Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? »
By Mehmet Yılmaz on Tem 16, 2008 in Demokrasi, Kemalizm, Laiklik, Liberalizm, Militarizm, Milliyetçilik, Özgürlükler, Toplum, Türk Solu | 54 Comments

Yönetmenliğini Giuseppe Tornatore‘nin yaptığı La Leggenda del pianista sull’oceano (Okyanus üzerindeki piyanistin* efsanesi) buram buran insan kokan bir film. Bütün hayatını SS Virginian adlı bir transatlantikte geçiren, geminin dışındaki dünya ile her türlü teması reddeden bir piyanistin duygu yüklü öyküsü aslında insan doğası ve Türkiye’deki siyasî kamplaşma üzerine birçok ipucu veriyor.
Müziğe hâkimiyeti ile ün salan piyanist (Tim Roth) en yakın arkadaşı trompetçi Max’a (Pruitt Taylor Vince) neden karaya ayak basmadığını şu cümlelerle açıklıyor:
“Gemimde evimdeyim. Benim dünyam geminin kıçından burnuna kadardır. Kara benim için fazla büyük bir gemi. Fazla güzel bir kadın gibi, fazla uzun bir yolculuk, fazla kokan bir parfüm.”
Kamplaşmakta ısrar eden Türkler sonsuz dünyadan korkarak gemisine sığınan bu piyaniste benziyorlar. “Kafamı karıştırmayın benim, dostum kim? Düşmanım kim? Bilmek istiyorum” diye öfkeleniyordu Kurtlu Hilal makalesine yorum bırakan bir ülkücü. Kendimizi savunmak için ördüğümüz mutlak gerçek(!) duvarları bizim zihinsel hapishanemiz oluyor.
Dönek damgası yeme korkusuyla körlüğe mahkûm ediyoruz kendimizi, Sovyet Rusya’nın demir perdesi veya İsrail’in utanç duvarı ile yaptığı gibi bedenlerimizle beraber düşlerimizi de bu mutlak gerçeklerin(!) arkasına hapsediyoruz. Read the rest





İnsana dair hallerin sembollerin ve metaforların ardına gizlendiği en güzel filmlerden biridir Yüzüklerin Efendisi üçlemesi. Tüm bu hayal dünyanın ürünü gibi duran kahramanlardan en gerçeği Smeagol’dur, tüm o insanların, Elflerin, cücelerin, Eltlerin, hayaletlerin, hobbitlerin içinde. En gerçek, en insana dair olandır.
16 Temmuz Çarşamba 12.30
Oyların %47’sini AKP’nin aldığı 22 Temmuz seçimlerinin yıldönümüne sadece bir kaç gün kaldı. 2007 Eylül’ünde “
Aslında yayınımız devam edecek ama birçok arkadaşımızın tatilde olması sebebiyle yorumların onaylanması bir parça yavaşlayabilir. Ayrıca bize yazdığınız mesajlara yanıt vermemiz her zaman ki gibi 3 – 4 gün değil biraz daha geç olabilir. Bu arada yaz boyunca etrafınıza iyi bakın. “Evlâdım giysene şu şapkayı başına güneş geçecek” diye bağıran birini görürseniz bilin ki yakınlarınızda bir yerlerde bir Derin Düşünce yazarı olabilir 🙂




Madımak katliamı bağlamında Alevi meselesini irdelediğim yazılarda en çok rahatsız olunan şey altını çizmek istediğim Alevifobia histerisi oldu…Bu ülkenin Sünni toplumunun hepsinde değil ama ciddi kısmında,değişik derecelerde de olsa bir Alevifobia histerisi olduğuna inanmayan(yada inanmak istemeyen) buna itiraz eden epey okur mektubu aldım…Bir yönüyle “inanmak istememe” duygusu,inkar etme arzusu asil bir hissiyattır.Bu toprakların yüzyıllar,binyıllar içinde ürettiği bir bilgelik varsa,işte tam da o kadim bilgeliğin temsilcisi olan merhum Hrant Dink,1915 meselesi bağlamında
Sunuş: İlerici ve reformcu bir gazete kabul edilen AL-WATAN Suudi Arabistan’da 2000 yılında kurulmuş. 40 bin satan günlük gazete. Her ne kadar “kırmızı çizgileri” aşmamaya gayret gösterse de ülke koşullarında cesur sayılabilecek köşe yazılarını yayınlıyor.
Haftalardan beri “Çok şükür bu günü de atlattık. Ya darbe olur da yine her şey eskisi gibi olursa…” diye düşünürken bir gün tiyatroya gitmek hasıl oldu. Rasyonel mantığıma itibar ederek
Yazar: Zühre Meryem Kaya
O temel hatayı yapmasaydınız, Amerika sizin tasfiye edilmenize bu kadar çabuk göz yumar mıydı?