RSS Feed for This Post

Küresel ısınma bitti… İkinci dalga geliyor!

20080417_ki2.gifHer şeyin kademeli biçimde değişeceği, yavaş yavaş iyiye veya kötüye gideceği yönünde bir önyargı var insanlarda.

Bölünerek çoğalan ve her gün bir önceki yüzeyin iki misli yer kaplayan bir nilüfer ailesi düşünün. 100 günde bir gölün yarısını kaplamış. Gölün tamamı kapanmadan önce kaç gün var sizce?

Bu bilmeceyi ilk defa okuyanlar çoğunluka 100 gün gerekir diyorlar . Oysa sadece bir gün var!

Küresel ısınmanın geri dönülemez biçimde hayatımıza zarar vermesi için kaç yıl kaldı sizce? Uzmanlar 2050 veya 2030′larda işlerin kötü gidebileceğini söylüyorlar. Biz de zannediyoruz ki soluduğumuz hava yavaş yavaş kirlenecek, Kyoto protokolü uygulanacak ve her şey daha iyi olacak!

Aslında küresel ısınma denen felaket oldu ve bitti. Yani çok geç artık. Sera etkisine sahip gazların azaltılması iyi olurdu ama bunu yapmaya kimsenin yanaşmayacağını Zira zengin Kuzey yarı küre ülkelerinin bu işten çok kazançlı çıkacağını daha önce “Küresel ısınma çok iyi bir şeydir” adlı yazımızda anlatmıştık. Meselenin halledilmesi için atmosfere salınan CO2 miktarı ACİL olarak %40-%60 arasında azaltılmalıydı. Kyoto denen komik protokol ise yıllık %5′lik bir azaltma öngörüyordu. En çok kirleten ABD ve Çin gibi ülkelerin uzun süre yan çizmesi bir yana imzalayanlar da adam gibi uygulamadı. Uygulayanlar da en çok indirim yapılacak sektörlerde şerh koydular.

Ama şu anki kötü durumun tek sorumlusu Kyoto’nun başarısızlığı değil. Çünkü bazı hızlandırıcı faktörler devreye girdi ve 30-40 yıl sonrası için beklenen sonuçlar dün gerçekleşti. Nedir onlar? Nasıl çalışırlar?

Hızlandırıcı faktör nasıl çalışır?

Yukarıdaki nilüfer bilmecesini anımsayın. İnsanlar genellikle “doğrusal” düşünürler. Yani boy uzaması veya azar azar biriken para gibi. Ama doğada, ekonomide, hemen her alanda doğrusal olmayan süreçler vardır. Meselâ ısıtılan bir su 100 dereceye kadar ısı alır. Onun üzerine çıkmaz. 100°C bir eşik değeridir. Ekonominin ve psikolojinin birbirine karıştığı borsaya bakın. Bir eşik değeri oluşur insanların kafasında. O fiattan itibaren herkes satmaya başlar. Düşen fiatları görenler daha çok satar, fiatlar daha hızlı düşer. Bu son borsa örneğindeki gibi küresel ısınmayı ilgilendiren doğal süreçlerin birçoğu “exponansiyel”. Yani ivmeli, hızlanarak artan veya yavaşlayarak azalan etkiler söz konusu.

Buzulların erime hızının artması

Buzulların erimesi bizim nilüfer gibi hızlanarak oldu. Yani her yıl %1 kayıp varmış gibi düşündük ama ısınan buzullar erime sıcaklığına gelmeden kendi ağırlıklarının etkisiyle parçalanmaya başladı. Parçalanan küçük buz dağları büyüklere oranla daha hızlı eridi. Zira hava ve suyla temas eden yüzeyler katlanarak arttı. Nasıl oldu? Evinizde yapabileceğiniz basit bir deney ile açıklayalım: Eşit büyüklükte iki buz parçasını buzluktan çıkarın, birini çekiçle ufalayın, ikisini de güneşe bırakın veya saç kurutma makinasıyla ısıtın.

Tabi gerçekte ufalanan buz dağlarının kırılarak yeniden ufalandığını ve daha küçük parçaların daha da hızlı eridiğini göz önüne alırsanız ısınma sürecinin giderek hızlandığını daha net görürsünüz.

