Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Son 30 günde en çok paylaşılanlar »

  1. BDP… Sivil itaatsizlikten sivil serseriliğe doğru
  2. Acele Kürt kanı aranıyor… Kürtçülerin eskimeyen yöntemi
  3. “Din Toplumun Afyonudur” (Karl Marx)
  4. DUYURU: İktisadî Liberalizmin Temelleri
  5. Beyaz Geceler (Dostoyevski)
  6. Asıl “çılgın proje” Osmanlı’yı geri getirmek mi?
  7. CHP bu seçimde ne yapabilir?
  8. Bulantı (Jean Paul Sartre)
  9. Hakikat Gerçek midir?
  10. Rang-e khoda/ The Color of Paradise/ Mecid Mecidi / 1999

İslam? ‘tamamen iyileşmemiş eski bir hastalık’ »

Kemalist bir PKK(*)

[27 Şubat 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

dtp00301.jpgPKK’nın hiç atlamamız gereken “ideolojik” bir yönü var. Bu yöne ışık tutan enteresan bir anekdot, bir ay kadar önce büyük bir gazetecilik başarısı göstererek Kandil Dağı’na çıkan Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’dan gelmişti. Taraf gazetesi adına PKK’nın yönetim kadrosu ile konuşan bu ikiliden ilki, terör örgütünün “laiklik” anlayışı konusunda şu ilginç notu düşmüştü:

“Yemekte ‘türban’ konusu açılıyor. Ve Yasemin’in deyimiyle ‘Kemalist bir PKK’ çıkıyor karşımıza. Türbanın serbest bırakılmasına şiddetle karşı çıkıyorlar. Öyle şeyler söylüyorlar ki türbanla ilgili, o konuşmaları bir CHP kurultayında yapsalar ortalık alkıştan kırılır.”

“Dağ”dan böyle incilerin saçıldığı sırada “ova”dan da paralel mesajlar geliyordu. DTP milletvekili Aysel Tuğluk, 3 Şubat tarihli Radikal’de yayınlanan yazısında “ılımlı İslam denilen projeye” karşı “laik, aydın ve Kemalist güçler” ile “Kürt siyaseti”nin ittifak yapması gerektiğinden söz ediyordu. Read the rest

Müslüman bir Kürd’ten Aysel Tuğluk’a açık mektup »

İbrahim ÇELİK

“…Bizler aynı bölgede yaşadığımız için bir birimizi çok iyi tanımaktayız Aysel hanım! Aynı şekilde Müslüman Kürt halkı bizleri de ve sizleri de tanımaktadır. Şundan hiç şüpheniz olmasın ki şu anda kendilerinden oy aldığınız insanların büyük kısmı sizin gerçek yüzünüzü bilmemektedirler. Allah izin verirse bir gün bu insanlar sizin gerçek kirli yüzünüzü tanıyacak ve size oy verdiklerine pişman olacaklardır. Çünkü hiçbir zaman Kürt halkının derdi sizin derdiniz olmamıştır. Sizin tek bir hedefiniz vardı ve halen devam etmektedir; o da İslam düşmanlığı ve dinsizliği Müslüman Kürt halkına hakim kılmak istemenizdir. Aslında sizin faşist Kemalist rejimden hiçbir farkınız yoktur…” Read the rest

Erzurumlu İbrahim Hakkı ve Adam Smith; Marifet ve Zenginlik Arasında İki Düşünce İki Dünya »

[Birikim Dergisi’nden Pınar Demir Er’in Dr. Selma Karışman ile yaptığı söyleşi]

“İnsan, sırf üretmesi, kazanması, başarması yüzünden Allahın seçilmişliğine mazhar olamaz.”

Abdestli-abdestsiz kapitalizm, İslamcı Kalvinistler, mütedeyyin kapitalistler, Türkiye’de son on yılda yaşanan dönüşüm sürecinin anahtar tartışma kavramlarıydı. Kapitalizm ile İslam’ın ne derece bağdaşabileceği üzerine medyada konuşulanlar yeni gündemlerin gölgesinde unutulup gitmişken din sosyologu Selma Karışman, Ötüken yayınlarından çıkan doktora teziyle tartışmaya din-ahlâk-ekonomi ilişkisi bağlamında tarihî bir perspektif kazandırdı. ESKADER tarafindan yılın düşünce ödülüne layık görülen çalışma, “Erzurumlu İbrahim Hakkı ve Adam Smith; Marifet ve Zenginlik Arasında İki Düşünce İki Dünya” adını taşıyor.

