Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Gezi Parkı komplo teorisi mi yoksa gerçek komplo mu? »

CHP Machiavelli’nin izinde »

chp-ataturk_izindeMachiavelli’nin “Prens” adlı eseri siyaset felsefesinin baş yapıtları arasındadır. Siyaset kuramcısı olan Machiavelli aynı zamanda iyi bir oyun yazarı. Oyunlarının birçoğunda hile ve entrika özellikle üzerinde durduğu konular. Yaşadığı dönemde kaleme aldığı “Adamotu” oyunu dönemin Floransa hükümdarının beğenisini toplamış. Yaklaşık sekiz yıl dönemin hükümdarının takdirini toplamak için olmadık taklalar atan Machiavelli, bu kaba güldürü oyunundan sonra hükümdarın da mensup olduğu Medici ailesinin hizmetine girmiş.

Machiavelli, mektuplarında arkadaşlarına “yoksulluk içinde doğdum, bolluk içinde yüzmeyi değil, kıt kanaat geçinmeyi öğrendim erken yaşta” (James B. Atkinson ve David Sices-Machiavelli and his friends) diye yazıyor. Birçok konuda olduğu gibi kendisi ile ilgili verdiği bu bilgi de çok abartılı. Aslında Machiavelli’nin annesi Floransa’nın zengin ailelerinden ve babası Bernardo Machiavelli’nin üzüm bağları, elma bahçeleri, zeytin ağaçları, tam teşekküllü bir çiftlik, han ve mezbahası var.

CHP’nin siyaseti de alaturka bir Machiavelizmden ibaret. Günümüz CHP’lileri kendileriyle hemfikir olmayan Read the rest

Bu Ülke / Cemil Meriç »

“… Avrupa’nın yeni bir ihraç metaı

Batılılaşma miti eskiyince, yeni bir yalan çıktı sahneye, daha doğrusu aynı nazenin taze bir makyajla arz-ı endam etti: çağdaşlaşma. İntelijansiyamızın uğrunda şampanya şişeleri patlattığı bu ihtiyar kahpe, Tanzimat’dan beri tanıdığımız Batı’nın son tecellisi. Çağdaşlaşma, karanlık, kaypak, rezil bir kavram. Rezil, çünkü tehlikesiz, masum, tarafsız bir görünüşü var. Çağdaşlaşmanın kıstası ne? Hippilik mi, bürokrasi mi, atom bombası imal etme gücü mü… Çağdaşlaşmak, elbette ki Avrupalılaşmaktır. Avrupalılaşmak, yani yok olmak. Avrupa bizi çağdaş ilan etti, Avrupa, daha doğrusu onun yerli simsarları. Zira, apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız, düşman bir medeniyetin, bambaşka ölçüleri olan, çok daha eski, çok daha asil, çok daha insanca bir medeniyetin. İki yüzyıldır bir “anakronizm”in utancı içindeyiz, sözüm ona bir anakronizm. Bu ‘çağdışı’ ithamı, ithamların en alçakçası ve en abesi. Haykıramadık ki, aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlık, neden Hıristiyan ve kapitalist Batı’nın abeslerine perestiş olsun? Fâni ve mahallî abesler. Bu, kendi derisinden çıkmak, kendi tarihine ihanet etmek ve köleliğe peşin peşin razı olmak değil midir? Çağdaşlık masalı, bir ihraç metaı Batı için, kokain gibi, LSD gibi, frengi gibi. Şuuru felce uğratan bir zehir. Çağdaşlaşmanın halk vicdanında adı asrileşmektir, asrîleşmek yani maskaralaşmak, gavurlaşmak …” 

… Bu konuda okumak için…

 

İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz.Buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir…Buradan indirebilirsiniz.

Bu hesap tutmayacak »

İstanbul’daki ‘Gezi Parkı Eylemleri’ adı altında tasnif edilebilecek tüm bu Vandalizme, terörizme, yakıp yıkmaya ait haberlerin arasından üç haber olayı netleştiriyor: İlki, dizi oyuncusu Mehmet Ali Alabora’nın attığı tweet: ‘Mesele sadece gezi parkı değil arkadaş, sen anlamadın mı? Hadi gel’ diyen oyuncu, olayın ‘on üç ağaçlık mesele’ olmadığı konusunda dolaylı da olsa kamuyu aydınlatıyordu. İkinci olarak Şahan Gökbakar, namı diğer Recep İvedik yine twitter’da basit bir referandum yapıyor ve soruyordu: ‘…tamam Tayyip gitsin de alternatifleri alalım o zaman’. Çıkan sonuç beni şaşırtmadı ki en tutarlı sonuçtur bu: Katılanların yüzde yetmişi alternatif olmadığında hem fikir.             Üçüncü ve son olarak da Bülent Arınç’a taleplerini iletmek üzere giden heyete, Arınç’ın ‘Gezi Parkı için referandum’ talep etmesi ve heyetin buna karşı çıkması tanım yapmamı Read the rest

