Sarı Köpeğin Yuvası (Byambasuren Davaa) »
By Tavit Kilimciyan on Mar 16, 2012 in Sanat, Sinema | 0 Comments
Önceki YazılarBy Tavit Kilimciyan on Mar 16, 2012 in Sanat, Sinema | 0 Comments
By Ayla Chignardet on Mar 16, 2012 in Avrupa Birliği, Dış Politika | 0 Comments
“Avrupa’nın üzerini kaplayan ekonomik krizden bir başka kriz daha var: 25 milyona ulaşan ve büyük ölçüde Avrupa vatandaşı Müslüman göçmenlerle birlikte sivil yaşam ilişkilerinin oluşturduğu kriz. Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, kaygılı bir tonla şunları vurguluyor: İslam ve Müslümanlar yönündeki irrasyonel nefretin, Avrupa Birliği’nin bizzat kendi kurucu felsefesi bakımından bir tehdit oluşturduğunu düşünüyorum; retorik şiddet teyakkuz seviyelerini aştı; Avrupa’da Müslümanlar, günlük yaşantılarının her yönünden ayrımcılığa maruz kalabiliyorlar. Türkiye, farklılıklar dâhilinde birlik içerisinde bir Avrupa’nın geleceği için anahtardır çünkü “ TAMAMI
By Mehmet Yılmaz on Mar 15, 2012 in Ateizm, Göz, Jean-Paul Sartre, Kitap Sohbeti, Varlık, Varoluşçuluk | 1 Comment
Işık HİÇ-liği ve Renk YOK-luğu
İsimsizdir André Marfaing’in tabloları. Sergi kataloglarında eserlerin seri numaraları, ebatları ve tarihleri yazılıdır sadece. Yaptığı resimler hakkında konuşmayı da pek sevmezdi Siyah’ın ve Beyaz’ın ressamı. Işık hiçliği gibi siyah; renk yokluğu gibi beyaz. Sükûnetin resmini yaparken… o da süjesi gibiydi, suskundu.
Pipolu, top sakallı, eli kadehli “sanat” meclislerinin riyakâr övgüleri de onu pek ilgilendirmiyordu anlaşılan. Marfaing’in sanatı gürbüz bir çocuktu, “uzman” kelimelerinden örülmüş koltuk değneklerini ne yapsındı?
Arkadaşı Imre Pan onun resmini şöyle anlatıyor:
“Işıkla karanlık arasındaki bitmek bilmeyen mücadeleyi anlatıyordu. Ama bu mücadeleyi sembollerle, figürlerle değil gerçekle, öz ile anlatıyordu. Marfaing’in ışığı zamanda geri gidiyordu, ta yaratılışın ilk saatlerine. O saatler ki şeylerin varlığı bir zıtlaşmadan ve gerilimden ibaretti”
Sanat fikri ile sanat eseri arasındaki ilişkiye ne güzel işaret ediyor bu sözler. Bir iradenin, bir muradın “ete bürünmesi”, boyaya, taşa nüfuz etmesi, renk ile, şekil ile görünür olması, tezahür etmesi…
Bu yüzden “geveze” ressamları da severim. Yaptıkları resim hakkında, sanat hakkında konuşan, yazan, hatta teoriler geliştiren ressamları. Van Gogh’un mektuplarını okuyorum. Cézanne ile yapılmış röportajları. Hokusai’nin resim derslerini, Paul Klee’nin felsefî denemelerini… Hatta Leonardo Da Vinci’nin ışık ve gölge derslerini. Okudukça fark ediyorum ki figüratif çalışmanın sanatçı üzerine yaptığı bir baskı var.
