Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Kullanmadan önce lütfen çalkalayın »

20080711_calkala2.jpgTürkiye son dönemlerde öyle bir çalkalanıyor ki, henüz kapağı açılmamış olmakla birlikte, Türkiye adlı konsantre meyve suyu açıldıktan sonra ne olacağını da tam olarak kimse bilmiyor. Tek bildiğimiz, şu aralar konsantre suyumuzu çok iyi çalkalamakta olduğumuz.Konsantre suyumuzu bugünlerde en fazla çalkalayan kuşkusuz Ergenekon soruşturması; bu kapsamda yapılan tutuklamalar ve Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Özden Örnek’in darbe günlükleri…

 

 

 

 

 

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Tartıldın ve ölçüldün. Eksik olduğun anlaşıldı. »

20080711_derin_dusunce_org_sovalye2.jpg A Knight’s Tale (Şövalye), Brian Helgeland‘ın yönetmeni olduğu film. William Thatcher’ın öyküsünü anlatır alışık olduğumuz tarzın çok dışında. Eskiyi anlatırken, kıyafet seçimi, makyaj, dans, dil… ironik bir dille karşımıza çıkar ve şövalye filmlerine yeni bir uyarlama ya da yorumlama havası verir.

Eskiyi yeniyle harmanlayarak anlatır, bir nevi günümüze de gönderme yaparak, değişik olanın sadece zaman olduğu ama aynı temanın günümüzde de yaşandığını ifade etme çabasına girerek.

William ne zengindir ne de soylu, ama cesaretiyle soyluluğa özenir ve eline geçen fırsatları sahte bir isimle ve ünvânla Read the rest

Hayy Bin Yakzan »

20080716_hayy_bin_yakzan.jpg“Hayy Bin Yakzan” İbn-i Tufeyl’ in felsefi romanının adı. 1106 yılında Gırnata’da doğan İbn-i Tufeyl İslam düşünce tarihinde İşraki bir filozof olarak kabul edilir. “Uyanık’ın oğlu Diri” anlamına gelen “Hayy bin Yakzan” ıssız bir adada tek başına büyüyen Hayy’ ın kendi kişisel tecrübeleriyle Hakikat’i arama çabasının kelimelere dökülmüş halidir. Hayy, tabiatla baş başa, tüm dış etkilerden her türlü insani ve İlahi öğretiden uzak biçimde çevresine bakarak, Hakikat’in bilgisini ve varlığın sırrını keşfeder. İbn-i Tufeyl bu eseri yazmasına sebep olarak “İslam felsefesi önderlerinden İbn-i Sina’ nın Hikmeti Meşriki adlı eserinde dile getirdiği bazı sırların açıklanmasının Read the rest

Türkiye için bir umut »

“… 20080709_turk_egitimi_icin_bir_sans.JPGYeni kapital artik bilgi olduguna gore, gelirin adaletsiz dagitimindan bahseden “gelir ucurumu” kavrami artik yerini “dijital ucurum”a birakiyor. Bu yeni dunyada paraya sahip olanlar ve olmayanlardan degil, bilgiye sahip olanlar ve olmayanlardan bahsediyoruz.

Gelismis ve gelismekte olan ulkeler arasinda hizla buyuyen bu ucurumu kapatmak icin,… Üçüncü Dalga’dan okumaya devam

 

 

 

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Küreselleşme: Bir ideoloji mi, bir sonuç mu? »

20080710_derin_dusunce_org_kuresellesme.jpgMillet kavramı bir olgu olarak son iki yüzyıldır dünyanın her yerinde siyasetin en belirleyici etkeni olmuş durumda. Bu belirleyici etkenlik; dünyanın ona göre şekilleniyor olması kadar başat. Devletler; eskiden olduğu gibi din ya da mezhep ya da bir dönem olduğu gibi ideoloji  üzerine değil milletler üzerine kuruluyor. Hatta ideoloji üzerine kurulan Sovyetler Birliği bile özünde Komünizmi

Read the rest

Ayy! Yine mi başörtüsü? »

20080709_derin_dusunce_org_basortusu_insan_haklari.jpg Sunuş: Sizi bilemeyiz ama biz bıkmadık bu konuyu konuşmaktan. Darbelere karşı dururken nasıl kendimizi tekrar etmekten sıkılmadıysak, terörle mücadelenin silahla değil akılla, hakla, hukukla yapılacağını anlatmaktan nasıl yılmadıysak,  Kürtlerin yok sayılmasının karşısında yer almaktan nasıl yorulmadıysak bu konudan da bıkmadık. Vergi verirken, oğlunu askere gönderirken eşit davranılan kadınların devletten hizmet alma sıraları geldiğinde ikinci sınıf vatandaş yerine konmasını içimize sindiremedik. 5 milyon okuma-yazma bilmeyen yetişkin insanımızın 4.5 milyonu kadın iken genç kızların üniversitelerden dışarı atılmasına seyirci kalmadık, kalmayacağız.

