Sorun Misyonerlik mi? [Konuk Yazar]
By Konuk Yazar on May 7, 2007 in Kategorilenmemiş
İlk konuk yazarımız Gökhan Talas. Kendisini “Mesih İnanlısı” olarak tanımlayan Talas, Hristiyan bakış açısıyla “Misyonerlik” konusunu ve Malatya’da yaşanan vahşeti irdelemiş yazısında. Paylaşıma sunuyoruz:
Gökhan Talas
Konuk Yazar
Hıristiyanlıkla ilgili en çok tartışılan ve yanlış anlaşılmalara maruz kalan konulardan biri de “misyonerlik” konusudur. Aslında sadece Hıristiyanlığın konusu olmasa da, ülkemizde misyonerlikle ilgili tartışmalar genel de Hıristiyanlar üzerinden yapılır. Elbette bunun anlaşılır yönleri vardır. Ama rahatsız edici düzeyde yapılan suçlamalar, tartışmayı ahlaki olmaktan çoğu zaman çıkarmaktadır. Öncelikle Hıristiyanlar için “misyon” ve “misyonerlik” kavramları ne ifade eder ve bunun Kutsal Kitapla ilişkisi nedir bunlara bakalım.
Tanrı’nın İncili’nin kurtaran mesajına, tüm insanların ihtiyacı olduğuna inanan bir Hıristiyan için, misyonerlik bir yaşam biçimidir. Mesih İsa göğe alınmadan kısa bir süre önce Tanrı’nın Müjdesiyle ilgili Hıristiyanın görevini tanımlamıştır; Matta 28. bölüm 19.ayette; “Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh`un adıyla vaftiz edin;”demiştir. Hıristiyanlar için bu tanımın en can alıcı noktası “gidin” kelimesidir. İsa öğrencilerinden, –yaşadığımız yüzyılda da iman yoluyla, İsa’nın öğrencisi olanlardan- gidip, müjdenin kurtarışına ihtiyaç duyan insanlara, kurtuluşu müjdelemelerini buyurmuştur. Sadece bunu değil, “size buyurduğum herşeye uymayı onlara öğretin.”(aynı bölüm 20. ayet) diyerek yanlarına gittikleri insanların inançlarını yaşamalarında onlara önderlik etmelerini de eklemiştir. Bu ayetin ışığında “Hıristiyan misyonerlik” tanımı yapacak olursak; “İsa Mesih’in getirdiği kurtuluş müjdesini başka insanlara duyurmak ve duydukları müjdeye iman edenlerin yaşamlarında İsa’nın buyruklarının yeşermesine yardım etmek” diyebiliriz. Burada ki en önemli nokta misyonerlerin sadece “duyurucular” değil, bulundukları ülke de yaşayan Hıristiyanlarla işbirliği ve hizmet ilişkisi içinde olduklarıdır.
Tabi ki bu tanım, bir Hıristiyan tanımıdır. Özellikle ülkemizde misyonerlik bir sorun, hatta ülke güvenliği sorunu olarak görülmektedir. Hıristiyanlığın yayılmasını politik bir mesele olarak görenlerin nesnel dayanaklarını sorgulayabiliriz. Türkiye’de, Tanrı’dan aldığı görevini sürdürmekte olan Hıristiyanlara karşı takınılan tutum ne yazık ki, hakaret, hor görme ve teşhir etme düzeyinde seyretmektedir. İşte bir iddia; 15 Temmuz 2003 tarihli Tercüman Gazetesi’nin yayımladığı bir habere bakalım; haberin başlığı çok ilginç; “İncil’ci Hoca.” Sanki cinci hoca, büyücü doktor haberi gibi, ikinci sınıf sahtekârlıkların haber başlığına benzetilmiş; Haberin içeriği, çocuklarını bu tehlikeden kurtarmayan velilerin sorumlu olacağı, bir misyoner üniversite hocasının KKTC aleyhinde yazılar yazdığı, Türkiye aleyhine çalıştığı, tutuklandığı, sorgulandığı bilgilerini veriyor. İşte bunu söylemek çok zor aslında… Çünkü haber bilgi vermiyor, kaynaksız, kanıtsız, analizden uzak ve sadece belirli ön yargılarla yazılmış ithamlardan ibaret, bir propaganda ilanı gibi. Başka örneklere de sahibiz. Ancak genel iddiaların farklı şekil ve bakış açılarıyla tekrarlanmasından ibaret çoğu. Nedir bu iddialar; Misyonerler Türkiye aleyhine çalışıyor? Peki hangi misyonerler, Türkiye aleyhine, hangi kurum ya da dış güçleri kullanarak (ya da onlar adına) çalışıyor. Bazı iddia sahipleri daha kesin bilgiler verdiklerini düşünüyorlar. İsimler, kurumlar, faaliyet raporları belirterek, misyonerlerin Türkiye’yi nasıl hedef haline getirdiğini dile getiriyorlar. Tüm bu iddiaların hepsini bu yazı da cevaplamak mümkün değil. Ancak gerçek Hıristiyan misyonerliğini, tüm bu tartışmaların içinde politik bir harekete, bir ihanet çizgisine çekmek, Hıristiyanlığa doğrudan hakaret etmek demektir.
Açıkça söylemek gerekirse Hıristiyanlar üzerinden kötü amaçlarını gerçekleştirmek isteyenler olacaktır. Ama bu Hıristiyanlığı ya da Hıristiyanları tümden “bölücü” ilan etmenin yanlışlığının yanında, masum bile sayılabilir. Çünkü bazı iddialar sonucunda Hıristiyan kiliseleri ve Hıristiyanlar saldırılara maruz kalmış, baskı görmüşlerdir. Hatta Ankara Ticaret Odası gibi saygın görülen kuruluşların –nedenini anlamasak da- bazı “tuhaf” raporlara imza attıklarını görünce tehlikenin boyutları daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bakınız o raporda ki bir ibare ne diyor; Misyonerlik faaliyetleri konusunda bir rapor hazırlayan Ankara Ticaret Odası da, Türkiye’de misyonerlik faaliyeti içinde 300′den fazla kilise ile çeşitli noktalar bulunduğunu açıklamıştı. Rapora göre 300′den fazla kilisenin yanı sıra, çok sayıda kitapevi, 1 kütüphane, 6 dergi, onlarca vakıf, yayınevleri, 5 radyo, çok sayıda manastır, 2 kafe, 1 acente, 1 mahfil, 7 şirket, 1 otel, 1 tercüme bürosu, 7 gazete, 1 tarihi eser, 2 müze, 4 harabe, 1 kale ve onlarca dernekte misyonerlik faaliyeti yapılıyor. (ATO) Tarafsız bir gözle bile tuhaflığı hemen fark etmek mümkün. Acaba Ankara’nın neresinde manastır bulunmaktadır, sayılan tüm bu kurumların isimleri nedir ve en can alıcı kısmı; bir Hıristiyan misyoner bir tarihi kalıntıyı, harabeyi ya da müzeyi nasıl misyonu için kullanabilir?
Bu tehlikeli çıkışın etkisi bellidir, o halde bu konudaki ulusal duyarlılık, her şeyden önce misyonerlik tartışmalarında Türkiyeli Hıristiyanları korumayı hedef almalıdır. Ki bu fütursuz tutumun arkasından 18 Nisan Malatya katliamına tanık olduk. Şahsen tanıdığım üç kardeş hangi güçleri temsil ettiği belli olmayan 19-20 yaşında 5 kişi tarafından acımasızca katledildiler. Şimdi bile, Batı düşmanlığı, içeri de hassasiyet yaratan siyasi durumlar v.b konularda Hıristiyanları malzeme olarak kullanan siyasi odakların, pişmanlık duymadığını görüyoruz. Ortada 21. Yy. Türkiye’sinin ruhuna yapılan bir ihanet varken bile misyonerlerin bu olayda ne kadar suçlu olduğunu ortaya çıkarma telaşı var ne yazık ki. Zira olayın akabinde Aksiyon dergisi “Malatya’da Hatlar Neden Kesildi?” ve bu hafta Ahmet Taşgetiren’in kaleminden “Misyonerlik İslam’ın Sorunu mu?” başlıklı yazılarla derinlemesine bir iftira ve komplo teorisi çalışmasına başladı bile. Bundan önce olayla ilgili değerlendirmesinde MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli suçu yine Misyonerlik faaliyetlerinde görme yanılgısına düşmekten kendini alıkoyamadı. Bunlarında dışında neredeyse katilleri aklama kampanyasına dönüşen bir tuhaf furya döndü sütun aralarında.
Hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bile Protestanların acılarına ortak olma tepkisinden hayli uzak bir ifadeyle; Kurtuluş Kiliseleri Baş Pastörü Sayın İhsan Özbek’in “gerekirse Müslüman mahallesinde salyangoz satarız” çıkışını tahrike yordu. Acaba 3 kardeşini bir gün önce hunharca bir saldırıda kaybeden bir kişi tahrikten nasıl bir fayda sağlayabilir diye kimse sormadı. Sonuçta bugün olay neredeyse tartışılmıyor bile, her sosyal vakada olduğu gibi reklam değerini yitiren bir ufak hadise olarak arşivlere kaldırıldı olay. Birkaç namuslu gazetecinin cesur çıkışının varlığını vurgulamamak haksızlık olacaktır. Özellikle Mustafa Akyol’un sitesinde yer alan “Hıristofobi eken Vahşet Biçer” isimli yazısında ki saptamalar Türkiye’nin alışık olmadığı türden bir cesaret ve doğruluk içeriyor. Özellikle şu ifade takdire şayan; “Malatya’daki insanlık dışı cinayetlerin sorumlusu, hayali “karanlık mihraklar” değil, Türkiye’deki bazı çevrelerde cinnet boyutlarına varmaya başlamış olan Hıristofobi’dir. Eğer siz topluma, ülkenin yeni bir “Sevr”in eşiğinde olduğunu, vatanın satıldığını, dinin elden gittiğini, Hıristiyan misyonerlerin de bu “hayasız akın”ın beşinci kolu olduğunu telkin edip durursanız, durumdan vazife çıkaran lümpen faşistler de Hıristiyan avına girişirler. Tandoğan’daki kara cübbelileriniz “emperyalizmin yeni Haçlı Seferi”ne dair nutuklar atarsa, Malatya’daki “kara gömlekliler”iniz de haça inananları doğramaya koyulur.” (Akyol, aynı yazı)
Üstelik bu duyarlılığı sergilemek aslında demokratik bir refleks haline gelmeliyken arada bir tane bulunca coşkuya kapılıyoruz. En rahatsız edici tavır da Malatya vahşetini hem kınayan hem de hala arkasından misyonerlik konusunda hatalı politik görüşlerinde ısrar eden kişiler. Ne yazık ki olayın vahametini anlamak bir yana yakınından bile geçemiyorlar. Zira bu adli bir cinayet değil. Cinayetlerin ne kadar vahşice olduğundan yola çıkarak olayı salt bir cinai sorun olarak irdelemek doğru sonuca gidilmesini olanaksızlaştırıyor. Zira bu olay hem cinai olarak vahşice hem de sosyal bir sorun olarak, geleceğe dönük başka tehlikeler içeriyor. Bu tehlikeleri engellemeyi hedeflemek bir vatandaşlık duyarlılığından başka hiçbir nedene ihtiyaç duymaz. Yakınımızdakine sahip çıkmadığımızda yakınımızda derin bir boşluk göreceğiz. Ve tükenen hep ötekilerle birlikte bu ülkenin gücü, direnci ve geleceği olacak. Çözüme katkı sunabilecek en kapsamlı değerlendirme aşağıda alıntısını yaptığımız rapordur.
Türkiye de Hıristiyanların haklarıyla ilgili bazı yasal bilgiler çok önemli; bu konuda MESİH İMANLILARININ HAKLARI NELERDİR? İsimli resmi belgeden yararlanacağız. Belge, Türkiye Protestan Kiliseler Birliği’nin yayınladığı resmi bir bildirge niteliğindedir.
Mesih İnanlılarının (Hıristiyanların) amacı: A. Hiçbir siyasal amacı yoktur; ayrıca siyasetle ilgileri de yoktur. B. Temel amaçları İsa’ya ve Kitab-ı Mukaddes’e iman etmektir.
Mesih İnanlılarının Hakları:
1- Türkiye laik bir devlettir. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Her din serbesttir. Anayasamızın 10. maddesinde, herkes “…..felsefe, inanç, din, mezhep… ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” denilmektedir.
2- Din özgürlüğü herkes için müşterektir. T.C. Anayasası 2. maddesi ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 1985/2523 esas ve 1985/3431 numaralı kararı’na göre; Türk ve yabancı Mesih İnanlıları, kendi inancını seçebilir, cemaat oluşturabilir, beraber ibadet edebilir, inancını yayabilir, inancını öğrenebilir ve öğretebilir. Bunların hiçbiri yasak ve kanuna aykırı değildir.
Aynı belge de, Mesih İnanlılarının amaçlarıyla ilgili, bir hukuki rapordan alınan şu ifadeler de dikkat çekicidir;
MESİH İNANLILARI’NIN “SİYASİ MENFAAT ve NÜFUZ SAĞLAMAK” AMACI YOKTUR (Doç. Dr. Nevzat Toroslu)
Mesih İnanlıları’nın “siyasi menfaat ve nüfuz sağlamak” amacıyla hareket ettiklerini söylemeye de imkan yoktur.Mesih İnanlıları, siyasi menfaat amacıyla hareket ettiklerini söyleyebilmek için dini, dini hissiyatı ve dince mukaddes sayılan şeyleri alet ederek yapılan bir propagandanın veya telkinin günlük siyasi iktidar mücadelesine ilişkin olması, yani siyasi nitelikteki bir makama gelmeye veya ele geçirilen böyle bir makamı muhafaza etmeye; siyasi nüfuzdan sözedilebilmesi için de yine dini, dini hissiyatı ve dince mukaddes sayılan şeyleri alet ederek yapılan bir propaganda ve telkinin aynı şekilde başkalarının siyasi düşünceleri üzerinde etkili olmaya, örneğin bunların belli kişiye veya kişilere yahur siyasi partiye oy vermelerini sağlamaya yönelik olması gerekmektedir.Oysa her şeyden önce, “Mesih İnanlıları”nın propaganda yaptıkları iddia edilen dînî inanç, herhangi bir siyâsî nitelik taşımamakta, içinde yaşadığımız dünyaya ilişkin siyâsî kurallar içermemektedir; sadece Tanrı’nın ruhsal veya mânevî egemenliğinden söz etmektedir. Öte yandan, “Mesih İnanlıları”nın propagandasını yaptıkları iddia edilen dinî inancı, günlük siyasi iktidar mücadelesine alet etmeleri ve böylece siyasi menfaat veya siyasi nüfuz sağlamaları da mümkün değildir. Bir kere “Mesih İnanlıları” belli bir dini cemaate mensup olmanın ötesinde herhangi bir siyasi parti veya kuruluşun üyesi değildirler. Ayrıca kendileri veya başkaları için siyasi bir talepte bulunmamaktadırlar. Nitekim propaganda veya telkin amacıyla başkalarına verdikleri iddia edilen yayınlarda herhangi bir siyasi kişi, parti veya kuruluş övülmemekte, böyle bir kişi veya kuruluşun siyasi iktidar mücadelesine katılınmamaktadır.
Görülen o ki bazı çevreler, hukuki, yasal ve insani haklarını en doğru şekilde kullanma çabasında olan Hıristiyan misyonerlerin varlığından farklı nedenlerle rahatsız olmaktadır. Bunun sadece siyasi ve etnik ayrılıkları körükleyen bir tavır olduğu görülmektedir. Ve Hıristiyanlar bu ayrılıktan herkesten daha fazla rahatsız olmaktadır. Öldürülmekten, yaralanmaktan ve süreklileşen baskıdan rahatsız olmaktadır.