-“Marifet” ve “zenginlik” kelimeleri tezinizin problematiği hakkında genel bir fikir veriyor ama siz kısaca kitabin temel meselesinden bahsedebilir misiniz?

Aslında kitabın temel problematiği bugüne ait. Yani kitabın problematikleri ile ilgili sorular günümüz beşerî problemleri üzerinden soruldu. Eğer kitabın başlığından devam edecek olursak marifetin; irfani bilgi, Allah’ı tanıma ve O’na ulaşma yolları, manevi ve ilmî sezgi gibi çağrışımları ile, zenginliğin; maddi ve manevi plandaki olumsuz sonuçları arasında bocalayan dünyanın/dünyalının bugün yaşadığı kaos ile ilgili sorunlar bunlar. Pratikte sayısız sosyo-ekonomik problemle hayatımıza giren bu kaotik durum, kitaba, tek bir probleme; “din, ahlâk, ekonomi ilişkilerinin analizi”ne indirgenerek yansıtıldı. Böyle bir analiz için en uygun test zemini ise; din, ahlâk ve ekonomi arasındaki bağın henüz birbirinden kopmadığı fakat kırılmaya başladığı 18. yüzyıldı.

İbrahim Hakkı ve Adam Smith konuya nasıl dahil oldular?

Kitabın tezini, yani din-ahlâk-ekonomi arasında o güne kadar bir iç içelik, birliktelik şeklinde süregelen ilişkinin kırılmaya uğradığını test etmek için bize “iki dünya”dan, hem o dönemde yaşamış hem de bu üç kavram üzerinde entelektüel mesai sarf etmiş iki düşünür gerekiyordu. Adam Smith ve İbrahim Hakkı’nın isimleri daha ilk anda emsalleri arasından hiç zorlanmadan öne çıktı. İbrahim Hakkı yirmi yaşındayken Adam Smith doğmuştu, en önemli eserlerini de aynı tarihlerde vermişlerdi. Nitekim kitabın başlığındaki “Zenginlik”de, aynı zamanda Smith’in, ulusların yaşam döngülerinin maddi zenginliğe doğru evrilişinde kilit rol oynayan Ulusların Zenginliği isimli eserine atıf vardır. “Marifet”de ise yine İbrahim Hakkı’nın, İslam tasavvuf ahlâkını ve ulaşma yollarını temel alan Mârifetnâme‘sine…  Kitabımızda 18. yüzyıl din-ahlâk-ekonomi ilişkileri, bu iki akran düşünürün eserlerindeki din, ahlâk ve ekonomi görüşleri üzerinden Read the rest

Irkçısınız Çünkü… »

İnsan yazdığı zaman, okuyucu yahut çevre tarafından, birkaç adım sonrası olmuş sanılabiliyor. Hayır, durum bunun tam aksi; her yazdığınız yahut her söylediğiniz karşısındaki yorumlar, bir yapımı yıkıyor ve yeniden bir inşa başlıyor. Gelin buna biraz Mustafa İslamoğlu’na öykünerek “imar” diyelim… Yazan, çizen, dünyaya bir şeyler söyleyen insan, kendi etkisine aldığı tepkiye dikkat kesildikçe -ki kesilmek zorundadır- yenileniyor, yinelenmiyor, bir nevi yeni adım için malzeme topluyor, toplamak zorunda, bu işin oluru budur.

Misal, Kürt Meselesinde, Türkçü taraf olmadığımdan Read the rest

YAKINDA: Komünizm ile Yamyamlık İlişkisi »

“…Kapitalizm SADECE  insanın insanı sömürmesidir. Komünizm ise insanın insanı YEMESİDİR!…”

 Marx’ın kapitalizme yönelik en ağır eleştirisi insanı şeyleştirmesi (Verdinglichung/Versachlichung) yani bir mal gibi alınıp satılma derekesine indirgemesiydi. Biz de bu konuyu “Yeni başlayanlar için “Müslüman” Marx” isimli makalemizde derinlemesine işlemiştik.

 Türkiyeli solcular pek bahsetmiyorlar ama komünizmin tarihinde insanların birbirlerini yiyecek olarak kullandığı dönemler de var. Belki bir tecavüz olayından bile daha şeyleştirici bir eylem insan eti yenilmesi. İster istemez bazı sorular geliyor akla:

  • İnsan yeme vakaları komünizmin doğal sonucu mu yoksa proletarya devriminde bir yol kazası mı?
  • Lenin, Stalin ve Troçki komünist miydi yoksa Marx’ı yanlış mı anladılar?
  • Rusya’da, Çin’de ya da Kamboçya’da uygulanan şekliyle komünizm Marx’tan bir sapma mı?
  • Komünizmin marxist yorumu da insanı şeyleştirir mi?
  • Komünist olMAyan devrimler, meselâ İslâm’ı referans alan devrimler yöntem ve sonuç bakımından komünizme benzeyebilir mi?

