bediüzzaman’ın uyarısı

    Ergenekon'un kökeni ve Bediüzzaman'ın uyarısıErgenekon'un kökeni ve Bediüzzaman'ın uyarısı” 1995 yılında babası kaçırıldığında henüz 5 yaşında bir çocuktu. Babasının cesedini kimsesizler mezarlığında bulduğunda ise 19 yaşına gelmişti. 5 yaşındaki İslam Ergül hastalandığı için babası onu Şırnak Devlet Hastanesine götürmüştü.Hem buğday satacaktı hem de çocuğunu tedavi ettirecekti. 

 Dönüş yolunda kimliği belirsiz dört kişi tarafından yolları çevrilmiş, baba ile evladın son görüşmesi bu olmuştu. Küçük çocuk İslam bu anı hiç unutamadı. Babasından hatırladığı hep bu andı. Bir daha da haber alınamadı baba Hasan Ergül’den. Ta ki JİTEM ve PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan’ın itiraflarından sonra 2009 yılında Elazığ’daki kimsesizler mezarlığında bulununcaya kadar.” 

Evet bu denli vahiyden ve insani değerlerden kopuk bir zihniyetin tecellisi olan Ergenekon Terör Örgütünden bahsediyorum. Vahiyden kopmuş bilim dahi, nasıl ki atom bombaları ürettirir ve insanoğlunun başında patlattırırsa aynen öyle de, vahiyden kopuk her eylem, her fikir de insanoğlunun felaketi ve kıyameti olmuştur ve olmaya devam ediyor. Vahiyden kopuk dünya bile başını serseri bir göktaşa vuracak ve kıyameti koparacaktır. Bu bir İlahi vaad’tir ve bunda ihtilaf yoktur. En doğrusunu Allah bilir. 

Konumuza dönersek;   

1980’lerden bu yana ve buna benzer 17 bin 500 faili meçhul cinayet işlendi güzel ülkem Türkiye’de. Ergenekon savunucuları biliniz ki; böylesi zulümü görmemezlikten gelmek, sulandırmaya çalışmak, hoş görmek ve hatta desteklemek zulme ortaklıktır. her şeyden önce insanlığa ihanettir. 

Hem bu nasıl bir örgüttür ki tüm şerlerin odağı haline gelebilmiş, millet adına  (daha doğrusu kemalizm adına) yine milletin başına bela olmuş. Milleti canından bezdirmiştir. İddianamedeki bilgi, belge ve gizli tanıklar bize her cinayetin, her ayrılık tohumunun, her fitnenin, her kaosun, darbe ve darbe kışkırtıcılığının arkasında bu zihniyetin yattığını gösteriyor. 

Ancak içimde bir kurt bana şunları da söylettiriyor. 

Veli Küçük’ün yüzüne bakılırsa kendini bile idare etmekten aciz görünen bu ve bunun gibi insanlar, nasıl olmuşta yıllarca hem bunca cinayetleri ve zulümleri işlemişler hem de kendilerini saklayabilmişler. 

Bunu yaparken de askerin silahını kullanmışlar, devletin her türlü imkanlarını seferber etmişler. Ama yıllarca kimse görmemiş, duymamış ve bilememiş. Tutuklananlar ortaya atılan yem mi? birer maşa mıdırlar? Ya da ergenekon dava sürecinin müsaade edilen sınırları mıdır? diye sormadan da kendimi alamıyorum. 

Bu işler üç beş asker artığıyla gazeteci bozuntusuyla ve birkaç siyaset döküntüsü ve çapulcu azmettirici, tetikçi ile tek başlarına olabilecek işler gibi gelmiyor bana. Karşımızda millete her daim bela olmuş ve ülkenin gelişmesine ve demokratikleşmesine set olmuş ve bunu yaparken de kendini gizleyebilmiş en az 150 yıllık bir zihniyet var. İttihat ve Terakki zihniyeti.

 Öyle bir zihniyet ki, sadece Ermeni ve Hristiyanları düşman saymamış. Aynı zamanda Müslümanları ve hayat tarzlarını, Alevileri, Kürtleri, ve bütün dünyayı kendine düşman bellemiş ve sürekli düşmanlar üretmiş bir zihniyet. 

