Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Roman Çeşitleri »

Başlangıcından bu yana roman hem yazarlar hem de edebiyat bilimcileri tarafından çeşitli sınıflandırmalara tâbi tutulmuşlardır. Neden roman sınıflandırılmaya çalışılmıştır? Bu sorunun farklı cevapları olsa da – romanın imkânlarını görmek ve onu yorumlamak, romanda var olan genel ilkeleri ortaya koymak, roman hakkında bilgi edinmek, romanın kriterlerini belirlemek, edebiyat bilimine ve roman incelemesine yardımcı olmak[1]– kendi kuralları konusunda sabit olmayan bu türün yorumlanması ve incelenmesinde sınıflandırmanın bize yardımcı olması bu sorunun en belirgin cevabıdır. Roman tipolojisi adı verilen bu alanda değişik kategoriler kullanılmış, “içerikle ilgili kategoriler göz önünde tutularak, oluşum romanı, tarihsel roman, gezi romanı, toplumsal roman. Biçimsel kategoriler için Kayser’in mekân, karakter ve olay roman ayrımı önerilir. Üslûp kategorileri için örnek olarak alegorik roman, satirik roman, gerçekçi, doğalcı, expressiyonist roman vs. ayrımlarından”[2] bahsedilmiştir. Tipolojide amaç birtakım ilkeler oluşturabilmektir. Bu ilkeler sayesinde tipoloji, “bir yandan romanları ortaya konulan fikirlere göre sınıflandırır diğer yandan da genel edebiyat bilimine ve eser incelemelerine katkıda bulunur. Dolayısıyla katkısı hem okuyucuya hem yazara Read the rest

Bu pazartesi benim sabrım sizin kininizden büyük! »

SOLARİS / Solyaris / 1972 / Andrei Tarkovsky »

İnsanlık kurtuluşunu utancında bulacak!… İnsanın insana ihtiyacı var.

 Andrei Tarkovsky sinemasıyla yıllar önce Cnbc-e’nin Ustalara Saygı kuşağında izlediğim Ayna ve Kurban filmleriyle karşılaşmıştım. Henüz internetin evlere girmediği Ally Mcbealli dönemdi bu,  ya da şöyle diyeyim, henüz 24 dizisindeki Jack Bauer’ın çıtır çerez olduğu dönemler. Cnbc-e jenerasyonu ne dediğimi hemen anlayacaktır. O dönemlerde farklı ve kaliteli filmlere açılan kapıydı Cnbc-e. Şimdilerde internet ve bilgisayarın kolaylığıyla insan istediği filmlere ulaşma şansına sahip ama o zaman bu şansa sahip değildik. Tarkovsky de  bu kanal sayesinde tanıdığımız yönetmenlerden biriydi.

 Tarkovsky filmlerinde dikkatimi çeken şey, kamera hareketlerindeki yavaşlık, bütünlük ve az hareketle, izlediği dünyayı tıpkı bir göz gibi takip etmesiydi. Kamera değil, hayatın içindeki hareketlilik filme hareket katıyordu. Göz bakışı. Hareket eden nesneler, şeyler, insanlar…dır, göz sadece onları takip eder. Onun filmlerinde de kamera tıpkı bu göz bakışını yansıtıyordu ve bu bakış, çok etkileyiciydi. Yine dikkatimi çeken ikinci şey, tabiatın insanla iç içe oluşuydu, sanki onun bir parçası gibi. Kişiyi bütünleyen bu tabiat olmazsa, sanki bir şeylerin eksik kalacağını hissediyordunuz izlerken. Tablovari bu görüntüler, siz filmi, konuyu unutsanız da -ki daha önce izlediğim Tarkovsky filmlerinden hafızamda ancak kareler kaldı, konularını unuttum- görüntüler aklınızda kalıyor.

 Polonyalı bilim kurgu yazarı Stanislaw Lem’in 1961’de yazdığı  romandan uyarlama olan Solaris, “Solaris gezegeninin yörüngesindeki bir uzay istasyonunda yaşanan doğaüstü olayların ve insanların hayalleri ve vicdan muhasebeleri üzerine bir Read the rest

Kendi ülkesini işgâl eden bir ordu? »

