Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya savcılığa çağırıldı »

“…Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ”12 Eylül darbesi”yle ilgili soruşturmada, dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya’ya ”şüpheli” sıfatıyla ifadelerinin alınması için davette bulundu…” TAMAMI

 

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Mayıs ayında en çok paylaşılanlar »

  1. MHP’de porno kaset siyasetiyle nereye kadar?
  2. BDP… Sivil itaatsizlikten sivil serseriliğe doğru
  3. Irkçısınız Çünkü…
  4. Asıl “çılgın proje” Osmanlı’yı geri getirmek mi?
  5. 5,2’lik seçmen kararını vermiş…
  6. Bir et parçası olarak komünist İnsan’ın kıymeti
  7. Hayatlar, insanlar…
  8. YAKINDA: Komünizm ile Yamyamlık İlişkisi
  9. Müslüman bir Kürd’ten Aysel Tuğluk’a açık mektup
  10. Erzurumlu İbrahim Hakkı ve Adam Smith; Marifet ve Zenginlik Arasında İki Düşünce İki Dünya

“Başınızı açıp öyle gelin. Aksi halde içeri almayız!” »

Bornova Kız Teknik ve Meslek Lisesi’nde bina sorumlusu Egemen Özdemir’in başörtüsü çıkarılması ısrarı, bazı öğrencileri ağlattı. […] Yahya Kemal Beyatlı İlköğretim Okulu’nda ise iki bayan görevli, “Tuvalete gidin, başınızı açıp öyle gelin. Aksi halde içeri almayız.” şeklinde adeta tehdit etti. Velilerin olaya müdahalesi üzerine […] TAMAMI

Sponsor aile olun, yetimlere sahip çıkın… »

http://www.ihh.org.tr/anasayfa/tr

Dünya üzerinde savaşlar, doğal afetler, yokluklar ve sağlık problemleri nedeniyle her gün binlerce çocuk yetim kalmakta. Sadece Irak’ta devam eden savaş boyunca yaklaşık 5 milyon çocuk yetim kaldı. Afrika’da iç çatışmalar, yokluk ve yeterli sağlık hizmetlerinin olmaması yetimliğin oluşmasındaki en büyük etkendir. Pakistan, Açe, Bangladeş gibi bölgelerdeki afetlerin oluşturduğu yıkımlar da hem yetimleri arttırmakta hem de yetimlerin yaşam koşullarını zorlaştırmaktadır. Yetimler için en büyük tehditleri insan tacirleri, organ kaçakçılığı ve fuhuş mafyası oluşturmaktadır. Bir yetimin aylık sponsorluk bedeli 70 TL’dir. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın yetim çalışması yaptığı bölgelerdeki yetimlerden herhangi birine destek olmak isteyen bağışçılarımız, Sponsor Aile Başvuru Formu’nu, internet üzerinden, vakıf merkezinde doldurarak, yada telefonla doldurarak İHH Yetim Birimi’ne ulaştırır.

Sponsor Aile tarafından ilk ödemesi yapılan yetimin ülkesi, yaşı, adı ve fotoğrafını içeren yetim bilgi formu e-mail ya da posta yoluyla sponsor aileye ulaştırılır. Aileler bakımını üstlendikleri yetimle ilgili bilgiye ihh.org.tr/yetimlerim sayfasından da ulaşabilir.Sponsor aileler sponsorluk süresinin tamamlanmasından 1 yıl sonra yetimle ilgili ilerleme raporuna yine yetimlerimsayfasından ulaşabilirler.

 

http://www.ihh.org.tr/anasayfa/tr

Sosyalizmden kaçan işçi olur mu? »

Orakla biçilen, çekiçle ezilen işçiler

Türk solcuları komik duruma düşmekten korktukları için bu mevzulara pek girmezler ama sosyalist ülkelerde işçilere yapılan eziyet çoğu kez kapitalist ülkelerdekini geçmiştir. Hatta sosyalist hükümetlerin işçilere yaptığı baskı o kadar fazla oldu ki işçiler kaçmasın diye şehirlerin etrafını duvar ve dikenli telle çevirmek zorunda kaldılar! Nasıl bir rejimdi ki bu, nöbetteki askerler silahlarını bırakıp sosyalizmden kaçtılar. İşçiler sosyalizmden kurtulmak için camlardan atladılar. Elektrikli tellere takılıp can verdiler. Tüneller kazdılar duvarın altından geçebilmek için.

