Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Halk iradesi yerine bankaların iradesi konursa ne olur? »

“… Portekiz’de şirketlerin şüpheli alacakları 11 milyar avro ile %10 barajını aştı. Bankalardaki riskli krediler de %7’ye yaklaştı. Tüketici kredilerinde de durum parlak değil, riskli kredilerin seviyesi yaklaşık 5 milyar avro. Portekiz 2011’den beri AB’nin oksijen çadırında. Avrupa Merkez Bankası’nın dayattığı liberal politikalar ve bütçe kesintileri yüzünden işsizlik %16’ya fırladı …” (Le Monde)

“… Portekiz ekonomisi, yılın üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,6 daraldı. Portekiz Ulusal İstatistik Enstitüsünün verilerine göre, ülkenin gayrisafi yurtiçi hasılası 2012’nin üçüncü çeyreğinde çeyrek bazda yüzde 0,6, yıllık bazda ise yüzde 1,7 daraldı. Daha önce açıklanan tahminlerde, ülke ekonomisinin Temmuz-Eylül (2012) döneminde çeyrek bazda yüzde 0,4 daraldığını belirtmişti. Portekiz hükümeti, ekonominin 2012’nin tamamında yüzde 1,6, 2013’te ise yüzde 3 daralacağını tahmin ediyor …” (EuroNews)

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizm Demokrasiyi Susturunca

Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar. Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi?Okuyacağınız kitap demokrasi ile liberalizmin savaşı üzerinedir. Buradan indirebilirsiniz.

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın”çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda.“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitaptaliberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Allah hepinizden razı olsun! »

Bismillahirrahmanirrahim.

Kandan, acıdan, isyandan ve ikazdan ve dahi eylemden, asker ölümünden, PKK’li ölümünden içimizin dışımızın katliam olduğu günlerden, sitem dolu, acı dolu yazılardan bizi umut dolu günlere, hayra yönelik çabalara ulaştıran Allah’a binlerce hamd olsun.

Neredeyse bir on yıla yakın zamandır yazıyorum. Gönlümün asıl meylettiği edebi metinlerimi kenara koyma, vakit ayıramama pahasına sırf bir Müslüman olarak seyirci kalmamak için, mazlumdan yana olmak için sarıldığım siyasi-insani yazılarda, kâh Ak Parti hükumetine yüklendim, kâh PKK’ye… Gün geldi BDP’ye yüklendim, gün geldi Ak Parti’ye, gün geldi ölü sevicilere… Gün geldi 20 yaşında bir askerin öldürülmesine Read the rest

Ali Bulaç gibi düşünüyorum, fakat… »

2011 seçimlerinde “Başörtülü aday yoksa oy da yok” kampanyasını eleştiren Ali Bulaç’ı; kadınların iş istihdamına yönelik görüşleri haricinde, canı gönülden desteklemiştim. Bu desteğimin sonunda başörtülü arkadaşların eleştirilerine maruz kalsam da, seçim arifesinde oluşturulan bu talebin kimseye fayda getirmeyeceğini düşünüyordum, hala bunun doğruluğunu savunuyorum. 2013 yılına geldiğimizde yine Ali Bulaç gibi düşünüyorum ancak bir farkla; başörtülüler birçok alanda var olma mücadelesi vermeliler, artık bunun zamanı geldi de geçiyor. Benim itirazım başından beri bu hak mücadelesi için seçilen başlıktaydı. “Başörtülü aday yoksa oy da yok” şeklinde bir sözlü hareket kamuoyunda başörtülülerin sorunlarını Read the rest

Tombuktu’da çocuk öldürmenin Paris’teki faydaları »

maliGeçen bölümde Fransa’nın Mali’ye yaptığı saldırının uranyum ile ilgili boyutuna dikkat çekmiştik. Bu bölümde fransız silah sanayi ile ilgili kısmından bahsedeceğiz; özellikle Türkiye’deki analistlerin gözünden kaçan noktalarda israr edeceğiz:

  1. Taze cumhur başkanı François Hollande krize sebep olan bankaları dizginlemek için halka söz vermişti, en önemli seçim vaadi buydu. Olmadı. Bir de zenginlerin vergisini arttıracaktı. Onu da beceremedi. Mali’deki savaş bütün bunları saklamak için iyi bir fırsat oldu. Gazetelerde “ordumuzzz” diye başlıklar atılıyor, tank top resimleri, “kalaşnikoflu kaka-pis islamcılar cici batıyı tehdit ediyor”. Birlik ve beraberliğe her zamankinden fazla ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde François Hollande’ı eleştirmenin sırası mı? Yoksa siz vatan haini misiniz? (Türkiye’yi hatırlatmıyor mu bütün bunlar?)
  2. Halk neden itiraz etmiyor? Zorunlu askerlik 1990’larda kaldırıldı. Ölen fransız askerleri kendi aileleri hariç kimseyi üzmüyor. Askerlik profesyonel bir tercih.
  3. Muhalefet ve medya neden sesiz? Fransa’da basın büyük ölçüde (%70) silah endüstrisine ait. Le Figaro, Les Echos gibi günlük gazetelerin yanısıra fikir ve yorum dergileri, en önemli yayın evleri silah üreticilerinin kontrolünde: Hachette, Fayard, Grasset, Hatier, Hazan, Le Masque, Marabout, Pluriel, Stock, Le Livre de Poche, Larousse, Armand Colin, Dalloz, Dunod. Bunun yanında kadın dergileri (Paris-Match, Elle…), TV ve radyo kanalları (Canal J, MCM, CanalSatellite, Europe 1, Europe 2, RFM,…),  kitap ve dergi dağıtım kanalları büyük ölçüde Lagardère (EADS, Airbus, Eurocopter) ve Dassault firmalarına ait. Dassault Aviation (Mirage 2000, Falcon, Rafale) firmasının patronu Serge Dassault aynı zamanda UMP’de senatör ve Essone’un eski belediye başkanı. Siyaset, medya ve silah üretiminin tek elde toplanmasına karşı bir anti-tröst yasası yok Fransa’da.
  4. Bugün Mali’de şeriatçı / islamcı orduda yer alan bir çok savaşçı, özellikle de Tuaregler ABD ordusu tarafından eğitildi ve silahlandırıldı. The Guardian gazetesine göre bu Amerikalıların beceriksizliği. Ama belki de tam tersi? Kanaatimizce ABD Afganistan’da yaptığı gibi “islamcı terör” örgütü üretti ve Batı Afrika’da yeni bir pazar açtı. Bağımsızlık / şeriat / demokrasi ya da insan hakları derdine isyan eden Afrikalılar kendi katillerinin değirmenine su taşıdılar.
  5. Ne şarap, ne parfüm, Fransa ölüm üretir, ölüm satar. Amnesty International’a göre (fr) Fransa dünyada en çok silah satan 6 ülkeden biridir. Ötekiler kim? ABD, İngiltere, Almanya, Çin, Rusya. (Can sıkıcı bir soru: 5 tanesi BM’de veto hakkı olan bu ölüm tüccarları dünya barışı için bir şey yaparlar mı sizce?)
  6. ABD firmaları 2011’de bütün dünyaya 66 milyar dolarlık satış yaparak yine rakiplerini kıskandırmıştı. (Ötekiler genelde 3-5 milyar ile yetinirler, Fransa biraz daha fazla kazanır bu işten, 7-8 milyar kadar) Peki neden ABD rakiplerini  Read the rest

Atatürk yoktu, düşman çoktu! »

ataturk

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz.

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Kantor’un hazinesi ve ibretlik cenaze »

İstanbul’da o cenaze merasiminin olduğu gün, cenaze sokak sokak dolaştırılmış, her sokakta para dağıtılmıştır. Cenaze meşhur Kantor’un cenazesidir. Hani Kantor’un hazineleri derler ya işte o adam!