Devletin en mahrem konularda bile bireyi çocuklaştırmasını, onun yerine karar vermesini kanıksadığımız bir ortamda boş beyaz bir sayfa açmayı teklif ediyor yeni konuk yazarımız Ömer Zarplı. Yeniden soruyor: Başörtüsü ve İnsan Hakları?

Başörtüsü ve İnsan Hakları

Yazar: Ömer Zarplı

Anayasa mahkemesinin üniversitelerdeki başörtüsü yasağıyla ilgili verdiği son kararın da bize gösterdiği gibi, başörtüsü(türban) uzun bir süre gündemimizde olacağa benziyor. Peki, Anayasa mahkemesinin verdiği bu karar Read the rest

‘Düşünmek’ üzerine.. »

dusunce_dd_20080709.gif“Ben bir solucanım, fakat Tanrı’nın inayetiyle bir insan olacağım.”

4 Mayıs 1916’da cephedeyken ve tam da tehlikeli bir görevi üstlenmişken, savaş günlüğüne işte aynen böyle yazmış Wittgenstein. (Ich bin ein Wurm, aber durch Gott werde ich zum Menschen.)

Wittgenstein ilginç bir isim. Tuhaf bir hayat yaşamış. Asker, mühendis, öğretmen, bahçıvan, mimar, sedyeci.

B.Russell hatıratında Wittgenstein için “Acayip bir delikanlıydı, ve kavramları bana garip görünüyordu, o kadar ki üç aylık öğretim dönemi boyunca kendisinin bir dahi mi yoksa sadece tahtası eksik biri mi olduğunu çözemedim” der. Read the rest

Hangi kesimin okuru ve yazarısınız? »

20080707_ayse_kulin_izin.gif Frankfurt Kitap Fuarı Ulusal Yürütme Komitesi’nin düzenlediği “Türk edebiyatında kültürel tartışmaların odağında kadın” isimli toplantıya Türkiye’den Ayşe Kulin  ” ben başörtülüleri tanımıyorum hiç karşılaşmadım, bu nedenle kitaplarımda yer almıyor” şeklinde bir cevap vermiş, neden kitap kahramanlarınızdan birisi başörtülü değil sorusuna. Ki bu soru başka bir yazara, tam tersinden de sorulabilirdi, neden inançsız bir kahramanınız yok şeklinde. Read the rest

Gayrı Nizamî harp ve sahte bayrak (False Flag) »

20080708_derin_dusunce_org_ergenekon_usa2.jpg

Aldo Moro: Spagetti gibi bir cinayet

1963 – 1968 ile 1974 – 1976 tarihlerinde İtalya Başbakanlığı yapan Hristiyan-Demokrat lider Aldo Moro 16 Mart 1978’de Kızıl Tugaylar adı verilen Komünist bir örgüt tarafından kaçırıldı ve öldürüldü.

Daha doğrusu İtalyan hükümeti’nin bize anlattığı resmî şekil buydu. Aldo Moro o dönemin “öcüsü” hem de komünist bir örgüt olan Kızıl Tugaylar’ın elinde 55 gündür rehin bulunuyordu öldürüldüğünde. Peki, bir cinayet işlendiğinde yapılacak ilk şey nedir? Elbette bu cinayet kime yaradı diye sormak.

Şimdi zamanı 55 gün geriye alalım ve Aldo Moro’nun kaçırılmadan önce nelerle uğraştığına bir bakalım.

