Kemalizm öldü, Yaşasın neo-Kemalizm! »
By Korsan Mahyaci Kamil on Mar 12, 2012 in atatürkçülük, CHP, Kemalizm | 1 Comment
Önceki YazılarBy Korsan Mahyaci Kamil on Mar 12, 2012 in atatürkçülük, CHP, Kemalizm | 1 Comment
By Mehmet Yılmaz on Mar 11, 2012 in Ateizm, Görmek, Hümanizm, Jean-Paul Sartre, Kâinat, Karanlık, Kitap Sohbeti, Varlık, Varoluşçuluk, Yokluk | 1 Comment
“I like the darkit is my friend / there at beginnin’s / be there at the end…I like my own / I like my own” (Seasick Steve)
“… Proust’un sorguladığı gibi gece uykuya dalarken bıraktığımız Ben’i ertesi gün nasıl buluyoruz? Bir başka benliğe girmediğimizden nasıl emin olabiliriz? Yaşanmakta olan an bölünemezdir ve zamanın dışındadır çünkü zamana dair olan süreklilik halindedir. Ama bu Descartes için bir sorun teşkil etmiştir. Eğer anlar [dizili boncuklar gibi] birbirini takip ediyorsa, birbirlerinden bir yokluk ile ayrılıyorsa bir andan ötekine nasıl geçiyoruz?
Zamansal varoluş tasavvurunun eritici etkisine bakarak itiraf etmeliyiz ki belli bir anda varolmak bir sonraki anlarda varolmak için bir garanti değil. O halde mesele dünyada birbirine bağlı değişimler olduğunu ve Zaman’ın içinde değişmeden kalanları açıklamaktan ibarettir…” (Sartre, Varlık ve Hiç, sf 166)
Jean-Paul Sartre’ın zaman, karanlık, yokluk ve benlik üzerine sorduğu sorular verdiği cevaplardan daha önemli kanaatimce. Gecenin veya gölgelerin karanlığı bir harf gibi okunabilir. Mânâsı yokluk olan bir harf. Çünkü ışığın Yokluğunu düşünmek karanlık bir gecede el feneriyle gökyüzüne bakmaya benziyor. Fenerle karanlığa yolladığınız ışık bir cisime çarpıp geri dönemiyor. Zira ışık karanlığı aydınlatmaz, cisimleri aydınlatır. Görecek bir şey yoksa ışık neye yarar? Yokluk’u akılla kavramak, kapsamak, iHaTa etmek de kolay değil. Akıl tabiatı icabı bileceği nesnenin bir imajını aktarıyor bize. Fotoğraf çeker gibi, muHiTindekini şekil, renk vs itibariyle kavramları, nesneleri kopyalıyor, taklid ederek onu bize bildiriyor. Oysa Yokluk’un ne şekli var, ne de buna benzer bir vasfı. Adı üstünde “Yok”. Akıl feneri Yokluk’a çevirilince cism-i NaTıK susuyor zira NuTuK da Yokluk’un şeklini alıyor, onu taklid ediyor.
Site müdavimlerinden olan kıymetli bir dostumuz bu meseleyi daha önce sorgulamıştı, hatırlayacaksınız:
« Ayışığı dahil hiçbir aydınlatmanın bulunmadığı, kervan geçmez ıssızlıkta bir ormanın içinde kıvrım kıvrım inen, çıkan dağ yolunda gecenin zifiri karanlığında sadece araba farları ile yol almayı tecrübe ettiniz mi hiç? Araba farlarının aydınlatabildiği alan/mesafe dışında kalan her şey, her yer zifiri karanlık. O karanlığa bakarak çeşit çeşit devasa ağaçların olduğu bir ormanın içinde olunduğunuzu bilmek imkânsız gibi. Farların aydınlattığı yoldan geçen bir tilki, fare de olmasa etrafta sizden başka tek bir canlının dahi bulunmadığından neredeyse yüzde yüz emin olabilirsiniz. 170 derecelik açı içinde olan her şeyi görebilen gözlere sahip olsanız bile o kıvrımlı yolda farların 35-40 derecelik aydınlatma açısının içinde kalan 10-15 metrelik alandadır gördükleriniz. O ışıklı alan içinde olanlar için var dışında kalanlar için yok hükmünü Read the rest
By Müleyke Barutçu on Mar 10, 2012 in Çeviri, Ekonomi, Kapitalizm, Liberalizm, Lüks Tüketim, Marx, Toplum | 0 Comments
“… Evdeki ayna endişeyi tetikler. Bizi ‘Belki de gerçekten sahtekarımdır. Belki de küçük siyah Chanel elbisemin iddia ettiği kadar değerim yoktur.’ demeye yönlendirir. Moda tüketicilerinin belki de hiç kimse oldukları hakkındaki endişelerini yenmek için var olan stratejileri, endişelerini gidermekten çok artırır. Yarış hiç bitmeyecek ve hiç kimse kalabalığın içindeki yerinden emin olamayacak …”
Tüketim Uzmanları-5 (Charles Allen Scarboro)
Çeviren : Müleyke Barutçu
Yazı dizisinde dört bölümdür, tüketim stratejileri ve bu stratejilerin ifade ettiği manaları inceliyorum. Bunu da üç tip tüketici üzerinden yaptım: yaşamsal tüketiciler, moda tüketicileri ve uzman tüketiciler. Bu stratejilerin toplumdaki sınıflaşma sistemi içinde yer aldığını ifade etmeye çalıştım. Max Weber’i izleyerek birbirinden bağımsız ama paralel ilerlediklerini söyledim. Onları bağlayan şeyin, insanları yaşam koşulları bakımından farklı kılan sınıflaşmadaki hiyerarşiler (sınıf, parti, statü grupları) olduğunu belirttim.
İlk olarak, sosyal sınıf hiyerarşisinde yer alan yaşamsal tüketicilerle başladım. Sosyal sınıf ekonomik yapıyla olan ilişkilere dayalı kollektifler demektir. Moda tüketicileri genelde orta sınıfta Read the rest
By Editorden on Mar 9, 2012 in Site İstatistikleri | 0 Comments
Hrant Dink… İnsanlar Ölür, Fikirler ÖlmezBy Fatma Sancak on Mar 8, 2012 in 28 subat, darbe, Ergenekon Nedir?, Türk Silahlı Kuvvetleri | 10 Comments
Türkiye’de hakaret amaçlı kullanılan bir tanım var: “Dönek!”
Muhatabının gittiği yolu değiştirmesinden rahatsızlık duyan ağız, yerme amaçlı kullanıyor bu sıfatı, yüklediği anlam ise elbet olumlu bir mana içermiyor.
Ben şahsen Türkiye özelinde “dönekliğin” bir hakaret tanımı olmasından çok gereklilik olduğunu düşünüyorum. Geçmişe baktığımızda darbeler, darbelere ideolojik yandaşlıktan dolayı keyfiyetine göre destek verenler siviller, çanak tutan gazetecilerin olduğu ülkede “döneklik” gerçekten çok iyi bir şeydir. Ya dönmeseydik?
Düşünsenize düne kadar gözümüzün önünde Read the rest
By İbrahim Becer on Mar 7, 2012 in atatürkçülük, Kadın, Kemalizm, Kitap Sohbeti, Resmî Tarih | 1 Comment
İzmir’de ev hapsiyle geçen meşakkatli günlerin ardından güneş, Latife Hanım için Belkahve’den doğmak üzeredir. Tarih 10 Eylül 1922’dir ve Mustafa Kemal ordunun başında İzmir’e girmek üzeredir. Yanındaki yaverine şehri işgal eden Yunan Komutanının bu manzaraya bakarak rakı içip içmediğini sorar. ‘hayır’ yanıtını alınca gülerek, ‘o zaman ne diye almak istemiş İzmir’i” der. Olağan şüpheli listesinin en başındaki ismin Sakallı Nurettin Paşa olduğu İzmir yangını daha çıkmamıştır. Körfezde İngiliz ve Fransız gemilerine iltica etmiş Rumlar ve azınlıklar gemilerin içinde bekleşmektedir ve Mustafa Kemal yavaş yavaş şehre girer.
Latife Hanım’ın bir adağı vardır o meşakkatli günlerde; İzmir’i kurtaran Read the rest
By Aylin do Nascimento on Mar 7, 2012 in Adalet, Türk Silahlı Kuvvetleri, zorunlu askerlik | 0 Comments
“… Her ikimizde İzmir Savaş Karşıtları Derneği’nin (İSKD) aktif üyeleriydik. Savaş karşıtlığının anti-militarist bir temelde ve haklı haksız ayrımı yapmaksızın tüm savaşlara karşı duruş olarak algılandığı bu derneğin başlıca çalışma konularını vicdani ret, şiddet karşıtlığı (şiddetten arınmış politik eylem), Türk-Yunan Sorunu ve Kürt Sorunu oluşturuyordu. Sonuç olarak yaşanan pek çok zorluğa karşın çalışmayı zamanında tamamladık ve projemizi destekleyen Study Center on Turkey’e yayımlamaları için gönderdik. Tüm eksiklerimize ve amatörlüğümüze karşın emek verdiğimiz bir çalışmayı Türkiye’de yayımlayamadığımız için içimiz buruktu. Zira bu çalışmayı yapmaktaki temel amacımızı gerçekleştirememiştik: Sürmekte olan savaş koşullarında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) uygulamalarının bireylerde ve toplumda yol açtığı tahribat ve travmayı görünür kılamamıştık.
Yıllar sonra sevgili arkadaşım Can Başkent, sürpriz bir şekilde kendisinde bir kopyanın olduğunu ve kendisinin çalışmayı tekrar yayımlayabileceğimizi söylemesi bizim için büyük bir sevinç oldu. Böylelikle bir görev ve sorumluluğu, geçte olsa yerine getirmiş olmanın huzur ve mutluluğunu yaşayabileceğiz…” Coşkun Üsterci, “Sunuş” yazısından)
Kitabı indirmek için tıklayınız:
… Ordu ve askerlik konusunda e-kitap okumak için…
Kendi ülkesini işgal eden ordu
Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.
Zorunlu Askerlik Gerekli mi? (Tartışma)
Zorunlu Askerlik bir çok insanımız için bir görev ama aynı zamanda bir çile. Ülkemizi savunmanın daha akıllıca bir yolu yok mu? Bu konuyu yaklaşık bir yıl boyunca tartıştık. Üç makale işaret fişeği görevi yaptı. Yüzlerce okurumuz değişik önerilerde bulundu. Kimileri “aman dokunmayın, böyle çok iyi” derken askerliğini yapmış olan arkadaşlar tecrübelerini paylaştı. Evet, belki de ilk defa bu konu gerçekten muhatabı olanlara yani Türkiye’nin vatandaşlarına soruluyor. Zorunlu askerlik gerekli mi? Bir yıllık kolektif çalışmanın ürünü olan bu 276 sayfalık kitap konuyla ilgili herkes için birinci elden bir bilgi kaynağı. Buradan indirebilirsiniz.
By Berivan K. on Mar 7, 2012 in Devlet Terörü, Kürtler, PKK, şiddet | 0 Comments
“… Bir fuhuş çetesinin tuzağına düşürüldükten sonra polisin talimatıyla Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat gazetesine ve BDP’ye sızdığını ifade eden Tekoşin Bulca, “Bana cinsellikle erkekleri etkileme konusunda eğitim verildi. Bu şekilde BDP’nin içine sızdırıldım. Polis, kendisine taş atmamı istedi. Bana toplulukları provoke etmem söylendi. Korsan eylemleri yapıp BDP gençliğine mal etmek istiyorlardı” diye konuştu…” TAMAMI
Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler
Süleyman Nazif (1870-1927) Batarya ile Ateş adlı kitabında şöyle diyordu:
“Benim dinim kinimdir… Irkına, vatanına, tarihine ihanet etmiş olan insanların ve milletlerin hiçbirini unutma Türkoğlu! Unutma ve affetme!”
Büyük travmalar, katliamlar ve yok edilme korkusu yaşayan toplumlar geçmişten ders çıkarırken affetmek ile acıları unutmak arasında fark göremiyorlar. (Bkz. PKK’lıları affetmek)
Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor.
Bu korkunç dönüşümü Yahudilerde ve Avrupalı Ermenilerde görmek mümkün. Balkanlarda, Kafkaslarda Türk ya da Çerkes olma “suçundan” dolayı bizden önceki kuşaklar da bu şekilde eziyet gördüler. Ölenler bir kez ölürken hayatta kalanlar aşağılanma duygusuyla hergün öldü. Peki ya Kürtler?
“…PKK destekçisi Kürtler adeta hızla koşan bir adamın bir cam panele çarpıp yere yığılma duygusunu tekrar tekrar yaşayacaklar. Camın öbür tarafını görecekler ve camın öbür tarafında akan hayatı gözlemleyebilecekler, belki bedenen o hayatın içinde olacaklar ama ruhen hiçbir zaman o camın öbür tarafına geçemeyecekler. Hiçbir zaman kendilerini camın öbür tarafına akan hayatın parçası hissedemeyecekler…”
Böyle diyordu Emre Uslu. Haklıydı. Sadece Kürt olmak istedikçe Kürtlüğünü kaybeden bir kuşak yetişiyor. Tıpkı Türk ulusalcıları gibi geçmişten, gelecekten hatta kendi gölgesinden bile korkan bu insanlar şiddet için şiddet isteyen örgütlerin, partilerin elinde istenen her şekli almaya hazırlar.
Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.