Denizin güneş ışığını daha çok emmesi

Buzullar beyaz renkli. Açık deniz ise lacivert, neredeyse, siyah. Hadise çok basit. Binlerce kilometre kare kaplayan beyaz bir buzulun yerini aynı bıyüklükte lacivert bir deniz alınca o bölgeye gelen güneş ışınlarının dünyamızı ısıtıcı etkisi bir kaç kat artıyor. Bu etkiyi kıta büyüklüğünde olan iki kutuba ve Kanada ile Sibirya’nın kuzeyine yaydığınız zaman ortaya korkunç bir sonuç çıkıyor.

Çocuklarınız için “eğlenceli” bir deney yapmak isterseniz biri siyah diğeri beyaz iki kartonu (veya kumaş parçasını) güneşe bırakın. Meselâ bir saat sonra ikisini de gölgeye alarak bir termometre ile sıcaklıklarını ölçün.

Yansıtabilirlik (albedo) denen bu kavramın kısa tarifini ve su ile kar arasındaki önemli farkı Wikipedia’dan okuyabilirsiniz. Fark 20 kata kadar çıkabiliyor. Québec’ten (Kanada) 3 ögrenci matematik formüllerini sevenler için daha detaylı açıklamalar içeren güzel bir site yapmışlar. Ayrıca değişik yansıtma-ısıtma varsayımlarını test edebileceğiniz bir de simülatör mevcut.

Ormanların hızlanarak küçülmesi

Dev soğutucular ve CO2 emicileri gibi çalışan tropikal ormanlar (Güney Amerika ve Afrika’nın bir kısmı) küresel ısınma yüzünden tahrip oldular. Yani insanın yaptığı doğrudan tahribat yetmiyormuş gibi küresel ısınma sebebiyle de birçok ağaç öldü. Açılan arazilere daha çok kaktüs tipi bitkiler hakim ve ölen ağaçların soğutucu etkisine sahip değiller. Tabi ne kadar çok ağaç ölürse geri kalanların yaşama şansı o derecede hızlanarak artıyor. Zira küçülen ormanlar daha az soğutuyor ve daha az CO2 emiyor.

İkinci dalga Küresel ısınma

Dünyayı ısıtmak için insan üzerine düşeni yaptı. Bundan sonrası otomatik olarak çalışacak. Nasıl?

Elimizde patlayacak en az iki tane bomba var: Birincisi metan gazı (CH4) ki karbondioksite göre en az 20 kez daha etkili bir sera gazı. En iyimser (Avrupa kaynaklı) tahminlere göre 1400 milyar ton metan gazı Sibirya ve Kanada’nın kuzeyi gibi bataklık bölgelerde, donmuş toprağın içinde hapsedilmiş vaziyette. Amerikalılar 5000 milyar tondan bahsediyorlar. Bu gazı çıkarıp kullanma imkânı şimdilik yok zira toprağın içinde dağılmış vaziyette. Ama dünya ısındıkça binlerce kilometre uzunluğundaki donmuş bataklıklar artan bir hızda metan yaymaya başlayacaklar.

Toprakta hapsedilmiş metan gazının serbest kalmasına katkısı olacak bir başka hızlandırıcı ise eriyen buzlardan dolayı deniz seviyesinin yükselmesi.

İkinci bombaya gelince… Okyanus akıntılarının kesintiye uğraması. Neden? Okyanuslar insanların ürettiği karbondioksitin yaklaşık %30′unu emiyor. Okyanus yüzeyinden diplere doğru hareket eden akıntılar sayesinde yüzey suları tazeleniyor ve yeniden bu gazı emebilir hale geliyorlar. Bu akıntıları sürekli kılan bir mekanizma var:

Buzullara yaklaşan su soğuyor, yoğunlaşıyor ve haliyle ağırlaşıyor. Bir kısmı donarken tuzunu “dışarı” verdiği için sıvı halde kalan su ağırlaşarak dibe dalıyor. Dipteki soğuk ve tuzlu su tropikal bölgelerde yukarı çıkarak ısınıyor ve bu “pompayı” besliyor.

Birinci dalga Küresel ısınma ne yapacak?