Nerede? Doğu Almanya’da. Yani iki Almanyanın birleşmesinden önceki sosyalist Almanya. 1953 senesi mayıs ortasında Birleşik Sosyalist Parti (Sozialistische Einheitspartei Deutschlands) maaşları arttırmadan çalışma süresini %10 arttırdı. Kapital’in birinci cildini okumamışlar mı acaba? Diye düşünüyor insan. Çünkü Karl Marx bu kitapta İngiliz kapitalistleri tam da aynı şeyi yapmakla suçluyor : İşçileri ücret ödemeden fazla çalıştırmakla.

Geçelim. Çekoslovakya’daki işçiler de sosyalizmin nimetlerinden(?) pek memnun değiller o sıra. Aralarında Pilsen ve Skoda’nın da bulunduğu 129 fabrikada olaylar çıkmış, Stalin’in portreleri yakılıyor. Neyse, Doğu Almanya’nın sosyalist liderleri diken üstündeler yani. Berlin’de ilk grevler başlıyor 11 haziranda. Sosyalist hükümet geri adım atmıyor. Öfke çabucak sarıyor bütün ülkeyi: Dresde, Leipzig, Magdebourg,… Ayaklanmalar, basın büroları devlet daireleri basılıyor, yüzbinler ayakta. Sosyalist Parti birinci sekreteri Walter Ulbricht Sovyet Ordusunu imdada çağırıyor “Devrim Düşmanı ve batı komplosu” diye nitelediği bu hareketi bastırmak için. Sosyalistlerin hak arayan insanları suçlarken bugünkü Arap diktatörler gibi konuşması bir rastlantı mı acaba? Bu da dikkate değer bir başka soru.

Özelleştirsek de mi sömürsek, kamulaştırsak da mı sömürsek?

1800’lerde İngilizlerin vahşi kapitalizmi 5 yaşındaki çocukları mal gibi alıp satıyordu. Sefalet içinde fuhuşa sürüklenen kadınlar, parçalanan aileler… Ve bunların suç ortağı durumundaki politik – dinî  -geleneksel “altyapı”. Marx’ın sözü ve eylemi bu sömürü düzenine bir başkaldırı idi. (Bkz. Yeni başlayanlar için “Müslüman” Marx ve “Din Toplumun Afyonudur”) Sermayenin siyasî otoriteye söz geçirmesi ve halka zulüm etmesiydi temel mesele.

Marxizmin muzaffer olduğu ülkelerde ise bu zulüm sistemi Read the rest

Dübeş attım yek geldi (Arif Susam) »

BDP ve Boz-Kürtler… Sivil itaatsizlik ile sivil serserilik arasında »

“…Çıkan yangında alevler arasında kalan öğrencilerden üçü yaralandı. Kollarında, bacaklarında ve yüzlerinde yanıklar oluşan öğrenciler, çevredeki vatandaşlar tarafından Cizre Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Çocuklardan birinin bütün vücudunun yandığı, hayati tehlikesinin bulunduğu…” (BASIN)

Marx’ın Sınıfsız Toplumu: Teori ve Pratik »

80’li yıllarda bir yaz tatiliydi. Türkiye’de 12 eylül darbesinin izleri, yasakları bütün ağırlığıyla üzerimizdeydi hâlâ. Erdek yakınlarında bir koydaki yazlık evdeydik. İTÜ’lü komşumuza Polonya’dan bir üniversiteli gelmişti öğrenci değişim programıyla. Uçak mühendisi olacaktı bu sarı saçlı, ince yapılı ve çok zeki misafirimiz. Tartışmakla geçiriyorduk bütün günümüzü.  Komünist sistem ile 80’lerin Türkiyesini karşılaştırıyorduk. Okulları, ticareti, yiyecek fiatlarını… Bir öğretmen aylık maaşıyla ne kadar et alabilirdi? Ev kiraları yüksek miydi? Yaz tatili yapabiliyorlar mıydı? Polonyalı öğrenci şaşkınlık içindeydi. Israrla soruyordu “yazlık evlerinizi ve kayıklarınızı devletten kiralamak için ne kadar ödediniz?” Bizim 10 küsür yaşındaki Anadol marka otomobiller bile onun gözünde büyük bir lükstü. Özel mülkiyetin bu kadarını buz dolaplarımızdaki  ve sofralarımızdaki “bolluğu” bir türlü kabul edemiyordu aklı. Uzun uzun konuştuktan sonra “Bu koydaki insanlar bakan vb üst tabaka mıdır?” diye sorarak hepimizi şaşırttı.

