Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Tuncay Özkan’dan Bayram Hatırası »

Bir süredir basın özgürlüğü ile basına tapmanın aynı şey olmadığını yazıyoruz bu sayfalarda. Kuzey Irak harekâtı sırasında Zeyno Baran’ı kullanan Hudson Institute gibi kimi Amerikan düşünce(!) kuruluşları Türkiye’yi sonu belirsiz bir savaşa itiyorlardı. Kanal Türk de bir yandan Kürt düşmanlığı, diger yandan da darbe çıgırtkanlığı yapıyordu aynı zor dönemde. Tuncay Özkan, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın yaptığı açıklamaları beğenmemiş Read the rest

Beni mi seviyorsun Atatürk’ü mü? »

20080930_derin_dusunce_org_ataturk.jpgTürk siyasal hayatının teorik  ve pratiğini işleyişini belirleyen en temel kurallardan biri dilemmalardır.  İki seçenekli bir tercih ile karşı karşıyaysanız ve bunun bir tarafından Atatürk ve onun temsil ettiği bir “sembolik kapital” alan varsa işiniz hem kolay hem zor demektir. Kolaydır, çünkü;  mevcudu muhafaza etmek için “böyle gelmiş böyle gider” seçeneğini işaretlerseniz sorun yok. Zordur, çünkü; düşüncenizi ve değişimi  esas alıp  “bu işte bir yanlışlık var böyle gitmez” seçeneğini işaretlerseniz, canınız yanacak demektir. Başka bir ifade ile söylersek mesele Atatürk’ün bir “siyasal şantaj aracı” olarak kullanılmasıdır.

Bu siyasal şantajın, icbarın  Atatürk algısını özetlemek Read the rest

Özgürleştiren bir eğitim mümkün mü? »

20080929_derin_dusunce_org_egitim2.jpg  İnsanın derinliğine inen, şahsiyetini, kültürünü, ahlakını, öz’ünü belirginleştirip olgunlaştıran bir eğitim modeliyle daha henüz tanışamadık. Merkeze insani vasıfları, düşünceyi, özgürlüğü, ahlakı ve vicdanı almayan bir eğitim sisteminden bireyin ve toplumun eğitilmesini, insanlaşmasını ve özgürleşmesini bekleyemezsiniz. Rekabete dayalı, yarıştırıcı bu şekliyle arda kalanları ezen ve sindiren bir mantığın hâlihazırdaki eğitim anlayışında yürürlükte olması insanlık adına gerçekten vahim bir tablodur. Read the rest

Rojda: Sıradanlaşmış ırkçılığın Taze Kurbanı »

20080929_derin_dusunce_org_rojda.jpg KÜYEREL Mithat Sancar

Taraf gazetesinde fotoğrafı vardı. İncecik bir beden, esmer bir yüz, uzun siyah saçlar, iri gözler. İlk gençliğin eşiğinde güzel bir kız çocuğu; adı Rojda. Yani bir Kürt kızı o. Güneşin doğuşu anlamına geliyor Rojda.

İzmir Aliağa’da bir ilköğretim okuluna gidiyor. Çalışkan ve başarılı bir öğrenci Rojda. Sebebini şöyle anlatıyor Taraf muhabirine: “Biz yoksul insanlarız. Ek ders veya dershaneye gitme lüksüm yok. Bunu bildiğim için de her yıl okulda takdirname alacak kadar çok çalışıyorum.”

Bir kutlama programı hazırlanmış okulda; şiir okuma işi de Rojda‘ya düşmüş. Gazeteden öğrendiğimize göre, bu programa katılan kaymakam, şiir okuyacak öğrencinin adının Rojda olduğunu öğrenince programı iptal ettiriyor.

Buna çok üzüldüğünü söylüyor Rojda. Fotoğrafına Read the rest

Gazete okumayın, Başbakan’ın emridir ! »

pt2_20080829_derin_dusunce_org_basin.jpg 

Geçenlerde Tayyip Erdoğan kendisiyle takışan bir iş adamına, Aydın Doğan’a ait gazetelerin okunmamasını « tavsiye » etti AKP’li seçmenlere. Kimi kızdı, kimi bravo dedi ama en önemli soru okka altına gitti. İster AKP’li olsun isterse anti-AKP’li, Türk vatandaşlarının günlük çıkarları neyi gerektiriyor? Yani sıradan vatandaşın tepkisi ne olmalı? Ne yapmalıyız sizce? Üç seçenek var kanaatimce:

  • 1) Başbakan’ın dediğini yapmak,
  • 2) Eskisi gibi devam etmek (Hürriyet vs alıyorsak aynen devam)
  • 3) İnadına hergün 2 veya 3 tane Hürriyet satın alarak Doğan grubuna destek olmak.

Tabi bizim açımızdan bunlardan hangisinin daha iyi olduğunu bulmak için önce ortak çıkarlarımızı tarif edelim ve arkasından da en iyi tepkinin ne olacağına bakalım: Read the rest

Mavi Hayatlar »

20080928_derin_dusunce_org_bayram.jpg Yazar: Zühre Meryem Kaya 

 İtinayla seçilmiş koltuklar, duvarlarda sevimli çocuk resimleri, renk ve ışık insanları rahatlatmak için özel seçilmiş gibi duruyor. İnceden bir ses geliyor kulağıma; “bayram geldi neyime, anam anam garibem…” Çocukluğumdan hatırlarım bu cümleyi… Annemin her anne sesi gibi içli, yüreğime dokunan sesiyle bu türküyü okuyuşunu… Yanımda gelişen bu konuşmanın devamına İstemeden -birazda isteyerek- kulak kabartıyorum. “Sekiz yıldır tedavi oluyoruz çocuğumuz olmuyor, eşim çok sabırlı ama benim takatim kalmadı. Her gün yeni bir umut diye başladığımız her tedavinin

Read the rest

Ayy bu Müslümanlar da pek çirkin! »

20080925_derin_dusunce_org_cirkin_dindar.jpg

Gençliğimde koşarak giderdim Gırgır almak için. Ablamla kavga ederdik önce ben okuyacağım diye. Bütün karikatüristlerin isimlerini ezbere bilirdim. Beğendiğim bir karikatürün imzasına bakmama gerek yoktu. Çizgisinden hemen tanırdım. Eski Gırgır’ları ve Fırt’ları atmaz ciltletirdim. Yıllar sonra bile güncelliğini koruyan karikatürler vardı içlerinde. 

Benim kahramanlarımdı çizerler. Benim Don Kişotlarımdı. Ellerinde kalemleri değirmenlere saldırırlardı. Ne olursa olsun doğru söyleyen erdemli abilerimdi onlar.  Limon dergisinde kendi hayatlarını yazdıklarında hayranlıkla defalarca okumuş, ezberlemiştim. 

Sultan Ahmet’teki karikatür sergilerini kaçırmazdım. Yabancı sergileri de gezerdim. Rus, Çek ve Polonyalı çizerlerin kitaplarını almıştım. “Kara mizah” diyorlardı onlara. Açılmayan makaslar, kendi anahtarını hapsetmiş asma kilitler… Baskıcı rejimlerinin açmazlarını anlatırlardı. 

Don Kişot abilerim artık değirmenleri yenemeyeceklerini Read the rest

Marx yine mi haklı çıktı? »

20080927_derin_dusunce_org_ekonomik_kriz_abd.jpgSunuş: 3H Hareketi üyesi  Alper Akalın’ı sitemizdeki yorumlarından tanıyorsunuz. Kendisi University of Warwick’te Yüksek Lisans Öğrencisi. Amerika’daki kriz hakkındaki bu yazısını beğenilerinize sunuyoruz. 

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) subprime mortgage crisis adıyla patlak veren finans krizi ve yatırım bankalarının ardı ardına gelen iflası, marksist cephede gözünü batı dünyasındaki başarısızlıklara dikmiş akbabaların pek bir işine yaradı. Peşi sıra gelen “Kapitalizm Çöktü” Artık Yeni Bir sol Gerekli” yazılarını sık sık çeşitli Türk gazetelerinde görmek mümkün. Read the rest

Solun ‘ilerici ordu teorisi’nin açmazları »

Sunuş: Türk Solu meselesine çok fazla değiniyoruz gibi görünüyor, ancak hem biraz balık hafızalı olduğumuz gerçeği ortada olduğu, hem de tarihimize dair yargılarımız çoğunlukla bilgiye değil ezbere dayandığı için,  bir takım hususları  tekrar tekrar vurgulamak gerekiyor. 

Genel olarak ‘Sol’un açmazları çok fazla, en temel anlamda sınıfsız bir toplum ütopyasının baskıcı bir rejim kurmadan nasıl oluşturulacağına dair bir fikri yok sol düşüncenin.  Varsa da kimseyle paylaşmıyorlar,  son derece ketumlar bu konuda. Sol düşünce giderek sığlaşıyor— ki öteden beri de antitez üzerine kurulmuş bir tez olmaktan başka bir forma girebilmiş değil.

“Keşke  ‘Sol’un açmazları bu kadarla kalsa” diyor, Yüzleşme Derneği Koordinatörü Aytekin Yılmaz’ın Türk Solu’nun Ordu ile ilişkisine vurgu yapan yazısını dikkatinize sunuyoruz. TSD

Yazı başlığı komik, farkındayım. Ama Türkiye solunun önemli bir kesimi, bu teori etrafında siyaset yaptı ve yapmaya devam ediyor. Türkiye’de sol-sosyalist geçmişi 1920’lerden başlatırsak, bu teorinin çekim merkezi olduğu dönemleri anımsamakta yarar var. İster ulusalcı, ister sosyalist ya da anti-emperyalist sol diyelim, sonuçta bu teori etrafında siyaset yapan çevreler solda önemli bir ağırlığı ve etkisi olan çevreler.

Solda ordu merkezli siyaset yapanların en önde geleni Doktor Hikmet Kıvılcımlı oldu. Kıvılcımlı, 27 Mayıs darbesinden sonra Türk Ordusu’na tarihsel misyonlar yükleyerek bunun teorisini yaptı. Hatta 27 Mayıs darbesini olumlayarak “ordu kılıcını ortaya attı” der. Böylece Demokrat Parti’nin (DP) kötü gidişatı ‘ilerici ordu’ tarafından durdurulmuş olur. Read the rest

Kadınların Dikkatine! “Ben de Varım!” »

Kol kola yürüyemediğimiz bir “kamusal alan” , bizim “kamusal alanımız” değildir!

 

Bizler inançlı- inançsız, örtünmeyen-örtünen, kadın hak ve özgürlükleri anlayışı içinde “sen varsan ben yokum” demeyen kadınlar olarak;

Başörtülü kadınların; cahil, yobaz, fesat, takiyyeci, fırsatçı, örümcek kafalı gibi sıfatlarla bir “islami robot” imajıyla değerlendirilerek, ırkçı yaklaşımlarla şiddete maruz bırakılmalarına karşı çıkıyoruz. Başörtüsüz kadınların; cinsel meta, teşhirci ya da bir tahrik mekanizması gibi cinsiyetçi yaklaşımlarla değerlendirilmesine karşı çıkıyoruz. Kadınlar arasında yaratılan uçurumların kadınların ezilmesini ve sömürülmesini kolaylaştırdığını biliyoruz. Ve kadınlara uygulanan baskıların üstesinden, ancak barış ortamında, hak ve özgürlüklerin uygulanmasıyla gelinebileceğini düşünüyoruz. Read the rest