  • 1) “Yanlış” yerlere bol miktarda yağacak yağmurlar okyanus akıntılarının tuzluluk oranlarını değiştirecek,
  • 2) Isınan okyanus sularının karbondioksit emme kapasitesi düşecek,
  • 3) Akıntılar kesildiği için yüzey suları CO2‘ye doyacak,
  • 4) Atmosferdeki CO2 miktarı artacağı için dünya daha hızlı ısınacak.

Ne yapmalı?

Bazı okuyuculara irtica gelecek ama ilk adım olarak dua etmeliyiz diye düşünüyorum. Vakit almaz, para gerekmez. Zira işimiz gerçekten ALLAH’a kaldı. Neden?

Pentagon yeni askerî harcamaları ve yeni saldırganlıkları meşru kılacak raporlar sipariş etmeye başladı bile. Daha önceki bir yazımızda “düşünce teröristi” adını taktığımız bazı kuruluşlar nükleer savaş “müjdesi” veriyorlar Peter Schwartz et Doug Randall tarafından hazırlanan bir raporda. Birleşmiş Milletler çevre programı ise “sadece” küresel bir iç savaş ısmarlamış bir başka raporda. Yani birilerine savaşmak için yeni bahaneler lâzım.

Dua bittikten sonra yapılabilecek başka şeyler var tabi. Önce hükümetlerin, meselâ AKP’nin (eğer bir darbeye kurban gitmezse) başta komşu ülkeler olmak üzere ikinci dalga küresel ısınmanın vuracağı bütün ülkelerle birleşip araştırma merkezleri kurması gerekiyor. Her bilim dalından sıkı beyinlerin toplanacağı bu merkezlerde ülkeler her yönüyle ikinci dalgaya hazırlanacaklar. Örneğin:

  • 1) Gıda üretimindeki düşme ve fiatların yükselmesi,
  • 2) Yaşanmaz hale gelen bölgelerdeki insanlar,
  • 3) Felaketler ve iç göçlerle körüklenecek sosyal, dinî ve etnik gerginlikler,
  • 4) Ortaya çıkacak yeni hastalıklar,
  • 5) Azalan su kaynakları,

bu çok disiplinli ekiplerin çözmeleri gereken konuların arasında olacak. “GAP ile suyun başını biz tuttuk” gibi akla zarar argümanlar ile milleti tahrik etmek yerine diplomatların da yardımıyla kazan-kazan ilişkilerin kurulması gerekiyor komşularımızla.

Kazanılacak çok şey var

Özellikle Türkiye gibi gelişmesini henüz tamamlamamış ülkelere bilim ve teknolojinin getireceği çok kazanç var:

  • 1) Ulaşım ağlarımızın veriminin artırılması gıda fiatlarının yükselmesine engel olabilir,
  • 2) Enerji nakil hatlarında ve bina izolasyonlarında yapılacak iyileştirmeler hem enerji faturasını düşürür hem de enerji üretiminin çevreye getireceği yükü azaltır.

Bunun yanında “Nükleer enerji? Evet ama…” başlıklı yazımızda açıkladığımız gibi Türkiye’nin enerji bağımsızlığını elde etmek için bu alanda bilimsel ve teknolojik yatırımlarını arttırmasında büyük fayda var.

Ne yazık ki rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklar önümüzdeki on yıllarda ancak yerel ihtiyaçlara o da ancak kısmen cevap verebileceklerdir. Bu konuda ayrıntılı bilgi “Rüzgâr nükleer enerjinin yerini tutabilir mi? “  adlı makalede ve izleyen yorumlarda bulunabilir.

Demokrasi tehlikede

Unutulmaması gereken bir nokta da şudur: ikinci dalga küresel ısınma gelişmiş ülkeler ile diğerleri arasındaki farkı açacak. Fakat aynı zamanda aynı ülke içinde de zengin ile fakirin arası da açılacak. Açlık ve diğer sorunlar korku, öfke ve “ötekini” suçlama duygularını güçlendirecek ki bu faşizmin sevdiği bir ortamdır. Ortadoğu’da ve Türkiye’de her türlü totaliter ve militarist söylemin güçleneceği bir atmosfer oluşacaktır muhakkak.

