Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Kürtler Öcalan’ı destekler mi? »

“… BDP/PKK ekseninin zamana ihtiyacı var. Özellikle son dönemde “baş düşman imgesi”ni oluşturmaya başlamış olan AK Parti’nin çözüm sürecindeki bir aktöre, bir müttefike dönüşmesi kolay değil… Geniş bir hareketin “düşünce mimarisi”nin köklü olarak yenilenmesinden söz ediyoruz… Öcalan’ın çıkışı, yaşadığımız coğrafyada 21. yüzyılın doğurduğu yeni ihtiyaçlar ve taleplerle paralel. Dünya koşulları, bölgesel koşullar ve Kürtlerin ihtiyaçları örtüşüyor. Çağrının Kürtler içinde de Türkler içinde de olumlu karşılanmasının gayet anlaşılabilir ve somut temelleri var. Başbakan’ın Batı kamuoyunun sürece katılmasını hazırlayan bir iklim oluşturması da “kolaylaştırıcı” bir faktör. Anlaşılan o ki, (Kürt hareketi içindeki) Öcalan’ın “çıkış”ından hoşlanmayan kesimler, (belki açıktan olmasa bile alttan alta) Öcalan’ın siyasi itibarını ve etkisini hedef alan yaklaşımlara başvurucaklar, başvurabilecekler. Hatta iğneleyici bir üslup bile şekillenebilir …” (ORAL ÇALIŞLAR / TARAF) 

 

 

… Bu konuda e-kitap…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız. “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*) İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

İlim ile amel etmek… »

Türk bankaları ne kadar dürüst? »

12 banka hakkında soruşturma 

Rekabet Kurulu, bir açıklama yaparak, kurulun 2 Kasım 2011 tarihli toplantısında, bankacılık hizmetleri pazarında faaliyet gösteren Akbank TAŞ, Denizbank AŞ, Finans Bank AŞ, HSBC Bank AŞ, ING Bank AŞ, Türk Ekonomi Bankası AŞ, Türkiye Garanti Bankası AŞ, Türkiye Halk Bankası AŞ, Türkiye İş Bankası AŞ, Türkiye Vakıflar Bankası TAO, Yapı ve Kredi Bankası AŞ ve Ziraat Bankası AŞ ile Garanti Ödeme Sistemleri AŞ ile Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık AŞ unvanlı teşebbüsler hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Açıklamada, “Soruşturma, adı geçen teşebbüslerin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (RKHK)’un rekabeti kısıtlayıcı anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliği kararlarına ilişkin 4. maddesinde yasaklanmış olan davranışları gerçekleştirip gerçekleştirmediklerinin tespiti amacıyla yürütülmektedir.” denildi.

4054 sayılı RKHK’nın 4. maddesi, başta karteller olmak üzere teşebbüsler arasındaki rekabeti kısıtlayıcı anlaşmaları, uyumlu eylemleri ve teşebbüs birliklerinin bu nitelikteki karar ve davranışlarını yasaklıyor. Rekabet Kurulu’nca yürütülen soruşturmaların süreleri, her bir dosyanın niteliği, ilgili teşebbüslerin süreç içerisinde Kurul ile işbirliğinde bulunma dereceleri ve teşebbüslerin savunma haklarını kullanma süreleri gibi unsurlara bağlı olarak değişiyor. (Cihan Haber)

 … Bu konuda okumak için…

Banka Ordudan Tehlikelidir

Atina’da, Roma’da, Madrid’de ve Washington’da artık halkın değil bankaların dediği oluyor. Batı’da demokrasi geriliyor, yeni bir düzen kuruluyor. Alıp satma özgürlüğü nasıl oldu da halkı bankaların kölesi yaptı?

İnsanî değerlerin değil maddî değerlerin hakim olduğu her toplum kendi arsızlığı altında ezilmeye mahkûm aslında. Thomas Jefferson, George Washington, Max Weber, Hannah Arendt, Karl Marx ve Alexis de Tocqueville’in eserlerinde ısrarla üzerinde durulan bir mesele bu. Zenginleşmeye ve para ile daha çok haz almaya odaklanan insanlar bencilleşiyorlar. Siyasetten, cemiyetin dertlerinden uzak, oy kullanmaya bile üşenen bir güruh çıkıyor meydana.

 Tam da bu yüzden Batı’da demokrasinin en büyük düşmanı batılı insan modeli oldu. Kendini özel hayatına hapseden, lüks tüketime, tatile, konfora odaklanan batılı insanlar politikadan uzaklaştılar. Bu refah toplumunun bireyleri diğer insanların dertlerine duyarsızlaştı. Para bu süreçte kutsallaştı. Yine bu yüzden bankalar ve bankacılar ilahlaşarak hukukun üstüne çıkabildiler.