Rastlantıya bakın ki Moro’nun kaçırıldığı gün (16 Mart 1978) İtalyan Parlamentosu’nda çok özel bir toplantı için hazırlık yapılıyor. Meclisin üçte biri komünist milletvekillerinin elinde. Yıllardır süren “Sovyet uşağı komünistler” ile “ABD uşağı burjuva” çekişmesine son verecek bir hükümet kurulmak üzere. İtalyan komünistler Sovyet Rusya ile göbek bağlarını kesmişler, ülkelerinin geleceği için siyasî rakipleriyle uzlaşıyorlar. Sadece İtalya değil bütün Batı Avrupa için bir ilk söz konusu: Komünistler ve Hristiyan-Demokratlar bir koalisyon hükümeti kuracaklar.

Yine rastlantıya bakın ki adamımız Aldo Moro İtalya’yı rahatlatacak bu uzlaşmanın mimarlarından. Yıllardır İtalya’nın içinde bulunduğu ekonomik, politik ve sosyal bir krizi sonlandırmayı amaçlayan Komünist Enrico Berlinguer ile compromesso storico (=Tarihî uzlaşma) projesi üzerine çalışıyor.

Komünistler heyecanlı ve sevinçli. Müzmin muhalefet dönemi sona eriyor. İlk defa ülke yönetiminde söz sahibi olacaklar. Ama Komünist Rusya paylaşmıyor bu sevinci ve büyükelçiliği vasıtasıyla da her fırsatta belli ediyor. Zira “kokuşmuş burjuva” ile masaya oturan, hatta hükümet ortaklığına giren bir Komünist parti diger ülkelerdeki komünistlere kötü örnek olabilir.

ABD tarafında da büyük bir sevinç belirtisi yok. ABD ordusunun Akdeniz’i kontrolünde kilit rol oynayan askerî üsler var İtalya’da. Bu ülkenin yönetiminin kısmen de olsa komünistlerin eline geçmesi asla kabul edilebilecek bir durum değil. Hem zaten ikinci dünya savaşı sonundaki Yalta konferansıyla ABD’nin “elinde kalmış” bir ülke olan İtalya neden kamp değiştirecekmiş ki? ABD’nin o zamanki çıkarları İtalya’nın demokrasi ile yönetilmesini gerektirmiyor. Halkı temsil eden ve haliyle çok renkli olacak bir meclis değil halkı halka rağmen yöneten faşist bir azınlık çok daha avantajlı. Zira kendi halkından korkan her rejim gibi kendisine silah yardımı yapacak ağabeyi ABD’nin emrinde olacak.

İşte bu satranç tahtasında Aldo Moro’nun kaçırılması ve öldürülmesiyle sonuçlanan olaylar zincirindeki rastlantılara biraz daha zoom yapmakta fayda var: Moro’nun kaçırıldığı saate yani sabah 8 sularında İtalyan gizli servisinde görevli bir grup normal çalışma saatlerinden daha erken bir saatte toplanıyorlar.

Olayların başlangıcı

8:30’da korumaları tarafından evinden alınan Moro 9’da pusuya düşürülüyor, bütün korumaları öldürülüyor ve 9:02’de olay yerini terk eden bir araba ile Moro kaçırılıyor. 9:03’te polis alarma geçiyor. Boştaki bütün polis arabaları olay yerine gönderilirken Moro’yu kaçıran arabanın geçmek zorunda olduğu dar bir kavşakta nöbet tutan polis ekibinin acilen orayı “boşaltması” emrediliyor. Hayatı tehlikede olan bir yargıçı korumakla görevli polislerin Moro’nun kaçırılmasını izleyen dakikalarda o yoldan uzaklaştırılmaları hâlâ bir sır. Rastlantıya bakın ki komünist teröristler izlenmemek için araba değiştirmek üzere tam da bu “boşaltılan” kavşağı seçmişler! Ancak teröristlerin hesap etmediği detaylar var: Kaçırılma ve otomobil değiştirme sıralarında polise yardımcı olmak amacıyla fotoğraf çeken sıradan vatandaşlar…

Saat 10:00. Parlamento’da Moro’nun çalışma arkadaşları kınama mesajı okuyor ve teröre karşı gereken her şeyi yapmak üzere sözler veriyor, yeminler ediyorlar.

Aynı saatte Aldo Moro’yu kaçırmış olan ekip Roma’nın nezih semtlerinden birinde bir eve giriyor. Moro hücresine konduktan kısa bir süre sonra Roma şehri binlerce polisin ve jandarmanın işgaline uğruyor adeta. Yollar kesiliyor, insanlar aranıyor. Ama Olaydan 20 yıl sonra sessizliğini bozan Meclis Araştırma Komisyonu’ndan Sergio Flamigni’ye göre sahnelenen sadece bir komedi. Moro’nun otomobilindeki belgeler, vatandaşların çektikleri fotoğraflar bir bir kayboluyor. Görgü tanıkları “bir şekilde” susturuluyor.  

