Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Futbol ve Beyaz Kadın Ticareti »

 

Bir kaç ay oluyor, Bosna, Çeçenistan, Irak ve Arnavutluk’taki kız çocuklarını eğitim/iş vaadiyle kandırıp Almanya’ya getiren ve fuhuşa zorlayan bir çete yakalandı. Haberi radyodan duymuştum. Üzücü ama buraya kadar şaşılacak bir şey yok zira savaşla alt üst olan İslâm coğrafyasında fuhuş ve organ mafyasının cirit attığını zaten biliyoruz. IHH’da görev yapan okurlarımızdan duyuyoruz. Interpol raporlarından okuyoruz.

Türkiye açısından dikkat çeken nokta şu: Çetenin “yöneticileri” yakalanmadan önce Belçika ikinci liginde oynayan 2 futbol takımı satın almışlar. Neden? Prestij? Vitrin? Yoksa futbol fuhuştan daha mı kârlı? İşin sırrı biraz … “yatırımın” ikinci lige yapılmış olmasında. Açalım:

2000’li yıllardan itibaren suç “sektörü” üzerinde iki rüzgâr esiyor:

Birincisi Küreselleşme:

İnternet, Avro ve Schengen ile ulusal sınırların zayıflaması. Yasal iş kolları ve ihracat için elbette kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı faktörler bunlar. Yasa dışı faaliyetler için de aynı şey söz konusu. Çünkü ulusal polis ve ulusal savcının boşalttığı yeri dolduracak bir küresel adalet sistemi yok. Bundan dolayı suç işleyerek kazanılan paranın birikimi hızlandı. Bu parayı yasal sahaya geçirmek için ise aklamak gerek.

İkinci Rüzgâr ise ters yönden esiyor, eski usülle para aklamak zorlaştı:

Eskiden nispeten kolaydı bu iş. Anonim bir şekilde vergi cennetindeki bir bankaya koymak, sonra o parayı paravan bir firmaya aktarmak yetiyordu. Bu kap kaç oyununun değişik versiyonları vardı tabi. Vergiden muaf kumarhaneler, uyduruk  bir açık arttırmada satılan sanat eserleri(!) veya yüzde bin kazandıran emlâk vurgunları…

11 Eylül hadisesinden sonra ABD’nin baskısıyla dünyadaki para hareketleri kontrol altına alındı. “Vergi cenneti” denen küçük ülkelerde, uzak adalarda para aklamak zorlaştı. Maksat El Kaide’nin para kaynaklarını Read the rest

Eskimeyen yazılar: Müslümanlık ve kadın hakları »

“Değerli yazar ve mütefekkir Ali Bulaç, Zaman’daki köşesinde üç yazıdır “kadın meselesi”in ele alıyor. Daha doğrusu, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve çeşitli kanaat önderlerinin “İslam dünyasında kadını dışlayan anlayış” konusundaki eleştirilerini eleştiriyor. Çünkü Bulaç’a göre Müslüman kadının “Ev”den pek çıkmaması lazım. Bırakın iş hayatına katılmayı, camiye bile fazla gitmesine gerek yok.

Bu, benim fazla tutucu saydığım bir görüş. Aksine, Müslüman kadının modern hayata eşit şartlarda katılmasını savunuyor, Diyanet’in bu konudaki girişimlerini destekliyorum. Daha önce Hilal Kaplan, Nihal Bengisu veya Özlem Albayrak gibi mütedeyyin ve mütesettir hanımlarla Ali Bulaç arasında ortaya çıkan zıtlaşmada da, söz konusu hanımları haklı bulmuş idim.

[…] Birincisi, Batı’nın “emperyalizmi” kadar insan hakları ve demokrasi gibi “değerleri” de vardır. Emperyalizmini hep birlikte kınayalım. Ama sadece bu yönünü görürsek, yanılırız. İkincisi, bir kavramı sırf Batı tarafından da savunulduğu için reddetmek, yanlış bir tepkiselliktir. Sizi sadece “Batı’nın zıddı” olmaya götürür ki, bu “Batı’nın taklidi” olmak kadar ilkesizcedir. Doğru olan ise, “kadın meselesi”ni, “Batı ne istiyor”a bakarak değil, “Müslüman kadın ne istiyor”a bakarak konuşmaktır.   (Mustafa Akyol / Star)

 

… Bu konuda e-kitap okumak için…

  Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz. 