11 [?]

120 Yorum
Yazan:Ekrem Senai Tarih: May 7, 2007 | Reply
Kendine “düşman” belirlemek propogandanın en etkin elemanlarından biri. Emperyalist güçlerin komplo planları, siyonistlerin, Hristiyanların gizli emellerinden bahsettiniz mi çevrenize kolay yandaş toplayabiliyorsunuz. Son seçimde barajın altında kalıp zavallı bir duruma düşen siyasi partiler, sesleri yüksek çıksın diye halkı kin ve düşmanlığa alet etmeye başladılar. Misyonerlerin gizli emellerinden bahsedenlerin gizli emellerini görmek lazım. SP, BBP, Haydar Baş, DSP ve bilumum cılız partiler, palazlanmak için ortalığı velveleye vermenin iyi bir yöntem olduğuna karar verdiler. Malatya’da işlenen cinayetin gerçek failleri işte bu tiplerdir. Bu kin ve düşmanlık sonucu alacakları 3-5 oy, bu kanla kirlenmiş oylardır.
Nasıl bir Mesih imanlısı için misyonerlik önemliyse, müslümanlar için de çok önemlidir. Nasıl Avrupa’da, Amerika’da bir müslüman çekinmeden dinini tebliğ edebiliyorsa bir hristiyan da edebilmelidir.
Bu incil arası 100 dolar hikayesi de, bizim 100 dolara başını örtenler gibi bir safsatadır, bir ara da rabıta vardı mesela… Bir insanın bir dine girmek için para dışında bir sebebi olamaz mı sahiden? Peki insanları para vererek bir dine soktuğunuz zaman neyi gerçekleştirmiş olursunuz? Ne yazık ki halkımız bu tip safsatalara gereken yanıtı vermek konusunda yeterince bilince sahip değil. Siyasi partilerin yönlendirdiği “kitleler” olmak konusunda ısrarlı.
Her dinden insan dinini sonuna kadar yaymakta, anlatmakta, kendini ifade etmekte serbest olmalıdır. Serbestlikten, demokrasiden kimse zarar görmez. “Din elden gidiyor” diyenlerin, “din”i elden yürütenler ve din’i siyasete alet edenler olduğunu görmeliyiz, göstermeliyiz.
Yazan:Öncü Nesil Tarih: May 7, 2007 | Reply
MİSYONERLERE SORUYORUZ?
Aslında Hz İsadan önce onun yaşadığı dönemde, Ortadoğudaki pek çok toplum, “TanrıOğlu” inancına, onun insanlığın kurtuluşu için çarmıha gerildiğine, daha sonra dirildiğine, ve tekrar kaybolduğuna inanmıştır. Bunlardan birisi, bakire bir İranlı kızdan doğduğuna inanılan Tanrının Biricik Oğlu “Mitra”dır. Hz İsanın doğduğu sırada, bir “sır dini” olarak Mitraizm bütün Akdeniz çevresindeki ülkelerde yayılmıştır. Hindistanda “Lama” yada Tanrı oğlu diye inanılmıştır. Oda bir bakiredendoğmuş, çarmıha gerilmiş, ölmüş ve dirilip tekrar görülmez olmuştur. Hristiyanlık bu ve benzeri efsaneleri benimsemiştir. Bakınız, kendi kaynaklarına göre bile Hz İsanın doğduğuna inanılan 25 Aralık tarihi, aslında Mitranın doğum günüdür. Neden Hıristiyanların bazı mezhepleri bunu değiştirmeden İsanın doğum tarihi olarak almışlardır.
*Adem ve İsa, insanlığın iki temsilcisidir. Biri insanlığa günahı getirmiş; öteki, bu günahı giderecek yolu bahşetmiştir. Bu yol Sözde vaftizdir. Peygamberlerin bile günah affetme yetkisi yokken bu nasıl oluyor. Bu yetki ne anlama geliyor.
*Pavlus Hz isanın baş düşmanı iken sonradan Hristiyan olan yahudi dönmesidir. Pavlus ?!?
*Misyonerler Allah’a ortak koşanlardan değilse, kendi yayını İncillerde yazılı pasajları ne ile izah edeceklerdir. “Topluluğun yanına döndüklerinde, bir adam İsa’ya yaklaşıp önünde diz çökerek yalvardı: Ya Rab, oğluma acı, sarası var, şiddetli nöbetler geçiriyor. Sık sık ateşe, suya düşüyor’” (Matta 17: 14-15) burada çocuğun babası “Ya Rab!” diye kime sesleniyor?Hz İsa ya mı? Yüce Allah’a mı?
Şu pasajlarda da “İsa, ‘İsa çocukların ekmeğini alıp atmak doğru değildir’ dedi. ‘ Evet ya Rab’” diye karşılık verdi” (Matta 15:26-27) ve isa ‘Bardağımdan gerçekten içeceksiniz’ dedi, ‘Ne varki sağımda ve solumda oturma yetkisini vermek bana düşmez. Bu ancak Babam tarafından kendilerine hazırlananlar içindir’” (Matta20:23) Yukarıda Hz İsanın ağzında incillerde Allah’ın oğlu olduğu ifade ediliyor. “İsa tekneye binerken, cine tutulmuş adam birlikte gitmek için O’na yalvardı. Ama İsa engel oldu. Evine, seninkilere git’ dedi. ‘Rabbin (İsa) senin için yaptıklarını ve sana acıdığını onlara anlat” (Markos 5:18-20) şeklinde demiştir, Bundan sonra bizde birtek İLAHA inanıyoruz diyebilirlermi?
Başka bir yerde “Öyle ki, İsa’nın adı anıldığında göktekiler, yerdekiler ve yer altındakilerin hepsi diz ÇÖKSÜN ve her dil, Baba Tanrı’nın yüceltilmesi için İsa Mesih’in Rab olduğunu açıkça söylesin” (filipelilere2:6-11)
Bir insan başkasının suçu ile suçlana bilirmi? Hz Ademin güya işlediği suçdan dolayı insanlar günah ile dünyaya geliyorlarmış. Bunu Hz İsa güya çarmıha gerilmekle affettirmiş. Bugün modern dünya hukuku, işlenen suçtan dolayı sadece suçlu kişiyimi? yoksa onunla beraber çocuklarını da mı? cezalandırmayı öngörüyor? Bu ne saçmalık. Modern dünya nereye, misyonerler nereye gidiyor?
Bir peygamber insanlara şarap içmeyi tavsiye edermi? Şarap içmek ve şarap içilen yerlerde bulunmak tavsiye edilebilirmi? İncillerde dile getirilen bu iş hangi akıl ve mantıkla açıklana bilir? Soruyu daha iyi anlata bilmek için Yuhanna İncillerinde yer alan bölümü buraya almak lazımdır İşte Yuhanna 2:1-11 “Üçüncü gün Galile’nin Kana köyünde bir düğün vardı, İsanın annesi oradaydı. İsa ve öğrencileri de düğüne çağırılmışlardı. Şarap tükenince İsanın annesi O’na ‘Şarapları kalmadı’ dedi. İsa, ‘anne benden ne istiyorsun? Benim saatin daha gelmedi’ dedi. Annesi hizmet edenlere, ‘Size nederse onu yapın’ dedi. Yahudilerin geleneksel temizliği için oraya konmuş, her biri seksenle yüzyirmi litre olan altı taş küp vardı. İsa hizmet edenlere Küpleri suyla doldurun dedi. Küpleri ağızlarına kadar doldurdular. Sonra hizmet edenlere, ‘Şimdi bundan alıp, şölen başkanına götürün’ dedi. Onlarda götürdüler. Şölen başkanı şaraba dönüşmüş suyu tattı. Bunun nereden geldiğini bilemedi, oysa suyu küpten alan hizmetkarlar biliyorlardı. Şölen kaşkanı güveyi çıkarıp ona dediki ‘Herkes önce iyi şarabı, çok içildikten sonrada kötüsünü sunar. Ama sen iyi şarabı şimdiye kadar saklamışsın’ İsa bu ilk mucizesini Galile’nin Kana köyünde yaptı ve yüceliğini gösterdi. Öğrencileride ona iman ettiler” Şimdi böyle bir mucize olur mu? Peygamberler toplumu kötü alışkanlıklardan kurtarması için mi yoksa, şarap gibi kötü alışkanlıkları yaymak için mi geldiler? Sonra yukarıda Hz İsa’nın annesine tavrıda enteresandır. Bir peygamber annesini azarlarmı? (Kuran-ıKerim Meryem; 14, 32)
Misyonerler, Hıristiyanlaştırdıkları insanlara, ekmek_şarap ayini yaptırıyorlarmış. Ayinde hem, hemde kilise içinde, biraz ekmek, biraz şarap veriyorlarmış. Ekmek İsa nın eti, şarap ise onun kanı imiş? Bu nasıl oluyor? Güya bunlar sembol müş? Kilisede insanlara şarap içirmek nasıl sembol olabilir ki?
İnciller toplam 66 kitaptan oluşur, bunların 39 u eski ahit, 27 si Yeni ahittir. Yeni ahit kitapları yüzlerce yıl içinde insanlar tarafından yazılmışlar sansüre tabi tutulmuşlar ve teslise uymayan sözler belli kişiler tarafından çıkarılmıştır. Bu kitaplar nasıl 4 kitaba indirilmiştir. Dikkat ederseniz MİSYONERLER bir kitapta karar kılamamışlar. “Matta Markos Luka Yuhanna” . Yeni ahitte ençok Pavlus un mektupları var. Neden ? Eski Ahit 1000 senelik bir süre içinde yazılmıştır. Bunca kişilerin elinden geçen sansüre tutulan, içinde şirk bulunan ve binlerce çelişki bulunan kitap doğru olurmu? Allah’ın kitabı olur mu?
Hristiyanlık’ta Tanrı inancı vahye mi, yoksa, hemen hepsi felsefeci olan “Kilise Babalarının” asırlarca tartışarak ortaya koydukları sisteme mi dayanıyor? Yazılan ilham olsa bile, ilham vahiy olurmu? Haftada bir kiliseye gitmek hristiyanların dinlerini araştırmaktan, gerçeği öğrenmekten soğutmaz mı?
Misyonerler, Allah’ın yorulması, dinlenmesi, acı duyması, pişman olması gibi insanlara ait duyguları yüce yaratıcıya nasıl atfedebiliyor. İncilde’de Hz isanın ; “Tanrım Tanrım, beni niçin terkettin” (Matta27:46) diyerek öldüğü yazılı. Hz. İsa peygamber olarak Allah’a böyle sitem yaparmı? Hz İsa Rab ise; niye kendisine işkenceye müsaade etti? Böyle tanrılık olurmu? İnsanların tanrıya gücü yetebileceği düşünülür mü?
Hz İsanın öldükten üç gün sonra dirildiği ve öğrencilerine görüldüğü iddia ediliyor. “Ne varki bir hayalet gördüklerini sanan öğrencilerin hepsi korkularından dona kaldılar. İsa ‘Neden korkuyorsunuz? Diye sordu. ‘Neden şüphe ediyorsunuz? Baksanıza ellerime ayaklarıma. İşte benim. Bana dokunun da görün. Bir hayaletin et ve kemiği olur mu hiç? Ama benim var, bakın işte görüyorsunuz.’ Konuşurken ellerindeki çivi izlerini görmeleri için ellerini iki yana açtı ve ayaklarındaki yarayı gösterdi. Yine de sevinçten inanamıyor, şaşkın şaşkın O’na bakıyorlardı. Bunun üzerine İsa ‘Burada yiyecek bir şeyiniz var mı? Diye sordu. Ona bir parça kızarmış balık verdiler. İsa, yine şaşkın bakışları arasında balığı yedi!” Sorumuz şu:Eğer İsa Mesih ilah ise, bir Tanrı yaralarını üç günde iyileştiremez mi? Yine Tanrı, insanlar gibi acıkıp insanlardan yemek ister mi? Bunları akılla nasıl izah edilecek? Ayrıca bir tanrı niye ölüpte dirilme ihtiyacı duymuştur? Sevgi ve şefkat sahibi olarak tanıtılan Hz İsa insanlar sert davranır mı? Onların eşyalarına zarar verir mi? Bu soruya misyonerlerin hayır dediğini duyuyor gibiyim. Peki Matta incilinde 21:12_13 pasajı nasıl izah edilecek:” İsa tapınağın avlusuna girerek oradaki bütün satıcı ve alıcıları dışarı kovdu. Para bozanların masalarını, güvercin satanların sehpalarını devirdi. Onlara şöyle dedi: Benim evime dua evi denecek’ diye yazılmıştır. Ama siz burayı haydut evine çevirdiniz” Bir peygamber veya misyonerlerin ifadesiyle ilah, insanlara böyle davranır mı? İnsanlara kırıcı söz ve tavırlar içersine girer mi
Bakın hristiyanlık kime gelmiş, Matta İncilinin 15;24 deki pasajı “İsa ben YALNIZ İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim’ diye cevap verdi” demekki İsevilik (hristiyanlık), İsa ve İncil israil oğulları ile sınırlı kalmıştır kalması gerekmektedir. Yahudilik yehudalarla, budizmde hinlilerle anılır ve oralarla sınırlıdır. Ama İslam ve Hz Muhammed bir millet için anılmaz, tüm insanlar için gelmiştir.
Protestan Misyonerler neden kitaplarında peygamberimize iman etmeleri yazarken ve apaçık bilirken kendi kitapları İncil e iman etmiyorlar. Protestan gibi; YAHUDİLİĞE EN YAKIN, HATTA AYİNLERİNDE İNCİLDEN ÇOK TEVRAT VE MEZMUR OKUYAN Protestanlığı tercih ettiklerini !!! Ve Protestanlığın; yahudilerce, hıristiyanlığı ve avrupayı bölmek için ortaya atılmış bir uyduruk mezheb olduğunu ve; madem günah çıkartma dan tut ta papaza endeksli din anlayışına kadar bir çok saçmalığı reddettiler ve bütün vatikanı ve patrikleri düşman edindiler de oldu olacak bari tam bir inkılab ve tekamülde bulunup İSA RAB DEĞİL KULDUR NEBİDİR deyip adam gibi “protest” de bulunmadılar !!! Madem baştan sona her şeyi değiştirdiler isevilik içinde; bir tek isa rabdir ve isa nın fidyeliği teorisini ve pavlus vs neden reddetmediler ?
Hiristiyanların amentüsü (ha bu amentüde iznik konsülünde belirleniyor, peygamberin belirlediği bir amentü değil) : “Her şeye gücü yeten, görülen ve görülmeyen, bütün şeylerin yaratanı olan bir tek baba Allah’a inanıyoruz; Bir tek Rab İsa Mesih’e inanıyoruz: Allah’ın oğlu; Baba’dan doğan biricik Oğul, yani Babanın öz varlığından oluşan Allah’tan Allah, Nurdan Nur, gerçek Allah’tan gelen gerçek Allah, yaratılmış değil babanın özünden çıkmış, Baba’nın aynı aynı öz varlığına sahip olan, kendi aracılığıyla gökteki ve yerdeki her şey yapılmış, biz insanlar için ve kurtuluşumuz için gökten inmiş, insan bedeni almış ve insanlar arasında yaşamış, sıkıntı çekmiş ve üçüncü gününde ölümden dirilmiş, göğe yükselmiş, dirilerle ölüleri yargılamaya gelecek olan O’dur; Ve kutsal ruhada inanıyoruz.” Misyonerler İsaya nedemek istiyorlar Allahın bir parçası olan Allah olur mu demek istiyorlar “Babanın öz varlığından oluşan Allah’tan Allah” ne demek sizce.
İslamın öğrettiği Allah (cc); Kudreti ile ilmi ile, Rahmeti ile her yerde hazır ve nazırdır. Tanrı, misyonerlerin söylediği gibi haşa Baba Tanrı ile Oğul Tanrı gökte yan yana oturuyor, ikisini görevlendirip gönderdiği üçüncü şahıs olan Kutsal Ruh ise ikisinin namına yerde faaliyet gösteriyor değildir. Tanrıyı üç şahsa bölmeyi ve her birisini ayrı yerlere koymayı, ne tevhid, ne akıl ne vicdan, ne izan nede ilim ve irfan kabul eder.
İslam da Allah (CC): “Alemlerin RABBİDİR” Fatiha 1 (Demekki Rab sadece ve sadece Allah’tır.) ”
Allah kendisinden başka ilah olmayandır” Bakara 255
“Hükmedenlerin en iyi hükmedenidir” Tin 8
“Yahudiler, “Uzeyr Allah’ın oğludur” dediler; Hıristiyanlar,” Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, daha önce inkâr edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin! Nasıl da uyduruyorlar.” Tevbe 30
İhlas suresinde olduğu gibidir. 1-De ki; O Allah bir tektir. 2-Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O’na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir) 3-Doğurmadı ve doğurulmadı 4-O ‘na bir denk de olmadı
Araf 164,165 de göre tebliğ yapılabilir.
*** / ***
Bunların bilinmesini istedim.
Ama bunların bizi oyalamaması gerektiğinide ÖNEMLE belirtmek isterim..
Yazan:Mehmet Tarih: May 7, 2007 | Reply
Konuk yazarimiz Gökhan Bey’e bu seviyeli ve bilgi dolu yazisi için tesekkürler.
Son günlerde Özellikle Hürriyet ve Milliyet’i saran SAHTE HÜMANIZM dalgasi beni çok rahatsiz ediyor.
Oysa Cumhuriyet gazetesiyle beraber bu ikili müthis bir HRISTIYAN AVI baslatmislardi. Iste 15 Mayis 2002′de Milliyet’te çikan bir haber :
http://www.milliyet.com.tr/2002/05/15/guncel/agun.html
Tabi “…söyleniyor, …iddia edildi” tarzinda yazilan bu haberlerin gerçekligini yayindan önce kontrol etmek de MILLIYET’in aklina gelmiyor.
Simdi de (21 Nisan 2007) Mehmet Ali Birand DEMOKRAT ve HÜMANIST maskesini takmis, hristiyanlarin ve misyonerlerin avukatligini yapiyor :
http://www.milliyet.com.tr/2007/04/21/yazar/zbirand.html
Ama nedense bundan 4 yil önce Sayin Birand “yapmayin, bu çigirtkanligin sonu kötüdür” demek zahmetinde bulunmadi.
“Araplar Hatay’da, Yahudiler Güney Dogu’da arazi aliyorlar” yaygarasini çikaran Cumhuriyet Gazetesi”nden ve Rahsan Ecevit’ten de ses yok nedense.
Ne oldu? Arazi alimlari durdu mu? Yoksa hiç mi olmadi?
Dostlukla
Yazan:Ç-Z Tarih: May 7, 2007 | Reply
Anlaşama problemi 1) Biz İslam dini mensubu Müslümanlar peygamberimizin son peygamber dinimizin de son din olduğuna inanıyoruz.Dinimizde Kuran’ı kerim de Hz.Muhammed den önce peygamberlik bahşedilmişlerin hepsine iman etmek var.İnancımız gereği İslamiyet öncesinde var olan semavi dinlere saygı duyup kabul etmek zorundayız.Bu da Hiristiyanın duyuruculuk yapması nasıl yaşam biçimi ise bir müslümanın da “saygı duymak”yaşam biçimidir, inancından bunu soyutlayarak İslam dinine mensup olamaz.
Gelelim İslamiyet öncesi dinlere hepsi ısrarla kendilerinden sonra olan bir dinin varlığını öğretileri gereği yadsıyor..Bir Müslüman’ın dinini din olarak kabul ettiğinde bize göre o zaten Müslüman olmuş değil midir?
İslam dışı dinlere mensup inanlar Müslümanları, inandıkları Allah’a inanan insanlar olarak görebilmeyi(insan olarak görmekten bahsetmiyorum)becerebilirler mi?Hadi becerdiler diyelim inançları ile çelişmiş olmazlar mı?
Biz inananların kardeşliğine iman etmeyi dini vazife olarak kabul ederken!
Sizce buradaki problem nerde?
Kısaca İslam dışı semavi dinler peygamberlere iman edin demiyor sadece insan hakları yada demokrasi adına diğer din mensuplarının dinine saygı gösterin diye SİYASET diyor.
Ve bu siyaset kendi dininde bulamadığı hak ve adaleti bir takım siyasi terimlerin karşılığı yapıp diğer ülkelere pazarlamaya çalışıyor.Laik sitem,demokrasi,özgürlük,eşitlik vs!
Demokrasi,eşitlik vs kendi tanımları yapılmadan önce İslamiyet in içinde zaten vardı.Yani İslamiyet ve demokrasi çelişmiyor.O halde neden İslam ülkelerine öğretilecek eğitilecek vahşiler gibi bakılıyor?
Anlaşamama problemi 2)
Mağdur durumunda kalmak ve manşetleşmekten bahsetmişsiniz?Kısaca 12 eylül ve El kadide İslam alemine mal edilmedi mi?Malatyadaki kişilerin öldürülmesine üzülmem için insan olmaları yeterli,öldürenleri amacı(!) ne olursa olsun eylemleri yüzünden kınıyorum.
“Hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bile Protestanların acılarına ortak olma tepkisinden hayli uzak bir ifadeyle; Kurtuluş Kiliseleri Baş Pastörü Sayın İhsan Özbek’in “gerekirse Müslüman mahallesinde salyangoz satarız” çıkışını tahrike yordu.”demişsiniz, bilmediğiniz yada bilmek istemediğiniz İslam dininde putlaştırmaya engel olmak için peygamberinin resmi bile yapılmamışken hangi insan hak ve inançlarına saygılı insan bir peygamberin karikatürünü aşağılayıcı şekilde yapabilir?Ve nasıl olur da diğer inançlara saygılı özgürlükçü ülke başkanları yada din temsilcileri devletler arası siyasi ilişkilere saygısı nedeniyle(en azından örnek olabilmek ve gerginliği azaltmak için) diğer İslam ülkelerine üzüntülerini bildirmez!
Tahrik demiştiniz değil mi?
Gelelim her dinin içindeki aşırı uçlara,sizin veya diğer dinler içinde yok mu?Klasik tarihten örneklemelere kalkışmayacağım,düşünün yeter.
Ben iman etmem buyrulan bir peygamberin ümmetinin tümüne bunu yapıştırabilir miyim ki,böyle bir hakkım var mı?
Sonuç olarak”öğretmek sorumluluğundan” bahsetmişsiniz anlaşılamayan şu;İslam,son din olarak iman edilip uygulanıyorken onun inanına “sana öğretmeye geldim” diye gittiğinizde bunu hakaret kabul eder mi etmez mi?Kendi dininizi anlatabilmek için önce karşıdakinin nasıl bir inanca sahip olduğunu bilmek zorundasınız. Bence…peki tüm bunları yazan sizin namınızda soruyorum “Siz biliyor musunuz,ben nelere inanıyorum ve dolayısı ile suçladığınız şeyin bir parçası değilim olmam bile mümkün değil?
Bahsettiğiniz diğer konular dinin siyaset içinde kullanılmasına gelir ki bunun için söylenecek her şey detay olur.
Yazan:Turretin Tarih: May 7, 2007 | Reply
Hani bazı yazılar ve kitaplar vardır, okuduğunuzda her cümlesinden veya her sayfasından cahilliğin ve bilgisizliğin havası sezilir. İşte Öncü Nesil adlı kişinin “Misyonerlere Soruyoruz” başlıklı yazısı da bu şekilde bir yazıdır. Bu yazıya satır satır cevap yazma girişiminde bulunduktan sonra böylesine yanlış bilgiler ve aşağılamalarla dolu olmasından dolayı zamanımı kaybetmeye bile değmeyeceğini gördüm. Umarım sağduyulu okurlar o mesajın içeriğindeki karalayıcı ruha bakmadan kendi bilgilerini daha sağlam kaynaklardan edinirler…
Yazan:M. İkbal TUNA Tarih: May 7, 2007 | Reply
Gökhan Bey elinize sağlık,
Şu sorunun cevabını çok merak ediyorum.
Acaba bu ülkede, “Dinimiz elden gidiyor, misyonerler her tarafı sardı, Müslüman gençler binlerle ifade edilen sayılarla Hıristiyan oluyor, dinler arası diyalog ve hoşgörü misyonerliği kolaylaştırıyor” diye naralar atan elit ve bürokrat kesim ya da ulusalcı geçinenler bugüne kadar din ve vicdan özgürlüğü konusunda neler söylemiş, hangi politikalara destek olmuşlardır? Dinini ciddiye alan insanların dini hayatlarını iyileştirmek gibi bir dertleri olmuş mudur? Yoksa dindarlara en büyük acıyı, sıkıntıyı, cefa ve haksızlığı bu çevreler mi reva görmüştür? Evet ülkemizde misyonerlik faaliyetleri vardır. Ama şunu da unutmamak lazımdır ki herkesin dini kendinedir. İslam dini “dinde (din seçiminde) zorlama yoktur” hükmünü getirmiştir. Fakat burada bizi üzen durum ise başkalarının İslam yerine Hristiyanlık’ı seçmesidir. Bu biz müslümanlar için vicdani bir meseledir.
Ülkemizde son zamanlarda ciddi bir şekilde hoşgörü havası karartılmaya çalışılıyor. Özellikle son dönemde bazı misyoner faaliyetleri çok abartılarak yorumlandı. Bazı siyasi gruplar ve ulusalcı hareketler misyonerlerin çalışmalarına karşılık şiddet kullanma eğiliminde bulundular. Burada bize düşen göre ise yıkmak, yakmak değil bilakis daha fazla islama ve müslümanlara sahip çıkmak ve karşı din mensubunun da hakkını gözetmektir.
İnşallah Malatya olayı bunların sonuncusu olur ve hoşgörüyü baltalama eğilimleri boşa çıkar.
Muhabbetle…
Yazan:Mehmet Tarih: May 7, 2007 | Reply
Sayin Tuna’nin dedigi gibi hirstiyanlara ve misyonerlere en sert tepkilerin muhafazakâr Müslümanlardan degil de ulusalcilardan gelmesi kaydedilmeli.
Bülent ve Rahsan Ecevit’in çikislari, Cumhuriyet gazetesi, CHP ve Ankara Ticaret Odasi baskani Sinan Aygün (göreviyle hiç ilgisi olmayan) tarafindan 2003′te hazirlatilan rapor. MGK’da misyonerlik konusunun masaya gelmesi.
Bütün bunlarin ulusalcilari ve fanatik kemalistleri isaret etmesi dikkate alinmali. Samimi müslümanlar kendi dinlerine güvenirlerken Islam hakkinda hemen hiç bir sey bilmeyen hatta ondan korkan Oligarsi’nin son dört yilda HristoFobi’yi de körüklemesi düsündürücü.
Bu asamada akla gelen sorular sunlar :
1) Oligarsi acaba “çimento” rolüne hapsetmeye çalistigi Islam’in bosalttigi yerleri Hristiyanligin doldurmasina neden karsi çikmaktadir?
2) Oligarsi için gerek Islam gerekse Hristiyanlik Kemalizm dinine bir rakip midir?
3) Yoksa oligarsi iç barisi hâlâ homojenlikte mi aramaktadir?
4) “Ne mutlu Türküm Diyene” sloganiyla saglanamayan huzur “Ne mutlu MÜSLÜMANIM” sloganiyla saglanabilir mi? Müslüman olmayanlari saklanmaya, olduklarindan farkli görünmeye mecbur etmenin Türkiye’ye faydasi var mi?
5) Zaten komada, serumla, agizdan solunumla ayakta tutulmaya çalisilan 1930 model millet-devlet doktirini daha ne kadar yasayabilir?
6) Anayasa mahkemesinin Anayasa’yi TV’de NAKLEN deldigi bir ülkede laikligi de, demokrasiyi de, bireysel haklari da yeniden tarif etmenin vakti gelmedi mi?
Dostlukla
Yazan:Arzu Tarih: May 7, 2007 | Reply
Gökhan Bey,
Yazınızı okudum ve kendinizi ifade biçiminizi beğendim. Ancak, Aksiyon Dergisi ve Ahmet Taşgetiren’le ilgili, müfteri tanımlamanızı doğru bulmadığım gibi, yersiz bir örnek olarak gördüm.
Hassasiyet beklenen bir konuda, namütehassıs bir tutum başkalarını da yaralayacak, 3 kişinin menfur ölümüyle alakalı söylenen, mesnetsiz hedef göstermelerin aynısı farkında olmadan yazınızın içinde şekillenebilecektir.
Yazan:Volkan Serin Tarih: May 7, 2007 | Reply
Gökhan Bey,
Yazı için çok teşekkür ediyorum.
Sayenizde Hristiyan bakış açısıyla misyonerlik nedir, öğrenmiş olduk.
Bu başlığa “hristiyanlık saçma, huzur islamda” temalı mesajlar atmak ise benim için zeka yoksunluğu belirtisi.
Burada bir vatandaşımız bireysel haklarının ihlal edildiğinden bahsediyor.
Ki aynı şey müslümanların başına da sıkça geliyor bu memlekette.
Öncelikle yapılması gereken birbirimizi anlamaya çalışmak.
Bu açıdan Gökhan Bey bizim için maden sayılır.
Keşke “hristiyanlık hakkında yanlış bilinenler” gibi bir makalesi de yayınlansa.
Yazan:Talha Can Tarih: May 7, 2007 | Reply
Elinize sağlık Gökhan Bey,
Mehmet ve İkbal Beylerin yorumları çok iyi analiz olmuş. Mehmet Bey’in sorularına cevapları ben de bekliyorum. HristoFobi’nin bilerek ve planlanarak körüklendiğini, misyonerlek hakkındaki haberlerin yönlü ve yanlış olduğu düşüncesindeyim. hatta gündemimize etkisinin fazla olduğunu da düşünüyorum.
http://www.pakvizyon.com/?p=198
Muhabbetle…
Yazan:Ç-Z Tarih: May 7, 2007 | Reply
Basit bir örnek;Baykal geçenlerde diğer sol partilere çağrı yaparken aynen şöyle dedi “biz cumhuriyet nikahı istiyoruz ve hatta Katolik nikahı istiyoruz,hiç ayrılmamacasına”.. (hatırlatma:Sezer de buna karşılık nişanlılık için zaman istemişti)
Ben bu cümleyi yoruma açık bırakıyorum..
(haberleri dikkatle izleyenler kelimeleri birebebir alıntıladığımın farkına varacaklardır..)
Yazan:Ecenaze Tarih: May 7, 2007 | Reply
Gökhan bey bir protestan olarak, gayet nezih bir dille, misyonlarını ifade etmiş..
Fakat ülkemizde konunun çok daha farklı algılandığı muhakkak..
Örneğin, Katolik mezhebinin misyonerlik yapmak vb faaliyetlere hiçbir zaman başvurmadığını,Anadolu ya ve Afrika ya giden misyonerlerin Protestan olduğunu, sokaktaki vatandaşa sorsak, çoğu bilmez..
Ve bence insanları[ beni de] asıl işkillendiren , ne katolikler ne de protestanlardır..
Ortodoks kilisesinin ekümenik faaliyetleri, Yunanistan bağları vb haberler ve duyumlardır..
Yani bizim [entellektüel kesimi kastetmiyorum] hıristiyan yada misyoner deyince, aklımıza ilk gelen, Patrikhane, Ekümenik iddiaları vb..
Aytunc Altundal ı sabahlara kadar Ceviz Kabuğunda izleyen insanların, ertesi günü Ortodoks olması gerekmiyor, herhangi bir hıristiyan komşusuna şüpheyle BakmaMası nerdeyse imkansız..
Ayasofya Camii tartışmalarının da negatif yönde tetikleyici olduğunu sanıyorum..
Sözüm ona Rus Ortodoks Kilisesi nin başındaki zat ı muhterem dermiş ki;
“Sizin için KABE neyse, bizim için Ayasofya odur”
Bunu tv ekranından dinleyen bir insanın, zihninde canlanacak paranoya ve sahiplenme egosu çok doğal karşılanmalıdır..
SAYGILARIMLA
Yazan:Haydar Tarih: May 7, 2007 | Reply
Sayin Oncu Nesil;
“Benim inancim CAN, senin inancin PATLICAN” zihniyeti ile hareket ettigin surece kendini savunacak zemini daima kaybedersin.
Cunku senin savundugun da bi INANC meselesidir baska din mensuplarininkide bir INANC meselesidir. Senin inanclarin nekadar saygidegerse onlarinkide o kadar saygidegerdir.
Yazan:Öncü Nesil Tarih: May 7, 2007 | Reply
s.a.
Kitap ehli ile ilgili sorunlar; Bazen başka başka kelimeleri kullandığımızdan, bazen aynı kelimeleri kullanıp başka şeylere inandığımızdan ve bu sebebler yüzünden de öteki yüzümüzü hep gizlemek zorunda kaldığımızdan kaynaklanmıyormu ve çözümsüzlük uzayıp gitmiyormu.
(Uzayıp gitmemesi için, yazdığım bir yazı. Bakın orda, Araf; 164,165 göre de tebliğ yapılabilir demişim, pazarlık değil tebliğ, buna göre benimki can diyen bir yazı değil o yazı )
Ben direkt gerçek yüzümü gösterdim.
Sizide ona davet ediyorum. Herkezi…
Yazan:Gökhan Talas Tarih: May 7, 2007 | Reply
Öncelikle olumlu olumsuz yazıya yönelik eleştiri ve yorum ileten herkese teşekkürler. İnsan olarak paylaştığımız ortak noktaları güçlendirme arayışı ve arzusu içinde olduğumuz insanların varlığını hissetmek bir sevinç kaynağıdır benim için. Öncü Nesil rumuzlu arkadaşa cevap vermeyeceğim zira algılanış biçimiyle bile yaklaşımının namüsait bir mahiyette tezahür ettiği muhakkak.
Arzu Hanım,
O çeşit gazete ve dergi haberleri bir tahrik unsuru olarak Protestanlara yönelen bıçak darbelerini bilediği halde devam ediyor. Biz bunları hiç olmuyormuş gibi kabullenirsek ve insanlar okudukları gibi anlamaya devam ederse bir Malatya yazısı daha yazılabilir, hatta yazabilen kişi belki de ben olamam o zaman. Misyonerlik konusunda eli yüzü düzgün bir sürü eser okudum bazıları Müslümanlar tarafından yazılmış ve bana rehber olmuştur. Bu açıdan nedeni takdir edebileceğinizi umuyorum.
Tekrar Yüce Tanrı’dan esenlikler dilerim.
Yazan:Gökhan Talas Tarih: May 7, 2007 | Reply
Sayın Ecenaze,
Modern müjdeleme (misyonerlik denilen faaliyetlerin bizim literatürümüzde ki ismi budur, “Müjdelemek”) faaliyetlerinde en önemli hareketler Katolik kilisesiyle başlamıştır. Özellikle Asisili Francis kardeşin kurduğu Francisken Keşişleri hareketi İslam dininin yaşandığı topraklarda müjdeleyen ilk gruplardır. Bunun yanında Türki Cumhuriyetlerde de önemli Katolik misyonları kurulmuştur. Protestan müjdeleme hareketleri Katolik baskısından kaçan inanlıların Avrupa’dan Amerika ve Yeni Dünya’ya yakın diğer merkezlere açılmasıyla başlamıştır. Afrika’ya gidişleri 17. yy sonlarında sistematik şekilde gözlemlenir. Belki kişisel müjdeleme faaliyetleri olmuş olabilir. Ancak bugüne benzer en belirgin müjdeleme sistemi Salvation Army isimli grubun faaliyetlerinden temelini alır. Ve çoğunlukla sistem olarak Amerikanvari bir tarzı vardır. Ancak Ortadoğu ve Çin’de bulunan imanlı topluluklar bugün kültürlerini korumak amacıyla kendi kilise kültürlerini oluşturmaktadırlar. Ve öncesinde zaten Kıpti, Süryani ve benzer yapı da Ortodoks kiliseler kendi Doğu kültürleri içinde inançlarını yaşamış ve yaymışlardır. Türkler üzerinde ki en etkin kilise hareketi Kadıköy Konsili’nde sıkıntılar yaşayıp sürgün edilen Nesturi isimli erken dönem piskoposlarından biri olan kişinin ardılları tarafından kurulan Nesturyan kiliseleridir. Çağımızında Türkler üzerinde genel de en yaygın Hıristiyan inançsa özellikle Gagauz Türkleri üzerinde güç bulan Türk Ortodoks Kilisesi, Baptist kilise ve klasik kilise inançlarından kopmuş olan Adventist Kiliseleridir. Türkler İ.S 200′lerde Hıristiyanlık inancıyla karşılaşmışlardır. Ve bu süreçten günümüze değin Hıristiyan köklerini koruyan Türk toplulukları olmuştur. Gagauzlar tek örnek değildir. Baptist kilise dünyanın en büyük Protestan mezheplerinden biridir. Sonuç olarak çağımızın bile hala en büyük misyon hareketleri, Hıristiyan yardım kuruluşları Katolik Kilisesi’ne aittir. Özellikle Afrika’da.
Kısa bir bilgi verebilmiştir umarım.
Yazan:Tarih Bilinci Tarih: May 7, 2007 | Reply
Gökhan Bey
Kendi pencerenizden elbette haklısınız.Kendinizi ve sorunlarınızıda çok sade etkili biçimde belirtmişsiniz.Fakat misyonerlik faaliyetlerinin tarih içindeki ” doğal ” seyrine bakarsak çok iç acıcı bir durumla karşılaşmamaktayız .Özellikle Güney Amerika ve Afrikada XVII. yy başlayan misyonerlik faaliyetlerinin sonucunda oluşan durum; yerel halkların toprakların gerçek sahibi iken birden köleler durumuna düşmesi ve halada öyle olmalarıdır.Bu çok manidar.Elbet misyonerlikte kendi içersinde hatalarını görüp daha evrensel ve inança yönelik faaliyetlerini arttırmaktadır.Bunu yaymak istemeside çok olağan bir durum. Yinede insan şu sözleri hatırladığında;
“onlar geldiklerinde(misyonerler), bizim elimizde bereketli topraklarımız vardı, onların da elinde İncil.Sonra bereketli topraklarımız onların oldu,bizim ise elimizde İncil kaldı.” (afrika atasözü)
ister istemez bir çekince oluşuyor.
Yazan:Gökhan Talas Tarih: May 7, 2007 | Reply
Sayın Tarih Bilinci,
Acaba bizler 3. dünya ülkesi tabir edilen bir Afrika Cumhuriyeti miyiz? Ya da bizim yerleşik kültürümüzle Afrika’nın kabile kültürü arasında hiç mi fark yok? Açıkçası Türkiye için kültürel ya da politik tehlike arzeden bir misyonerlik tehlikesi söz konususuysa bile, bu Türkiye gibi kökleri kuvvetli bir ülke için bence o kadar manidar değildir. Ancak tekrar ediyorum Türkiye’de ki azınlık misyonerliğiyle, Afrika’da egemen güçlerin kanatları altında o topraklara giren Katolik Kilisesi misyonerlerinin ne jeopolitik ne de kültürel etkisi aynı oranda değerlendirilemez. Sizin bahsettiğiniz sürekli üstünde durduğumuz ajitasyonun bir parçasının belleklerde kalan kısmı. Özellikle antropolojik zemini açısından kaygınızın gereksiz olduğunu söyleyebilirim.
Hiç bir Türk Protestanı Türkiye’nin bölünmesinden çıkar sağlayamaz. Bu ülkede ki her kaos, her siyasi açmaz, her katliam ve düşmanlık en az sizin kadar beni de etkiler. Ben ülkemin dirliği ve birliği konusunda tek bir görüşe inanıyorum. Tanrı Türkiye’yi korusun ve birliğini muhafaza etsin. Demokratik değerleri güçlü bir Türkiye olsun! temennisi dışında köklü bir değişiklik falan da aramıyorum. Devrimci değilim, karşı-devrimci değilim…
Yazan:Mehmet Tarih: May 7, 2007 | Reply
Öncelikle EMPERYALIZM ve MISYONERLIK üzerine bir söz : Siyaset din de dahil herseyi kullanir. Ruslarin ermenileri kiskirttigi dönemlerde Osmanlilar da tatarlari ve diger müslüman azinliklari silahlandirmadi mi?
Kalici baris istiyorsak güçlü ordu veya homojen millet arayisini bir kenara birakip kendi güvenligimizi baskalari için de önemli hale getirmemiz gerekiyor.
Lüksemburg bankalarinda yilda 44 trilyon dolar (Türkiye’nin GSMH’nin 110 kati) el degistiriyor. Lüksemburg’un ordusu ile Türk ordusunu karsilastirmaya deger mi? Hangisi daha çok tehdit altinda?
Bu açidan BTC gibi projeler yapildikça dis düsmanlarimiz azalacak, her biri birer partner olacak.
Protestanligin Türkiye’yi bölecegi düsüncesine katilmiyorum, sebebi de su : Türkiye’yi (ve diger ülkeleri) bir arada tutan sey insanlarin o günlerinden tatmin, geleceklerinden de umutlu olmasidir.
ABD en güzel örnek :
1) Bütün sorunlarina ragmen asgari bir refah ve adaleti çogunluga sagladigi,
2) Gene büyük çogunluga “zengin olma” umudu verdigi için bu ülkenin bölünme ihtimali yok.
Türkiye’de kürtlere karsi yapilan haksizliklar müslüman olmalarina ragmen bölücü akimlara kapi açti.
Osmanli ayni etnik yapiyla yüzyillarca yasadi da, 1912′de mi batmaya basladi din farklari?
Fransa’ya bakin, %10′u müslüman. Türkçe dahil her dilde gazete, dergi, radyo var. Bir Sürü cami var. Kur’an dagitan, Islam’i gece gündüz öven, yayan yayinlar, toplantilar.
Islam’i kabul eden binlerce, belki onbinlerce fransiz var.
Bunlar bu ülkeyi böler mi? Asla. Ama zulüm olursa tabi zenciler beyazlara batar, müslümanlar hristiyanlara.
Ne yazik ki hem balkan savaslarinin hemde kemalizmin etkisini üzerimizden atamiyoruz. Saniyoruz ki dini veya etnik farklar bizi bölecek.
Dostlukla
Yazan:Suat Öztürk Tarih: May 8, 2007 | Reply
DİKKAT: BU YORUM “TARİH BİLİNCİ” RUMUZLU OKURA AİTTİR. SPAM KABUL EDİLEN YORUMU KURTARMAYI BECEREMEDİĞİM İÇİN BU ŞEKİLDE EKLİYORUM.
SİTE TAKİPÇİLERİNİN BİLGİSİNE.
S.Ö
*****
Yazan: Tarih Bilinci
Sayın Talas
Aslında bu tartışmanın içine girmek benim için abes,fakat siz özenerek yazmışsınız buna bir karşılık yazmadan olmazdı.Birincisi,son yaşanan Cumhurbaşkanlığı ve muhtıra olaylarından sonra 3.dünya play off grubu dersek herhalde abartmış olmayız:)
Şöyel demişsiniz;Afrika’da egemen güçlerin kanatları altında o topraklara giren Katolik Kilisesi misyonerlerinin ne jeopolitik ne de kültürel etkisi aynı oranda değerlendirilemez.
Bakın Tarih içinde Türklerin ait olduğu antropolojik grup Caucosid-Turanid yani Ural-Altay dil ailesi de diyebileceğimiz grubun içindeyiz.Bakalım bu gruptan uzak ve yakın akrabalarımızın ilahi dinler acısından tarih içindeki inanış serüvenleri nasıl olmuş:
Ural grubu-Finler,Macarlar,Laponlar
Altay grubu-Çuvaşlar,Yakutlar,Türkmenler(tüm batı Türkleri),Kırgızlar,Bulgarlar,Hazarlar
Çok Uzak akrabalar
Tunguz ve Moğollar
Bu oldukça daraltılmış grubta en önemlileri saydım.Ural grubunu ele alalım Macarlar M.S 1000 yılında Katolikliğe geçtiler.Şimdi baktığımızda gördüğümüz ellerinde günümüzde dillerinden başka hiç bir antropolojik iz kalmadığıdır.Son 50 senede Macarların(ki aslında Magyar bizim Avarların ismini çalan Orta asyalı moğol-tunguzlara kullandığımız isimdir) Yada Hunların Türkoloji konusundaki muazzam atakları sayesinde kendi kökenlerini hatırlamaya başlamışlardır.Üniversitelerinde yoğun bir şekilde bu çalışmalar sürdürülmekte ve Dünyada Türkiye dışındaki en öenmli Türkoloji çalışmaları Macaristan kaynaklıdır.Bugün kü Macaristan slav kültürünün ve Roman kültürünün hinterlandında kendi öz kimliğini büyük ölçüde kaybetmişdir.Bunda Hristiyanlığın önemli bir katalizör olduğu yadsınamaz bir gerçekliktir.
Finlilere gelirsek Ural-Altay grubundan en eski çağlarda bilinmeyen zamanlarda ayrılan ilk topluluk oldukları varsayılır.Bunlar 18.yy kadar Normanların köleleri olarak tarih maceralarını sürdürdüler,o kadar ki Slav ve norman kabileleri arasında sıkışmaktan nerde ise kendi dillerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmış bir topluluktur.(dil giderse etnisite zaten yok olur) Bağımsızlıklarını kazandıktan sonraki hummalı filoloji çalışmaları sayesinde bugün bir kimlikten bahsedebilmekteyiz.Finliler Normanların dinini benimseyerek bugüne geldiler peki dilleri Hint-Avrupa dili olmayan bu millet acaba bugün kü filoloji çalışmaları olmasaydı gerçek kökenini bilebilirmiydi?Cevap elbette hayır.İsole bir toprakta yaşamasalardı bugüne kadar varlıkları olabilirler miydi? kendilerine hakim unsurun dinini kabul etmelerine rağmen Norman kavimlerinin içinde erişmiş olmazlar mıydı?Finliler şaman kalsalardı acaba Normanların 1000 yıllık mahkumiyetine katlanırlarmıydı desek daha doğru olur?Finliler ayrıca çok önemli bir millet olan Ruslarında ikincil atalarıdır.Baltık-Slavları ile Finlilerin karışımına Altınordu kaynakları ilk defa Rus demiştir.Ruslarında Aziz Cyrill ile Hristiyanlaşıp bu dinin ortodoks mehzebinin bahadırlığına soğunduğunu söylemeye gerek yok.Tarihin cilvesine bakın ki AT ülkelerine göre Ruslar ne Avrupalıdır nede Hristiyan :)
Altay grubuna gelince burda Çuvaşlar ve Yakutları görüyoruz bunlarda yarı şaman ama görünürde çoğu ortodoks Hiristiyan olan Türklerin çok uzak akrabalarıdır.Ana koldan Finlilerden bile önce kopmuş olabilirler.Dilleri ve gene yalıtılmış yaşam alanları olmasa çoktan Rusların içinde tıpkı bazı Tatar-kazak kabilelerinin eridiği gibi eriyip gidecek kavimlerdir.Ortak Türk kavimi şuurları nerdeyse yok gibidir.
Şimdi Bulgarlara bakıyoruz.Gördüğümüz büyük kazan hanlığının serhat unsuru olan Bulgarlar ilk çağlardan beri büyük nüfuslu Türk grubları arasındadır.Maveraünnehrden Ukrayna ve aşağı Tunaya kadar uzanan topraklarda sürekli var olmuşlar en sonunda bugün adları ile anılan topraklara Peçeneklerin itişi ile gelmişlerdir.Adları öz Türkçe bir addır.Bulgamak yani karışmaktan gelir.Üst Araldaki Avrupa geçiş koridorunda bir çok oğuz ve kıpçak boyunun karışımından olduğu için bu adı aldıkları düşünülür.Ne olmuştur Bulgarlara bu kadar Türken Belene kamplarını kuracak kadar Türk düşmanı olmuşlardır en sonunda.Çok basit slavlaşmışlardır.Slavlaşmalarıda maalesef Ortodoks Hristiyanlaşmaları ile başlamış bir süreçtir.Bu süreç Cyrill’in gezisi ile kemale erecektir.Şimdi Bulgarlarda antropolojik olarak Türklük (düşmanlığı) şuuru var mıdır? :)
Hazarlarada bir bakalım dönemin iki büyük siyasi güçü Abasiler ve Bizans arasınd asıkışan bu kafkas Türk hanlığı en sonunda her ikisininde boyunduruğuna girerek asimile olmaktan sa her ikisininde belli derece saygı gösterdiği Museviliğe iltica etmiştir.Hazarların geniş hoş görülü ortamı sayesinde Musevilik oldukça önemli taban bulmuş ve kabul edilmiştir.Hazarların simgesi Nar dır.Daha sonra bu museviliğe Polonya yahudiliğince gecen önemli bir sembol olacaktır.Musevilik’te nar doğruluğun sembolüdür, Narın içinde 613 adet çekirdek olduğu, bu rakamında 613 Kanun ile bağlantılı olduğuna inanırlar. Bu nedenle Museviler kutsal günlerde Nar ikramı yaparlar.Bugün Nazi kamplarında öldürülen Musevilerin çoğunun aşkenazi yani Doğu Avrupalı Prusya yahudileri olduğu bilinmektedir.Bunların büyük çoğunluğunun etnik kökeni Hazarlara dayanmaktadır.(Bknz Adam Coestler13.Kabile kan grubuna varıncaya kadar incelenmiştir).Hazarlar peki bugün hatırlanmaktadır?Prusyalı Ferisi Yahudiler bu kökenlerini bilmektedir? Hiç sanmıyorum…
Oysa Msülümanlığı kabul etmiş tüm büyük Türk kabileleri öyle yada böyle milli kimliklerini korumayı başarmışlardır.Hem bu dinin bahadır evladları hemde kökenlerinin şuurunda olan ama asla şovenleşmeyen bir şekilde varlıklarını tarihin altın sayfalarına kazımışlardır.Birçok kavmin bu dine girmesine vesile olmuşlar ama asla aimile etmemişlerdir.( Arnavutluk diyede-Bosna Hersek diyede devlet var) Bugün tarihi yazan Türklerin Müslüman Türkler oldukları muhakkaktır.Türklük ve Müslümanlığı genel olarak birbirinden ayrı düşünmek artık abestle iştigaldir.(bu elbet bizim kanaatimiz)
Şimdi sizin yazınızdaki yakınmaların inanç acısından haklılığına hem fikirim.Elbet inancın yaşanması yaymaya çalışılması doğal bir haktır.Türkiyemizde bunun önünde psikolojik-siyasi bazı engellerin olduğunua kabul ediyorum.Türkiye sizinde son olaylar ile daha yakınen gördüğünüz gibi demokratikleşme sancılarını hala çekmektedir.Aşağı yukarı 2500 sene ahamenid 10′lu sistemde yönetilmiş bir milletin 80 senelik demokrasi çabası bebeklik çağındadır.Fakat çağımız hızla gelişen ve değişen bir çağ; zaman geçmişte olduğu gibi akmamakta.Nano teknoloji çağında 5 sene, geçmişin 500 senesine bedel. Bu sebeple bir an önce tüm yurtaşların hoşnut olduğu ,demokrasi anlayışının ve inancını içselleştirilmesi ve hazmedilmesiyle sizinde ve toplumun genelininde sıkıntısı olanların kendini hürce ifade etme şansı oluşacaktır.Kitap ehli olarakta son derece saygın bir konumunuz olmuştur Halifeler devrinden beri.Bizler sizleri daima kendi inanç namusumuz olarak algılamalıyız.Sizlerin inanç özgürlüğü bizlerin inanç özgürlüğü kadar kutsal saygıya değerdir.Burda tartışılan Hiristiyanlığın bünyeye ne kadar uygun olduğudur.(yukarıda tarihi verilerleizah etmeye çalıştım) Zaten Türkiyemizde ve hatta dünyada artık aborginler ve amazon yerlileri dışında toplu din değiştirme olamayacağına göre bence birazda lüzumsuz kaçmaktadır sizinde şikayetçi olduğunuz paranoya ya sürüklenen bazı düşünceler.Ülkemizin birlik ve beraberliği savunulduğu,bu topraklardaki insanların geleceği için iyi şeyler gerçekleştirildiği sürece Hiristiyanların bizlerle bir orman gibi hür ve kardeşce yaşamasını istiyoruz.Aynı kökten çıkan farklı ağaçlar gibi…
Dostlukla….
Yazan:Gökhan Talas Tarih: May 9, 2007 | Reply
Sayın Tarih Bilinci
Dikkate değer bilgiler vermişsiniz, bu konuda Sayın Yakup Aygil’in Turanlı Hıristiyanlar isimli eserini tavsiye ederim. Ancak biz burada modern misyonerliğin Türkiye Cumhuriyeti üzerinde olabilecek etkileri üzerinde duruyoruz. Siz yine dini anlamda bir geçiş dönemi niteliği taşıyan tarihler üzerinde duruyorsunuz. Ayrıca bazı Türk topluluklarının özellikle dil konusunda ki deformasyonunun tek sebebi olarak Hıristiyanlığa geçişi gösteriyorsunuz ki bunun da sosyolojik olarak farklı yönlerini görememesi açısından eksikleri var. Ve yine bugünün Türk Kilise dünyasında Türkçe, tapınma ve dini ritüeller üzerinde tek yetkin dildir. Ve tapınma (diğer tüm ibadetsel kavramlarla beraber) kültürel olarak Türk etkisine özellikle sokulmaya çalışılmaktadır. Hatta bu konuda eksikler en çok konuştuğumuz konulardan biridir. Ayrıca tekrar vurgu yapmak gerekirse bizler toplumsal rollerin yeniden şekillendiği bir dünyada yaşamıyoruz. Türklerin toplumsal rolleri ve kimlikleri kesinleşmiştir. Yine alfabe dil üzerinde ki tek etkin belirleyici değildir. Kayseri ve Kapadokya’da İncil’e inanmaları sebebiyle Grekçe harfler kullanan, ancak Öz Türk olmaları ve Türkçe konuşmalarıyla bilinen ancak siyasi sebeplerle Yunanistan’a sürgün edilen Hıristiyan Türkler’in nasıl bir baskıyla vatansızlaştırıldıkları malumunuzdur. Zira Yunanistan’da da devşirme olarak baskı görmüşlerdir. Bugün onlardan geriye Kapadokya mağaralarına Grekçe harflerle Türkçe olarak yazdıkları veda sözcükleri kalmıştır. En tuhaf bulduğum saptama Müslüman olan Türk kavimlerinin öz kimliklerini %100 korumuş oldukları saptamasıdır. Hangisi Öz Türktür; Arapça mı? Arap kıyafet kültürü mü? Fars felsefesi mi? Yerleşik kültüre geç dönemde geçiş yapan her toplum değişik savrulmalar yaşamıştır. Özellikle egemen güçlerin sürekli değiştiği bir dönemden bahsediyorsanız bu savrulmalar daha çarpıcı olabilir.
Ancak dediğim gibi bugünün Türkiye’si sizin bahsettiğiniz siyasi sığlıktan, kültürel altyapısızlıktan ve savunmasızlıktan münezzehtir. Bugünün Türkiye Hıristiyanları da sizin bahsettiğiniz politik eksenli güç odağı olma konumundan bir hayli uzaktır. İncil’e tam bağlı Hıristiyanlık inancını taşıyan kiliselerin misyonerliği bir tehlike olmaktan ziyade bir zenginlik ve kazançtır.
Yazan:Mehmet Tarih: May 9, 2007 | Reply
Gökhan Bey,
ABD’deki NeoConlar hakkinda ne düsünüyorsunuz? Sizin cemaatinizin fikirleri nelerdir?
Dostlukla
Yazan:Gökhan Talas Tarih: May 9, 2007 | Reply
American Neo Con’ları muhafazakar özellikleri açısından takdir edilir yönleri vardır. Özellikle ABD içinde kürtaj, eşcinsel evlilikler, aile, gen teknolojisi v.b etik konularında ki etkili çıkışlarını görmemek mümkün değil. Hatta Akıll Tasarım’ı da en çok konuşturan grup olarak NC’lar öne çıkmakta. Tabi Yeni Muhafazakar olarak adlandırılmak sanırım daha çok hoşlarına gidiyordur. Ama komünizm sonrası kendine yeni bir düşman, bir karşı prototip arayan muhafazakarların biraz daha sertleşerek bu çıkışı yapmaları bekleniyordu. Nitekim düşman ARAP oldu. Bence İslam değil ARAP’a karşı bir düşmanlık ideolojisi besleniyor. Bir siyasi olgunun karşısında kendini besleyeceği bir ideolojik çatışma noktası bulması kaçınılmaz. Ancak ABD Neo Con’larının bu çatışmalarda izlediği yöntemler kabul edilir olmaktan çıktı. Özellikle dış politikayı etkileme biçimleri ve ideolojik çıkışları dünyanın diğer ev sahipleri için genelde bir tehlike oluşturuyor. Amerika’nın Afganistan ve Irak gibi konularda adı geçen gruptan büyük bir politik destek aldığı düşünülürse Neo Con’ların etkisi iyi anlaşılabilir.
Ben çözüm bulma yollarından, insan hakları konusunda ki duyarsızlıklarından ve emperyalist anlayışlarından dolayı ABD NC’larının keskin bir karşıtı olarak görüyorum kendimi. Cemaatimiz içinde genelde bu anlamda bir karşıtlık olduğunu gözlemleyebiliriz. Kurtuluş Kiliseleri Önderi İhsan Özbek’in Amerika’nın Irak ve İsrail’in Ortadoğu planlarıyla bağlantılı olan ve zaman zaman doruk noktasına varan insan hakları ihlallerinde gösterdiği, “ciddi kınama” tavrı bir gösterge olacaktır. Bizler yaşama ve o yaşamı savunma hakkına inanırız. Hiçbir siyasal gerekçe ve ideolojik yöntem sonucunda bu haklar kısıtlanamaz.
Özellikle BOP sebebiyle Amerika’nın ciddi bir tehlike unsuru olduğuna da inanıyorum. Ortadoğu’nun sorunlarını Ortadoğulular çözmelidir. İsrail çözümün bir parçasıdır ama Amerikan muhafazakarlarının çözümü bizim değerlerimizle ölçülerimizle ve haklarımızla çatışmaktadır.
Yazan:Bekir L. Yildirim Tarih: May 9, 2007 | Reply
Derin Dusunce’nin bu “butun fikirlerden esit uzaklikta” durma poltikasi goz yasartici! Eminim yazarin dahil oldugu Protestan misyoner kurulus ta ayni derecede demokrat oldugunu gostermek icin bir musluman tebligciye sayfalarini acar.
Yazan:Ç-Z Tarih: May 9, 2007 | Reply
İhsan özbek’in yazısı; Çektiğimiz acının aması yok!
http://www.hristiyanforum.com/forum/showthread.php?p=11674
Misyonerler Çankaya’da başlıklı gazete haberi http://www.hristiyanforum.com/forum/showthread.php?t=3520
1)”Misyoner ne yapmaz;inancını siyasal oyunlar için maşa etmez…Hıristiyanlar ülkelerinin parçalanması zarar görmesi için çalışmazlar,bu incilin açıkça mesajlarına karşıdır.”(İ.Ö)
“Misyoner,Hıristiyan olmanın kurtuluş sağladığını düşündüğü için herkesin kurtuluşa kavuşmasını ister.Bu yüzden her yere gider ve inancını açıklar.”(İ.Ö)
“Ancak tekrar ediyorum Türkiye’de ki azınlık misyonerliğiyle, Afrika’da egemen güçlerin kanatları altında o topraklara giren Katolik Kilisesi misyonerlerinin ne jeopolitik ne de kültürel etkisi aynı oranda değerlendirilemez.”Gökhan Talas 7/5.
“Türkiye’de her organizasyona karşı alerji var,en sert alerji de kiliselere karşı.”(İ.Ö)
“(cadı avı)Türkiye’de de misyoner diyorlar ama sadece damga bu suç yok,Hıristiyanların kötü niyeti yok ama önyargılar var.”(İ.Ö)
Yukarıdaki alıntılardan yapılmış özet önyargıların kaynağın ne olduğu sorusuna cevap olabilir mi?
2)“Ama komünizm sonrası kendine yeni bir düşman, bir karşı prototip arayan muhafazakarların biraz daha sertleşerek bu çıkışı yapmaları bekleniyordu. Nitekim düşman ARAP oldu. Bence İslam değil ARAP’a karşı bir düşmanlık ideolojisi besleniyor.”(Gökhan Talas 9/5)
Sizce Batılılar Arapları Hıristiyan olarak mı biliyor?El Kaide İslami terör örgütü mü yoksa sadece “terör” örgütü mü?
Yine alfabe dil üzerinde ki tek etkin belirleyici değildir.(G.T.9/5)diyorsanız düşman ilan edilen Arapların kimler olduğunun tanımını nasıl yapabilirsiniz?
3)Paranoya oluşturuldu,herkes Türkiye’yi bölmek istiyormuş gibi.
(dinimizi)bir yere kadar rahatça yaşayabiliyoruz.Bireysel inanışa devlet karışmıyor,herkes
Hıristiyan olabilir ama bir kilise olarak örgütlenene kadar.
Öncelikle açıklamam gereken;ben aşağıdaki yorumla siz biz demek istemiyorum,sadece hepimizin aradığın huzurun neden sağlanamadığını sorular sorarak anlamaya çalışıyorum.
Tanrı’nın İncili’nin kurtaran mesajına, tüm insanların ihtiyacı olduğuna inanan bir Hıristiyan için, misyonerlik bir yaşam biçimidir.(G.T.7/5)
insanlara, kurtuluşu müjdelemelerini buyurmuştur. Sadece bunu değil, “size buyurduğum herşeye uymayı onlara öğretin.”(aynı bölüm 20. ayet) diyerek yanlarına gittikleri insanların inançlarını yaşamalarında onlara önderlik etmelerini de eklemiştir.(G.T.7/5)
Şimdi gelelim sonuca;Düşman ilan edilen bir Arap tarafı var ve İncil emri kabul edilen misyonerlik sizin değiminizle “kurtuluşa erdirme”ve bunun için de yine “gidin ve önderlik” edin diyen yine bir İncil emri var.
Şimdi Hıristiyanlık dinini siyaset mi kullanıyor yoksa bu emre uyarak Hıristiyanlık dini mi siyaseti kullanıyor.
Şimdi lütfen paranoya oluşturmayacak misyonerlik tarifini yapabilir misiz?Gerçekten bilmek istiyorum.
Cevap için şimdiden teşekkürler,
Yazan:Ç-Z Tarih: May 9, 2007 | Reply
Bekir bey,davete icabet bildiğim kadarı ile sünnet ama davet edilmeden de kapı açık olsa bile“gitme” diye kurandaki bir surede uyarı görmüştüm.