İşte bu fikrî zemindir sermayeyi aşırı büyüten, savcıları, hakimleri bile etkisiz hale getiren. Bankacılarına söz geçiremeyen batı toplumları tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler… Peki 2008 ekonomik kriz süreci nasıl gelişti? Krizi tetikleyen ve büyüten ne oldu?

Bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Yaklaşık 40-50 kişilik bir ekip. Kriz sürecinden zenginleşerek ve güçlenerek çıktılar. Banka kurtarma operasyonlarıyla halen zenginleşmekteler.

Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor:

  1. Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler?
  1. “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar?
  2. Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?

 Buradan indirebilirsiniz.

Âl-i İmrân Suresini Okusaydı İslâmcı Olmayacaktı! »

islamcilik_siddet
İslâmcılık, sanat, faşizm ve şiddet üzerine

  • “Kurban Kesmek İslamda Yok” (İhsan Eliaçık)
  • “Komünist olunmadan Müslüman olunmaz” (İsmet Özel)
  • “Her Müslüman İslâmcıdır” (Hayrettin Karaman)
  • “ALLAH gaybı bilemez, mezheb imamlarının Kur’an’la alakaları yoktur” (Abdulaziz Bayındır)
  •  “İslâmî hareket romancı ve şairler yüzünden geri kalmıştır” (Ali Bulaç)
  • “Müslüman apartmanda oturmamalı” (Mehmet Şevket Eygi)
  • “Sırat-ı Müstakim’den ayrılmayın” ( Saadet Partisi’nden istifa edenlere hitaben, Necmettin Erbakan)


Liste uzun. İslâmcılar HERKES için cari olan, HER YERDE, HEP AYNI olan, objektif, standart, adeta otomatik, bilimsel bir İslâm peşindeler. Peki bu arayışlar Kur’an’a ve Sünnet’e uygun mu yoksa moderniteye verilmiş modern ve pozitivist birer cevap mı? İslâmcılar birleşemiyorlar. Ortak bir manifesto, bir politik program, müşterek bir bilim, sanat, ekonomi vizyonu yok. Geçmişte ırkçılığa, militarizme, nazikçe “Kemalizm” dediğimiz Türk faşizmine karşı koyma kapasiteleri de yoktu. (Bkz. Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ’sız Maneviyat) İslâmcıların birbirleriyle bu kadar çelişki içinde olması korkarım Tevhid’in bir alâmeti değil:

– Sizce Ali Bulaç Âl-i İmrân suresini okumuş mudur?

– Öyle demeyin Mehmet Bey, adamın meâli var.

– Olabilir. Kur’an’ı “okumak”  lügattan kelimelere bakmak değildir ki.

Türkiye’ye son geldiğimde kıymetli bir kardeşimle böyle bir konuşma geçti aramızda. Neden Âl-i İmrân suresi? Çünkü bu surenin 7ci ayetinde Read the rest

Makaleler / Ekrem Hakkı Ayverdi »

suleymaniye-camii

“… Yalnız Osmanlı camii Rabbani bir ilham ile (efradini cami, ağyarini mani) olabilmiştir. Bu hali mimari araştırmalarımızda maddi kıstaslara bağlamaya imkan bulamıyoruz ama, ancak mana ehli bu ciheti anlar. Osmanlı üslubunun camii vazifesini, sanat kudretiyle birleştirip yerine getirmiştir. Onun için mübarek dilimizin icaz mertebesindeki bu tabiri mahalline masruftur.

Osmanlı’nın camide yaptığı nedir? Her şeyden evvel muhite, arazinin şekline ve taşıdığı havasına, rengine kusursuz bir uygunluk temin etmiştir. Bir cami, toplayıcı, tek bir vücud halinde olmalıdır. Bunlar (efradini cami…) tabirinin maddi unsurlarıdır. Ana madde ile mananın mezcetmesi sayesinde tahakkuk edebilmiştir. Hulaseten cami, mahfuz bir yerde ibadet imkan ve selametini bir yerde ibadet imkan ve selametini temin edecektir ama, mümini dünyadan tecrid etmeyecektir. Cami harici dünya ile irtibatı kesmeyecek, kiliselerde olduğu gibi, içindekilerin bir işaretle sevkedildiği bir yer olmayacaktır; orada insan ibadet eder. […]

1970 senelerinde Hisar Mecmuası muhaarrirlerinden şair Nevzad Yalçın Bey’e Almanya’ya Türk musiisi plakları gönderiliyor, onları bir taraftan kendisi zevkle dinliyor, bir toplantıda da Dede Efendi’nin “”Gözümde daim. .””, Zekai Efendi’nin “”Söyletme beni canım efendim”” bestelerini, Refik Fersan’ın rast medhalini, tanbur, ney, kanun taksimlerini bazı Alman musikişinaslara dinletiyor. Nevzad Bey bunları dinlyenleri şu kelimelerle anlatıyor:

“..Müzisyen Alman dostlarım yüklü bir ağacın meyvelerini paylaşan çocukların sevinciyle musikimizi lezzetle dinlediklerini söylediler. Kimii (gizli kalmış birr hazine, bir ufuk) kimi (insanın kolayca kaybolabileceği engin bir zevk ve hüzn bahçesi) dedi musikimiz için. Bir dostum da Batı müziği ile klasik Türk musikisini karşılaştırarak (bizim müziğimiz, binbir çıkıntısı ve sivri uçlarıyle muazzam bir katedral gibidir. Türk müziğini yumuşak hatlı kubbeleriyle, cazip ve esrarlı havasıyle eski Türk mimarisine benzetiyorum) dedi.”

Garblı musikişinaslar dinledikleri mahdut miktarda plaktan bu kadar mütehassıs olur ve bir hazine, bir ufuk, bir zevk bahçesi derler, içlerinden bu sanatlarla alakası olmayan bir diğeri de mimari ile şayan-ı hayret bir mukayese yaparsa, seksen senedir bu nağmeler deryasında yüzen bir Türk ne demez?

Musikinin tekniğinden ne kadar mahrum olduğumuzu peşin söyledik. Bu kalkanın arkasına sığınarak hemen bize mahsus bir vecizeyi öne sürelim: Musikimizin tılsımı tek sesdir, ondan gelen vahdettir. Biz o sayede kopuksuz, boşluksuz, birbirini tamamlayarak akıp giden bir musikiye nail olmuşuz. Araya yabancı sokmamışız. Osmanlı mimarisinin üslübunu “”yed-i kudret””in bir ihsanı olarak tavsif etmiştik. Musikide de tek vahdete işaret olan (bir lütf-i ilahidir) diyoruz …”

Amerika ile petrolün arasına giren herkes teröristtir! »

… Bu konuda e-kitap okumak için…

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz. ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

Ancak ne askerî ne de ekonomik olarak bu iki ülkeye üstünlük sağlayamayan insanlar Afganistan’da, Filistin’de, Irak’ta ABD bombaları altında can vermeye devam ediyorlar.  Barışçı yollarla bir şeyler yapmaya niyetli,  “yangına gagasıyla su taşıyanlar” ise Amerikan kamuoyunu uyarma çabasında. Fakat ne yanmış yıkılmış okullar, ne de kolları bacakları kopmuş bebek fotoğrafları Amerikalıların vicdanını uyandıramadı.

Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?

Amerikan’ın bu saldırganlığı sıradan Amerikalılara da büyük zarar veriyor aslında. Sadece Irak’ın işgali için harcanan yüz milyarlarca dolar ile ülkelerini baştan yapabilir, zengin-fakir demeden herkese yüksek kaliteli sağlık ve eğitim hizmeti götürebilirlerdi. Oysa milyonlarca Amerikalı sefalet içinde yaşıyor. Kimi ekonomik kriz yüzünden kimi Katrina kasırgası gibi bir doğal felaketlerden dolayı evini, işini kaybetti. Devlet ise bu insanları yüz üstü bıraktı. Neden?

Bu 37 sayfalık kitap klişelerin ötesinde bir bakış açısı öneriyor. Buradan indirin.

Yahudi oldukları için mi zalimler?

Bu kitapta başlıca 4 konu bulacaksınız:

  • Yükselen Yahudi nefretinin Müslümanlar için bir afyon olması
  • Yahudi şeriatının İsrail zulmündeki rolü
  • Filistin’de zulüm gören insanların hayatı
  • Filistin sorunu ile ilgili güncel diplomatik hesaplar

Neden?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor!

Yahudilik devletin elinde siyasî bir araç mı yoksa Yahudiler hâlâ Hz. Musa’nın yolundan mı gidiyorlar? Bu zulümün sorumlusu Tevrat ya da diğer Kutsal(?) kitaplar mı? Yoksa tersine, İsrailliler dinden uzaklaştıkları için mi bu kadar zalim oldular?

İsrailliler soydaşlarını yok eden Nazi zulmünü adeta kopyasını ürettiler kendi ülkelerinde. Filistinlileri toplama kamplarına hapsedip duvarla çevirdiler. Ama tam da bu yüzden kendi ülkeleri dünyanın en büyük açık hava hapishanesi oldu. Milyonlarca Filistinli esir ve milyonlarca Yahudi gardiyan-cellat rolünde. Ülkenin gençlerine vaad edebileceği tek meslek bu, gardiyan-cellat. Ya da İsrail’i terk edip ABD veya bir Avrupa ülkesine kapağı atmak. Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederim Filistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. Buradan indirebilirsiniz.