Yine öyle bir zihniyet ki, her kesimden kendine taraf bulabilmiş ve onları sürekli kötü emelleri doğrultusunda kullanmış ve bunları yaparken de kendini çok iyi gizleyebilmiş bir zihniyet…

Evet ahtapot kolları misali bir yapılanma ile karşı karşıyayız. Bu kadar farklı kesimleri bir araya getirmeyi de “Ulusalcılık Tohumuyla” başarmış.

 Mesela bunların efendisi kim? Amiri kim? Finansörü kim? Örgütün esas amacı nedir? Bu örgütün CIA ayağı, MOSSAD ayağı, Mason ayağı var mıdır? Yine örgütün siyasi başı, ekonomik baronu kim, yargı ayağı var mıdır ?

Size Lozan yazı dizisinde bir kişiden bahsetmedim. Lozan’ın gizli mimarı “Haim Naum”. Bu örgütün Haim Naum’u var mıdır? Vs….vs…. 

Bütün bunlara ulaşmadan dava süreci sizce başarılı mı adledilir? Yoksa bir 150 yıl daha uyumak mı, daha tatlıdır?

 Öncelikle bunların cevaplanması gerekiyor. 

Ak partiyi devirmek gibi küçük amaçları olmaz kanaatindeyim

Esas amaç İttihat ve Terakki ile içimize sokulan nifak tohumlarını canlı tutabilmek olmalı. Tabii ki asıl ‘zındıka komitesi’nden söz ediyorum. Kendilerini sahip gibi gören zındıka komitesine ulaşmak gerekiyor. 

Milleti ve değerlerini kendine düşman bellemiş (siz buna kısaca “din düşmanlığı” da diyebilirsiniz) ve ülkemin gelişmesine mani olmuş yıllarca kaos ve hayali korkularla (buna da kısaca “irtica” diyebilirsiniz) darbeler yaptırarak demokrasinin önündeki en büyük engel olmuş bir zihniyet vardır ki, gizli zındıka komitesinin İttihat ve Terakki zihniyetidir diyorum. İşte ergenekon bu zihniyetin taşeronudur.

Dahası ergenekon dava süreci zındıka komitesine ulaşırsa ancak o zaman demokrasimizin ve ülkemizin önü açılacak kanaatindeyim.  

Mustafa Armağan’da bir yazısında Cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren gizli bir komiteden bahseder. Bu gizli komite aldıkları üstün kararla, inkılapları koruyacak ve türk milletinin muasır medeniyet yolundan sapmasını önleyecekti. Şu an geçmişinden utanır vaziyette atalarına küfreder kültürüyle ve kendisiyle kavgalı şizofren toplumlar haline geldiğimizi gördükçe görevlerini çok iyi ifa ettiklerini söyleyebilirim.  

Öyleki Cumhuriyetin ilk dönemleriyle başlayan ‘yeni bir Türk tipi yaratma'(!) çabası bizi birbiriyle asla uzlaşmaz kamplara ayırdı. Aynı dili kullanmak anlaşmamıza yetmiyor. Kalplerimiz lafızlara farklı manalar yüklemiş. Mevlana Hazretleri bu yüzden olsa gerek ki “Gönül beraberliği dil beraberliğinden önde gelir” demiş.    

Yüzyılın büyük bilgesi Bediüzzaman’da, bazı mektuplarında, ‘kökü ecnebide, kendisi burada (Türkiye’de) olan gizli bir örgütten söz eder ve ‘zındıka komitesi’ diye adlandırır. 

Evet gerçekten de Türkiye çeşitli badireler atlatmış iç karışıklıklar kaoslar yaşamış binlerce faili meçhul cinayetler ve kendisi bitmek bilmeyen ama  ekonomiyi bitiren bir terör süreci yaşadı yaşıyor. Muasır medeniyet seviyesinden kopmamak uğruna birçok kez hukuk dışı biçimde hükümetler değiş(tiril)di, iktidarlar manipüle edildi. Böylece darbelerle ince balans ayarı yapılmış oldu. Bu kutsal dava uğruna, kemalizm adına başbakan ve bakanlar dahi feda edildi. Uğur Mumcu başta olmak üzere, onlarca cinayetin esrarı çözülemedi ve en tepedeki azmettiricilere ulaşılamadı. Bir başbakan kendisine yapılan suikasta ilişkin konuşamadı ve ulaştığı bilgileri kamuoyuna açıklamaktan çekindi. Ardından kuşkulu bir biçimde öldü.  