“…Genelkurmay, bu cuntanın farkına varmış ama gücü ancak “emeklilik zamanı gelmiş” olan Orgeneral Çetin Doğan’ı tasfiye etmeye yetmiş. Cuntanın diğer elemanları ordu içinde yükselmeyi sürdürmüşler. Bu darbe girişiminde önemli roller üstlendikleri anlaşılan Orgeneral İbrahim Fırtına ile Oramiral Özden Örnek kuvvet komutanı olmuşlar. Orgeneral Şükrü Sarıışık, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’ne getirilmiş. O görevdeyken “misyonerliğin ülkeyi böleceğine dair” bir rapor hazırlatmış. Bu rapor, Balyoz Darbe Planı’nında öldürülmesi öngörülen grubun içinde adı bulunan Hrant Dink’in uğradığı suikastın de başlangıç noktası gibi görünüyor….” TAMAMI

Özgür Eğitim-Sen, Danıştay Kararı Basın Açıklaması »

Danıştay 8. Dairesi toplumsal çatışmaya, ayrışmaya ve 28 Şubat zorbalığına, sınavlara başörtülü girmeyi yasaklayarak devam dedi. Kategorisi yüksek yargı..Tarafsız olmak temel ilkeleri olması gerekiyor!
Siyasal tercihlerini kararlarına yansıtmamaları gerekiyor! Hukukun üstünlüğü Read the rest

Şans, Kader, Özgür İrade ve Zaman(2) »

Sirenler çalarak hızla ilerleyen bir ambülansın içinde, uzanmış vaziyetteyim. Sırtımın üst kısmında korkunç bir ızdırap. Basamağa vurduğum yer feci acıyor ama düşmenin yaptığı bir şok etkisi de var. Kısa bir süre bilincimi kaybetmişim. Kollarımı ve bacaklarımı oynatamadığım bir kaç saniye oldu, bunu hatırlıyorum. Korku ve şaşkınlığın etkisiyle de artmış olabilir ızdırabım. Hastahaneye varıyoruz. Ambülansın sedyesini dışarı çekiyorlar. Katlanmış ayaklar açılıyor: Tak! Tak! Metalik sesler duyuyorum. Hızla yürüyor hasta bakıcılar, sedye acil servisin yaylı kapılarına vuruyor. Vücudum sedyeye bağlı, kıpırdayamıyorum. Tavana bakarak bu hızda ilerlemeye alışık değilim. Arkaya doğru gitmeye alışık değilim. İnsanların yüzüme eğilerek konuşmasına alışık değilim… Acil servisin doktoru geliyor. Sıradan bir iki sorudan sonra cebinden plastik bir cisim çıkarıyor. Üzerinde 1’den 10’a kadar rakamlar yazılı bu cetveli elime tutuşturarak “çektiğiniz acı sizce kaça tekabül eder?” diye soruyor.

– Nasıl yani? Neye yarayacak benim söyleyeceğim rakam?

– Ona göre ağrı kesici vereceğiz. Sıradan bir baş ağrısı 1, kolu kopan bir insanınki ise 10’a tekabül ediyor.

– Hiç kolum kopmadı ki, nasıl bileyim?

Hakikaten saçma bir durum. Hiç bilmediğim bir acı ile doktorun bilmediği benim çektiğim bir acı arasında sayısal bağlantı kurmak gerek! Doktor gülüyor cevabıma Read the rest

Osmanlı iyidir hoştur da… »

Osmanlıya duyulan kompleks, devr-i ihtişamı içinde barındırdığı için büyük oranda İstanbul’a duyulan nefretle eşdeğerdir bu Ülkede. Yani bir anlamda esas oğlan İstanbul’la, doğuştan hastalıklı, çelimsiz, kepçe kulaklı olmasına aldırmadan, sırtını güçlü dayısına dayadığı için mahallenin en güzel kızını alan Ankara’nın savaşıdır bu film.

Sultan Süleyman’ın hayatını anlatan dizi televizyonlarda dönmeye başladığından beridir harem merkezli bir tartışmanın da alevlendiği malumunuzdur. İşin alaylısı değil de mekteplisi olmam hasebiyle şu saptamayı yapmama müsaade edin: Cinsellik satar!

Yazılanlardan çizilenlerden anladığım kadarıyla bir kesim toz kondurmazken, bir kesim de bitmez tükenmez kompleksiyle Üç kıtada at oynatmış Osmanlıyla sidik yarıştırmaya girmek gibi ancak ahmaklara mahsus bir büyük günaha davetiye çıkarmak üzere. Ekranda oynayanın altı üstü bir dizi olduğu gerçeğini unutanlar yine bildik ritüelleri tekrarlıyorlar hala.

