Dünyamıza Bakış / Albert Einstein »
By מגדל שלום מאיר on Nis 13, 2016 in Bilim, bilimcilik, İman, Kitap Alıntısı, Uygar(?) Batı | 0 Comments
Din Duygusu ve Araştırma
Bilimin derinlerindeki her bilim adamında kendine has bir dinselliğe rastlarsınız. Ama bu din duygusu, basit insanınkinden apayrıdır. Yani bilim adamı için Tanrı sadece iyilik beklenen ve cezasından korkulan biri değildir. Âlim bütün olup bitenlerin nedensel bilincine varmıştır. Onun gözünde gelecek geçmişten ne daha az zorunludur, ne de daha belirli. Ahlâk onun için Tanrı ile ilgili olduğu kadar insanlarla da ilgilidir. Bilginlerin din duygusu, tabiat yasalarının düzeni karşısında şaşkın bir hayranlıktır. Çünkü tabiatta öylesine yüksek bir akıl kendini göstermektedir ki, insanın en ince düşünceleri ve buluşları, bu aklın yanında sönük bir gölge gibi kalır. Bu acziyet duygusu hayatının ve çabalarının ana yolu olur. Zira bu şuurla bilgin nefsin bencil isteklerinin köleliğinden kurtulmaya başlar. Bu Tanrı şuuru, bütün çağlarda din adamlarının içini dolduran iman hissinin benzeridir.
Tanrı Kavramının Sömürülmesi
Daha iyi bir dünyanın kurulmasına çalışılırken Tanrı kavramından yararlanılması gerektiğine inanmıyorum. Bunun, çağdaş bir aydının davranışları ile bağdaşabileceğini sanmıyorum. Ayrıca, tarih de gösteriyor ki, her topluluk ya Tanrının kendilerinden yana olduğuna inanıyor, ya da böyle olduğuna karşısındakileri inandırmağa çalışıyor. Bu da, sağduyuya dayanan bir anlayış ve davranışı güçleştiren bir durum. Daha ahlâklı ve aydınca bir tutumun gelişmesi yolunda girişilecek sabırlı ve açık sözlü eğitim çalışmaları, kanımca, daha mutlu bir yaşama düzenine giden tek yoldur.
Bilim ve Uygarlık
Yaşadığımız bu ekonomik sıkıntı çağında ulusları ayakta tutan mânevi güçlerin ne olduğu açıkça belirmektedir. Umarız ki, geleceğin tarihçisi, Avrupanın politik ve ekonomik bakımdan birleştiği bir gün, çağdaş olayları yargıladığı zaman, günümüzde bu kıtanın özgürlük ve onurunun Batı devletleri tarafından kurtarılmış olduğunu, bu güç zamanlarda kin, nefret ve zorbalığa kaymadan sıkıntıya karşı koyan Batı Avrupa’nın kişi özgürlüğünü başarıyla savunup, bilgi ve buluşların ilerlemesine yol açtığını görecek ve söyleyecektir. Çünkü kendi varlığına saygısı olan bir insan için hayat bu özgürlük olmadan yaşanmaya değmez. Read the rest










çekiyorum. Eichmann ne Iago’ydu ne de Macbeth ve III. Richard gibi bir “cani” olmasıysa neredeyse imkânsızdı.