 

 

 

Resimleri tam boy görmek için Read the rest

Berat’ın Vebali… »

Belki haftalar oldu belki ay… Bilemiyorum? Yazamıyorum nicedir. Bahar mı dersiniz, dönemsel mi dersiniz, onu da bilemiyorum. Yazma nedenlerimden sadece biridir “sorumluluk” hissetmek… Sanırım ondan, sorumluluğumu yitirdiğimden yazamıyorum, bazen içkin kırgınlar, neyse ne? Bu duruma takılmış, bununla efkârlanırken zaten sığamadığım şehir daha da dar geliyor, buhranlı günler…

  Her sabah olduğu üzere elektronik postalarımı kontrol ediyorum, Cemal Süreyya’dan “Sizin hiç babanız öldü mü?” alıntısı olan bir yazı dikkatimi çekiyor. Yazıya http://www.kadinnews.com/index.php?ctgr_id=13663&yazar_view=18798 linkinden ulaşıyorum. Bir paragrafa geliyorum ki, dünya duruyor;

  “Ben Berat Kaçar, ilkokul 4. sınıfa gidiyorum. Biz 4 kardeşiz. Hepimiz okuyoruz. Çok fakir bir aileyiz. 5 senedir hepimiz aynı yatakta yatıyoruz. Kömürlükte yaşıyoruz. Evimiz bir kömürlüktü, artık Read the rest

Sivil itaatsizlik yerine sivil terör? »

 

… Bu konuda okumak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Süleyman Nazif (1870-1927) Batarya ile Ateş adlı kitabında şöyle diyordu:

“Benim dinim kinimdir… Irkına, vatanına, tarihine ihanet etmiş olan insanların ve milletlerin hiçbirini unutma Türkoğlu! Unutma ve affetme!”

Büyük travmalar, katliamlar ve yok edilme korkusu yaşayan toplumlar geçmişten ders çıkarırken affetmekileacıları unutmak arasında fark göremiyorlar. (Bkz.PKK’lıları affetmek) Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişleIZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Bu korkunç dönüşümü Yahudilerde ve Avrupalı Ermenilerde görmek mümkün. Balkanlarda, KafkaslardaTürk ya da Çerkes olma “suçundan” dolayı bizden önceki kuşaklar da bu şekilde eziyet gördüler. Ölenler bir kez ölürken hayatta kalanlar aşağılanma duygusuyla hergün öldü. Peki ya Kürtler?

“… Şiddet yanlısı Kürtler adeta hızla koşan bir adamın bir cam panele çarpıp yere yığılma duygusunu tekrar tekrar yaşayacaklar. Camın öbür tarafını görecekler ve camın öbür tarafında akan hayatı gözlemleyebilecekler, belki bedenen o hayatın içinde olacaklar ama ruhen hiçbir zaman o camın öbür tarafına geçemeyecekler. Hiçbir zaman kendilerini camın öbür tarafına akan hayatın parçası hissedemeyecekler…”

Böyle diyordu bir gazeteci. Haklıydı. Sadece Kürt olmak istedikçe Kürtlüğünü kaybeden bir kuşak yetişiyor. Tıpkı Türk ulusalcıları gibi geçmişten, gelecekten hatta kendi gölgesinden bile korkan bu insanlar şiddet için şiddet isteyen örgütlerin, partilerin elinde istenen her şekli almaya hazırlar. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

Bir öpücük… »


Vatan için ölmek? »

“Gülüyordu. Göğsü kabarıyordu. “Türk” lafını işiten kumandan ayağa kalkmıştı. Tercümandan Ali’nin ne söylediğini anlayınca yüzü kıpkırmızı oldu. Hiddetle bağırdı. Yaver, elindeki haritayı buruşturuyordu. Tercüman da sararmıştı:

– Ne cesaretle buraya geldin? Şimdi kurşuna dizileceksin.

– Beni kurşuna dizemeyeceksiniz.

Ali’nin gözleri büyüdü. Bir adım daha ileri yürüdü. Kumandan hemen cebinden bir rovelver çıkardı. Ali daha ziyade gülüyordu. Tercümana:

– Vakit dar, çabuk söyle. O beni öldüremeyecek, ben onu öldüreceğim, dedi. ”

 TAMAMI