Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Devrimin Ardından Kırgızistan’a Giden İlk Başbakan »

Erden Özkant

Kırgızistan’da binlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan çatışmalardan sonra Roza Otunbayeva liderliğindeki Kırgız muhalefeti yönetime el koydu. 5,5 milyonluk nüfusuyla Orta Asya’nın en yoksul ülkelerinden olan Kırgızistan’da, halkın yolsuzluklara, ekonomik sorunlara, baskılara ve olaylardan önceki son haftada artan gaz ve elektrik fiyatlarına tepki olarak sokaklara dökülmesi şeklinde dünya kamuoyuna yansıyan olaylarda, Amerika-Rusya çekişmesinin payı Read the rest

Yobaz laiklik aşınıyor mu? »

İÜ FELSEFE – Z. D.: “…türbanımla derslere girdiğim için hiç tutanak tutulmadı. Bu meseleyi çok büyütmüşlerdi. Türbanlı derslere girdik de ne oldu? …”

İÜ EĞİTİM – E. Ş.: “…. sene başımdan beri türbanla derslere giriyorum. Hakkımda hiç tutanak tutulmadı. Çevremdeki diğer türbanlı arkadaşlarımız da böyle bir sorunla karşılaşmadı.

İÜ FELSEFE – M. K.: “…Sene başından beri ne hocalarımdan ne de etrafımdaki öğrencilerden bu ‘nedenden’ dolayı bir sorunla karşılaşamadım…”

MÜ MATEMETİK ÖĞR. – B. S.: “… Evet başörtüsüyle derslere giriyoruz. ama başörtüsüyle derslere girmekte zorlanan arkadaşlarımız için şöyle bir baskı oluştu: ‘Hoca şimdi türbanıma bir şey der mi?, Ne tepki verir’ diye. Bunun hocanın insafına bırakmak doğru değil. Eskiden karşı olan hoca şimdi izin veriyor. Bu nasıl oluyor?”

MÜ SINIF ÖĞR. – Ö. Y.: “Sorunla hiç karşılaşmadım. İlk başlarda teredüt yaşadık. Derslere açık girdik. Baktık başörtüsüyle girenler var. Biz de girdik. Hocalar bunu hiç mevz-u bahis yapmadı. Okulun bahçesinde, bölümümüzde, sınıflarda rahatça dolaşabiliyoruz.”

TAMAMI

Son Firavun »

Cellat uyandı yatağında bir gece
“Tanrım”  dedi  “Bu ne zor bilmece :
Öldürdükçe çoğalıyor adamlar
Ben tükenmekteyim öldürdükçe…”

[…]

Elinde ne piyon kaldı, ne vezir, ne kale
Düştü birbiri ardına atlar, filler
Ama şah hâlâ direnmekte
Yeni taşlar bulundu çünkü : Köpekler…

(Ataol Behramoğlu)

Pınar Selek için Basın Toplantısına Çağrı »

İnsan ve kadın hakları savunucusu sosyolog-yazar Pınar Selek, on iki yıldır süren ve iki kez beraat ettiği davadan 9 Şubat tarihinde bir kez daha yargı önünde Read the rest

Hizbullah kimin eseri? »

Adına kaleydoskop denilen bir oyuncak vardır bilirsiniz. Bir dürbün gibi gözünüze tuttuğunuzda renk renk desenler görürsünüz. Oyuncağı her çevirdiğinizde renkli cam parçaları değişik şekiller vererek şaşırtır sizi.

Türkiyenin yakın geçmişine bakmak bir anlamda kaleydoskopa bakmak gibi. Adına “bilgi kirliliği” denilen belanın insanı yanıltması, manipüle etmesi an meselesi. Gerçek, tek ve değişmez olsa da bakacağınız yer çok önemli. Yaklaşık on gündür Hizbullah hakkında yazmak istiyorum. Dikkatli okurlara mahçup olmamak adına araştırmak, öğrenmek gibi zorunluluklarım olduğu bilinciyle kitaplar, internet ortamı, Görgü tanıkları arasında gidip gelmeme rağmen hala tatmin olmuş değilim.

Silvanlı bir BDP sempatizanı dostumun anlattıklarına göre PKK ile mücadelede Devletin kullanıp bir kenarı attığı bir oyuncakken, Hizbullah’ın kendi sitesindeki ifadesinde PKK’nın üzerine gelmesi sonucu meşru müdafa hakkını kullanan bir örgüt kimliği çıkıyor karşıma. İşin derinine indiğiniz zamansa yine karşınıza olmadığı iddia edilen Jitem çıkmakta. 92 yılının Mit Müsteşarı Teoman Koman’a göre, Kendini PKK’dan korumak isteyen inançlı bölge halkı. Faili meçhul cinayetleri araştırmakla görevli komisyonun başkanı Mehmet Elkatmış’a göreyse bizzat devlet tarafından yetiştirilip, kollanan ve ucu askere ve emniyete dayandığı için araştırılması ve sonuç alınması çok güç Read the rest