Bitmek bilmeyen rastlantılar

Kızıl Tugaylar’ın diğer eylemlerinde görülmeyen “profesyonellikte” bir tetikçi olduğu saptanıyor sonradan. Moro’ya zarar vermeden bütün korumaları öldüren tek bir tetikçi: Valerio Morucci. 30 yıla mahkum edilen Morucci’nin cezası bilinmeyen bir sebeple 15 yıla indiriliyor. O da resmî açıklamalara ters düşecek hiç bir şey söylememeye dikkat ediyor sonradan.

Garip şeylerden biri de Kızıl Tugaylar’ın yöneticilerinin hapiste oluşu. Böylesi zor bir operasyonu gerçekleştirmek için onlara kim yardım etmiş olabilir diye sormak istiyor insan. Kaybolmamış fotoğraflardan birini çeken Moro’nun komşusu Profesyonel fotoğrafçı Rucci. Rucci’nin karelerinde İtalyan gizli servisine ait bir araba gözüküyor. Arabanın ait olduğu istihbarat görevlisi bir albay, pusu kurma konusunda uzman olarak biliniyor. Sorgulandığında orada bir rastlantı sonucu bulunduğunu, bir arkadaşına öğlen yemeğine gittiğini söylüyor… Saat 8:30’da.

Bir başka rastlantı gizli servisten Marco Belucci’nin aldığı bir istihbarat. Önemli bir devlet adamını kaçırmak üzere hazırlık yapıldığını güvenilir kaynaklardan öğreniyor Belucci. Bunu da Moro’yu korumakla görevli polis şefine bildiriyor. Her nasılsa aynı gün aynı polis şefi Moro’yu görmeye gidiyor, hiç bir tehlike olmadığı yönünde bir açıklama yapıyor.

Moro’nun kaçırılmasından sonra komşu şehirlerden getirilen takviyelerle beraber 35 bin polis Roma’yı altüst ediyor. Milan’dan gelen polis şefi Nicolo Bozzo’nun sözleri düşündürücü: “Ortalık bir sirk yerine dönmüştü. Moro’yu bulMAmak için ne gerekiyorsa yapılıyordu. Siren çalarak sokak sokak dolaşan polis arabaları adeta Kızıl Tugaylar’a geldiklerini haber vermek ister gibiydi”

Moro’nun kaçırıldıktan iki gün sonra Gradolli sokağında oturan biri fotoğrafı basına dağıtılan teröristlerden Mario Moretti’yi görüyor ve polisi arıyor. Polis sirenler çalarak mahalleye geliyor. Bütün binayı tepeden tırnağa arıyor. Bir daire hariç. O daire Kızıl Tugaylar’ın kiraladığı ve Moro’nun bulunduğu ev!

Moro için küçük bir hücrenin hazırlandığı apartman dairesi ne ilginçtir ki İtalyan gizli servisi’ne ait bir emlak şirketinin, Monte Vale Verde. Binadaki dairelerin tamamı aynı şirkete ait aslında! Bu dairenin karşısındaki binada gizli serviste görevli bir jandarma subayı oturuyor. Fotoğrafı tanınan terörist Moretti ile aynı kasabadan, Porta San Giorgio’dan geliyor!

Aldo Moro’nun kaçırılması ve öldürülmesi ile ilgili gariplikler böyle uzayıp gidiyor. Kızıl Tugaylar’ın sistematik bir biçimde gizli servis, polis ve jandarma tarafından korunduğunu iddia ediyor savcı Ferdinando Imposimato.

