Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Yobaz laikleri unutma, unutturma! »

İstanbullular Mısır elçiliği önüne yürüyor »

Haber Merkezi / TİMETURK

Binlerce İstanbullu Levent’teki Mısır elçiliği önünde toplanıyor. Mısır intifadasına destek için protesto gösterisi düzenleyecek olan eylemciler, Mübarek rejiminin 23 saat içinde muhtemel bir katliam provası yapabileceği uyarısında bulunuyor

Mezar Kazıcısı »

Alper Görmüş 28 Ocak tarihli ‘Kutuplaşmış medyada medya etiği’ isimli yazısında bu ülkenin tuhaf bir “medya geleneğinden” söz etmiş. Kısaca medyanın bir kısmının gördüğü haberleri bir diğer kısmı hiç görmüyor, onların gördüklerini ise bu defa diğer “kutupta” olanlar görmeyebiliyor diyor. Ve gerçeğe ulaşmak için çoğu defa 7-8 gazeteden haberleri takip etmek zorunda kalıyorsunuz. Bu haber okuma işini profesyonel olarak takip etme durumunda olmayan okuyucunun algısında ise medyanın yarısında rastlayıp diğer yarısında yer almayan haberlerin güvenilirliği ve gerçekliği şüpheli bir hal alıyor, bir tür şizofreniye yol açıyor diye devam ediyor. İnsanlar takip ettikleri gazeteleri bu tür manipülasyonlar ve kasıtlı haber atlamalar karşısında hakarete uğramış bir ruh haliyle protesto etmediği sürece, medyada etik konusunda bir ilerleme kaydedilemeyeceğinden, nasıl ki hukukta cezasızlık olduğu sürece suçun tekrar edileceği gerçeği ile karşı karşıyaysak basında da okuyucunun cezalandırıcı vasfını kullanmadığı sürece bu tür aldatmacaların sürüp gideceğinden bahsetmiş.
 
Ele aldığı etik tartışmasını son günlerde yaşanan son derece somut bir konuyla örneklendirmiş. Mutki’de çöplüklerden çıkan onlarca insana ait kemikleri medyanın bir kısmı hiç görmedi diyor.  Tıpkı 10 yıl önce aynı tarihlerde vuku bulan iki HADEP yöneticisinin tutuklanarak Silopi’deki karakola götürülüp kendilerinden bir daha haber alınamaması haberini ülkenin en büyük iki gazetesinin; Hürriyet ve Sabah’ın o günlerde hiç görmediği gibi.
 
Mutki’deki mezarlar kazıla dursun ben de kendi çapımda eski dosyaları karıştırıp küçük çaplı bir kazıya girişiyorum. Benim kazıya giriştiğim vakalar değil ana akım medyanın bir kısmında yer almak, o tarihlerde insan hakları örgütlerinin bültenlerinde ve bir iki sürekli kapatılan gazetenin haricinde hemen hiç yer almamış bile. Üstelik öylesine çok ki mezarlar insan hakları örgütleri  bile takip etmekte adeta yetersiz kalmış. Olayların birine bir bültenden diğerine öbür derneğin öbür bülteninden ulaşabiliyorsunuz. Ulaştığınız aynı olaylardaki kimi isimler birinin raporlarında kimi isimler ise bir diğer derneğin raporlarında yer almakta. Adeta kemik parçalarını  toplayıp dev bir mezarlığı bir araya getirmek gibi.
 
1990 lı yılların başlarında kadın çoluk çocuk yüzlerce insanın katledildiği Newroz kutlamaları bölük pörçük İHD, Mazlum Der ve Gündem gazetesinde yer almış mesela. Biraz da tirajı bin iki bini geçmeyen bazı dergilerde. Ana akım medyada ise tamamıyla olaylar manipülatif başlıklarla verilmiş. Ölümlerin nasılı niçini gizlenmiş. 92 yılında o zaman ki İçişleri bakanı İsmet Sezgin’in “binlerce PKK’lı şehirleri bastı 100 PKK’lı öldürüldü” beyanının hilafına bir tek PKK’lının öldürülmediği ama 57 sivilin katledildiği gösteriler “Bayram mı isyan mı başlığı” ile verilmiş Hürriyet gibi gazetelerde. PKK’ ya karşı bir çatışma gibi yansıtılmış. İki gün sonrasında ise bu gerilla izine rastlanmayan “mücadele”, “Gerilla temizleniyor” başlığı altında sevinçle karşılanmış aynı gazetede. Read the rest

İsrail Ordusu muydu o gün saldıran? »

“…Öğretmenler odasındaki İstiklal Marşı tablosuna dokuz kurşun saplandı… Onuncu Yıl Marşının kısmetine on üç kurşun düşmüştü… Sayın Bahtiyar Aydın; sana kurşun sıkanlar, bize kurşun sıkanlar bence vatan hainidirler… İstiklal Marşına, Onuncu Yıl Marşına kurşun sıkanlara vatan haini denmez mi? Bunlara kahramanlar diyenlere ne diyelim? Komutan sensin, söyle Sayın Bahtiyar Aydın, ne diyelim?

