Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Leylim Ley (Arapça) »

Yeni Anayasa Köklü sorunlarımız ve Milli Eğitim »

Türkiye’de öğrenciler, özgürlüğün, demokrasinin ve ortak yaşam kültürünün verildiği özgür okul ortamlarından geçmediklerinden ötürü olsa gerek en ufak bir toplumsal kırılmada bilinçli, tutarlı ve özgürlükçü bir tavır ortaya koyamamaktadırlar. Dahası ülkesinde yaşayan farklılıklara karşı ciddi bir önyargı beslemektedirler. Farklı olana karşı oluşan nefretlerin, düşmanlıkların, yersiz kaygı ve endişelerin kökeninde eğitim sisteminin militarist bir yapıda işlev görmesi yatmaktadır. Çünkü Türkiye’de eğitim bir ideolojik endoktrinasyon ve entrojeksiyon kurumu olarak sürdürülmektedir. Okullar, en az 50 yıl öncesinin yasa ve yönetmelikleriyle farklı kimliklerin, inançların, mezheplerin, dillerin ve ırkların dışlandığı, yok sayıldığı, darbelerinde etkisiyle resmi ideolojinin ve dar bir milliyetçilik anlayışının içselleştirildiği birer ideolojik aygıtlara dönüştürüldü. Eğitimin temel amacında da ifade edildiği gibi bireylerin daha çok eğitimle remi ideolojiye bağlı ve bağımlı, aldıkları milliyetçi terbiye ile de farklılıklara kapalı tek-tip diyebileceğimiz türden uysal birer vatandaş olmaları istendi.

İyi okul eğitimi almış bir bireyin hâkim ideolojinin ve bürokratik kesimin menfaatine olacak türden düşünce alışkanlıkları geliştirmesinin bir nedeni de eğitimin katı bir ideolojik formasyona dayanmasıdır. Bu yüzden devletler eğitime Read the rest

REBEKKA BAKKEN “Do You Know My Love” »

Affetmek: İlkeci Adalet Sonuççu Adalet’e karşı mıdır? »

Sunuş: Değerli yazar Cihan Aktaş ile değişik mevzularda yazışırken gözüme flaş gibi çaktı. Kezzap/ Kıyas/ intikam konusundaki tartışmalar ve 2007 aralığında kaleme aldığım PKK’lıları affetmek isimli yazı. Farklı konularda yazılmış olsa da Adalet’in amacı ve Toplum’un hukuk ile kurduğu ilişkinin vasıfları üzerine dikkat çeken iki makale. Bu konuyu tartışmak genelde zordur zira meselenin kalbi örneklerin altında ezilir, yok olur. Terör ya da kadın-erkek ilişkileri, Şeriat korkusu, İran’ın siyaseti vs asıl konuyu gölgeler. İnsan toplulukları ne OLDUKLARI ile ne YAPTIKLARI arasına kalın bir çizgi çekeMEdikleri müddetçe de mesele varlığını sürdüreceği kanaatindeyim. (MY)

Seni Kör Edeni Affetmek… (Cihan Aktaş)

Şiddet yoluyla erkeklik onurunun “savunusunda” kezzap kullanımı aşırı ve fakat aşina bir örnek. Erkeklik onurunu kurtarma adına kullanılan asit, kadınları gönülsüz itaatin sınırlarına çekecek bir tehditi daima hatırda tutuyor.İran’da Amine Behrami’nin başına gelenler tipik bir kezzap vakasının ötesine geçiyor.  Mecid (Majid) Mohavedi yedi yıl kadar önce evlenme teklifine olumlu karşılık vermeyen Amine’nin yüzüne kezzap dökerek kör olmasına Read the rest

Yuhalanan Vekil ve Tartaklanan Vekil »

Yazar Feysbukta ve Tıvitırda

Milletvekillerinin halkın temsilcileri olduğu ve bu anlamda bir nevi “dokunulmaz“(yasal dokunulmazlığı kastetmiyorum) olduklarını iddia ederek bu yazıya başlasam emin olun bana gülerdiniz. Yok, gülmezseniz, emin olun ben size gülerim… 

Leyla Zana, 1991 Genel Seçimlerinde DEP’ten milletvekili olduğunda, Meclis’te yemin ederken Kürtçe “Yaşasın halkların kardeşliği” dediğinde kriz çıkmış, Zana yuhalanmıştı.

  Merve Kavakçı ise, 1999 Genel Seçimlerinde Fazilet Partisinden milletvekili olmuş ancak başörtülü olduğu gerekçesiyle TBMM’de yemin etmesine izin verilmemiş, yuhalanmış, milletvekilliği düşürülmüş, akabinde ise “unutulmuş” bir vekildir.

  Bu örneklerin ispatladığı üzere, halkın iradesi önce kişilerce yuhalanmış, sonra kurumlarca yok sayılmıştır.