 

 Kadın hakları ve Kemalizm

 “Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak”  Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Leyla Zana Depremi »

“… Kürtçü hareketin önde gelen isimlerinden Diyarbakır bağımsız milletvekili Leyla Zana Başbakan Erdoğan’da Kürt sorununu çözebilecek cesaretin olduğunu ilan edip, “Erdoğan isterse bu işi çözebilir” deyince BDP’den sert bir karşılık buldu. Özgür bir parti iradesi oluşturmaktan çok, politikalarını Kandil’den gelen talimatlara göre belirleyen BDP’nin eşbaşkanı Selahattin Demirtaş“Her kim Başbakan’dan umutluysa bu saflıktır” dedi. Aslına bakarsanız BDP’nin ve Kandil’in …” (Sedat Laçiner / Star)

 

… Bu konuda okumak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin. 

Tatyos efendi / Gamzedeyim deva bulmam »

Sosyalizm neden kendini bitirmiş? »

“… Perry Anderson’ın “Batı Marksizmi” üstüne kitabında pek güzel anlattığı gibi, özellikle Stalinist hegemonyanın kurulmasından sonra “devlet Marksizmi” akıl ve fikirle yollarını ayırmaya başlamıştı. Politik düzeyde yaptıklarına akıl erdirmek zordu ( Hitler’le pakt imzalamaktan Komintern’i lağvetmeye kadar): ama düşünce düzeyinde müdahaleleri de ayrı felâketti (sanatta Jdanov, bilimde Lysenko!). Ama bunların herhangi birini tartışmak da yasaktı. “İyi ya, sosyalizm böylece kendini bitirmiş” diyebilirsiniz. Biraz da öyle, doğrusu. Ama bu “dediğim dedik” tavrı sosyalizmin bir “içsel zorunluğu” olmaktan çok, evrensel bir insanî zaaf …” (Murat Belge, Taraf)

… Bu konuda e-kitap okumak için…

Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma) 

Bir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.

Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi?

Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.

Türk solu iktidar olur mu? 

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.

Tchaikovsky »

MHP ne kadar taban kaybederse BDP o ölçüde zayıflar »

Ziya Hurşit şöyle yazmıştı mecliste tahtaya: ‘‘Bir millet, putunu kendi yapar, kendi tapar!”

 Düşünen kafaların, işleyen beyinlerin, inleyen zihinlerin gece gündüz sorgularına mazhar olan bir hadisedir milliyetçilik. Ontolojik irdelemesi ne kadar yapılmaktadır bilmiyorum. Damarı tutan ciddi bir kesim olduğu gerçek. Milliyetçi olmayanın vatan sevgisinden şüphe edilmesi noktasında ayrışılan bir yoldayız. Asıl dilemma bu noktada ve şu soruda ortaya çıkmakta; Milliyetçi Kürtler ne yapacak? Read the rest

Son 24 saatte Derin Düşünce’ye bağlanan ülkeler »

 

 

 

… Siteyi tanımak için…

 Derin Düşünce nedir?  

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :) 

Bir Kürdün kurşunuyla ölmek! »

“…Gazeteci dostum Cevat Korkmaz bana yirmi gün sonra gelip hastanede röportaj yapmak istediğinde vurulduğum yerde can çekişirken ne hissettiğimi sormuştu. Cevap vermiştim ben de. Öleceğimi, bu yaralardan kurtulamayacağımı düşündüğümü söylemiştim Cevat’a. Aklımda Zerdeşt, Hiwa ve Canan vardı. Sonra bir Kürdün kurşunuyla ölmek zoruma gitmişti doğrusu. Sen gel Diyarbakır zindanından, bin bir beladan kurtul, işkencelerden sağ çık, sonra da bir Kürdün kurşunuyla ve yine Diyarbakır’da can ver!

Hamit Yıldırım bizi vurduktan sonra JİTEM’in lojmanlarına gitti ve orada Yeşil ve ekibiyle buluştu. Aygan o ekibin içindeydi. Ondan sonrası, onun anlatımlarıyla açıklığa kavuştu. Hamit o tarihten sonra Şırnak-Kumçatı’da yaşadı, evlendi, dokuz çocuğu oldu. JİTEM’deki görevini sürdürdü. Halkın arasında yaşadı. Kimliğini bile değiştirme gereği duymadı. Oysa ben en azından kimliğinin değişmiş olabileceğini tahmin ediyordum …” (Orhan Miroğlu / Taraf)

 

… Bu konuda okumak için…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin. 

Bu yaz hangi kitabı okusak? »

 
 

 

Kitap Tanıtan Kitap 1

Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Kitap Tanıtan Kitap 2

Kitap tanıtan Kitapların birincisi kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…Buradan indirebilirsiniz. 

 

Kitap tanıtan kitap 3

İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.