Gülen, AK Parti, Sorular ve Cevaplar »
By Osman Timurtaş on Mar 1, 2014 in AKP, FETÖ ve Gülenistler, Kriz Çıkarma Özgürlüğü | 2 Comments
17 Aralık Operasyonu Sonrası Ortaya Çıkan Sorular ve Cevaplar
1- Hükümet ile Cemaat neden kavga ediyor?
– Hükümet Cemaat ile kavga etmiyor. Cemaatin devlete, hükümete ve AK Parti’ye açık bir saldırısı var. Hükümet, devlet ve AK Parti bu saldırıyı püskürtüyor. Kendisine yapılan taarruza karşı doğal olarak kendisini savunuyor.
2- Cemaat neden hükümete, devlete, AK Parti’ye saldırıyor?
– Öncelikle şu iki tespiti yapmak gerekiyor: Birincisi, Cemaatin en önemli özelliği kendisi dışında herhangi bir gücü kabul etmemesi, ikincisi, hükümet ile İsrail arasında uzun süredir devam eden bir kavganın varlığıdır.
Özellikle AK Parti hükümetleri döneminde güçlenen cemaat her alanda tek başına söz sahibi olmak istedi. Buna izin verilmeyince de hükümete kızgınlık duymaya başladı. İsrail, hükümete olan kızgınlığı nedeniyle sürekli bir intikam alma arayışı içine girdi. Bu süreçte partner olarak kendisine Cemaati seçti. El ele verip hükümete saldırmaya başladılar.
3- Fethullah Gülen beddua mı etti, Mübahale mi etti?
– Fethullah Gülen’in ilgili sohbeti dinlendiğinde beddua etmeye başlamadan önce “beddua bizim şiarımız değildir ama…” tarzında bir giriş yapıyor. Yani “normalde beddua etmiyorum ama bu defa edeceğim” diyerek söze giriyor. Ve ilk kısımda kendilerini de dahil ederek beddua ederken, ikinci kısımda doğrudan hükümete beddua ediyor. Beddua değil mübahale söylemi, beddua sonrası çok ciddi tepki çeken Fethullah Gülen’i ve cemaati içine düştüğü bu zor durumdan kurtarmak için kullanılan bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.
4- Cemaat CIA ve Mossad ile mi çalışıyor?
– 160 ülkede faaliyet gösteren, yüz binlerle ifade edilebilecek insan kaynağını yöneten, 2 binden fazla şirket ve milyarlarca dolarlık bir paraya hükmeden böylesine büyük bir yapıyı hiçbir istihbarat örgütü Read the rest















Derin kopuş hali iyice kendini hissettirmeye başladı. Müslümanlar iktidar hedeflerini gerçekleştirdikten sonra bir boşluk içinde kaldılar. Bu süre sanırım 2009 yılına kadar sürdü. Derli toplu eleştirilere, ciddi şekilde yükseltilen seslere içi dolu yanıtlar verilemediği sürelerdi. 2009 Davos olayında ise taraflar seçildi, menzil belirli tutuldu ve haydi bismillah! Bir sene sonra gelişen Mavi Marmara olayıyla taçlanan yürüyüş Müslüman coğrafyalarda bir diriliş, ‘intifada’, özgüven, nerede durduğunu, nereye gitmesi gerektiğini, kim olduğunu belirleyen süreç olarak işledi. Türkiye Osmanlı’nın unutturulamayan kültürel coğrafyasını sahiplenme vazifesini çok daha kuşatıcı, kucaklayıcı bir kıvama oturttu. Safları sıklaştırdı. Sınırları tüm dünyaya inat hiçe saymaya başladı.

