Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Köpekler istiyor diye atlar ölmez »

roni‘Bilmeyen ahmak, bilip de söylemeyen suçludur’ der bir Fransız atasözü. 15 yaşında bir çocuğun ölümünü onaylamak, bıyık altından gülmek hiçbir vicdana sığmaz. Ne çocuğun eylemci olması ya da olmaması beni ilgilendiriyor ne de Alevi olup olmadığının peşindeyim. Tıpkı hemen akabinde Tunceli’de şehit olan polisimizin ne şekilde vefat ettiği teorilerine kulak asmadığım gibi. Ya da açılan ateş sonucu öldürülen masum mahalleli gencin hangi partiden olduğunu düşünmüyorum. Neticede bir avuç ilkel, vandal, en nihayetinde de gezi zekâlının sahneye koyduğu, tüm zamanların üsluptan en uzak orta oyununa kurban verdiğimiz canlarımız var ortada.

‘İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk eder misin Allah’ım’ ayeti geliyor aklıma neden sonra. Çünkü eminim, öyle beyinsizler var ki aramızda ‘bir bizden, iki onlardan’ hesabıyla en yakın baharatçıdan kına almaya koşmuşlardır zannımca.

Meydanlardaki flamalara falan bakarsanız, maddi manevi memlekete zarardan başka getirisi olmayan bu yığının solcu olduğuna hükmedersiniz. ‘Yığın’ kelimesi kasıtlı seçilmiş bir kelimedir. Çünkü öyle der Cemil Meriç: ‘Yığın düşünmez maruz kalır’. Garabet de bundan sonra başlıyor zaten. Maruz bırakanlara bakar mısınız: Doğan Medyası, Sözcü ve türevleri, Cemaat, yetmezmiş gibi bir de Cem Boyner. Nur içinde yatsın, ne diyordu Eşref Şefik Aykaç: ‘Öyle bir tablo ki, görse şaşar Hannibal / Ördeklerden bir filo ve kazdan bir amiral.’ Bunların hepsini bir kazana koysan, üstüne bir bidon su döksen, sabaha kadar karıştırsan ne bunlardan çorba olur ne de bunlar birbirine karışır. Solcu olduğunu iddia edecek kadar Read the rest

Simitçi döven, insan öldüren solcu olur mu? »

sol-siddet
.

…  Türk Solunu, sosyalizmi ve Abdestli sosyalistleri anlamak için…

 

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

 

Türk solu iktidar olur mu?

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün. Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

 

Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)

Bir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.

Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi? Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.

 

Patlayıcı madde ile ekmek almaya gitmek? »


 

… Bu konuda okumak için…

 

kapak_kitap_capulcularÇapulcular ne istiyor?

Seçimler yaklaşırken başladı Taksim Gezi Parkı olayları. İnsanlar öldü, yaralananlar, tutuklananlar oldu. Taksim’deki sanat galerileri bile yağmalandı. Maddî zarar büyük: Yakılan otobüsler, özel araçlar, iş yerleri. Ancak hâlâ isyancıların ne istediğini bilmiyoruz. Taksim Dayanışma Grubu’ndan çelişkili açıklamalar geliyor. Polisi ya da göstericileri suçlamadan önce şunu bilmek gerekiyor: “Çapulcular” ne istiyor? Daha fazla demokrasi? Sosyalizm? Devrim? Darbe? Elinizdeki e-kitap bu sorulara cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

İndî / Sübjektif / Objektif / ذاتي »

subjektivite“… Halife Leyla’ya ‘Sen misin Leyla? Sen misin Mecnûn’u bu hale koyan? O kadar da güzel değilmişsin. Hizmetçilerim arasında bile senden daha güzel olanlar var’ deyince Leyla şöyle cevapladı: ‘Ben Leyla’yım ama sen Mecnûn değilsin. Onun için sana susmak düşer…” (Mesnevî’den)

Ne değildir?

Herkese göre değişen, varlığı kesin olmayan hisler ve inançlar değil. İndî / sübjektif bilgi de var ama şuurlu insanlar için var. Objektif / bilimsel / ölçülebilir bilgi bile indî olarak teyid edilmeye muhtaç. Bilimsel hesaplar ve ispatlar, lisan ile, mantık ile varılan neticeler indî kabullere, daha doğrusu imana dayanıyor. (Bkz. Hume, Wittgenstein, Russel…) Kendi varlığına iman etmeyen yani değişen ve ölmekte olan bedende değişmeyen bir şuurun varlığından emin olmayan bilim adamının Big Bang veya evrimden bahsetmesi muhal.

 Nedir?