Siz, bu kuran suresinde geçen emre uygun olarak “bir Müslüman tebliğci “için davet bekliyorsunuz ama iadeyi ziyaret için davete gerek var mıdır ki?
Davet dedim de aklıma geldi;sanırım 10 yada 12 sene kadar önceydi(~ 1993-95) kesin hatırlamıyorum,kapı çaldı kapıda içeri davet edilmek isteyen iki kişi vardı,bir bayan bir erkek.
Bu arada biz biraz muhafazakar bilinen Erenköy’de oturuyoruz.
Eh malum bilirsiniz bizde kapıya gelen “Tanrı misafiri” kabul edilir ve tabii biz de (annem ile ben)buna uygun olarak onları içeri davet ettik.İçeri buyurmadan önce amaçlarının bizimle sohbet etmek olduğunu söylemişlerdi.Kendileri Yehova şahitlerindenmiş ve kendilerini tanıtmak istiyorlarmış.Kadıköy/Hasanpaşa’dan geliyorlarmış ,yerleri ordaymış.
Neyse önce onları dinledik arada birkaç soru sorduk ve sonra iş bizim dinimize geldi ve başladılar bizim dinimizin içindeki pek çok şeyin “hurafe” olduğunu anlatmaya;namaz kılarken Kabe’ye yönelmekten tutun,baş örtmeye kadar..
Yani bu bir “karşılaştırmalı tanıtım idi”..Tavır olarak baskıcı,kaba,küçümseyici miydiler..pek tabii ki hayır,olabilirler miydi ? Cevabım çok üzgünüm ama evet olacak eğer hane sahibi olsalardı onlara uymak konusunda daha “ikna”edici olabilirlerdi.
Bunu genele uygulayabilir miyim, pek tabii ki hayır.
Hoşgörü sınırları olan bir şeydir,ben ve annem daha toleransız olsaydık o günkü Müslümanlığı çok kibar bir şekilde eleştirme sohbeti,sohbet olmaktan çıkardı.
Ve aynı olayın benzerini 1991 de İngiltere’de de yaşamıştım.
Ama denerek şiddete onay vermem amaaa “ama” denilecek sınırların da zorlanılmasını uygun bulmam.
Bilmem anlatabildim mi?
Yazan:Bekir L. Yildirim Tarih: May 9, 2007 | Reply
C-Z Hanim, ben kendimi hic “tebligci” olarak tasvif etmedim ama daha ocede benim bloga konuk olup selam vermeden Malatya Katilmanin kinayan yazimda , sahte oldugumu birakin ondan sorumlu olduguma varan hakaretlerle soze giren bu Konuk Yazar’in bagli oldugu orgutun sitesine davet edilirsem yazmaktan imtina etmem. “kendi inancima guveniyorum; misyonerden korkmam icin sebep yok; ben herkese esit olcude dinini yayma imkani istiyorum” turu ifadelerimle ifadem ile ise onun dinini disladigim ve bu sekilde onun dinine karsi nefreti korukledigim iddiasinda idi.
Yazdiklari uzerine fazla birsey soyleme niyetinde degilim. Sadece “bir Prostestan misoner” sudur budur gibi idealist ifadelerini VERILERLE KARSILSTIRMANIZI DILERIM. Necoconlain Yahud olmayan kanadinin itici gucu Protestan Kilisesidir. Bu gunun dunyada Islama karsi savasin en azili cengaverleri Prostestyanlardir (ozellkle Evanjelik Kanadi). Bunlarin bazilarinin isimlerini blogumdaki Malatya atliami uzerine” yazisinin altinda Gokhan Bey ile tartismamizda bahsettim. Tanimiyormus.
Burada Konuk Yazar olan arkadasa adil olmak icin su kadarini da not edeyim. Muhtemelen gercekten tanimiyor Jerry Fallwell (Iran icin “Nuke them in the Name of God” “taniri adina nuklee bombalayalim) diyen en buyuk Protestan Lideri), Pat Robertson, Jerry Wine, Terry… (su homoseksuel fahise ile yaknlarda basilan kilse lideri), Franklin Graham, Oral Roberts, Jimmy Swaggart, Jim Bakker gibi Protestanlarin liderlerini, para babalarini. Muhtemelen misyonularinin kendisine pastorunun soyledigi olduguna inaniyor. Ve muhtemelen pastoru da samimi olarak barsci bir misyonlari olduguna inaniyor. Her ne kadar soylemeri pek bunu yanisitmasa da. Yaziyi pek okuyamadim “Amageddon”u anlattimi konuk yazar; ne zaman olcagini, Israil ve Muslumanlar icin “planin” ne oldugunu?
Neyse kogumuzu fazla SIKISTIRmayalim. Hos gelms sefalar getirmis. Ulkemizde laikci duzenin yarattigi ahlaki, kultrel yozlasma, ve bosluk icerisinde kimilerinin escnselligi, kimisinn satanizmi, kimisinin “ben Israil’i destekliyorum cunku Iasrail Iran’dan 50 kere guclu” diyebilen haya seviyesini teshir ettigi bir zamanda birseyler arar iken misyoner tuzagina dusen en kotuyu temsil etmez herhalde.
Tekrar edeyim: INanicna guvenen birinin ne Judeo-Haclilarin ne baskalainn misyoner faaliyetlerinden korkmasi icin hicbir sebep yoktur. Benim mucadelem misyonerle degil laikci, ahklaksiz duzen ile. Her misyonerin bir Ingiliz Turkan Saylan veya CYDD, CEV olmadigini da biliyorum. Ilginc degilmidir “misyonerler cirit atiyor”, “din elden gidiyor” diyen agizla “irtica” ile yatip “irtica” ile kalkanlarin ta kendileri?
C-Z Hanim. Ben de “oldukca dindar sayilan(o eskidendi saniyorum) Erenkoy’de oturuyorum. Komsaanim, siz su uc haftadir camindan bayrak inmeyen evlerden birinde mi oturuyorsunuz? :)
Yazan:Ç-Z Tarih: May 9, 2007 | Reply
“Tandoğan,Çağlayan meydanlarını doldurup tehlikenin farkındayız,cumhuriyeti koruyalım diyenlerin hangi tehlikenin farkında olan”analar”olduğunu merak ediyorum.”sorusunu soran,evinde bayrak olup ,sorduğunuz soruların benzerlerine gebe ayrımcılığa prim vermemek için onu cama asma ihtiyacı duymayan bir komşuyum..
http://www.dusunceler.org/2007/05/07/canim-sikkin/#comment-11879
Vaktiniz olduğunda uğrayabilirseniz..
Hümetlerimle komşum,
Yazan:Bahar Pinar Tarih: May 10, 2007 | Reply
Gokhan Bey,
Verdiginiz bilgiler icin tesekkurler. Malatya’daki vahseti yurekten kinadigimi oncelikle belirtmek isterim. Sayın Tuna misyonerlik ile ilgili duygularimizi ve yapilmasi gerekenleri guzel ozetlemis: “bizi üzen durum ise başkalarının İslam yerine Hristiyanlık’ı seçmesidir. Bu biz müslümanlar için vicdani bir meseledir. /…/ bize düşen görev ise yıkmak, yakmak değil bilakis daha fazla islama ve müslümanlara sahip çıkmak ve karşı din mensubunun da hakkını gözetmektir.”
Tarih Bilinci’nin degindigi gibi, somurgeciligin hizmetine sunulmus misyonerlik faaliyetleri, bu faaliyetin masumiyeti ve samimiyetini oldukca zedelemis. Hatta insanlarin kafasinda somurgecilik ile misyonerlik beraber algilanir olmus. Bu da durumu koturlestiren, insanlarin misyonerlik konusunda suphe duymalarina sebep olan bir algı. Sizlerin Türkiye’nin butunlugunu, iyiligini savunuyor oldugunuzu duymak, hissetmek o acidan onemli.
Size merak ettigim ve merak edildigine sahit oldugum bir soruyu sormak istiyorum: Misyonerlik bir meslek midir? Meslek derken hayati surdurmek icin karsiliginda para kazanilan ugrasdan bahsediyorum. Yazınızda “Tanrı’nın İncili’nin kurtaran mesajına, tüm insanların ihtiyacı olduğuna inanan bir Hıristiyan için, misyonerlik bir yaşam biçimidir. ” demişsiniz. Bir yaşam biçimi olarak düşününce misyonerlik diye bir meslek olmadigini, olamayacagini, inancını anlatmanın, duyurmanin, meslegi ne olursa olsun, inanan her Hristiyan için görev oldugunu algiliyorum. (Ki kendi dinini teblig etmesi muslumanlar icin de gorevdir aslinda. Bu yuzden de anlaşılır bir durum anlattiklariniz.) Yani her Hristiyan bir misyonerdir aynı zamanda diye düşünüyorum. Eger para kazanılan bir meslek ise misyonerlik, paranın kim tarafından odendigi de merak uyandırıyor ve onem kazaniyor haliyle. Bu konuda seffaf bir uygulamaniz var mi? Aslinda burada herhangi bir misyonerin para kazaniyor olmasından ziyade (kendini dinini yaymaya, ogretmeye vakfetmis birinin hayatini devam ettirmesi icin para da kazanmasi gerek bir sekilde), parayı verenlerin derdi gercekten dini ile ilgili samimi bir hassasiyet mi, asil merak konusu belki de bu. Boyle supheci gozukecek bir merakin altinda, yine somurgecilik-misyonerlik arasinda gecmisten gelen bag var zannederim. Türkiye için aynı süreç yaşanamaz deseniz de, bunu herkes farkinda olmayabilir. Tabii bir de birçok insan için faaliyetlerin açık,net ve şeffaf olmaması da başka bir sebep olabilir. O yuzden de suphe ile yaklasiliyor olabilir. Sorularim ve soylediklerim komplo teorilerine gecmeden, “Asil amaclari ne?” diye sormadan onceki son durak gibi algilanabilir ama amacim bu degil. Onu belirtmek isterim. Gercekten merak edilen bir konuda birinci elden bilgi almak istiyorum. Simdiden tesekkurler.
Saygılarımla,
Bahar Pınar
Yazan:Gökhan Talas Tarih: May 11, 2007 | Reply
Bahar Hanım,
İki tip “inanlı” (misyoner tanımını yabancılık olmasın diye kullandım, literatürümüzden şaşmak istemem) vardır. Birincisi teolojik birikimi ve önderlik ettiği bir topluluk olması itibariyle tıpkı bir din adamı gibi profesyonel hizmet verir. Kendi topluluğunun toplanan ondalık ve bağışlarından maaş alır. İlgilendiği tek konu; topluluğun yönetimi, İncil çalışmaları ve Müjdeleme faaliyetleridir. Her açıdan hizmeti tüm hayatını doldurmuştur ve elbette yaşamını kiliseden aldığı maaşla karşılar. İmam gibi düşünebilirsiniz. Kaldı ki imamın maaşını devlet verir.
İkinci tip hem yaşamını para getiren bir işle idame ettirir hem de artan zamanda kilise hizmetleri için aktif olarak emek verir. Örneğin benim mesleğim Grafikerlik. Ben her çeşit piyasa işini yapıyorum. Bunun yanında Hıristiyan kuruluşlar içinde tasarım işleri üretiyorum. Hayatımı buradan kazanıyorum. Boyacı, büfeci, taksi şoförü, sinema sanatçısı, futbolcu v.s olan kardeşlerimiz var. Bu kardeşlerimiz günlük yaşamlarında çevrelerine İncil’i müjdeliyorlar. Ama birinci grup kadar aktif değiller. İnsanlar gibi yaşıyorlar yani.
Mesela bizlerin yeşil/kırmızı sermaye tarzında bir sermaye potansiyelimiz yok. Büyük işyerlerimiz yok. Bazen bu kadar İncil’in parası nereden geliyor deniyor ya. Bir kere o kadar büyük miktarlarda (55 milyon İncil diyen olmuştu…) hizmet materyali yok elimizde. Olanları da şirketler ağına sahip kurumlar basıyor genelde. Mesela Kitab-ı Mukaddes Şirketi dünyanın her yerinde şubeleri olan büyük bir kurum. Onların gücüyle yerel kilisenin tek başına yapabilecekleri karşılaştırılamaz. Açıkçası bizler Diyanet gibi devlete bağlı kurumlardan da destek almıyoruz. Bu açıdan öncelikle gerçek dışı yaklaşımlardan sakınılması lazım.
Örneğin bazı Hıristiyanların isimleri verilerek 5000$ maaş aldığı, Jeep arabası olduğu ve Amerika’da tatile gittiği söylendi, yazıldı. Haberi okumuşsunuzdur belki. İnanın bu rakamları duymak bile bizi şaşırtıyor. Bir kardeşim 350 YTL’ye ev bulmak için bir hafta ayaklarıyla şehri arşınladı, bu haberi okuyunca sanırım güzel bir uyku çekmiştir.
Mesela yurt dışında devlet eliyle tebliğe gidenlerin yanından bile geçmez bizim hayatlarımız. Tarikatların gölgesinde ticaret yapan “küçük” işletmelerin yarısı kadar parayı bir arada görmüşlüğümüz yoktur. Bedava öğrenci okutamayız, Amerika’da çocuğu okuyanların ya eşleri Amerikalıdır ya da burs kazanmışlardır.
Ama bu ülkede hiç kimseye bu hesap sorulmazken Hıristiyanlara rahatlıkla soruluyor. Ceplerimizden çalınanlara gönül rahatlığıyla müsaade ederiz ama Hıristiyanların katılanların parasıyla yaptığı kamplar için sanki Kraliyet Balosu düzenlenmiş gibi asparagas dizebiliriz.
Yani Bahar Hanım,
Tek sorun bizim maaşlı mı, çalışan mı v.s mi meselemizse. Hiçbirimiz parayla ülkemizi satmıyoruz. Merakta kalmayın! (Esas amacınız ne dememiş gibi yapmışsınız ama demişsiniz ya ona istinaden söyledim)
Saygılar
Yazan:Ecenaze Tarih: May 12, 2007 | Reply
Gökhan bey,
Kuran ı KERİM i incelediniz mi?
Yani sonradan mı Hıristiyan oldunuz yada zaten anne babadan gelen bir miras olarak mı devam etti?
Mahzuru yoksa bize kısa hayat hikayenizi de anlatır mısınız..
Yunanistan a sürülen Hıristiyan Türkler e değinmişsiniz..Onlar Ortodoks tular ve Karaman civarında yaşıyorlardı..
Papa Eftim ve cemaati, kurtuluş savaşında verdiği destekle milletine olan bağlılığını göstermesine karşılık böyle bir sürgünü tabi ki haketmediler ama devrin şartları, mübadele süreci ve yapılan hatalar böyle gerektirmiş..
Şimdilerde kendilerine [Sevgi Erenerol ] malesef MHP sahip çıkıyor..:(
Bir Türk kiliseleri var..Hatta şu meşhur Sauna Çetesi Liderinin o kilisede çekilmiş fotoğrafları yayınlanmıştı..
saygılar
Yazan:Gökhan Talas Tarih: May 12, 2007 | Reply
Merhaba ecenaze,
Köken olarak Aleviyim. Ancak Ateist olarak büyüdüm. Genç yaşlarımda sosyalist yapılarda çeşitli rollerim oldu. Lise çağlarımda bile aktif bir sosyal reform düşüncesine sahiptim. Kökten devrimci düşüncelerle lise sonrası tanıştım. Böyle devam ederken dinlere yönelik ilgim başladı. İslâm’la başlayan, New Age v.b dinlere yönelen incelemelerim oldu. Kur’an’ı okudum. Bazı fıkıh kitaplarını ve tasavvufu inceleme fırsatım oldu. Sonrasında hiç özel girişimim olmadığı halde karşılaştırma amacıyla İncil edindim. Uzun süre İncil’i okudum ve kişisel olarak İsa Mesih’e iman ettim. Nedenleri çok uzun ve derin, fırsat olursa onları da yazarım ama sanırım platformu burası değil.