AKP’ye kızarım, sergileri yakarım! »

 

“…  gezi parkının park olarak kalmasını isteyenlerin çabalarını istismar ederek her yere saldıran taksim holiganları görevlileri dövüp sergideki eserleri tahrip ettiler kapandı şimdilik ilk gün gitmeseydim göremeyecektim sevgili arkadaşımın küratör olduğu sergiyi …”  

 (Yıldız Ramazanoğlu)

yildiz-ramazanoglu

Yıldız Ramazanoğlu kapanan sergiyi yazdı, makalenin tamamı : Dünya Bizim sitesinde

Derdim bana dermân imiş / Niyâzî-i Mısrî Hz. »

Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş,
Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş.
Sağ u solum gözler idim dost yüzünü görsem deyü,
Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş.
Öyle sanırdım ayriyem dost gayrıdır ben gayriyem,
Benden görüp işiteni bildim ki ol cânân imiş.
Savm u sâlât u hac ile sanma biter zâhid işin,
İnsân‐ı Kâmil olmaya lâzım olan irfân imiş
Kande gelir yolun senin ya kande varır menzilin,
Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvân imiş.
Mürşid gerektir bildire Hakk’ı sana Hakk’al‐yakîn,
Mürşidi olmayanların bildikleri gümân imiş.
Her mürşide dil verme kim yolun sarpa uğratır,
Mürşidi Kâmil olanın gâyet yolu âsân imiş
Anla hemen bir söz durur yokuş değildir düz durur,
Âlem kamû bir yüz dürür gören anı hayrân imiş.
İşit Niyâzî’nin sözün bir nesne örtmez Hakk yüzün,
Hakk’dan ayân bir nesne yok gözsüzlere pinhân imiş

 

… Göz ile ilgili e-kitap okumak için…

Derin Göz

İnsan gözü daha verimli kullanılabilir mi? Aş, eş ve düşmanı gören Et-Göz’ün yanı sıra Hakikat’i görebilecek bir Derin-Göz açılabilir mi? Sanatçı olmayan insanlar için kestirme bir yol belki de Sanat. Çukurların dibinden dağların zirvesine, Yeryüzü’nden Gökyüzü’ne…Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot, Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca, Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …Buradan indirebilirsiniz.

 Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

“… Önce hiç bir şey görünmüyor. Kümelenmiş şeyler, daha doğrusu herkes gibi görüyorsunuz. Yapılması gereken elde kalem, tefekkürle seyretmek. Bir zaman sonra şeyler başka bir hakikate sahip oluyor. Gerçeklik daha gerçek görünmeye başlıyor. Zaman istiyor bu …” (Fransız ressam Edouard Pignon’un “Hakikat’i Ararken” adlı kitabından)

Bireylerin birer gözden ibaret olduğu, herkesin herşeyi gördüğü bir toplum hayal edin. Özel hayat, gelenekler, aramak, öğrenmek, ön-arka, küskünlük, gaflet, tehdit, fırsat gibi bir çok kavramı akletme imkânı ortadan kalkmaz mıydı?

Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde algılıyoruz kavramları. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. İnanmak zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik! güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.

 

Tayyip Erdoğan’ı devirmek isteyenler onu Salvador Allende zannediyor »

“Do your worst, we will do our best”

Salvador Allende 4 eylül 1970’teki seçimlerde %37 civarında bir oy alınca bazı sermayedarlar ve Şili’de yatırım yapan Amerikan firmalarının yöneticileri mosmor oldular. Çünkü CIA raporlarına göre bu beklenmeyen bir durumdu. 14 eylül günü Şili’nin en zengin adamı olan Agustín Edwards Eastman yardım istemek için Nelson Rockefeller ile görüşmeye gitti. Ertesi gün CIA başkanı Richard Helms’in bürosundaydı. Aynı günün akşamı ABD başkanı Richard Nixon Şili’de darbe ortamı hazırlanması için gerekli emri vermişti. Tencere tava çalarak sokaklarda yürüyen kadınlar, ülke lojistiğini felç eden kamyoncular grevi … Bütün bunlar ITT (International Telephone & Telegraph) gibi firmalar kanalıyla finanse edilen eylemlerdi.