Kemalizmin sonu böyle mi gelecek? »

kemalizm
 
… Atatürkizm ve Kemalcilik üzerine okumak için…

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz. 

 

Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.  

Kadın hakları ve Kemalizm

“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ? “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış: “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Saudade »

 

Saudade: (Portekizce, [sɐwˈðaðɨ]) Maşukun yokluğunda hissedilen, ızdırab ve hazzı aynı anda yaşatan derin hissî durum. Luís de Camões’in tabiriyle “dünyevî olmayan bir mutluluk”

 

 

Kültürel Varoluşun Kaynağı Olarak İrfân »

irfan 

İtibar Dergisinde yayımlanmıştır

Bugün kendimizi mahkûm hissettiğimiz bir yaşam biçimine sahibiz. Bu hissiyat, bir kuleye kapatılmışlığımızdan geliyor. Duvarlarını kendimizin ördüğü, gün be gün yükselttiğimiz, ince, uzun, kara, kör bir kule…

Aşağıda bir yerlerde devâsa ateşlerde pişirilen tuğlaları yukarı taşıyor kimimiz; bazımız, hesap kitap yapıyor, ölçüyor; bazımız da örüyor duvarları. Herkes işini biliyor görünüyor ama mesela harç karan bunu neden yaptığını bile bilmiyor; bu harcı teslim alanların onu nereye götürdüklerinden haberi yok. Onların da götürdükleri yerde bu harcın ne yapıldığına dâir bir bilgileri yok…

Kule yükseldikçe, uçsuz bucaksız bir deryânın ortasındaymış gibi Doğu’yu, Batı’yı, aşağıyı, yukarıyı göremeden biz de yükseliyoruz. Gökyüzü bir hayâl ve yere basmayalı çok olmuş. Güneşin altında birbirimizi ve dünyayı görmemize izin vermiyorlar. Karanlıkta çıkabiliyoruz hücrelerimizden ve el yordamıyla; birbirimizin yabancılaşmış, simsiyah suratlarını tanıyabilmek için Read the rest

Yeni Dünya Düzensizliği / Tzvetan Todorov »

 

“Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na verilmiş olan meşruiyet bir güç kamuflajıdır; çok da gerekli değildir. Uluslararası ilişkilerde çoğulcu ideale karşı sık sık hukuka ve kurallara saygı ve riayetin sadece zayıflara hatırlatıldığı söylenir.[…] Gerçeği yanlış bir biçimde arıyoruz. Hukukun güce hakim olması gerçek midir, yoksa şu an için çekici ama tercihlerimizi saptayabilecek olan bir kandırmaca mı? Uluslar arası meşruiyet ve dünya demokrasisi hukuki kurgulardan başka bir şey midir acaba? […] Savaş bir başarısızlık itirafı olup bütün siyasi yollar tükenince kaba kuvvete başvurmaktan başka çaresi kalmamasının işaretidir. Silahlar konuşunca söz biter; oysa siyaset aslında bir söz söyleme işidir; görüşme yapma, uzlaşma arama ve mütekabiliyet sağlama işidir.”  (Kitabı tanıtan makale)

 … Bu konuda e-kitap okumak için…

 

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.

 Yahudi oldukları için mi zalimler?

Bu kitapta başlıca 4 konu bulacaksınız:

  • Yükselen Yahudi nefretinin Müslümanlar için bir afyon olması
  • Yahudi şeriatının İsrail zulmündeki rolü
  • Filistin’de zulüm gören insanların hayatı
  • Filistin sorunu ile ilgili güncel diplomatik hesaplar

Neden?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor!

Yahudilik devletin elinde siyasî bir araç mı yoksa Yahudiler hâlâ Hz. Musa’nın yolundan mı gidiyorlar? Bu zulümün sorumlusu Tevrat ya da diğer Kutsal(?) kitaplar mı? Yoksa tersine, İsrailliler dinden uzaklaştıkları için mi bu kadar zalim oldular?

İsrailliler soydaşlarını yok eden Nazi zulmünü adeta kopyasını ürettiler kendi ülkelerinde. Filistinlileri toplama kamplarına hapsedip duvarla çevirdiler. Ama tam da bu yüzden kendi ülkeleri dünyanın en büyük açık hava hapishanesi oldu. Milyonlarca Filistinli esir ve milyonlarca Yahudi gardiyan-cellat rolünde. Ülkenin gençlerine vaad edebileceği tek meslek bu, gardiyan-cellat. Ya da İsrail’i terk edip ABD veya bir Avrupa ülkesine kapağı atmak. Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederim Filistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. Buradan indirebilirsiniz.