Bakın, Osmanlıyı kötülemek için söylenenler Osmanlının çok büyük olduğunu değiştirmez. Nasıl ki içinde TBMM’yi de barındırsa İstanbul havada karada Ankara’yı yerse, Osmanlı’da TC’yi yer. Günümüz dünyasında Osmanlı’yı kıyaslayacağınız tek ülke Amerika Birleşik Devletleridir. Kıyas kabul etmez de, bugünün Türkiyesiyle o devirlerden birini kıyaslayacaksanız Karamanoğulları, Germiyanoğulları gibi beyliklerle Read the rest

YAKINDA: Zaman, İnsan ve Darbuka »

“… EŞYAYI nasıl SAYDIĞIMIZA bakalım. Öncelikle şeyleri birbirinin AYNI olduklarını varsayıyoruz. Bunun olabilmesi için şeylerin tekdüze bir ortama yani bir Mekân’a yanyana dizilmiş olması gerekir. Fakat diğer yandan sayarken eklenen her yeni birimin bir önceki kümeye göre bir nitelik değişimi yapması gerekir. Meselâ bir darbuka çalınıyorsa vurma sayısı arttıkça ritm de değişir. Ona göre göbek atılıyorsa dans da değişir. Tıpatıp aynı darbuka kullanılsa bile Kasap Havası başkadır, Bahriye çiftetellisi başka. Neticede bu nitelik değişimi olmadan nicelik değişiminden bahsedemeyiz. Demek ki nicelik’in nitelik’i sayesindedir ki nitelik’siz bir nicelik akledebiliyoruz. Ne matrak şu insan aklının işleyişi! İçimizdeki Ben’imizin dış dünyaya teması dış yüzeyimiz sayesinde gerçekleşiyor. Özel’imiz ile Genel’imizin temas ettiği satıhta algılıyoruz Zaman’ın geçişini…”

Soylulaştırma »

Öylesine bir yüz işte. Sokakta yürürken yanından geçeceğiniz, aklınızda da en ufak bir yer etmeyecek bir sürü insandan biri. Durakta beklerken gayri ihtiyari sol yanıma bakıyorum. Birkaç metre ötemde bir genç aniden yere doğru atlıyor. Şınav hareketi ile secde arasında garip bir konum alıp, alnını hızlı hızlı vuruşlarla kaldırıma vurmaya başlıyor. Hani öyle kafasını kıracak kadar değil ama canını yakacak şiddette vuruşlar bunlar. Sanki beyninin içinde konuşan birilerine kızmış da susturmak istercesine.  Onun da beyninin içinde bir şeyler vır vır ediyor olmalı. İyi yapıyor cezasını veriyor diye düşünüyorum.  Belki de kafasının içinde bir şeyler şimdi yere atlamalı ve alnını hızlı hızlı kaldırıma sekiz on defa vurmalısın diyordur kim bilir. Eğer hemen şimdi bunu burada yapmazsan emin ol dünyanın bir diğer ucunda çok şiddetli bir kasırga binlerce can alacak.

 İster kafasının içindeki geveze kuşları cezalandırıyor olsun ister dünyanın diğer ucundaki Kuzey rüzgarlarını engelleyecek hayati bir hareketin ardından gelen şimdilik dingin birkaç dakikada Read the rest

İsim ile İslâm Arasında Muhafazakârlık »

Muhafazakar, kök olarak “muhafaza” etmekten gelir. Kelime anlam olarak sahip olduğunu muhafaza etme, koruma, devam ettirme anlamlarına gelir.

Muhafazakarlık, kavram olarak, ideolojik olarak, sağcıdır ve değişmek istemeyen anlamları ifade etmesi nedeniyle sol ideolojiler tarafından da eleştirilir. Yahut soldan eleştiri alan bir kavram olarak sağ olması, koruma, muhafaza etme anlamıyla liberalizmle de çelişebilir. Özetle tanımı açık ve anlaşılabilir olsa da kavramsal tanımı iç içe girişler sonucu çok net değildir. Muhafazakarlığın kelime yahut kavram anlamından değil daha çok bir yöntem olarak iş görürlüğünden bahsetmek istiyorum…

Türkiye kesinlikle “muhafazakar” bir ülke…

Sol tandanslı, acı verici bir sonuç olarak Kemalizm’in uzun yıllar hüküm sürdüğü Türkiye’nin  tabanı din merkezli muhafazakar, tavanı (eliti) ise laik merkezli Kemalist ve muhafazakardır. Yani tavanından, tabanına muhafazakar bir ülkede, birbirine karşıt olsa dahi, yöntemleri aynı olan, muhafazakar yöntem kullanan çoğunluğun etkisinde Read the rest