Bediüzzaman’ın ısrarla belirttiği bu ‘örgüt’ neydi acaba?

Sizi Bediuzzaman’ın, yaklaşık bir asır önceki uyarılarına götürüyorum. İslamiyeti, ulusalcılık tohumuyla aşılamanın varacağı noktaya ve onun vahim sonuçlarına dikkat çekmiş ve şöyle seslenmiş (Sanki ergenekonculara sesleniyor ve şu anki yaşadığımız hali resmediyor) :

” Ey sarhoş sahte milliyetçi! Şu asır, unsuriyet asrı değil. Bolşevizm, sosyalizm meseleleri istilâ ediyor, unsuriyet (bir ırkın gücüne dayanan devlet anlayışı) fikrini kırıyor, unsuriyet asrı geçiyor. Ebedî ve daimî olan İslâmiyet milliyeti, zayıf, geçici ve her an çözülüp dağılmaya müsait olan ırkçılık ipiyle bağlanamaz ve o tohum ile aşılanamaz. (Devrimlerin zorlamasıyla) aşı tutsa bile, sadece İslam milletini ifsat etmeye (bozmaya, fitne salmaya), halkların birbirinden uzaklaşmasına neden olur. Türklüğün ve Türklerin bekasına da bir faydası olmaz.

Evet, bu yaptığınız muvakkat aşılamada (inkılaplarda) bir zevk ve bir muvakkat(geçici) kuvvet görünüyor; fakat faydası geçici ama neticeleri çok büyük tehlikeler içeriyor. Çünkü bu gün yaptıklarınız neticesinde, ileride Türkler arasında, bir daha asla tarafların bir araya gelmelerine imkân bırakmayacak kadar derin bir ayrılık ve parçalanmaya sebebiyet verecek.

O vakit milletin kuvveti, bir şık bir şıkkın kuvvetini kırdığı için, hiçe inecek. İki dağ birbirine karşı bir mizanın iki gözünde bulunsa, bir batman kuvvet, o iki kuvvetle oynayabilir, yukarı kaldırır, aşağı indirir ” (Mektubat, 425)

Ergenekon fikri ve Bediüzzaman’ın bu satırları kıyaslandığında zehir-panzehir misali gerçekten çok manidar.  

Evet  Bediüzzaman’ın anlattığı parçalanma ve ayrılığı bugün yaşıyoruz. Yüz eli yıldır ülkeyi ayağa kaldırmayan ergenekon (İttihat ve Terakki) zihniyetinin davasında bile halk ikiye bölünebiliyorsa varın gerisini siz düşünün artık.

… Bu makale ilginizi çektiyse…

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

Ergenekon'un kökeni ve Bediüzzaman'ın uyarısıErgenekon'un kökeni ve Bediüzzaman'ın uyarısı

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

Türkiye bölünür mü?

Ergenekon'un kökeni ve Bediüzzaman'ın uyarısıErgenekon'un kökeni ve Bediüzzaman'ın uyarısı“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

 

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Ergenekon'un kökeni ve Bediüzzaman'ın uyarısıErgenekon'un kökeni ve Bediüzzaman'ın uyarısıDevlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

 

Trackback URL

  1. 15 Yorum

  2. Yazan:Olcayto Tan Haskol Tarih: May 16, 2009 | Reply

    Mehmet bey kaleminize sağlık,
    fikirlerinizi paylaşmakla beraber bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.Soruşturma aşamasında olan, mahkeme süreci halen devam eden bir dava ve bu dava ile ilgili kişiler hakkında bu şekilde kesin yargılar yapmak(Ergenekon terör örgütü ya da katil Veli Küçük gibi) masumiyet karinesine göre öncelikle bizim anayasamıza ve Türk Ceza Kanunu’na aykırı.Şunu diyebiliriz biz herhangi bir yasayla değil ilkelerimizle yaşarız.Yasa insan içindir ve değişebilir.Ancak masumiyet karinesi bizim başat ilke olarak gördüğümüz en temel “bireysel haklardan” biri.Hatta Avrupa Birliği Temel Haklar Şartında adalet başlığı altında ilk tanımlanan temel haktır.(Madde:48)

    Öfke duyduğumuz ve değişmesini arzu ettiğimiz şeyleri kendi ilkelerimizi çiğneyerek korumaya kalkarsak yönümüzü kaybederiz.Biz farklı olalım.Bunu yapan bir sürü adam var zaten.