Şili’nin tarihini bilen okurlarımız faşist diktatör Pinochet’in başa geçişini ve liberal bir diktatörlük kurarak nasıl kan döktüğünü, bir yandan da ülke kaynaklarını kimlere peşkeş çektiğini bilirler. Yanlış okumadınız, “liberal diktatörlükler” vardır ve Hayek gibi liberal düşünürler, Thatcher gibi liberal siyasetçiler de Pinochet’ye destek olmuşlardır. Biz de bu konuyu zaman zaman anlatıyoruz sitemizde. (Bkz. Yunanistan kumar masasında ütülürken)

Tayyip Erdoğan’a gelirsek… Taksim olaylarından çok daha önce Wall Street Jurnal, BBC Türkiye, CNN ve Newyork Times gibi kanallarda akla ziyan yorum ve haberlerle kamuoyu oluşturmaya çalışan gazetecileri dikkatle izlediniz mi? Ortada bir tuhaflık var gerçekten. Türkiye’deki gazeteciler neredeyse hiç bahsetmediler ama Tayyip Bey ve saz arkadaşları son zamanlarda Read the rest

Ederlezi in Dashti / Mehr Ensemble »

Soyut görme: Teori ve pratik(4) – Kandinsky »

“Sanat bir yalandır, Hakikat’in üzerindeki örtüyü kaldırmamıza imkân verir”  (Pablo Picasso)

Venedik’teki Academia müzesindeyim. Eserleri değil pencereden dışarıyı seyrediyorum, Venedik şehrini. Camın üzerindeki eğrilikler sebebiyle görüntü deforme oluyor. Kanalın üzerinden geçen Ponte dell’Accademia’nın basamakları  eğri büğrü, insanlar yürüdükçe boyları uzalıp kısalıyor, birbirlerinin içine giriyorlar ama kimse düşmüyor. Başımı hafif oynatıyorum, köprü ortadan ikiye bölünüyor bir anda ama yine de yıkılmıyor.

LSD kullananların anlattığı görsel tecrübeleri, alternatif gerçekliği (=halisünasyonları ) hatırlıyorum. Hangisine inanayım? Gözlerime mi yoksa bu deformasyonları “düzelten” aklıma mi? Aklım bu deformasyonu daha önceki tecrübelerine dayanarak normalleştiriyor: Bir köprü böyle duramaz, insanlar uzayıp kısalmaz, demek ki bir aldanış var ortada, bir illüzyon. Algıladığım yalan Venedik aklım tarafından reddediliyor. Dünya ve eşya hakkındaki bilgiyi kullanan aklım olması gereken Venedik tasavvurunu görünen Venedik’in yerine koyuyor.

Picasso şöyle diyordu bu konuda: “Gördüklerimi değil düşündüklerimi çiziyorum”. Ya ben? Benim işim daha zor:  Gördüklerimi reddediyorum, aklettiklerimi gerçekten görülmüş gibi kabul ediyorum! Oysa bu şehre ilk defa gelmiştim. İstanbul ya da Paris’te geçerli olan fizik kanunlarının bu şehirde de geçerli olacağını kim garanti etti bana? Geçmişte hep öyle olmuş olması mıdır sebep? [1] Fizik kanunlarının (sözümona) evrenselliği bir alışkanlıktan mı ibarettir?

Göz penceresinden seyretti(m) dünyayı… Read the rest

İslam ve Batı / İbrahim Kalın »

“… Batı’nın İslam algısı medya mensupları, akademisyenler, uzmanlar, gözlemciler, araştırma kurumları, lobi şirketleri, film yapımcıları, edebiyat insanları ve siyasetçiler gibi son derece karmaşık ve yaygın bir aktörler ağı tarafından üretilmektedir. Böylesine karmaşık bir ağın ürettiği imajlar, bir zaman sonra ‘sahte’, ‘yalan’ yahut ‘kısıtlı’ olmanın ötesinde bir nitelik kazanır. İnsanlar kendilerine sunulan imajlara, samimi bir şekilde inanmaya başlarlar. Çağdaş medya çalışmalarının da gösterdiği gibi imaj, gerçekliğin yerine geçer. İmajı kontrol eden, gerçekliği de kontrol etmeye başlar. Bu bakımdan İslam ve Batı arasındaki ilişkilerin, çoğu zaman bir imajlar savaşı olduğunu unutmamak gerekiyor …”

… E-Kitap okumak için…

 İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Müslüman’ın Zaman’la imtihanı

Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.