Batı düşmanı olmadan… »

Yıldız Ramazanoğlu

“…Alaine Touraine Paris’te Habertürk’ten Kürşad Oğuz’a verdiği söyleşide benim sorguladığım esas şey şudur diyor: “Şu anda en kaygı verici olan şey, bütün tarihimiz boyunca (sadece Batılılar değil), toplumsal çıkarlar da dahil olmak üzere her şeyin üzerinde bir şey olduğu -din, millet, devlet, toplumsal mücadele, sınıf çatışması, sınıfların/sömürgelerin özgürleşmesi- düşüncesiyle yaşadık. Yani, her şeyin üzerinde yer alan bir şey vardı. Daha basitleştirerek söylemek gerekirse, her zaman için “iyi”nin ve “kötü”nün bir tanımı; toplumsal’ın üzerinde olan ve toplumsala hükmeden bir ölçüt vardı. Bu ortadan kalktı” Bu tespit sadece ona ait değil. Baudrillard, Arendt, Foucault ve daha nice düşünürler kaygıyla izliyordu gelişmeleri ve teşhir ediyordu. Modernliğin insanı getirip bıraktığı nokta en çok kendini tam olarak gerçekleştirebildiği Batı’da tartışmaya açılmış durumda. İnsan vahiyden çok uzaklara düşmenin, yalnızlığın, ıssızlığın ve ilerleme adlı cazgırlığın pençesinde. Modern yaklaşımlar ayıklanamayan kimi geleneksel tortuları yerinden etti evet, din adına ortaya konan adaletsizlikleri teşhir etti, çok da iyi oldu böylesi, fakat züccaciye dükkânına giren bir fil misali iyi doğru ve güzel olanı da alıp götürdü. Bütün bu insani tecrübelerden yararlanarak Batı düşmanı olmadan, Batı’ya kapılıp gitmeden ve Batı’yı da içine alıp hiçbir insan tekini dışarıda bırakmayacak şekilde, ortak kurtuluşu örgütlemenin zamanı geldi….” TAMAMI

Vodafone: Paran Kadar Konuş! – Bir Liberal Ahlâksızlık Örneği »

UYARI: “Liberalizm kötü ahlâklıdır” demiyorum, su nasıl renk-siz, hava nasıl koku-suz ise liberalizm de öyle ahlâk-sızdır diyorum.

Mısır’da ve Tunus’taki halk hareketlerinde cep telefonlarının oynadığı rol malumunuz. Geçenlerde Hosni Mobarak (“mübarek” demeye dilim varmıyor) rica etti, Vodafone firması da kesti telefonları. Bizim Genç Siviller kızdı bu işe, protesto ettiler. İyi de ettiler. Ama bir şeyi gözden kaçırdılar sanırım. Vodafone ahlâken YANLIŞ bir iş yaptı ama piyasa ahlâkına göre “DOĞRU OYNADI”. Neden?

 Vodafone’un basın sözcüleri firmanın bu diktatöre itaat etme sebebini şöyle açıkladılar:

“Anlaşmamız gereği Mısır Hükümeti’nin böyle bir HAKKI var”.

Yani HAK denilen şey ticarî bir anlaşma ile belirlenen, para ile alınıp satılabilen bir şey bu insanlara göre. Tabi haberleşme uyduları ve yerdeki altyapı oldukça masraflı şeyler. Ama Diktatör Mobarak o paraları cebinden çıkarmadı ki. Mısır halkından toplanan vergilerler, Süveyş kanalından geçen gemilerin ödedikleri geçiş bedelleri ile kuruldu ya da kiralandı bu sistemler. Yani Mısır halkının cep telefonuyla konuşma HAKKI vardı. Yine de Mobarak Vodafone’a kapatma emri verince telefon operatörü “emret” dedi ve Mısır halkını kendi parasıyla aldığı telefon sisteminden mahrum bıraktı.

Eğer Mobarak Mısır’dan kovulursa telefon operatörü elbette yeni iktidarın emrine uymaktan çekinmeyecek. İhtimal alacakları vardır, yeni projeleri vardır. Ama demokratik yolla seçilen bir hükümete itaat etse bile bunu PARA İÇİN yapacak. HAK İÇİN değil.

[…] Adam Smith’ten, Mandeville‘den, John Stuart Mill‘e, Hayek‘e, Friedman‘a, Röpke‘ye uzanan, dallanıp budaklanan liberal gelenekte mutabık kalınmış olması gereken, SAPASAĞLAM ve din dışı bir ahlâkî zemin Read the rest

Zamana Adanmış Sözler (Sezai Karakoç) »

Gerçeküstü tiyatronun kurucusu olarak bilinen Tevfik el-hakim tiyatroya dair bir yazısında şöyle der:

 “Tiyatro yazarı, teferruata dalmaktan, tavsiften, lafı uzatmaktan daralır. Hedefi, bir kelimeyle veya bir cevapta karakterin resmedilmesiyle ya da bir ibarede anlamı kuşatmasıyla vurmayı ister. Şair de böyledir. O da, varlığı kendisi sayesinde bir mısrayla aydınlatabildiği aynı tabiata sahiptir.”