  Hatip Dicle’nin vekilliğinin düşürülmesi Read the rest

27 Nisan’dan Sivil Darbeye »

-Yüzleşme Dergisinde yayımlanmıştır-

 Sunuş: Meclis’in “yemin etme-etmeme” konusunda boykot edilmesine gerekçe olarak “sivil dikta”nın gösterilmesi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “27 Nisan e-muhtıra değildir” sözleri üzerine, 27 Nisan’ın ne olduğu ve sivil diktanın bir kavram olarak mümkün ol(ma)yışına dair…

Türkiye’nin siyasi tarihine baktığımızda durum “suyun içindeki balık” gibi izah edilebilir. Olayların ve gelişmelerin içindeyken, ne olup bittiğini anlamama hali… Türkiye, darbeler ve muhtıralar ile ordunun, siyasete müdahale ettiği bir ülke. 27 Nisan e-Muhtırası bunlardan sadece birisi ancak daha önemlisi büyük ihtimalle sonuncusu. Hafızamızı biraz tazeleyelim…  28 Şubat’ın bir yan ürünü olan Ak Parti, iktidara geldikten sonra Read the rest

Kılıçdaroğlu’nun CHP ile imtihanı »

 

Ramazan Akkır

Kurultaylar partisi olan CHP’nin kaptan köşküne oturan Kemal Kılıçdaroğlu, bir taraftan “Baba” darbesi, bir taraftan da Baykal ve avenesinden yükselen çatlak sesler nedeniyle sancılı günler geçiriyor… Daha şimdiden, “Meclisin içindeki ve dışındaki yeniçeriler” kazan kaldırmaya ve “Kurultay isterük” demeye başladı.

22 Temmuz seçimlerinde yüzde 19,4 oranında oy alan “devrik lider”in, anket verilerinden hareketle, yüzde 25,9 oranında oy alan altı aylık çiçeği burnunda genel başkanı başarısız olarak yargılaması Read the rest

Mağaradakiler*’den Aydınlar Üstüne Notlar… »

“Şimdi de mağarada seslerin yankılandığını düşün… Dışarıdan biri konuştu mu, esirler gölgelerin konuştuğunu sanır, öyle değil mi? Kısaca onlar için tek gerçek var: Gölgeler.” (Eflatun- Devlet)

Cemil Meriç entelektüel kelimesini solun bayrağı olduğu biçimde şöyle tanımlıyor; “Yazı veya söz aracılığı ile toplumun şuurlanmasına yardım eden kişi. Yol gösteren, aydınlatan, itham eden kişi…” (syf.16)

Aron: “Gelişmemiş bir memlekette her diplomalı entelektüeldir.”
Kopuk kopuk entelektüel tanımları, tabirleri, yakıştırmaları; sağdan, soldan, içerden, dışarıdan…
Schumpeter: “Her tabakadan kopup gelirler, kendi sınıfları olmayan sınıfların çıkarlarına öncülük ederler. Entelektüelin üzerinde anlaşmaya varılan bir vasfı Read the rest

Fütûhât-ı Mekiyye, Cilt 14 (Muhyiddin İbn Arabi Hz.) »

“Akıl gözün görmediğini bilirken Göz fikrin reddettiğini görür. Arif olanlar ise akıl ve gözü bir araya getirir. Onların kendisiyle anladıkları kalpleri, kendileriyle gördükleri gözleri, kendileriyle duydukları kulakları vardır.”

 Dün gece kıyısız bir okyanusun acayip incilerinden topladım. Paylaştıkça çoğalan inciler. Derin Düşünce okurlarıyla paylaşıyorum ki çoğalsınlar.(MY)

 Sayfa 278, 390cı bölüm

“Bir şeyin zamanı onun varlığıdır” münazelesinin bilinmesi

 “Sıfatlar bağımsız varlıklardır” dersek

Onunla nitelenen Bir nerede?

 Bize HAKK’ın hitabı gelmiş

Elçilerinden öğrendik onu

 “ALLAH’ın bir ortağı yok” dedi Peygamber (SAV)

Misli de yok, mahiyetini de bilemez kimse

Varlığın sırrını öğrenirsen Read the rest

Dikkat Kitap: Öyküler (Suzan Nur Başarslan) »

“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden. Ben, bana düşen köşeden dinlerken yaşayanların yaşadıklarını, onların çıkartmaya korktukları anlamları eklerken belleğimin ‘yaşadığında bunlar olur’ uyarılarıyla dolu bölümüne, onlar sadece anlatıp geçtiler yaşadıklarının izlenimlerini, oysa o izlenimleri bıraktıkları belleğim yeniden, biteviye kurguladı yaşananla yaşanması gerekenin varyantlarını. Söyleneni, söylenmeyeni, gizleneni, sır kalması gerekeni, aşikâr edileni, çıkarılması gerekip de çıkarılamayan dersi, anlatılanın ana fikrini, olay örgüsünü, sonucun gerçekliğe ne kadar yakın olduğunu, hangi kelimelerin yalan hangilerinin doğru olduğunu, nerede mübalağa yapılıp nerenin es geçildiğini…”

 

Son romanı Bela’dan da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.