  3. Yazan:Mehmet Bahadır Tarih: May 17, 2009 | Reply

    Sayın Olcayto Tan Haskol

    Dikkat çektiğiniz noktaya katılıyorum.
    Taktir edersiniz ki yazının ana mesajı, dikkat çektiğiniz nokta değildi.

    Savcıların elinde çok güçlü deliller olduğuna inanmakla birlikte konuya mahkemeler karar verecek ve herkes suçu ispatlanıncaya kadar suçsuzdur.

    Gen.kur Başkanı da itiraz etmişti. Davayı ETÖ olarak değilde, dava numarasıyla mı ansaydım bilemiyorum.

    Kendimi İslam Ergül ya da Hasan Ergül yerine koydum. Empati yaptım. Onca yaşanan zülüm duygusallaştırdı beni.

    Yazıda, “İddianameye göre” ibaresi mevcut olsa da, biraz daha itinalı dil kullanılabilirdi.

    Konuyla ilgili ikinci yazı da uyarınızı dikkate alacağım.

    Hassasiyetiniz için teşekkür ederim.

    Sevgilerimle…

  4. Yazan:GÖRÜR KEMAL Tarih: May 17, 2009 | Reply

    sevgili M.BAHADIR kardeşim seninde bildiğin gibi yazılarını sürekli takip ediyorum ve çok başarılı buluyorum umarım bir gün yüz yüze gelip konuşma fırsatımız da olur.bu yazınıda çok beğendim lakin şunu söylemek isterim ki kemalizmi ergenekon kullanmıştır yanlış anlamadıysam sen ergenekonun ideolojisi olarak göstermişim kemalizmi.bu konuda beni aydınlatırsan sevinirim kardeşim…

  5. Yazan:Mehmet Bahadır Tarih: May 17, 2009 | Reply

    Görür Kemal Bey

    Ergenekon (iddianameye göre), bütün ideolojileri kendi namına kullanabilen terör örgütü, kemalizm ise herhangi bir ideoloji.

    Sanırım aşağıdaki link ilginizi çekebilir.

    http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2008/07/kemalizm_adina_teror.php

    saygılar.

  6. Yazan:Olcayto Tan Haskol Tarih: May 17, 2009 | Reply

    Kendimi İslam Ergül ya da Hasan Ergül yerine koydum. Empati yaptım. Onca yaşanan zülüm duygusallaştırdı beni.

    Kesinlikle haklısınız aynı refleks bende de mevcut,benide bir arkadaşım uyardı.En çokta kendimize karşı tetik olmalıyız.Bir kez daha kaleminize sağlık.

  7. Yazan:GÖRÜR KEMAL Tarih: May 18, 2009 | Reply

    sevgili M.BAHADIR önerdiğiniz yazıyıda okudum.sizin yazınız ve önerdiğiniz yazıdan çıkardığım en büyük sonuç kemalizm diyen herkes kahraman değildir ve kemalistlerde yanılabilir…ayrıca kötü olan kemalizm değil onu kullananlardır(ergenekon,27 mayıscılar).sizcede çıkardığım sonuç doğru mu?…

  8. Yazan:Fuzuli Tarih: May 18, 2009 | Reply

    Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş.
    Yazınızda da belirttiğiniz gibi yaşananlar sanırım henüz buzdağının görünen kısmı.
    Eminim çok daha büyük dalgalar da gelecek.
    Bu dava nihayetine kavuşturulamazsa bir daha bu kadar hazırlıksız ve pervasız olmayabilirle. Bu kadar aleni konuşmazlar. Cephaneliklerini daha emin yerlere saklarlar vs.
    İnşallah Millettçe birlik ve beraberliğimizi pekiştirecek gelişmeler ve neticeler olur.
    Sevgilerimle.