Kantor Okmeydanı’ndan aşağıya inerken Sütlüce sırtında büyük bir konağın sahibiymiş ve o konağın altında silme altınları varmış. En büyük zevki de her akşam inip altınlarını saymakmış.

Günün birinde Kantor yine altınlarını saymak için aşağı inmiş fakat hava cereyanından mı yoksa başka bir şeyden mi bilinmez, kapı üzerine kapanıvermiş. Kantor içeride altınlarla beraber kilitli kalmış. Ne kadar bağırdıysa da kimseye sesini duyuramamış ve orada öleceğini fark etmiş. Elindeki kalem kâğıtla bir vasiyet yazmış: “Para içerisinde açlıktan ölüyorum. Bu insanlara ibret olsun. Cenazem İstanbul sokaklarında ‘parası olduğu halde açlıktan ölen insan’ diye dolaştırılsın, sokaklardan geçilirken de ahâliye para dağıtılsın.”

Fahreddin Efendi Hazretleri der ki: “Süt dayımla biz bir kaç mahalle koştuk. O beni omzunda taşıyordu. Oradan parayı alıyorduk, aşağı mahalleye iniyor, bir daha para alıyorduk. Bir kaç sokakta hep para aldık.”

Vermek bir haktır, verme hakkınızı kullanın »

Resim Sanatında Maneviyat / Wassily Kandinsky »

kandinsky“[böyle bir] sanatın nimeti belirli bir seviyedeki insanlar için zehir olur. Küçük dozda alındığında ruhu yavaş yavaş alçaltır. Yüksek dozda sert bir düşüşe sebep olur. Romanlarından birinde Sienkiewicz manevî hayatı yüzmeye benzetir: Yüzmek için sürekli çaba göstermeyen batmaya mahkûmdur. Yetenek denen şey bir lanet, bir uğursuzluk olur sanatçı için. “Alçak” bir takım ihtiyaçların tatmini için kullanılan yetenek güya artistik bir şekil verir kirli bir muhtevaya. Sanatçı zayıflık ve kötülükle insanları aldatır ve kendilerini aldatmalarını kolaylaştırır. Sahtekârdır çünkü manevî susuzluklarını temiz bir kaynaktan doyurduklarına ikna eder onları. […] Sanat’ın nimetinden mahrum kalınan böyle zamanlar manevî hayatın kokuştuğu dönemlerdir.

Bu kör ve sağır dönemlerde insanlar şekilci olurlar ve sadece teknik ilerlemelere önem verirler. Bedene faydası olan şeyler ön plana çıkar. Maneviyat aşağılanır hatta yok sayılır. Bu körlük döneminde bile görmeye devam edenler alay konusu olur. Ama onlar bu kaba saba iştahlar korosuna rağmen manevî hayatı, ilimi ve terakkiyi inleye inleye aramaya devam ederler.[…] Sanat sadece maddî amaçla kullanılır bu zamanlarda. Nesnelerin tasviri bu sanatın tek endişesidir. Artık “NE?” sorusu kaybolmuş, “NASIL?” sorusundan başka bir şeyle ilgilenmeyen sanat RUHSUZ olmuştur.

Sanatçılardan başka hiç kimsenin anlayamadığı bu sanat halktan uzaktır, sanatçılar halkın ilgisizliğinden yakınmaktadır. NASIL?’a her gün yeni cevaplar bulunur. Dar bir uzman, himayeci, yatırımcı halkası içinde “para-sanatsal” aktivite sürer gider. Amacı da konusu gibi maddîleşen bu sanat parayı bastıranın hakim olduğu, fethedilmesi kolay bir sanattır.”

 

… Bu konuda okumak için…
.

Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

İnanmak belki zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik!güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk.Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde görüyoruz dünyayı. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.

Derin Göz

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …Buradan indirebilirsiniz.

Ya sev ya yerk et / Young & Wilson »

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=Bq8xp-KoU8w&w=300&h=225]

Tuareg Müziği »