Masonlar sahnede

Son olarak unutulmaması gereken bir nokta var: Tarihi uzlaşma’nın yapılacağı (Moro’nun kaçırıldığı) saate P2 Mason locasının başkanı Licio Gelli arkadaşlarıyla yaptığı bir toplantıda “mesele halloldu” diyor. P2 (Propaganda Due) CIA’den bir çok ajanın da bulunduğu bir loca. Licio Gelli’nin CIA ile ilişkileri çok eskiye dayanıyor. CIA’nin Komünistleri suçlamak amacıyla faşist militan kullandığı sonraları Romano Prodi başkanlığında L’Ulivo federasyonunun önderliğindeki meclis araştırma komisyonlarınca ortaya çıkarılıyor. Ülkedeki istikrarı hedef alan bu saldırılardan en önemlileri 12 Aralık 1969’daki Piazza Fontana (16 ölü, 88 yaralı) ve 2 Ağustos 1980’deki Bologna Garı saldırıları (85 ölü, 200 yaralı). Buna benzer onlarca saldırının sorumluluğu komünist teröristlerin üzerine atılıyor ama örtbas edilmeye çalışılan dosyalar gün ışığına çıktıkça gerçek faillerin faşist militanlar olduğu anlaşılıyor.

Neden? Zayıflatmak istenilen siyasî kanadı şiddet yanlısı göstermek ve halkın desteğini azaltmak için. Diğer bir amaç ise demokrasiyi ve insan haklarını askıya almak olabiliyor. Gayrı Nizamî harp taktiklerinde buna “False Flag” deniyor yani sahte bayrak. Sıkı yönetim ilan etmek, darbe yapmak için çok kullanılan bir yöntem. Hitler gençliğinin başlatıp komünistleri ve Yahudileri suçladıkları yangınlar, Fransız gizli servisinin fanatik Müslüman maskesi altında Cezayir’de yaptığı katliamlar, Güney Amerika’nın hemen her ülkesindeki CIA etkinlikleri False Flag tipi saldırılara örnek teşkil ediyor.

Zaten bu olay da İtalya’nın terörizm ile ilk karşılaşması değil. Yıllardır Gerginlik Stratejisi denen bir oyunun çarklarında can çekişiyor ülke:

Gerginlik Stratejisi : (strategia della tensione), planlı ve gizli operasyonlarla bir grubun, bir bölgenin ya da bütün bir ülkenin psikolojik, sosyal ve politik anlamda destabilise edilmesidir. Gerginlik yaratmada kullanılan araçlar terör, suikast, adam öldürme, adam kaçırma, askeri niteliği olan fakat orduya bağlı olmayan (milis / paramiliter) operasyonlar, psikolojik mücadele, ekonomik zorlayıcı tedbirler gibi yasadışı ve şiddet içeren vasıtalardır. Ayrıca bu araçlara çatışmayı destekleme, tahrik etme ve şiddetsiz çelişmeleri ajan provokatör aracılığı ile şiddete çevirme de dahildir. Bu tür yabancı bayrak altında (false flag) yapılan operasyonların hesabı karşı tarafa sorulur, maksat karşı tarafın ismini kötüye çıkarma ya da tamamen iktidardan uzaklaştırmadır. 

(Bkz. Onun adı asker, canı neler ister? )

Yeniden P2 Mason locasına dönecek olursak, Moro’yu sağ salim bulmak için İtalyan içişleri bakanlığı bir kriz masası oluşturuyor, işte üyeler: General Bassini, İtalyan istihbaratının başi, P2 üyesi mason, General Santovito, askeri istihbaratın başı ve P2 üyesi mason, Peruzzi yükek rütbeli bir istihbarat subayı ve P2 üyesi mason, General Gudicce Mali ve finansal istihbaratın başı ve P2 üyesi mason…

Komplo mu yoksa kanser mi?

Türkiye’den bir şeyler hatırlatmıyor mu size bütün bunlar? Aslında ortada bir komplo teorisi filan yok. Askerî bir hazırlık var. Bir tür barış zamanı kuvayi milliyesi. Komünist Rusya’nın Avrupa’yı işgal etme riskine karşı Amerikan ve İngiliz gizli servisleri Stay Behind (= “Cephe gerisinde kal”) adında bir örgütlenme hazırlıyorlar. Yani Rus tankları Roma veya İstanbul caddelerinde gezecek olursa silah ve bomba eğitimi görmüş Türk ve İtalyan gençleri vatanlarını savunacaklar… Amerikan ve İngiliz şeflerinin gözetimleri altında. Batı Almanya, Belçika, ispanya, Fransa, Yunanistan, Portekiz, Lüksemburg ve Hollanda da var bu neo-kuvvayı milliyenin içinde.