  9. Yazan:Ali Yürekli Tarih: May 18, 2009 | Reply

    Gerçekten süper bir yazı olmuş. Yalnız şuraya katılmıyorum. İttihatçılar ve ETÖ gizli bir örgüt değil sağır ve kör halk bile duydu bildi bunları. Bunlar gizli değil sadece yargılanamaz hesap vermez durumundadır. Yoksa yedikleri her halt kabak gibi ortadadır. Şöyleki bir kişiyi öldürmek için 20 teşebbüste bulunurlar 20’sinde kimin yaptırdığı kimin yaptığı bellidir lakin yargılayamaz hesap soramazsınız. Ve 21’inde o kişiyi öldürürle ve sonra gerine gerine biz öldürdük derle ahmaklar zındıklar en iyi yaptığınız öldürmek onu da 21 kez deneyerek ve hepsinde deşifre olarak yapıyorsunuz. Siz ırkçılığında yüz karasısınız. Bu işin koordinasyonunda ve merkezinde moson örgütünün olduğunu düşünüyorum. Alt yapıları ideolojileri gelir düzeyleri dış bağlantıları buna müsait. Saten iktidarı ele geçirmek isteyenlerin yoğunlaştığı yer masonluktur. Ya kapatılmalı ya da baskı altına alınmalı. Hatta nefes aldırılmamalı.

  10. Yazan:Mehmet Bahadır Tarih: May 18, 2009 | Reply

    Görür Kemal Bey

    Ortak bir zeminde buluşmak ve sağlıklı fikir üretebilmek için, öncelikle kavramları tanımlamak gerek.

    Kemalizm nedir? Nasıl bir şeydir? İyi mi, kötü mü? Ona siz karar vereceksiniz.

    Ben size bu konuda en tarafsız çalışma olarak gördüğüm derin sular sitesinde yayınlanan Kemalizm yazı dizisini önerebilirim.
    Sitemizde de bu çalışmaya atıfta bulunuldu. İlginizi çekebilir. Tavsiye ederim.

    http://www.derindusunce.org/2008/10/08/kemalizm-nedir/

    Not: Kemalizm ideolojisinin kahraman ürettiğine inanmıyorum.
    Yazdığınız yorumda, sanki böyle bir sonuca zorla ulaşılmaya çalışılmış gibi geldi bana.

    muhabbetle…

  11. Yazan:hak Tarih: Jun 26, 2009 | Reply

    dğşucelerinize katılıyorum fakat eksik en az sizin kadar duzarlı bir vatandaşım doğu kökenliyim butun bu olanların en buyuk sebeblınden biri turk kaardeşlerimiz fazlasıyla bır turk zaafı var turk olan cok rağbet goruyor bu duyguyu cok ustaca kullanmıslar

  12. Yazan:Ahmet Torumcu Tarih: Aug 14, 2009 | Reply

    Biraz gidip de “Çılgın Türkleri”, “Dirilişi” Okumak gerek ve diğerlerini. Unutmayınki bu milleti kimse millet yerine bile koymuyordu. Taki Mustafa Kemal millet olduklarını fark ettirene kadar. Biz Kurtuluş savaşını da böyle hep birlikte kazandık. Bu ülkede herkes her türlü pozisyona ulaşabilir,istediği okulu okuyabilir. Gidipte Bulgaristan’daki Türk’lere bakmak gerek. Onlara Bulgar ordusunda ellerine tüfek bile vermezler. Hamdolsun ki bir ülkemiz, bir bayrağımız oldu. Hatalar kişilere mahsustur, bu ülkenin Anayasayı yasaları vardır. Bunlar her daim işler. Ayrıca Türkiye’nin dengeleri ile çok fazla oynamamak gerekir. Hani “Asya ile Avrupa arasında bir köprüdür” tanımlaması varya, işte o köprü öyle bir hale gelir ki Avrupa yaşanmaz hal alır; tıpkı Orta Doğu gibi olur.

  13. Yazan:MB Tarih: Aug 16, 2009 | Reply

    Ahmet Bey

    “Ayrıca Türkiye’nin dengeleri ile çok fazla oynamamak gerekir. Hani “Asya ile Avrupa arasında bir köprüdür” tanımlaması varya, işte o köprü öyle bir hale gelir ki Avrupa yaşanmaz hal alır; tıpkı Orta Doğu gibi olur.(AT)”

    Beyinlerimize endoktrine edilen kemalist yalanlardan biri de köprü meselesinin sanki çok övünülecek bir şeymiş gibi lanse edilmesidir..