 Bir roket tuvaletimizin çatısını büyük bir gürültüyle uçurdu… Helikopterden atılan bir uçaksavar mermisi, sac çatımızı delerek öğrencilerini koridora getiren Manisalı Nevin hanımın yarım metre ötesine düştü… Yeni evli Nevin öğretmen az kalsın ölüyordu…” TAMAMI

Tarih sınavı »

(Fransız bir hanım geldi, Le Monde’un sitesinde tarihe dair bir blogu varmış, sorular soracakmış. Sınavda gibi hissettim kendimi. Vaktiyle güzel sınav yazardım ha, laf aramızda.)
 
Paris’te sürgün Genç Türklerden oluşan « İttihat ve Terakki» komitesi ancak Selanik komitesinin desteğiyle siyasi hayata müdahale edebildi ve 2. Abdülhamid’in saltanatının ilk yıllarında askıya aldığı anayasayı yeniden ilan ettirebildi. Selanik komitesi kimlerden – ne tip insanlardan –  oluşuyordu ?
Alabildiğine tipik, genç Osmanlı asker ve sivil bürokratlarından oluşuyordu – genç subaylar, genç memurlar, genç tabipler. Hepsi devlete asker ve memur yetiştirmek için kurulmuş okullardan mezun, hepsi kamu sektöründe görevli, kamu sektörü dışında herhangi bir kariyer tahayyül edemeyen, hırslı, yükselmeye azimli gençler.
 
Normal Osmanlı sosyal düzeni içinde bunlar bir paşaya kapılanıp küçük adımlarla kariyerinde yükselmekten başka hedef gütmeyecek tiplerdi. Ama Abdülhamid döneminde elit sirkülasyonu Read the rest

Bir Arap devrimi mümkün mü? »

Dijital edebiyat olur mu? »

Sunuş: Yakında doğum gününü kutlayacağımız Derin Düşünce kurulduğundan bu yana çeşitli aşamalardan geçti. Ama  Arzu Cihangir, Ayşenur Bulut, Bahar Pınar, Kamer Yalçın, Nurhayat Kızılkan, Suzannur Başarslan, Cemile Bayraktar, Özlem Yağız ve Kübra Nur Ayar‘ın katkıları olmasaydı Derin Düşünce bildiğiniz Derin Düşünce olmayacaktı. Neden?

  • – Biz karımla işleri paylaştık, mühim meselelere ben bakıyorum, geri kalan işlerle hanım ilgileniyor.
  • – Ne gibi meselâ?
  • – Ermenistan sınırının açılması, Avrupa Birliği’ne üye olmamız… Bütün bunları ben takip ediyorum.
  • – Ya karın?
  • – Dedim ya, önemsiz şeyler: Kiranın zamanında ödenmesi, çocukların eğitimi, akşam yemeğinin hazırlanması…

Günlük siyasî kavgaların tozu dumanı içinde “biz” erkeklerin gözünden kaçan şeylerden biri de… Hayat’ın kendisi. Bu sebeple “ötekilerin” yani hanım yazarlarımızın mütevazî bir eda ile Hayat’a dair, İnsan’a dair yazdıklarını her okuduğumda Read the rest

Rachel Corrie’nin anne babası Türkiye’de Mavi Marmara’yı ziyaret etti »

THE FALL / Tarsem Singh »

Düşsel gerçeklik. Fotoğrafik görüntüler. Evrensel bir şölen…

 LOS ANGELES / Once Upon A Time…

 Masala, hayale, gerçek üstüne açılan kapı. Bir hastanede, iki insanın dünyalarının kesişmesiyle beş yaşındaki Alexandria’nın Roy’la paylaştığı masallar, hikayeler, hayaller… 

 Alexandria’nın Hemşire Eylin’e yazdığı mektup, ilk mesajdır Roy’a; onun henüz göremediği. Roy, ilk öyküsünde İskender’i anlatır Alexandria’ya ve İskender’in aradığı mesajı, İskender’in tüm hırsı ve susuzluğuyla. 

 Ve o müthiş soru gelir  Alexandria’dan:

Mesajı bulmuş mu peki?

 Roy aslında Alexandria’nın mektubunda mesajı bulmuştur ama henüz farkında değildir. Öykü öykü, hayal hayal ilerlerken ilişkileri, bu cevap sonda anlaşılacaktır; henüz Roy’un bilmediği ve bizim göremediğimiz. Read the rest

Bir Seyyahın Kaybolma Kılavuzu-Özcan Yurdalan »

Veda Sorusu

Bir yolcu gördüm…

Çoktandır yoldaymış gibiydi. Hali, tavrı, uzun yolların yolcularını andırıyordu, ama nereden geldiğine dair hiç belirti yoktu görünürde. Oysa uzun yola çıkmışların sezgileri hayli gelişmiştir, karşılaştıkları yolcunun nerelerden geçerek geldiğini anlayabilirler. Her birinin üstüne başına, diline davranışına sinmiş işaretleri fark eder, yorum yapar, tahminde bulunurlar.

 

(Büyük formattaki resimler makalenin sonunda)

O’nda da saç diplerinden tırnak uçlarına kadar yolların tozu vardı. Gerçi bizim bildiğimiz dünyadan çok, bir hayal âleminin tozlarına benziyordu üstündekiler. Sanırım bu yüzden kimin nesidir, nereden gelip nereye gitmektedir, kestirmek zordu. Read the rest