Resmedilecek olan mânâ, sanatçının kalben hissettiği ve eseriyle bize hissettirmek istediği öz, figürlere hapsediliyor. Çizilen evler, ağaçlar, çiçekler… Bütün figürler ister istemez ressamın Read the rest
By Berivan K. on Mar 14, 2012 in Komünizm, Sosyalizm, Türk Solu | 0 Comments
“… yeşil bir filiz, taze bir başlangıç gibiydi, tarih sahnesine çıkan yoksul halklar. Son derece siyah-beyaz bir dünyaydı; kimi ve neyi desteklememiz gerektiği noktasında en küçük bir tereddüde yer yoktu. Azgelişmişler haklıydı, Bloksuzlar haklıydı; anti-emperyalizm haklıydı; silâhlı mücadeleler haklıydı; bütün “cephe”ler, FLN’ler, NFL’ler ve PLO’ların hepsi, toptan haklıydı (ve bir gün bölünüp birbirlerine düşebilecekleri, kimsenin aklına gelmezdi). Vietnam vardı bir kere; hak ve özgürlükten yana, zorbalığın galip gelememesini isteyen herkesin kalbi, 1936-39’da nasıl İspanya’da atmışsa, 1960’larda da Vietnam’da atıyordu. Üniversite yıllarımda, New York-İstanbul yolum Paris’ten geçtiğinde, Maspero’nun La Joie de Lire kitapçısından yeni çıkmış Althusser’leri, Fanon’ları, Paul Nizan’ları çantama doldurup, 18-20 yaşımın keyfiyle yürürdüm, duvarlarda US = SS yazan bulvarlarda. Sırf ezilmişlik ve kahramanlığı görürdük, Pontecorvo’nun Cezayir Savaşı filminde; Fransız gençlerinin gittiği kafelere konan bombaların patladığı dehşet sahnelerinden bile rahatsız olmaz, herhangi bir eleştiri algılamazdık. Arap ülkelerindeki darbelere de sevinirdik tabii. Ho, Mao ve Castro kadar olmasa bile, Nâsır’lar, Abdüsselâm Arif’ler, Ben Bella’lar, Kaddafi’ler, Bumedyen’ler de “doğru” saftaydılar enikonu. Emperyalizmin sömürü alanını daraltıyorlardı bir kere. Bu rejimlerin anti-demokratik olmasından değil, yeterince anti-demokratik olmayabileceğinden kaygılanırdık…” TAMAMI
… e-kitap okumak için…
Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?
Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.
Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün. Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.
By Aisha Benghazi on Mar 14, 2012 in Amerikan Saldırganlığı | 0 Comments
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.
ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.
Ancak ne askerî ne de ekonomik olarak bu iki ülkeye üstünlük sağlayamayan insanlar Afganistan’da, Filistin’de, Irak’ta ABD bombaları altında can vermeye devam ediyorlar.
Barışçı yollarla bir şeyler yapmaya niyetli, “yangına gagasıyla su taşıyanlar” ise Amerikan kamuoyunu uyarma çabasında. Fakat ne yanmış yıkılmış okullar, ne de kolları bacakları kopmuş bebek fotoğrafları Amerikalıların vicdanını uyandıramadı.
Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Amerikan’ın bu saldırganlığı sıradan Amerikalılara da büyük zarar veriyor aslında. Sadece Irak’ın işgali için harcanan yüz milyarlarca dolar ile ülkelerini baştan yapabilir, zengin-fakir demeden herkese yüksek kaliteli sağlık ve eğitim hizmeti götürebilirlerdi. Oysa milyonlarca Amerikalı sefalet içinde yaşıyor. Kimi ekonomik kriz yüzünden kimi Katrina kasırgası gibi bir doğal felaketlerden dolayı evini, işini kaybetti. Devlet ise bu insanları yüz üstü bıraktı. Neden?
Bu 37 sayfalık kitap klişelerin ötesinde bir bakış açısı öneriyor. Buradan indirin.
By İbrahim Becer on Mar 14, 2012 in atatürkçülük, Kadın, Kemalizm, Kitap Sohbeti, Resmî Tarih | 0 Comments
Birinci bölüm
Kız isteme merasimi alışıldık ritüellere uygun olmaz. Daha doğrusu kız isteme merasimi olmaz; Paşa, Latife’ye üç gün süre verir ikinci gün evlenirler. Latife Hanım’ın babası Muammer Bey’in olaya dahli, Paşa’nın Salih Bozok’la gönderdiği emirle sınırlıdır: “Muammer Bey’e bu kararı bildirin“. Sade bir düğün yapılır ve sınırlı sayıda davetli çağrılır düğüne. Fikriye’ye dini nikâh kıydıran Paşa, Latife Hanım’la evlenirken tercihini kadıdan yana kullanır.