Aslında öyle ahım şahım bir durum yoktu ortada. Çoğu öğretmen ailelerinden oluşan komşularımız da bizim gibi 60-70 metre karelik yazlık evlerdeydi. Yılların tasarrufu, bozdurulan bilezikler ve ek işlerin birikimiydi bu “lüks”. Gecekondudan hallice, tek katlı, konforsuz evler…  İnşaat sırasında bazısının parası bitmiş, çatı bile yaptıramamıştı. Önlerinde ufak birer bahçeleri vardı. Denize meraklı olanların 4-5 metrelik fiber kayıkları sahilde duruyordu. Bu manzaraydı bizim Polonyalı öğrenciyi şoka sokan. Biz ise Polonyalıların yarım kilo kıyma ya da çikolata, şarap gibi “lüks” mallar için matbu formlar doldurmalarını, kimlik göstermelerini, saatlerce, bazen günlerce sıra beklemelerini anlamıyorduk. Günlük hayatları Read the rest

Baran, Mecid Mecidi (2001) »

Yalnız yaşayan Allah’a komşu olur… Ayrılık öyle bir ateştir ki alevi yürek yakar.

Şimdi aşk zamanıdır… Bıyıklar yeni terlemiş, kan deli deli akmakta, yerinde duramayıp her şeye ve herkese burnunu sokmakta, biraz huysuz, biraz delişmen, biraz çenesi düşük, biraz kinci, biraz inatçıdır… Hepsinin toplamı, gençtir işte ve zaman ‘aşk’ zamanıdır, aşk-ı baran altında ıslanma zamanıdır.

Sonra baran gelir, rahmetin kapılarını açar ve sır ayan olur gencin gözlerine, gözlerinden yüreğine… Baran ile gelen aşk olur, Rahmet olur Latif’in yüreği/ne. Aynalar çıkar ortaya, bakışlar değişir, aşkla dolanın siması güzelleşir, aşk sureti ve dâhi sireti güzelleştirir. Durduk yere tebessüm eder insan neden yokken ve aslında neden varken ve o neden aşikârken ama aşikâr olan henüz yürek hanesinin sınırlarında misafir ediliyorken. Yollar gözlenir, öyle de güzeldir ki beklenen anlar. İnsan hâlden hâle girer. Farklıdır herkesten. Onda mantık aranmaz artık, mantık ve akıl terk-i diyar eylemiştir haneyi, hanede başkası oturmaktadır çünkü.  Kelimelere ihtiyacı yoktur aşkın, kelimelere. Onun dili ayrıdır. Lâl eder insanı o, sır eder yürekte sevileni, kelimeye dökmez onu, dökemez onu.  Aşkın kelimesi tektir, o da sevgilinin adıdır. Ondan gayrısı, israf-ı kelâmdır. Görülen hep sevgilidir, duyulan, hissedilen… Dünya şarkısını söyler, aşığın payına sessizlik düşer Read the rest

İşkencecilerin listesi savcılıkta »

Adalet Bakanlığı, Diyarbakır 5 No’lu Askerî Cezaevi’nde 12 Eylül döneminde yaşanan işkence iddialarıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, o dönem görev yapan personelin isim listesini Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Diyarbakır 5 No’lu Askerî Cezaevi’nde 12 Eylül döneminde tutuklu kalan ve işkence gördüklerini ileri süren vatandaşların suç duyurusu üzerine başlattığı soruşturma devam ediyor. TAMAMI