 Antik Yunan çağında tiyatro yazarının “şair” kelimesini karşıladığını da yine Tevfik el-hakim söylüyor yazılarında. Sanki anlatacağını anlatmış sonra bir kısım yerlerini silerek onu okuyanın/izleyenin bulmasını istemiş gibidir tiyatro yazarları ile şairler.

Okumakta olduğum Sezai Karakoç’a ait şiir kitabında tiyatroyu andıran satırlara rastlamak zor olmadı. Bir şiirinde örneğin ev kavramından bahsedecek üstad, kültür mirasından, gelenekten görenekten, örfi adetlerden dem vuracak. Bunun yanında atadan kalma evleri, bağları bahçeleri de anacak. İfade etmek için uzun uzun anlatıp demiyor ki bunlar maddi, diğerleri de manevi mirastır; lafı uzatmıyor. Tek satırla şöyle: “ev miras değil, mirasın hayaleti”

Manevi olana, görünmeyene değil; görünen mirasa hayalet denilmiş burada. Somut ile soyutun zıt kullanımı dışında anlam yoğunluğu bakımından tiyatroyu da hatırlatıyor bu satır.

Tiyatronun bir özelliği daha, bize bizi anlatması, sahnede kendi hallerimizi bize sunmasıdır. Bir sahne gelir, bir diyalog geçer ki kendimizi buluruz oynanan oyunda. Yaşadığımız hayatın da bir “oyun ve oyalanmandan ibaret” olduğunu hatırlatması açısından tiyatro ayrıca güzeldir.  “Zamana Adanmış Sözler” kitabını okurken öyle oldu ki işte bu satırdaki benim, deyiverdim gayriihtiyarî. Tiyatro izlerken bu sahneyi ben de yaşamıştım, der gibi şair ayna tutmuştu bu sefer okuyucusuna. Read the rest

Ölümcül Kimlikler (Amin Maalouf) »

Maalouf’un kitabı ne bir roman, hikâye, ne bir siyasete matuf bir eser, ne de bilimsel bir araştırma. Sadece Lübnan’da doğup Fransa’da yetişen ve Hıristiyan olan bir Arap’ın düşüncelerini akıcı üslupla anlatan bir deneme.

Aslında benim de ilgimi çeken bu nokta. Ailem bir iç Anadolu şehrinden. Ben ise Akdeniz’in bir sahil kasabasında büyüdüm ve eğitimimin çoğunu Ankara’da geçirdim. Şimdi de Karadeniz’de yaşıyorum. Bu nedenle bir nebze de olsa kendimi Maalouf ile aynı duyguları paylaşmış sayıyorum…

En zor cevaplayabildiğim sorulardan bir tanesi de “Nerelisin?” sorusu… Ailemin memleketini söylemekle büyüdüğüm şehre, büyüdüğüm şehri söylemekle ailemin memleketine haksızlık edeceğimi zannederim… Bu yüzden Barış Manço’nun “Hemşerim memleket nire?” diye sorup “Bu dünya benim memleket” dediği şarkısını her dinlediğimde bir tebessüm oluşur yüzüm de… Ölümcül Kimlikler’i okurken de aklıma gelmedi değil, keşke Amin Maalouf Read the rest

Roman ve Hikâye »

Gerçek ne anlatılabilir ne de bir öyküdür. Tüm öyküler uydurulmuştur, bir imgelem oyunudurlar, imgedirler ancak bir imge olarak, bir yansıma olarak gerçeklik kazanırlar. Öyküler, geri dönüp bakarak geçmişe yansıttığımız tasarımlardır, gerçekmiş gibi gösterdiğimiz bir imgelem oyunudurlar. Her insan bir öykü uydurur, sonra da… bu öyküyü yaşadığına inanır. Ancak yazar bunlara inanmaz. Aradaki fark da bu işte. İsterse gerçek verilerle kanıtlanabilir olsun, anlattığım her öykünün benim tarafımdan uydurulduğunu biliyorsam, ben bir yazarım demektir.[1]

Birçok tanımın yapıldığı ve diğer edebi türler gibi gelişim ve değişim gösteren nesir anlatı türlerinden biridir hikâye/öykü. Tanımlamalara bakacak olursak, “olmuş ya da olabilmesi mümkün olayları anlatan kısa oyumlu yazılar”, “insan yaşamından gerçeğe uygun kesitler sunan, bunu yere, zamana bağlayarak yapan yazı türü”, “olayları ve kişileri tek yönüyle ele alıp anlatan, romandan daha Read the rest