    Köprünün, iki muhkem ve bağımsız varlığı birbirine bağlayan, ancak birbirine bağladığı her iki varlığın da bir parçası olmayan sun’i bir yapı olduğunu belirtmeliyim…Yani devrimlerle ne avrupalı olabildik ne de şu an kendimiz olabiliyoruz…Şizofren toplumlar olduk dersek daha doğru olur.

    Dahası ülkemizi köprü olarak nitelendirerek, kararsız bir ülke olduğumuzun ve yorumunuzun geri kalan kısmında da okunacağı üzere, paranoyalarla ve korkularla yaşadığınızın bir itirafı olarak görüyorum.

    Bana kızmayın, çünkü kemalist öğreti korku sendromunu çok sever. Ve vatandaşının bu korkuyla yaşamasını arzu eder. Darbeler dahi, bu yöntemle kendine meşruiyet kazandırmışlardır. Baksanıza bugün kendi vatandaşlarımızdan(kürtler)dahi korkuyorlar.

    Sevgi ve saygılarımla…

  14. Yazan:Ahmet Torumcu Tarih: Aug 18, 2009 | Reply

    Kimse paronayada filan değil! Ayrıca Kemalist öğreti korku sendromunu filan sevmez. Ki sevmiş olsaydı ” Köy Enstitülerinin” kurulmasına müsade edip,pırıl pırıl beyinler yetiştirmezdi. Gerçekten iyi, entellektüel ve ülkesine faydalı insanlar yetiştirilmiş ki hafta sonu öğretmenler o yerlerde, meydan da öğrencileri ile birlikte kendilerini eleştirel tartışmanın içine atacak kadarda şahene insanlarmış. Hadi bakalım çıksın da bir eğitim görevlisini, bir akademisyeni bir öğrenci şu an eleştirebilsin. Onun okulu bitmez! Evet Avrupalılaşamadığımız aşikar, ama giderek Araplaşıyoruz. Hatta Suriye Başkanın eşi dahi bizden daha modern giyiniyor… Yani yavaş yavaş Cumhuriyetimize yazık oluyor. Aslında ülkemize Ortadoğu için role modellik yükleniyor. Ve onlara deniyor ki, bakın siz de isteseniz Türkiye gibi olabilirsiz… Cumhuriyetleri, demokrasileri var ama başörtü de takıyorlar; hani siz kılık kıyafetinizi değiştirmeyin, Ey Türkiye siz de o Cumhuritenizle azık kılık kıyafetinizi değiştirin, şurda güzel bir ortam yaratalım!… Biz de işimize bakalım. Hiç bir ülkenin eğitim müfredatı ile bu kadar oynanmıyordur sanırım. Bu da kafaları nasıl boşaltırız, o dersaneden o dersaneye , o sınavdan o sınava insanları nasıl koşturturuz telaşı içinde beyinler boşalıyor. Böyle bir ortamda insanlara neyi verirseniz onu aynen kabul ederler!!…Biz de kalkmışız burda Kemalizim şöyle, Kemalizim böyle diye tartışıyoruz…Kemalizim iyi birşeydir. En başta bu ülenin hamurunu karmıştır, Osmanlı’nın tükenmişliğinde bir vaha gibi ortaya çıkmış, insanlarımıza bir kimlik vermiştir. Ve arkasında destek bulduğu için İstiklal savaşında başarılı olup, düşmanları ülkemizden temizlemiştir. Ama artık dostuda, düşmanı da ayırmak çok zor!!…Dost bildiğin başkası adına konuşup, insanların kafasını bulandırabiliyor. Yine de aklı salim beyinler Kemalizim sayesinde kimin ne olduğunun farkına varabilecektir. “Gençliğe Hitabede” bu gerçek çok net belirtilmiştir. Öbür tarafta cennete ulaşmak için nasıl “Kur’an-ı Kerim” kılavuzsa bu ülkenin bekaası için de gerekli olan kılavuz sadece “İstiklal harbi ruhu ve bunun doktrinleridir”. Başlangıç noktası da yine “Türk Eğitim Sistemidir”.

    Selamlar.