Evli çift Ankara’ya taşınınca Latife Hanım için çetin bir mücadele dönemi başlar. O yılların Ankara’sını Latife Hanım’ın hayatına dekor görevi görmüş olan İngiltere, Fransa gibi ülkelerle, hele hele Levanten kültürün başşehri İzmir’le kıyaslamak mümkün değildir. Bozkırın ortasına kurulmuş olan Ankara, bir kasabadan biraz büyükçedir o kadar. Latife Hanım azimli ve inatçı bir kadındır ve bir an önce işe koyularak bu erkekler dünyasını Read the rest
By Aisha Benghazi on Mar 13, 2012 in Verme hakkı | 0 Comments
Suriyedeki katliamdan kaçan Suriyeli mülteciler ve yaralılar yardım bekliyor. Suriye’de yaşanan katliamlardan kaçabilen halk Türkiye, Lübnan ve Ürdün’e sığınıyor. Sadece Ürdün’e yaklaşık 85 bin Suriyeli sığınmış durumda. Bu sayının önümüzdeki günlerde daha da artması bekleniyor. Suriyeli mültecilerin sığındığı diğer bir ülke ise Lübnan. Yaralanan Suriyeliler kaçak yollarla Lübnan’a girerek burada tedavi olmaya çalışıyorlar. Şu an Lübnan’da acil tedavi edilmesi gereken yaklaşık 500 yaralı olduğu belirtiliyor.
By Suzan Nur Basarslan on Mar 12, 2012 in Aşk, İnsan, Kitap Sohbeti | 2 Comments
Güvercin Gerdanlığı[1] 10 ve 11.yy.larda yaşamış, hukuk, hadis, metod, milletler, dinler, tarih, soybilimi, siyaset, ilâhiyat, edebiyat… alanlarında uğraşmış, 400 eser yazmış olan Endülüslü şair, mezhep imamı, filozof, polemikçi ve hukuk bilgini İbn Hazm’ın en önemli eserlerinden biridir. İbn Hazm’ın künyesi Ebû Muhammed, lakabı İbn Hazmdır. Döneminde İbn Hazm ez-Zâhirî olarak ünlenmiştir. 994 yılında Kurtuba sarayında doğan Hazm, 1064 yılında Ment Lisem köyünde vefat etmiştir.
İbn Hazm’ın bu eseri İspanyolca, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Rusça, Fransızca, Japonca, Felemenkçe ve Kazakça’ya çevrilmiş; bizde 1979 – 1980 yılları arasında bazı bölümleri Diriliş dergisinde yayınlanmıştır.
Güvercin Gerdanlığı, Klâsik İslâm edebiyatında, boyna geçen ve ölünceye kadar çıkmayan ‘aşk zinciri’ anlamına gelen bir semboldür. Birçok şair tarafından kullanılan bu sembol, Hazm’ın eserinin de adı olmuş ve bu sembolle Hazm, aşkı, aşkın insan üzerindeki etkilerini, kendi deyişiyle arazlarını anlatacağını belli etmiştir.
İbn Hazm’ın Güvercin Gerdanlığı (Tavku’l-hamâme fi’l-ülfe ve’l-ullâf) adlı eseri, Mahmut Kanık’ın çevirisi esas alınarak incelenmiştir. Eser, Kanık tarafından iki bölüm olarak hazırlanmış; birinci bölümde Hazm’ın Güvercin Gerdanlığı eseri verilirken diğer bölümde Endülüs Edebiyatı ve Hazm’ın hayatına dair bilgiler Read the rest
By Aisha Benghazi on Mar 12, 2012 in Sanat, Sinema | 0 Comments
Elinizdeki bu kitabı Sinema’nın programlanmış ölümüne karşı bir direniş olarak görebilirsiniz. İnsan’dan vaz geçmeye yeltenen, Güzel’i, Sanat’ı,İnsan’ı kâr-zarar tablolarına sıkıştırmaya çalışan endüstriye “Hayır!” demenin nazik bir yolu. Sinema bütün “teknik” karmaşıklığına rağmen insansız olmaz. Sinema insanlar tarafından yine insanlar için yapılan bir sanattır.
Derin Düşünce yazarları izledikleri 28 filmi anlattılar. İnsanca bir perspektiften, günlük hayatlarındaki, iç dünyalarındaki yansımalara yer vererek… İran’dan Arjantin’e, Fransa’dan Afganistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan bir yolculukta, İnsan’dan İnsan’a… Umulur ki bu kitap Andrei Tarkovsky, Semih Kaplanoğlu, Mecid Mecidi, Nuri Bilge Ceylan ile buluşmanın farklı bir yolu olsun… Buradan indirebilirsiniz.