Şunu belirtmek isterim Hıristiyanlık düşünerek, korkarak, bir ileri bir geri giderek ve sonrasında Tanrı’nın lütfuyla aldığım bir karar.
Not: Türk Ortodoks Kilisesi’nin Karaman Ortodokslarıyla tek bağı soya dayalıdır. Bugünün Türk Ortodoks Kilisesi sadece siyasi bir oluşumdur ve Hıristiyanlık ritüelleri ve düşüncesi ve gelenekleri açısından oldukça sıkıntı içeren bir tarzları vardır. Diğer Türk Hıristiyanlarıyla neredeyse hiçbir bağları yoktur.
Yazan:Ecenaze Tarih: May 12, 2007 | Reply
Gökhan bey samimi cevabınız için teşekkür ederim:)
Biliyorsunuz ki ,Hz. İSA bizim de peygamberimiz..
Ayrıldığımız noktalardan biri, sizin teslis inancınız..Yani Baba-Oğul-Kutsal ruh ..
Ben sizin EN doğru yolu bulacağınıza ve bir süre sonra Müslüman olacağınıza inanıyorum:P [şaka:))]
Sorularım artniyetli değil gerçekten merak tabanlıdır, o yüzden sizi yakalamışken –kızmazsanız, ben devam edeceğim:)
*Zannediyorum siz misyonerlerin hedef kitlesi dindar müslümanlardan ziyade, dinsiz yaşayan Alevi kökenli vatandaşlarımız, yanılıyor muyum?
*Da Vinci Code filmiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
saygılarımla..
Yazan:Gökhan Talas Tarih: May 12, 2007 | Reply
Sayın Ecenaze
Yanılgınızın temeli şudur; bizim stratejik bir hedefimiz yok. Cemaatimizin içinde çeşitli inanç kökenlerine sahip insanlar mevcuttur. Benden ileri bir yorum yapmanız geneli görmenizi engeller. Bizim mesajımızı ilettiğimiz kitle hem genel faaliyetlerimizden haberdar olanlar hem de özel olarak görüşmek isteyenlerdir. Kimsenin yakasına yapışmıyoruz ve kimseye özel bir müjdeleme çalışmamız yok. Biz Türkiye’nin kilisesiyiz… Ayrıca tek işimiz insanların Hıristiyanlıkla ilgili merakını gidermek değil mevcut Hıristiyanlara hizmet etmekte bizler için önemli.
Da Vinci şifresiyle ilgili düşüncem aşağıda linkini verdiğim yazıda ki düşünceyle tamamen aynıdır. Tekrara gerek yok;
http://www.kurtulus.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=54&Itemid=30
Yazan:atsız Tarih: May 13, 2007 | Reply
saçmalık.misyonerliğe bu sayfalar bile alet edilmiş.
Yazan:Ecenaze Tarih: May 13, 2007 | Reply
Gökhan bey,
İnsanların yakasına yapıştığınızı ima etmedim,
zaten hiç bir inanç sistemi, zorlama ile kabul edilemez ve yaşanamaz!
Tatlı dil ve güler yüz, imansızlık bunalımında olan pek çok insan için çekim alanı yaratacaktır..
Ve tüm samimiyetimle söylüyorum, bir insanın ateist olmasındansa size rastlayıp hıristiyan olmasını yeğlerim..
[Sizden sonra da bize rastlaması, daha iyi olabilir tabi:)]
Hedef kitlemiz yok demişsiniz, kendi cemaatiniz adına bunu söylüyor olabilirsiniz ama genel anlamda tüm misyoner kuruluşların bir hedef kitlesi vardır, olmak zorunda..
Yoksa adı zaten “misyoner” olmazdı..
Ben size samimi cevaplarınızdan ötürü tekrar teşekkür ediyor ve iyi günler diliyorum..
saygılarımla
Yazan:Haydar Tarih: May 13, 2007 | Reply
Ecenaze’nin şu dilegi hosuma gitti…
“”Ve tüm samimiyetimle söylüyorum, bir insanın ateist olmasındansa size rastlayıp hıristiyan olmasını yeğlerim..
[Sizden sonra da bize rastlaması, daha iyi olabilir tabi:)]”"
…fakat,
bir dine mensup olanlardan ateist olani duydumda, ateist olanlardan bir dine yoneleni hic duymadim. Varsada daima kendini/baskalarini kandirmis demektir.
Yazan:Arzu Tarih: May 14, 2007 | Reply
“Arzu Hanım,
O çeşit gazete ve dergi haberleri bir tahrik unsuru olarak Protestanlara yönelen bıçak darbelerini bilediği halde devam ediyor. Biz bunları hiç olmuyormuş gibi kabullenirsek ve insanlar okudukları gibi anlamaya devam ederse bir Malatya yazısı daha yazılabilir, hatta yazabilen kişi belki de ben olamam o zaman. Misyonerlik konusunda eli yüzü düzgün bir sürü eser okudum bazıları Müslümanlar tarafından yazılmış ve bana rehber olmuştur. Bu açıdan nedeni takdir edebileceğinizi umuyorum.
Tekrar Yüce Tanrı’dan esenlikler dilerim.”
O çeşitten neyi kastettiğinizi anlamaktan uzağım. Bu tabir ve açıklamalarınızda ateist ve Alevi kimliğinizi gördüğümü, İsa inanlısı bir kişinin bu tabirleri kullanabileceğini sanmadığımı belirtmeliyim. Kişi öncelikle kendinden sıyrılmalıdır ki, yaptığı için bereketini göre. Pir’den bir dörtlük düştü aklıma;
Serseri girme meydana
Aşıktan ahval isterler
Kallaşlık ile urma dem
Tasdik ehli kal isterler
Lütüfkar Rab, sağnak sağnak her dem esenlik indirir de, nâdânlar dışında, her canlı istifade eder. Dilerim nâdân olmayalım.
Selametle
Yazan:Gökhan Talas Tarih: May 14, 2007 | Reply
Arzu Hanım,
Hakaret etmek için yer aramışsınızda çok nâ alaka bir köşeden vurmaya çalışıyorsunuz. Benim “o çeşit” haberlerden ne kastettiğim yazımın içinde açıkça var okumadıysanız ne yapabilirim. Misyonerliğin ülke güvenliğine yönelik bir tehdit olarak algılanıp, tahrik unsurlarının harekete geçmesine zemin hazırlayan provakatif yazılardan bahsettiğimizi tekrar belirtelim.
Benim kimliğimle ilgili yaptığınız tanımı dikkate almıyorum. Bu da farklı bir taktik çok görüyoruz günlük yaşam içinde. Her açıdan, her noktadan Mesih inanlılarına vurmakla övünüyorsunuz.
Dilerim sarhoş değilsiniz çünkü bana yaptığınız eleştirinin yazdıklarıma denk düşen hiçbir tarafı yok…
Yazan:Arzu Tarih: May 14, 2007 | Reply
Talas,
Dinleri ve peygamberleri savunmak ne bana ne de size düşmez. Onların koruyucusu takdir edersiniz ki bizler değilizdir. Buradaki ayrıntıyı kaçırıp kendimizi “savunma, koruma” makamlarında gördüğümüzde, bir takım ilahi ikazlar ile kendimize getiriliriz. Daha önce yazınızın tebrik ettiğim yönünü belirtip asıl beni rahatsız edenin, başka ifadeleriniz olduğunu belirtmiştim. Yazınızda din ile ilgili yazdığınız açıklamalar değil de sizin bir örnek ile yazınızı güçlendirmek istediğiniz yerleridir beni rahatsız eden.
“O çeşit”ten kastettiğiniz yayın politikasına 1 kez bile itibar etmemiş isimler zikretmişsiniz. Nasıl beni yazınızı ve içeriğini anlamamakla itham ediyorsanız, ben de sizi adını verdiğiniz yayınları bilmemekle ve anlamamakla itham diyorum. Bir İsa inanlısı (bence bu ifade olduça soft olup Hristiyan demeyi tercih ederim.), bir hoşgörü inanlısını anlamaktan uzak olmamalıdır.
Gündelik hayatımızda, ateist Ehl-i Beyt’in (Alevi demektense bu ifadeyi kullanmayı daha çok severim.) söylemleri ile birebir uyuşan paragrafınınızın beni üzdüğünü ve oradaki isimleri çıkarmanızı ve yazınızı daha gerçekçi örneklerle desteklemenizi rica ederim.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: May 14, 2007 | Reply
Arzu hanım,
Alevi demektense ifadesini kullanmayı tercih ettiğiniz ateist ehl-i beyt kelimesini tercih etmeyin bence. Ehl-i beyt Hz. Muhammed’in evini halkını ve yakınlarını, 2.kademede de 12 imamı kapsıyor. Ateizm ise 20.yüzyıla ait bir kavram. Alevi ateist de demeyin, çünkü Alevilik Hz.Ali’ye bağlılıktan geliyor. Şehrin kapısı, Hayber fatihi Ali’nin (R) ne ilgisi olur ateizmle?
Ateist ateisttir, alevi de alevidir. Alevi ateistlik oksimorondur, zıttır.
Alevilerin çocukları ateist oluyorsa bunun suçu alevilikte mi? Sünni çocuklarının çocukları da ateist olabiliyor zira. Sünni ateist olmazsa, alevi ateist de olmaz.
Neyse bu da yazınıza dip not olsun, olur mu?.
Yazan:Gökhan Talas Tarih: May 14, 2007 | Reply
Arzu “Hanım”
Benim söylemlerimin birileriyle örtüşmesi beni “bir şey” yapmaz. Örtüşme bu adı üstünde. Ayrıca Alevi’lerin söylemleriyle örtüşmesinden hiç rahatsızlık duymam. Bahsi geçen alıntılar; Tercüman, ATO, Ahmet Taşgetiren, Aksiyon gibi yayın organları ya da rapor sahipleridir ve ben yorum değil alıntı yaptım. Onların genel tarzlarıyla ilgilenmem gerekmez zira üstünde durduğum konunun bahsi geçenlerin genel tarzlarıyla bir ilgisi yok.
Hoşgörü diyorsunuz ya, her anlayış hoş görülmez, görülemez. Benim de hoşgörmediğim yaklaşımlar “hedef gösterme”, “başkalaştırma”, “asılsız itham”, “iftira” ve “yalan” olarak listelenebilir. Yani Mesih İnanlıları her anlayışın sırtını okşayan “saf” bir el değildir. Bazı anlayışları dürtmesi ahlakının bir gereğidir. Tıpkı en yüce örnek olan Mesih İsa gibi.
Sonuç olarak zaman zaman gerçeklerin üzücü bir tarafı vardır. Bunu bazen bir Ateist, bazen bir Alevi bazen bir Müslüman ya da Hıristiyan söyler. Ama gerçektir ve söyleyeni bile aşar. Söyleyen bile altında ezilebilir o yüzden gerçek güçlüdür.
Not: Son yazınızın tarzına istinaden. Bana ithaf ettiğiniz dörtlükleri aynı itinayla tarafınıza armağan ediyorum.
Yazan:Ecenaze Tarih: May 14, 2007 | Reply
Ekrem bey,
Aleviliği kültürel bir aidiyet olarak gören pek çok ateist tanıdım ben..
O yüzden Arzu çok da haksız değil!
Yani adam ateist yaşıyor ama, tüm sülalesi alevi kökenli olduğu için kendini “aleviyim” diye tanımlayabiliyor..
Bu tıpkı Hadi Uluengin in “sapına kadar müslümanım ve agnostiğim” demesigibi..
saygılar
Yazan:Arzu Tarih: May 14, 2007 | Reply
Ekrem Senai Bey,
Alevi kelimesi yerine Ehl-i Beyt demeyi tercih ederim olarak anlatmak istediğim ifade, ateist ile birleşmiş gibi görünmüş ve yanlış anlamanıza neden olmuştur.
Dikkatiniz için teşekkür ederim.
Gökhan Bey,
Anadolu kültürüdür; getirilen hediye, hediyeyi verene verilmez. Biraz üretken olmanızı, ezberbozmanızı bekler idim. Neyse iş bana düştü.
Uyan bu gaflet habindan
Isbat isterler batindan
Her asika sohbetinden
Ikrar ile yol isterler
Erenler oynar utulmaz
Bu yola hile katilmaz
Burda harmühre satilmaz
Ya gevher ya lâ’l isterler
Tekrar etmek isterim ki; benim sizin dini seçiminiz ya da tebliğinizle, misyonerliğinizle işim yok. Benim derdim, aynı dertten muzdarip olduğunuz halde, aynı tavrı sergilemenizedir. Kişi bilmediğinin düşmanıdır. Ben üslubumu bozmadan, burada kendinizi ifade etmenize ses çıkarmadan, fikrimi ezber karşıtlıkların üzerine bina etmeden yorumlar yazıyorsam bunu “o çeşit” dediğiniz yayınların verdiği hoşgörü disiplinine dayanarak yapıyorum. Bu ülkede çimento vazifesi görmek için yola çıkmış yayınları siz görüp takdir edemiyor olabilirsiniz. Yine de sizin safınızda durupta bunu anlayan güzel insanların varlığınıda biliyorum.
Benim yorumlarım içinde maksadı aşan bir söz var ise; kendi kusurumdur. İyi bir şey yapıyorsam girdiğim yolun güzelliğini benliğime katmışım demektir.
Yazan:Bekir L. Yildirim Tarih: May 14, 2007 | Reply
Misyonerlerin oncelikle zaten Islam ile baglarini koparmis atest, Bati ozentilisi, “biz ayri bir diniz , bizi Muslumanlardan koruyun” diye Bati’dan destek isteyen ve bulan alevi kesimi hedef kitelesi yapmasi tesadufi degil. Onlarin sozudur” balik avlamak istiyorsan nehre gidersin”. Bunun icin balik avlama cantalari dahi vardir ” Ozellikle Protestan misyonerlerin terimidir “tackle box” . “fishing” terimleri. Bunlarin avlama tekniklerinin anlatildigi yuzlerce site var. Merak ediyorsaniz “tackle box” yanina birkac hiristyanlikla ilgili kelime girin Google’a gorun. Turkiye’de diger bir hedef kitle ise duzen ile kavgali (ki neden bioyle oldugunu anlamak zor degil) , ve bu yuzden tepkisel TC vatandaslarinin ortak degerlerinden uzaklasmakta olan Kurt vatandaslardir. Gecenlerde bir yerde okumustum, PKK yanlisi Kurtler arasinda en yaygin din Zerdust dini imis. Hiristiyanlik ikinci mi idi ucuncumu emin degilim. Apo Papa’ya yazdigi mektupta kendilerinin de Hiristiyan oldugunu yazmisti. Buradan misyoner-siyasi projeleer baglamina dikkatinizi cekerim. Siz bunlarin pastorlarini buralara gonderenlerin, zamanlamasinin tabii olgular oldugunu saniyorsaniz yaniliyorsunuz dostlar. 11 Eylul sonrasinda ABD’deki milyarder patronlari, neocon finansorleri 10 yil icerisinde Islam dunyasinin yuzde 70′ini Hiristiyanlastirma projesini ortaya koydular. Bu cocuk aga dusmus br balik. Daha once soyledigim gibi muhtemelen ne olup bittiginin kendisi de farkinda degil.
Mubadele uzerine bir not. Mubadele Batili gucler tarafindan dayatilmistir. Bunu sanki Turkiye’nin tercihi veya tek tarafli insiyatifi imis gibi kullanmak tarihi carpitmaktir. Yunanistandaki evlerini barklarini birakip Anadolu’ya goc ettorilenleri ne yapacagiz? Neyse soru degil kimseye.