Ama olmuyor. Yani Rusya o kadar öcü çıkmıyor. Bu ülkeleri işgal etmiyor. Ölmeye, öldürmeye hazır onca insan yetiştirmişsiniz, para dökmüşsünüz. Kaynak israfı olmasın diye bu sefer bu ekipleri başka bir işte kullanmak lâzım. Aslında yaşlı kadınları karşıdan karşıya geçirebilirlerdi veya ağaçta kalmış kedileri indirebilirlerdi aşağıya. Ama daha iyi(!) bir görev buluyor bunlara Sam Amca: Komünizm ile mücadele! Kaka Komünist ülkeler cici Kapitalist ülkeleri işgal etmese bile komünist veya sosyalist partiler var. Olmadı, her türlü sol örgüt, işçi sendikası, dernek… Hepsi bu Stay Behind’ın hedefi oluyor.

Ergenekon’un İtalya’daki kardeşinin adı…  Gladio. Özetle Ergenekon’un Türklerle, Türk tarihiyle filan alakası yok. CIA’nin askerî bir uzantısı olarak doğmuş, sonra siyasete bulaşmış, soğuk savaş bitip de parasız kalınca da çek senet mafyasına, genelev işletmeye kadar kâr getiren her işle ilgilenmiş bir disiplinsiz örgütlenme söz konusu.

Kadın satacak duruma düşmüş silahlı bir örgütün sipariş üzerine hükümet devirmeye çalışması veya darbe ortamı hazırlaması gayet “business” bir durum. Yani Ergenekon’u AKP karşıtlarının veya yobaz laiklerin silahlanması gibi görmek büyük hata olur. Aynı Ergenekon ekibi pekâlâ Gürcistan’da veya Kuzey ırak’ta da “çalışmaya” gönderilebilirdi. Parayı veren Ergenekon düdüğünü çalar. Elbette çömezler, tetikçiler ideolojik takılıyor olabilirler. Yani “Yüce Türk ülküsü adına” veya “Vatanı Siyonistlerden temizlemek için” bedavaya çalışan zavallı gençler var ellerinde. Ama sonuçta bir mafya karşımızdaki.

 

 

Not: Ek bilgi için Salvador Allende’nin devrilişi, Condor operasyonu, Gayrinizamî Harp, Asimetrik Savaş, Gerginlik Stratejisi ve False Flag konuları araştırılabilir, PKK… Ters giden nedir? Bundan sonra nereye? Adlı makale okunabilir.

KAYNAKLAR

  1. Mon sang retombera sur vous : Lettres retrouvées d’un otage sacrifié, mars-mai 1978 (tr. Kanım üzerinize sıçrayacak: Kurban edilmiş bir rehinin mektupları – Mart-Mayıs 1978) Aldo Moro, Emmanuel Laurentin, et Elisabeth Faure (Nisan 2008’de yayınlandı)

  2. The Moro Affair (New York Review Books Classics) Leonardo Sciascia ve Peter Robb (2004 Baskısı)

  3. The Aldo Moro Murder Case Richard Drake (1996 Baskısı) 

  4. Red Brigades: The Story of Italian Terrorism Robert C. Gardner (1990 Baskısı)

  5. Inside a Terrorist Group: The Red Brigade of Italy (1982’de yayınlandı)

  6. Romano Prodi başkanlığında ve İtalyan demokrat parti L’Ulivo tarafından hazırlanan ve dönemin milletvekili, Moro Cinayeti araştırma komisyonu başkanı Sergio Flamigni ve Savcı Ferdinando Imposimato’nun da ifadeleri ile desteklenen, rapor (Ne yazık ki web üzerinde bulamadım, BNF’te inceledim)

 

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Taraf Okurları Sivil Nöbette »

Taraf Okurları’nın Duzenlediği Eylem

“Genel Kurmay Askeri Savciligi Taraf gazetesi binasina baskin yapmayi planliyor. Baskin daha once Nokta dergisine yapilanin bir benzeri olacak. Baskin nedeni ise belli, Daglica haberleri ile ilgili Taraf’in elindeki belgelere el koymak. Ustelik gazete bu belgeleri herkese oldugu gibi savciliga da verebilecegini soyledigi halde. Ancak savcilik adini koymadigi bir belge daha istiyor. “O” belge nedir kimse bilmiyor. Iste savcilik”O” belgeyi bahane ederek her seye ragmen Taraf’a baskin duzenleyebilir. Read the rest