Az önce sözünü ettiğimiz bilimsel araştırma kurumları işte bu ortama da hazırlamalıdır gelişmekte olan ülkeleri. Böyle bir çalışmayı ve araştırma laboratuarlarını kurmak ve işletmek için bir kaç milyar dolar gerekebilir. Bu miktar söz konusu ülkelerin savunma bütçelerinden karşılanabilir. Zira ikinci dalga küresel ısınma bazı ülkelerin rejimlerini hatta egemenliklerini tehdit edeceğe benziyor.

Türkiye bile tek başına 10 milyar dolar savunmaya harcayabildiğine göre 15-20 ülkenin savunma bütçelerinin %10′u ile çok iyi bir yol alınabilir. Kanaatimizce ikinci dalgayı da durdurmanın imkânı yok. Yapılacak tek şey hazır olmak.

Taş kafamıza nasılsa düşecek. Vermek istediğimiz mesaj şu: Kask giysek iyi olur.

4 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 1 Yorum

  2. Yazan:Tahir Tarih: Haz 19, 2008 | Reply

    Ekoloji , çevrebilim değildir (tdk)

    çevrebilim ;ekoloji demek değil!

    TDK, “Ekoloji” ile “Çevre Bilimi”ni ayırdı!

    Türk Dil Kurumu (TDK), Türkçe Sözlük’te ”çevre bilimi” olarak geçen
    ”ekoloji” kelimesini yeniden tanımladı. Türkçe Sözlük’ün yeni
    baskılarında ”çevre bilimleri” ve ”ekoloji” sözcükleri ayrı ayrı yer
    alacak.

    Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi öğretim elemanı Tahir
    Çalgüner, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, TDK’dan ”ekoloji” ve
    ”çevrebilim” sözcüklerinin ne anlama geldiğini sorduğunu ve ”Yunanca
    kökenli ekoloji sözcüğünün, Türkçe’de çevre bilimi olarak
    tanımlandığı” yanıtını aldığını belirtti.

    Bunun üzerine ”ekoloji” sözcüğünün ”çevre bilimi” anlamına
    gelmediğine ilişkin çalışma yaparak kitap haline getirdiğini ifade eden
    Çalgüner, yeniden TDK’ya başvurduğunu anlattı.

    TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Güncel Türkçe Sözlük’ü
    internette kullanıma açtıktan sonra sözlük kullanıcılarının,
    kelimelerinin anlamları konusunda pek çok öneri ve görüşlerini
    kendilerine iletiklerini belirterek, ”Adeta imece usulü Türkçe sözlüğü
    geliştiriyoruz” dedi.

    ”Ekoloji” kelimesiyle ilgili olarak da çok sayıda başvuru aldıklarını
    anlatan Akalın, bunların, ”ekoloji kelimesine karşılık gösterilen çevre
    biliminin bu kelimeyi tam olarak olarak karşılamadığı, çevre biliminin
    daha alt bir dal” olduğunu kaydetti. Akalın, bu görüşleri Güncel
    Türkçe Sözlük Çalışma Grubu’nda değerlendirerek üniversitelerden
    görüş alınmasına karar verdiklerini söyledi.

    Üniversitelerden gelen görüşler doğrultusunda ”ekoloji” kelimesinin
    tanımını değiştirdiklerini belirten Akalın, internetteki sözlükte
    değişiklik yaptıklarını, Türkçe Sözlük’ün yeni baskılarında da
    ekolojinin yeni tanımına yer vereceklerini bildirdi.

    TDK’nın kararına göre, ekoloji kelimesi, ”canlıların hem kendi
    aralarındaki, hem de çevreleriyle olan ilişkilerini tek tek veya birlikte
    inceleyen bilim dalı” olarak tanımlanırken, sözlüğe, ”ekolojist,
    ekolog, ekolojizm” gibi terimler de ilave edildi ve bunların tanımları
    yapıldı.

    TDK, ”Çevre bilimleri”ni ise çeşitli bilim dallarını içerisinde
    toplayan, insan-doğa ilişkilerini ve çevre sorunlarını inceleyen,
    uygulamalı ve disiplinler arası bilimler olarak tanımladı.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin