Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Paris Nutku »

(Bu konuşmayı 20 Ocak’ta Paris’te kalabalık bir Ermeni topluluğu önünde yaptım. Ortamı ve dinleyici kitlesini bilirseniz ne dediğim belki daha iyi anlaşılır. Üçüncü paragraftan itibaren boy gösteren “biz” ne kadar ilginç bir kavram, düşündükçe ben bile hayrete düşüyorum. Daha önce bir yerde anlatmıştım, tekrar edeyim. 
Erivan’daki futbol maçı sırasında emniyette görevli dostlarımdan biri aradı. “Sevan abi kimi tutuyorsun” diye sordu. Sektirmeden “tabii bizimkileri” dedim. Gülmekten katıldıydı.)
 
HRANT’IN DÖRDÜNCÜ YILINDA TÜRKİYEDE NELER OLUYOR
Büyük siyasi değişiklikleri tetikleyen bazen insani duygulardır. İsterseniz toplum psikolojisi diyelim, kulağa daha bilimsel gelir. Bir toplumun duygu atmosferi değiştiğinde, eskiden imkânsız görünen siyasi değişiklikler birdenbire kolay, doğal, basit hale gelebilir Read the rest

TOPLANTI DAVETİ: Liberal-Muhafazakar İttifak Sona mı Eriyor? »

29 Ocak 2011 Cumartesi, 13.00 – 17.00, Elite Prestige Hotel, Taksim / İstanbul

Katılımcılar:
Atilla Yayla , Bekir Berat Özipek, Emre Aköz, Hüseyin Kalaycı, Mustafa Akyol, Nagehan Alçı, Orhan Kemal Cengiz, Rasim Ozan Kütahyalı, Turgay Oğur

Not: Yuvarlak Masa toplantımıza katılmak isteyen arkadaşlar Read the rest

DUYURU: Yağmurun kokusu ve suyun şırıltısı Atatürk ilkelerine uygun mudur? »

Geçenlerde Ergenekon Terör Örgütü’nün siyasi kanadı CHP 1938 Dersim katliamında ölen Kürtlerden bahsederken “analarını ağlattık, iyi ettik, gene olsa gene yaparız” mealinden açıklamalar yapmıştı. 1930’ların faşist Avrupasını örnek alarak vatandaşlarını tektipleştirmek uğruna elinden geleni ardına koymadı bu ekip.

Kemalistler farklıları, ötekileri, “iç düşmanları” öldürmekle de yetinmediler. Onların dağlara, tepelere, köylere verdikleri isimlerden bile korktular. Başörtüsünden korkan, Hristiyan’dan korkan, Alevî’den korkan YASAKÇI KEMALİSTLERİN aynı zamanda Kürtçe’den, Lazca’dan, Çerkezce’den de korkmalarını anlamak o kadar zor değil. Ama artık değişim zamanı.

Önemli bir imza kampanyasına dikkatlerinizi çekmek istiyorum bu akşam:

“Ülkemizde son yıllarda önemli gelişmeler yaşanıyor. Bir on yıl kadar önce hayâl bile edilemeyen değişimler yaşıyoruz.

Yerleşim birimlerinin isimlerinin “Türkçeleştirilmesi” ilk olarak 10 Aralık 1920 tarihinde gündeme geldi ve 1922 yılında ilk adım olarak birçok ilçe, köy, kasaba, dağ, köy isimleri Türkçeleştirildi. 1925 Şeyh Sâîd Ayaklanması’ndan sonra Doğu ve Güneydoğu’da yapılan isim değişikliklerinin ardından, 1934 – 36 yılları arasında 834 köye Türkçe isimler verildi. 1938 Seyyîd Rıza Ayaklanması’yla birlikte isim değiştirme genelgelerle, valilik kararlarıyla devam etti. Kürtçe, Arapça, Ermenice, Lazca, Gürcüce, Çerkezce isimler genelgelerle ya da yerel yönetimler ile valilik tasarrufu ile Read the rest

Kör ölür, badem gözlü olur – Uğur Mumcu için alternatif bir ağıt »

Türk ne demektir? Türk vatandaşı kimdir? Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemesi usulune göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve islam hukukuna göre gömülen kişidir.(Uğur Mumcu)

Uğur Mumcu 22 Ağustos 1942 tarihinde orta halli memur bir ailenin dört çocuğundan üçüncüsü olarak dünyaya geldi.  Eğitim süreci,  gelecek vaadeden bir öğrenci olduğunu daha 20 yaşındayken kanıtlıyordu.1962 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan Türk sosyalizmi başlıklı gazetesiyle Yunus nadi ödülünü aldı. 1963’te fakültede öğrenci derneği başkanı seçildi.1969-72 yılları arasında da profesör Tahsin Bekir Balta (aynı zamanda hocası)’nın asistanlığını yaptı.

Kendi dekleresine göre Uğur Mumcu solcu bir aydın ve kemalistti. Bundan 20-30 sene kadar önce günümüz kemalistlerinin ezberlerini oluşturacak fikri altyapının güçlü mimarlarından biri oldu. Yaptığı pek çok panel, seminer vb. gibi etkinliklerde; modern hukukun ve siyasanın, teokratik bakış açısıyla çeliştiğini iddia etti ve bu eksende eleştirilerini din sömürüsü üzerine yoğunlaştırdı. Read the rest

Dikkat Kitap: Zaman Nedir? »

“Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise sonsuzluk olmaz mı? İyi ama şimdiki zaman var olabilmek için geçmişe karışması gerekiyorsa mevcudiyetini  yok oluşuna muhtaç olan bir Şimdi‘nin VARlığından nasıl bahsedilebilir? Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.” (Aziz Augustinus, 354-430)

Zaman nedir? İnsan düşüncesinin en çok zorlandığı sorulardan biri bu. Zira Zaman’ın olmadığı bir yer, an, olay düşünmek imkânsız. “Hiç bir şey olmuyor şu an” derken bile zamansal bir cetvele ihtiyaç var. Saniyeler tık tık ilerleyecek ki “yaprak bile kıpırdamıyor” cümlesinin bir anlamı olsun.

Zaman’ı anlamadan Yaşam, Hareket, Özgürlük kavramlar üzerine düşünmek de imkânsız.

 Derin Göz isimli kitabımızda özellikle ünlü ressam Edward Hopper’dan bahsederken modern yaşamın özellikle de Sanat’ın biz insanlara Zaman’ı düşünmek için yeni kapılar açtığından bahsetmiştik.  Derin İnsan  adlı kitabımızın Korku Matkabı bölümünde de Korku-Zaman ilişkisinden ve Sinema Sanat’ından istifade ederek Zaman’ın NE’liğini bir parçacık sorgulamıştık. Kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediği sınırlarda yine Sanat’tan istifade ettik : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu.

Ama felsefeyi dışlamadık. Zaman hakkında çok isabetli tahliller yapmış olan Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl’den çok önce belki ilk defa Aristoteles (MÖ 300′ler) ile başlamış sorgulamalar var. 1800ler ve 1900lerdeki fikirler haliyle teknolojik ilerlemelerden ve yeni kurulan endüstriyel toplumdan istifade eden ama aynı zamanda bunların altında ezilen bir kuşağın ürettikleri.

Bilim ve teknoloji ile zaman arasındaki ilişkiye gelince elbette Newton’dan Einstein’a ve Kuantum mekaniğine kadar uzayan, epistemolojiden fizik teorilerine kadar dallanıp budaklanan sorgulamalar söz konusu.

Peki bilimsel, objektif, tik-tak zamandan başka, daha insanî, sübjektif ya da bütün bunların üstünde, dışında MUTLAK bir Zaman kavramından bahsedilebilir mi? Zaman sadece bir çerçeve, aklı sınırlayan bir tür “yokluk” mudur? Yoksa Derin İnsan  ve Zaman’ın eklemlendiği bir Derin Zaman boyutu var mıdır?

 Tam da bu noktada Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açıyor. Zaman konusunu bütün derinliğiyle anlayabilir miyiz? Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Pınar Selek davası neden önemli? »

Yıldız Ramazanoğlu

Bu ülkede gerçeklik duygusunu kaybettiren bir hava var doğduğumuz günden beri. Mesela Pınar Selek davası. Kendini toplumun yaralarını görmeye, anlamaya, sarmaya adamış bir insana, tamam haksızlık yapılabilir yanlışlık sonucu, ama bir yalan bu kadar uzun zaman sürdürülebilir mi? Birçok insanın dediği gibi yeni bir Dreyfus davasıyla karşı karşıyayız. TAMAMI

Yağmurdan Önce / Before The Rain »

‘Kuşlar çığlık atarak siyah gökyüzünde kaçışıyor, insanlar sessiz, beklemek kanıma acı veriyor.’ (Mesa Selimoviç)

1995 yılında,  Venedik Film Festivali‘nden aralarında Altın Aslan, FIPRESCI ve OCIC ödüllerinin de bulunduğu 5 ödülle dönen ve toplam 12 ödül almış bir film. Film üç ayrı parçadan oluşuyor ve aslında üç ayrı parça, tek bir çemberi bütünleyen parçalar: 

Kelimeler,  Yüzler ve  Fotoğraflar.

 “Zaman asla durmaz. Çember yuvarlak değildir. Ben de az kalsın sessizlik yemini edecektim. Bu ilahi güzellik her türlü kelimeyi hak ediyor.” 

 Kiril ve pederin konuşmasıyla başlayan çemberin, aynı konuşmayla sona ermesi(circle text). Oysa başladığınız anla biten anın arasında asla aynı olmayan yaşam/çember. 

 Çember’in ilk halkası, aslında son halka: Words.  

 Anadolu kokan görüntü ve ezgiler eşliğinde bambaşka bir coğrafyada, tüm ilahi güzelliğin, sessizliğin, değişmezliğin, dinginliğin ortasında, başlayacak yağmurdan önce yaşananlardan habersiz olduğumuz ve hikayeye aslında sondan başladığımız başlangıç. Arnavut kız Zamira’nın Makedon bir çobanı Read the rest

Serseri dürüsttür, sersemse hep sersem »

“yeryüzünde yalnız benim serseri/ yeryüzünde yalnız ben derbederim/ herkesin dünyada varsa bir yeri/ ben de bütün dünya benimdir derim…”  şeklinde serseriliği taltif eden Necip Fazıl’ ın önünde saygıyla eğiliyorum.

Serserilik kararında kaldığı müddetçe tadından yenmez bir sıfattır. Falanca yerin ne zaman düşman işgalinden Read the rest

Nezih Kitabevini Boykot Et! »

Şans, Kader, Özgür İrade ve Zaman(3) »

Herbert Weinstein 1991 yılında New York’ta karısını öldürdükten sonra intihar süsü vermek için binanın çatısından aşağı attı. Bir yıl sonra suçunu itiraf etti ama beyninde bulunan ve iltihaplanmış bir kist mahkemece hafifletici etken olarak kabul edildi.

“…insanı adım adım nefsani arzulara götüren “çizgi/yol” ile katil/sadist/işkenceci yapan acaba aynı taşlarla örülü olamaz mı? Benimkisi bir iddia değil,sadece kafama takılan bir soru…”

Geçenlerde Zaman’ın etik boyutunu tartışıyorduk. Dikkatli bir yorumcumuz insanlığın 21ci asırda MUTLAKA yüzleşmek zorunda olduğu bu meseleyi işte böyle çok sade bir dille özetledi. Oburluk, çapkınlık ya da riyakârlık gibi cemiyetçe daha hoş görülen, küçük(!) kusurların küçüklüğünü yani toplumun çifte standardını bir kenara bırakırsak geriye tek bir soru kalıyor Read the rest