Burada ne soylediginin farkinda olmayan “sadece ben varim; sizin miyonlarca kardesiniz bizimkiler tarafindan katlediyorsa bana ne; illa da benden konusacaksiniz lan” diyen cahil, saldirgan cocuga Misafir Yazar titresi ile propaganda imkani verilmesi fazlaca Derin Dusunce mahsulune bezemiyor; kusura bakmayin.
Yazan:Haydar Tarih: May 14, 2007 | Reply
Birisi yukarida “Bekir L. Yildirim” imzasiyla bir yorum yazmis.
Sanirim bu yaziyi yazan aylardir demokrasi soylemlerinde bulunan, yorumlarindan tanidigimiz Bekir L. Yildirim degil.
Cunku; yukardaki yorumu yapan sahis Hiristiyanlari, ateistleri, batililari, kurtleri, zerdustleri karsisina almis, emin olmadigi, hakli haksiz uydurma soylentiler/haberler uzerine varsayimlar kurarak demokrasi baglaminda herkese tolerans gosterecek bir tavir yerine bir takim MiLLiYETCi-UMMETCi yorumlarda bulunmus.
Yok eger bunlari yazan yorumlarindan tanidigimiz Bekir L. Yildirim ise, hayal kirikligina ugradigimi belirtmek isterim. Simdi pek cok kisi “mumu yatsiya kadar bile yanmadi” diyordur.
Yazan:Gökhan Talas Tarih: May 14, 2007 | Reply
Bekir Bey
Haydar Bey’e dikkat ettiyseniz blogunuzda beyan ettiğim fikirlere sahip olan sadece ben değilmişim. Bir hikmet varmış demek ki ;)
Yazan:Bekir L. Yildirim Tarih: May 14, 2007 | Reply
Haydar Bey,
Yazdiklariniz hakkimde birtakim hukumler iceriyor. Demokrat olup olmadigimi sorguluyor “ummetci” diye bir kategori ihdas edip bunun da demokra olmakla celsirigini ima ediyorsunuz. Ama aciklama, muhakeme yok.
Size tavsiyem: Yazdiklarimdan dilediginiz kisimlari cim,bizlayin ve ondan sonra “bu demokratik dusunce ile catismaz” deyin. Ummetci soylemnizle sizin demokrasi kavramini laikciler gibi belirl inanislari dislama seklinde anlayisinizdan kotkuyorum.
Bakin Haydar bey veya diger bilmeyenler:
Demokrasi bir cercevedir, bi duzenleyicidir. Kisilerin musluman, hiristiyan ateist ummetci (ummet=musluman icin Islam dusmanlarinin uydurdug kelime) olmasi ile alakasi yoktur. Burada birkac dindar muslumanin kurdugu sitede bir Protestan Misyoner’e propaganda imkani verilmesi benim anladigim demokratik ak degil olganustu bir cesit imtiyazdir. BEn misyonerlik faaliyetlerinin de Bati ulkelerinde muslunmanlara taninanin aynisdi olsun diyorum yahu. Bunun neresine itiraz ediyorsunuz? Peki bunu diyuen adamin kendi ulkesinde kend inanisni savundugunda bunun demokrasi ile celistigini dusunuyorsaniz siz demokrasinin d’sin bilmeyen laikcilerden farkiniz ne? Zaten bu “bak Haydar Bey’de benim gibi dusunuyor” diye size amigoluk yapan cocugun benim blogumdaki yorumunda da benim itikadimi ifade etmemin dahi o’nu disladigini soyluyordu. Sizin “ummetci” ifadeniz de ayni telden caldiginzi gosteriyor.
Ben bir Muslumanim musade ederseniz. Bir musluman olarak tabiiki muslumani Hiristiyan yapmak isteyene karsi cikacagim. Siz Kurt irkciligi, misyonerlige destek olmayan demokrat olmazmi diyorsunuz? Ben Turk irkciligina karsi ciktigimda “iste bak ne guzel demokrat” derken demek “sizin” ideallerinize hizmet etmem disinda bir sey goremessiniz. Oysa ulusalcilar da bu soylem sahiplerin PKk ile ayni soyleme sahip olmakla sucluyorlar idi. Yaziklar olsun!
Once gidin ansiklopedilerden , kitaplardan kavramlarin tanimlarini ogrenin. Benim dursunmda celiski blamazsiniz. Simdiye kada bana camur atanlar ancak boyle yuvarlak hukumlerle saldirdila. Hicbiri bak sunu dedin, oysa bu su ahlaki ilke veya demokrasi anlayisi ile celisiyor demediler.
Bakin burasi ne hale geldi? Islam parfumlu Kurtcu, Israil yanilari,. Islam parfumsuz Kurtculer, Hiristiyanlar, propagandistleri epeyce “demokratik” bir forum oldu.
Yazan:Bekir L. Yildirim Tarih: May 14, 2007 | Reply
PKK sempatizanları Fransa’da Eyüp Sultan Camii’ne saldırdı
Terör örgütü PKK yandaşları, Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan Eyüp Sultan Camii’ne saldırdı. Çıkan olaylarda 6’sı polis 10 kişi yaralandı.
Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın sağlık durumunu bahane ederek dün yürüyen grup, gösteri yaptıkları yerin 200 metre yakınındaki Eyüp Sultan Camii’ne taşlı sopalı saldırıda bulundu. Yaklaşık 50 kişilik PKK’lı grup önlerinden geçen bir düğün konvoyundaki Türk bayraklı arabaları önce taşladı. Ardından caminin içine giren PKK’lılar, düğün sahipleri ve camide bulunan vatandaşların üzerine yürüdü. Olayların dışarıya da taşması ardından polis havaya ateş açarak ve gaz bombası kullanarak grupları güçlükle ayırdı. Çıkan arbedede 6’sı polis olmak üzere 10 kişi hafif şekilde yaralandı. PKK’lılar cami imamına ait ev ile çayevi, toplantı salonun camları ve cami tabelasına zarar verdi.
Öcalan’ın yakalandığı şubat ayında Strasbourg’da toplanan binlerce PKK’lı yandaşına Strasbourg Belediyesi Meinau semtinde bulunan ve Avrupa’nın en büyük camilerinden biri olan Eyüp Sultan Cami’nin yakınlarındaki alanı tahsis ediyor. Yıllardır burada toplanan göstericiler araba ve otobüslerini caminin yanı başındaki otoparka parkediyor. Gösteri alanının değiştirilmesi için daha önce defalarca belediye yetkilileri ve polise müracaatta bulunduklarını ifade eden Eyüp Sultan Camii Cemiyet Başkanı Sabit Aydemir saldırganlar hakkında şikâyette bulunduklarını belirtti. Aydemir, “Polis tam zamanında devreye girerek göstericileri uzaklaştırdı. Ama hepsini otobüslere bindirip yolladılar. Ne biri gözaltına alındı ne otobüslerin plakası alındı. Avrupa’nın değişik yerlerinden geldikleri için saldırganları teşhis etme şansımız da yok. Şikâyette bulunduk. Vali ile de görüşmemiz olacak. Olayın bir daha tekrarlanmaması için miting yerinin değiştirilmesini arzu ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Öte yandan cami yönetiminin gösteri günü tedbir alarak camiyi kapalı tutması olayların boyutunun büyümesini önledi. Camide az kişinin bulunması sayesinde olayın ucuz atlatıldığını dile getiren görgü tanıkları saldırganların hepsinin elinde sopaların bulunduğuna da dikkat çektiler.
cihan
Kaynak: Zaman
Yazan:sawyer Tarih: May 15, 2007 | Reply
Bekir bey
Bir muslumanin baskasinni etkisiyle de olsa muslumanliktan hristiyanliga gecmesi sizi neden bu kadar endiselendiriyor? Bir insanin kisisel bir seciminde degisiklik yapmasi sizin icin bu kadar onemli mi? Ayrica boyle bir degisiklige neden olabilecek bir girisimi engelleme hakkiniz oldugunu nasil dusunuyorsunuz?
Yazan:Ç-Z Tarih: May 15, 2007 | Reply
Sn.Sawyer,
Bekir bey’e sorduğunuz sorunun cevabı kendi içinde zaten.”Başkasının etkisiyle” Bekir bey, sizin gibi etki altında kalmayan, bilgisi sınırlı,maddi müşkülat içinde olup, telkine açık potansiyel insanları “etkileyerek” din değiştirmesine “sebep” olacaklara karşıyım diyor.
Malumunuz Dink ve Malatya vb.cinayetler de bu şekilde ”telkine müsait” gençlerin maşa olması ile gerçekleştirilmişti.Birinin bu şekilde düşünmesindeki yanlış nerede sizce?
Sizin zaafı olmayan bir insan olarak,zaaf anlarında insanları etkilemenin mümkün olduğunu tahmin edebileceğinizi düşünüyorum.
Dindar bir insanın CB olmasını istemeyen mantık, bir inanlının başkalarını “etkileme” faaliyetlerine,zihnini bulandırmasına neden karşı çıkmaz ki?Demoktasi bu anlama mı geliyor?Sınırlı seçilene tanınan özgürlük!
Gökhan bey’in söylediklerinden alıntıladığım aşağıdaki özetten yola çıkarak;Her Hıristiyan‘ın misyonerlik yaşam şeklidir”kurtuluşa erdirmek” bu mantıkta birini mecliste görmek ister misiniz?
“Öte yandan, “Mesih İnanlıları”nın propagandasını yaptıkları iddia edilen dinî inancı, günlük siyasi iktidar mücadelesine alet etmeleri ve böylece siyasi menfaat veya siyasi nüfuz sağlamaları da mümkün değildir. Bir kere “Mesih İnanlıları” belli bir dini cemaate mensup olmanın ötesinde herhangi bir siyasi parti veya kuruluşun üyesi değildirler.”G.T 7/5
“Bizler yaşama ve o yaşamı savunma hakkına inanırız. Hiçbir siyasal gerekçe ve ideolojik yöntem sonucunda bu haklar kısıtlanamaz.”G.T 9/5
“İkinci tip hem yaşamını para getiren bir işle idame ettirir hem de artan zamanda kilise hizmetleri için aktif olarak emek verir. Örneğin benim mesleğim Grafikerlik. Ben her çeşit piyasa işini yapıyorum. Bunun yanında Hıristiyan kuruluşlar içinde tasarım işleri üretiyorum. Hayatımı buradan kazanıyorum. Boyacı, büfeci, taksi şoförü, sinema sanatçısı, futbolcu v.s olan kardeşlerimiz var. Bu kardeşlerimiz günlük yaşamlarında çevrelerine İncil’i müjdeliyorlar. Ama birinci grup kadar aktif değiller. İnsanlar gibi yaşıyorlar yani.
Mesela yurt dışında devlet eliyle tebliğe gidenlerin yanından bile geçmez bizim hayatlarımız. Tarikatların gölgesinde ticaret yapan “küçük” işletmelerin yarısı kadar parayı bir arada görmüşlüğümüz yoktur. Bedava öğrenci okutamayız, Amerika’da çocuğu okuyanların ya eşleri Amerikalıdır ya da burs kazanmışlardır.
Bir kere o kadar büyük miktarlarda (55 milyon İncil diyen olmuştu…) hizmet materyali yok elimizde. Olanları da şirketler ağına sahip kurumlar basıyor genelde. Mesela Kitab-ı Mukaddes Şirketi dünyanın her yerinde şubeleri olan büyük bir kurum. Onların gücüyle yerel kilisenin tek başına yapabilecekleri karşılaştırılamaz. Açıkçası bizler Diyanet gibi devlete bağlı kurumlardan da destek almıyoruz.
Ama bu ülkede hiç kimseye bu hesap sorulmazken Hıristiyanlara rahatlıkla soruluyor. Ceplerimizden çalınanlara gönül rahatlığıyla müsaade ederiz ama Hıristiyanların katılanların parasıyla yaptığı kamplar için sanki Kraliyet Balosu düzenlenmiş gibi asparagas dizebiliriz.”G.T 11/5
Devlet dinden uzak olsun laik olsun deniyor da neden azınlıklar için ayrıcalık isteniyor? Ya diyanetin devlete bağlı olup ödenek almasına karşı çıkalım yada tüm diğer dinlere devlet ödeneği çıkartalım.
Çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede dindar olmanın anlamını bile bilmeyen kendileri de Müslüman olan insanlar “irticaya “hayır diye slogan atarken hangi demokrasiye evet dediklerini acaba biliyorlar mıydı?İrtica sadece İslamiyet’e ait bir kavram mıdır ki?
“Bir insanin kisisel bir seciminde degisiklik yapmasi sizin icin bu kadar onemli mi? Ayrica boyle bir degisiklige neden olabilecek bir girisimi engelleme hakkiniz oldugunu nasil dusunuyorsunuz?”Şimdi bu sorularınızı tekrar sorun,ama kendinize!
Bekir bey kusura bakmayın soru sizeydi ama malum dürtü!
Yazan:Ekrem Senai Tarih: May 15, 2007 | Reply
Bekir bey,
Ben tehlikenin ne olduğunu anlayamadım. Hristiyanlaşmak mıdır tehlike olan? Alevilerin, Kürtlerin hristiyanlaştırılarak Türkiye’den kopartılacağını mı düşünüyorsunuz?
Sizce forumda farklı fikirlere yer vermemeli miyiz? Sizce “azınlıklarımız” tehlikeli midir? Çok mu fazla ifade imkanı bulmaktalar ki, söz hakkı vermeyelim diyorsunuz. Sizce azınlıkların özgürlüklerinin kısıtlı olması ve baskı altında olması bir kandırmaca mıdır?
Amerika’da dominant kiliselerin siyasetle bağlarını Türkiye’de de varmış gibi düşünüp bu bir avuç insana yüklenmek haksızlık değil mi?
Hiç anlayamadım.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: May 15, 2007 | Reply
Sayın Ç-Z,
Kutsal kitap okuyup, misyonerleri dinleyen herkes din mi değiştirmektedir? Eğer böyleyse hakikaten sihirli bir gücü olmalı İncil’in. Peki müslüman olarak bizlerin dinimizi anlatmamıza engelimiz nedir? Madem Kürtleri, Alevileri aldatıyorlar; gidin siz de misyonerlik yapın müslümanlığı anlatın. Onlarınki de dil, sizinki de. Kitap basmak da öyle zor bir konu değil artık; grafikersiniz biliyorsunuz. Basın, basın gönderin Kuranı. Eğer bir insanın dinini değiştirmek bu kadar kolaysa… Bir anektod:
Dayım çapkın bir tır şöförüdür. Bir gün bana bir Rus kızla çıkageldi, “bunu müslüman yap” diyor. Amacı belli, ne anlatayım kıza. Baktı bende iş yok, kendisi anlatıyor:
- Bak yavrum, İsaaa beeed, Muhammed guuuuud, okey?
Kız da başını sallıyor.
Kıza Hz. Muhammed’in (S) yaşamını anlatan bir ingilizce kaset ve bir kitap verdim… Artık o gün kızı müslüman yapmak için daha neler yaptı bilmiyorum, zaten ertesi gün görmedim kızı.
İnsan, kitapla, kasetle din değiştirmez. Yoksa dediğiniz gibi bizim diyanet de İncil kitapçılarından iki kat büyük matbaa alırdı, herkes müslüman olurdu.
İnsan kendi dininden endişe eder mi ya? İncil’i okudunuz mu hiç? Allah razı olsun, bir misyoner verdi de okudum. Her müslüman okumalı. Allah’ın mesajının çağlar boyunca nasıl aynı doğrultuda geldiğini ve nasıl paralellikler taşıdığını herkes okumalı. Okumaktan, dinlemekten, konuşmaktan kimseye zarar gelmez.
Yazan:Ç-Z Tarih: May 15, 2007 | Reply
Sn.E.Senai,
“Ey Atinalılar! Beni suçlayanların iftiralarından nasıl etkilendiğinizi bilmiyorum, fakat öyle ikna edici konuştular ki, ben bile kim olduğumu unutuyordum nerdeys