Mevlânâ Hazretleri’nin buyurduğu gibi güzellik bakılanda değil bakan gözde. Ama güzellik bu sahanın yegâne bilgisi değil. Ölçülebilir olanları, bedeni, parayı, eşyayı uğruna feda ettiğimiz ne varsa indî bilgi ile Read the rest

Fethullah Bey kendi imajını putlaştırarak paralel bir din mi kuruyor? »

humeyni-putlasma

“… Paralel din meselesi derin uzun mesele, İslam kitabı Kuran olan bir din ve kuralları bellidir. Bu dinin en temel kuralı tevhittir “Aracısız kulluk” Kuran sürekli muhatabının aklını kullanmasını ister, iradesini güçlendirir onun bir kişilik olarak bir şahsiyet olarak görmek ister. Paralel dinden korkuyorum ben paralel devletten değil! Paralel devletten korkması gereken devlet olsun onun çaresi var. Ben bir ilim adamı olarak paralel dinden korkuyorum. Bu paralel din meselesi sadece adı geçen yapı ile ilgili bir şey değil malesef bu toplumda. Düşünün ki sevgili peygamberimizle birilerinin görüştüğü, gece gündüz hem de, bunların onun emri olduğu gibi garabet bir durumla karşılaşıyoruz …” (Mustafa İslamoğlu)

.
… Müslüman görünüp Müslüman’a tuzak kuranlar üzerine okumak için…

 

fethullah-gulen-kapak

Fethullah Gülen’i yi bilirdik

(Son güncelleme: Üçüncü sürüm, 28 Ocak 2014)

Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde“pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme. “Aferin” dedik, “bizdensin”.

Bugün gerçek şu ki Fethullah Bey’in ekibi manşetle, kasetle hükümet devirmeye çalışan, yalan haberle Türkiye’yi ve Müslümanları sürekli zora sokan çirkin insanların tahakkümü altında. Bizim sevdiğimiz, güvendiğimiz “küçük eller” ise koyun sürüsü gibi suskun. Medyada, devlet kurumlarında, emniyet ve adaletin içinde çeteleşme, ergenekonlaşma var. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyor. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyor.

Kitabın ilk yarısında Fethullah Bey’i ve ekibini öven, yapılan iyi işleri savunan, destekleyen makaleler bulacaksınız. Bugün yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların  güzel teşkilâtı sonradan mı kokuştu? Kitabı buradan indirebilirsiniz.

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 27 Ekim 2013)

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor: Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar? Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

 

Bir oy ver »

Şam’dan Kiev’e: Enerji mevzu bahis ise insan hayatı teferruattır! »

“… Türkiye, Güney Gaz Koridoru’nun merkez ülkesi; hem Akdeniz’de bulunan ve Akdeniz üzerinden dünyalaşacak enerjinin hem de Hazar’dan ve Irak’tan hatta ileride İran’dan da gelecek enerjinin geçişi, ticarileştirilmesi Türkiye’ye bakıyor. Geçen sene, TAP (Transadriyatik Boru Hattı) West Nabucco gibi projelerle yarıştı ve tercih edilen yatırım oldu. Bunun temel nedeni, ne TAP’ın daha ucuz maliyetli olması ne de buraya katılan ve finanse eden şirketlerin, ülkelerin ağırlığı idi. Bunun temel nedeni, AB’nin 2030 ve sonrası için enerji arzı güvenliğini düşünmesi, enerji tedarikini çeşitlendirmek istemesi ve kriz sonrası kendi doğusuna açılmak istemesiydi. Bugün AB, enerji ihtiyacının büyük bir bölümünü doğalgaz olarak Rusya’dan karşılıyor ki bunun oranı yüzde 60’ların üzerindedir. Geri kalan miktar Norveç gibi kuzey ülkelerinden gelen kaynaklardır ki bu kaynaklar, Ortadoğu, Kafkasya kaynakları gibi bol, ekonomik ve çeşitli değildir.

Şimdi işin püf noktasına geliyoruz; AB, kendine gelmeye başladığı andan itibaren en büyük sorunu bu olacaktır. Çünkü Rusya; Belarus, Kazakistan gibi ülkelerle yaptığı gümrük birliği genişlemesini ısrarla sürdürmek, bunun için Ukrayna’yı da içine almak istiyor. Ukrayna’da olup bitenler, gelecekteki Rusya ve AB’nin pazar ve enerji kapışmasından başka bir şey değildir. Ukrayna, Rusya için bir ulusal güvenlik meselesidir bu anlamda… Rusya’nın, Karpatlar için çıkış ve denetleme üssü de Ukrayna… Ama bununla da bitmiyor; Odessa ve Sivastopol limanları Rusya’nın Karadeniz üzerinden Akdeniz’e açılımını sağlıyor ve bu stratejik limanlar, kuzey enerji geçişlerinin de üzerinde. Adeta bizim İskenderun ve Ceyhan limanlarının tam karşısında …” (Cemil Ertem)

 

… Bu konuda okumak için…

Amerika Tedavi Edilebilir mi?

Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız?
Bayrak yakmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor. Buradan indirin.

 

Yahudi oldukları için mi zalimler?

İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. “Yoktan var edilmiş bir millet” dört tarafı “düşmanla çevrili” kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor! Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan İsrailli zannederimFilistinliden bile daha zavallı bir durumda bu yüzden.Buradan indirebilirsiniz.

Atatürk’ün en zor günü »

ataturk

Aşk Sen’sin , Âşık da Sen’sin , Mâşuk da Sen. Maksad Sen olunca gözden kayboldu ‘Ben’ »

goz-akil

Beden zarfının içinde bir mektup gibiyiz. “Göz” denen deliklerden dış dünyayı seyrediyoruz. Başımızı sağa sola oynattıkça görüş açımız değişiyor. Uzağa ve yakına odaklanarak zoom yapıyoruz. Bir gören “Ben” var; bir de görünenler, dünyanın geri kalan kısmı; ötekiler. Faydalı şeyleri ve tehditleri gördükçe gözüm (=aklım) çokluğa, Kesret’e terbiye oluyor, Vahdet’i göremiyorum. Oysa Hakikat saklı değil. Tersine, aşikâr oluşu perdelemiş onu. İçinde misafir olduğum bedeni kendim sanıyorum. Zarfımın arzuları gözümü perdeliyor. Görmediğim için Hakikat’i “yok” sanıyorum. Ataullah İskenderi Hz. Hikem-i Ataiyye’sinde ne güzel söylemiş:

 “Hak c.c. varlıklarda zuhur etmeseydi, gözler onları göremezdi. Şayet sıfatları doğrudan görülseydi, varlıklar silinirdi. Hak Teâlâ perdelenmiş, mahcub değildir. O’nu görmekten perdelenmiş olan sensin. Şayet O’nu bir şey perdelemiş olsaydı kendisini perdeleyen şeyi örterdi. O’nu örten bir şey olsaydı varlığını çevirip sıkıştırırdı. Bir şeyi çevirip sıkıştıran ise ona üstün, onun hakimidir.” 

Bakan “ben” ile bakılan Sen iki eder, Tevhid bunun neresinde?

Hz. Ali kerreme’llâhü veche buyurdu ki:

“Farksız cem’ zındıklık; cem’siz fark, şirk; farkla birlikte cem’ ise tevhiddir” (Ve’l-cem’u bilâ farkin zendakatun. El-farku bilâ cem’in şirkun. Ve’l-cem’u ma’a’l-farki tevhîdun.)

Yani Baruch Spinoza veya Giordano Bruno gibi “Her şey tanrıdır” düsturuna iman etmekle Tevhid olmuyor ama ben varım ey tanrı! Sen de varsın, ben sana tapıyorum” demek adamı Read the rest

Fethullah Bey halkın mahremine tecavüz mü ediyor? »

.

“… TİB’de dinlemeler konusunda yapılan inceleme sonucunda hazırlanan ve Anadolu Ajansının ulaştığı verilere göre, Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı bu 3 daire başkanlığınca 2 yılda 1 milyon 73 bin 136 dinleme işlemi gerçekleştirildi. Yürütülen soruşturma kapsamında elde edilebilen verilere göre, İstihbarat Daire Başkanlığı 2012 yılında 299 bin 826, 2013’te ise 270 bin 11 olmak üzere 569 bin 837 dinleme işleminde bulundu. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı 2012’de 160 bin 646, 2013’te ise 186 bin 588 olmak üzere 347 bin 234 dinleme işlemine imza attı. Terörle Mücadele Daire Başkanlığı ise 2012’de 61 bin 226, 2013’te 94 bin 839 olmak üzere 156 bin 65 dinleme işlemi gerçekleştirdi. Böylece 2 yılda bu daire başkanlıklarınca toplam 1 milyon 73 bin 136 dinleme yapılmış oldu. Bu rakama, mükerrer ve uzatmalar dahil telefon dinlemeleriyle ulaşıldığı öğrenildi …”

.
… Müslüman görünüp Müslüman’a tuzak kuranlar üzerine okumak için…

 

fethullah-gulen-kapak

Fethullah Gülen’i yi bilirdik

(Son güncelleme: Üçüncü sürüm, 28 Ocak 2014)

Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde“pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme. “Aferin” dedik, “bizdensin”.

Bugün gerçek şu ki Fethullah Bey’in ekibi manşetle, kasetle hükümet devirmeye çalışan, yalan haberle Türkiye’yi ve Müslümanları sürekli zora sokan çirkin insanların tahakkümü altında. Bizim sevdiğimiz, güvendiğimiz “küçük eller” ise koyun sürüsü gibi suskun. Medyada, devlet kurumlarında, emniyet ve adaletin içinde çeteleşme, ergenekonlaşma var. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyor. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyor.

Kitabın ilk yarısında Fethullah Bey’i ve ekibini öven, yapılan iyi işleri savunan, destekleyen makaleler bulacaksınız. Bugün yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların  güzel teşkilâtı sonradan mı kokuştu? Kitabı buradan indirebilirsiniz.

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 27 Ekim 2013)

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor: Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar? Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.