  15. Yazan:MB Tarih: Aug 18, 2009 | Reply

    Ahmet Bey

    Ayrıca Kemalist öğreti korku sendromunu filan sevmez. Ki sevmiş olsaydı… (AT)”

    Tüm darbeler, CHP’nin (kemalist) ideolojisini yeniden konsolide etmeye ve onun siyasi rakiplerini yok etmeye yöneliktir. Bunun yanında,

    Mehmet Yılmaz Bey’in “Darbecilerin Silahlarını Tanıyalım” adlı yazısını tavsiye ederim.

    Korku senaryosu hangi söylemlerle devreye giriyor bakınız.
    • Ordu göreve!
    • Cahil halkımız demokrasiye hazır değil,
    • Misyonerler bizi Hristiyan yapacak,
    • Türk’e Türk’ten başka dost yoktur,
    • Yahudiler Güney Doğu’dan toprak almış,
    • Ergenekon aslında siyasî hesaplaşmadır,
    • Sanıklar suçlarını bilemeden yargılanıyorlar,
    • Vatan parça parça satılıyor…

    ” Köy Enstitülerinin” kurulmasına müsade edip,pırıl pırıl beyinler yetiştirmezdi.(AT)

    Pırıl pırıl beyinler yetiştirdiğine şüphem yok. Yetenekli köylü çocuklarını, köyden çıkarmadan, eğitmek, marangozluktan duvarcılığa, turşuculuğa kadar çeşitli pratik bilgiler vermek, bu arada kırıntı düzeyinde müzik, edebiyat, tiyatro falan da öğretilmiştir bu okullarda.
    Karşılığında uzun bir mecburi hizmeti vardır bunun. Yani köylünün köyde kalması istenmektedir. Şehre gelip Kızılay meydanının görüntüsünü bozmasınlar. Dahası şehre gelip işci sınıfına dahil olmasınlar. Dolayısıyla sanayileşme de istenmemektedir.
    Köy Enstitüsü’nü bitiren köylü çocuğu “eğitmen” olacak, elbette tek partinin, CHP’nin köydeki gözü kulağı olarak…
    Öğretmen değil ha, eğitmen…
    Bürokrat ama daha alt kategoride…
    Lutfedilip CHP saflarına kabul edilmiş ama yerini ve düzeyini de bilmek kaydıyla…
    Almanya yenilince oyun bozulmuştur. Çünkü göstermelik bir demokrasiye geçilmektedir ve artık kabak gibi faşist eğitim mümkün değildir. Faşizm gizli yapılacaktır!

    Ah Almanya ah sen yok musun. Senin yüzünden dünya savaşında da yenik sayılmadık mı zaten.

    Bu arada kendini, öğrencilerine eleştirten öğretmen tiplemesi gözlerimi yaşarttı 🙂

    Evet Avrupalılaşamadığımız aşikar, ama giderek Araplaşıyoruz. Hatta Suriye Başkanın eşi dahi bizden daha modern giyiniyor… Yani yavaş yavaş Cumhuriyetimize yazık oluyor.(AT)

    Şekilci bir avrupalılaşma zihniyeti görüyorum.
    Gardıroptaki elbiseleri yenileyince mi modernleşeceğiz? Bu topraklarda yaşayan hiçbir vatandaş, cumhuriyetin, dekoru olmak zorunda değildir. İsteyen dilediği şekilde giyer.
    Cumhuryetimize yazık olmasını istemiyorsanız,cumhuriyet kavramının içini doldurmaya bakınız. Bu işler malesef padişahı kovmakla olmuyor. Zira halkları adına, insan odaklı Avrupa Birliği anayasasına imza atan Avrupalı devletler yani batılı devletler arasında kral ve kraliçeler de var.

    Biz de kalkmışız burda Kemalizim şöyle, Kemalizim böyle diye tartışıyoruz…Kemalizim iyi birşeydir.(AT)

    Konuyla ilgili

    Sitemizde Kemalizm Nedir adlı yazı yayınlandı. Ayrıca pdf dosyasında 20 sayfalık link verildi. Bunları okumanızı tavsiye ederim.
    O zaman sağlıklı bir şekilde, dilerseniz fikir alış verişinde bulunabiliriz.

    Sevgi ve muhabbetlerimle…

  16. Yazan:MB Tarih: Aug 18, 2009 | Reply

    Sevgili Ahmet Bey

    İlgili linki vermeyi unutmuşum

    Kemalizm Nedir?

    Tekrar sevgi ve muhabbetlerimle

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin