Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Suudi Arabistan ABD’nin 51ci Eyaletidir… »

  • Batı Avrupa ve Japon endüstrilerinin ürettiği trilyonlarca dolarlık zenginlik, tek kurşun atmadan nasıl gasp edilebilir?
  • Alaska petrolü, Bilderberg çetesi ve 1973 Arap – İsrail savaşını birleştiren çizgi nedir?
  • Ev kredilerini ödeyemeyen Amerikalılar çoluk çocuk sokağa atılırken Exxon nasıl dünyanın en kârlı ve en büyük şirketi oldu?
  • 1955-1971 arasında Jersey Standard’ta yöneticilik yapan, daha sonra ABD hazine bakanlığında uluslararası para dosyalarına bakan Jack F. Bennett 9 Mayıs 1974’te Nixon tarafından hazine bakan yardımcılığına getirildi. Bennett bu görevi, Bretton-Woods sonrası sistemi kuran Paul Volcker’den devralmıştı. Bu görev değişiminin hemen ardından Kissenger sahneye çıktı. Kissenger ve Bennett, hem CFR’in hem de Bilderberg’in seçkin üyelerindendi.
  • Kissenger ve Bennett, endüstrileşmiş Batı Avrupa ve Japonya’dan OPEC ülkelerine akan dolar seline yön vermek için haftalarca çalıştılar ve bir plan yaptılar. Resmen hazır oldukları 8 Haziran 1974’te Suudi Arabistan’a muazzam silah yığmaya başladılar. Devletin en ince noktaları ve istihbaratı ABD kontrolünde olan Suudi Arabistan, Aramco’dan aldığı petrol gelirini ABD firmalarına ve bankalarına yatırmaya başladı.

Read the rest

İnterpol bir suç örgütüne mi dönüşüyor? »

  • Geçenlerde haberini okuduk: İnterpol, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yurt dışına kaçan FETÖ’cüleri arama listesinden çıkarmış. Aralarında FETÖ’cü savcılar Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Celal Kara’nın da bulunduğu darbeciler rahat bir nefes almış.
  • Evet ama İnterpol nedir, kimdir? Gücü, yetkisi ve parası nereden gelir? Organ ticareti, kara para aklama, terör… Suç örgütleri para ve teknoloji gibi küreselleşti. Ulusal polis teşkilâtlarının güç ve yetkileri ise ulusal sınırlarda bitiyor. Küresel bir polis işbirliği elzem.
  • Bir “dünya polisi” kurmanın en tehlikeli sonucu ise bu silahlı gücün de mafya haline gelmesi. Yani birkaç zengin devletin / şirketin kuklası olup bizzat suç işlemesi. Meselâ Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün Bosna’da sebep olduğu soykırımları hatırlayalım… Hatta yine BM askerlerinin Afrika’da işledikleri suçları.
  • İnterpol, üye sayısı bakımından Birleşmiş Milletler’den sonra ikinci büyük uluslararası örgüt. Menfaatleri çatışan hatta savaş halinde olan devletlerin arasında polislik yapmak çok zor olabilir ama BM askerleri Bosna’da etkisiz değildi. Taraf tutarak ve Müslümanları aldatarak soykırıma hizmet ettiler.
  •  İşte bugün İnterpol’ün bu duruma gelmek üzere olduğunu söyleyenlerin sayısı da hızla artıyor. Yani İnterpol, etkisiz ve yetkisiz değil, etki ve yetkisini kötüye kullanan tehlikeli bir suç örgütü olma yolunda.
  • Ancak unutmayalım, İnterpol’ün (şimdilik) silahlı gücü yok. Zaten bu üye devletlerin egemenlik transferi yapmasını gerektirirdi. Yani meselâ Türkiye’nin ulusal sınırları içinde TBMM denetiminde olmayan silahlı bir gücün gelip Türk vatandaşlarını tutuklaması! İnterpol ulusal polisler arasında veri akışı sağlıyor.
  • İnterpol’ün farklı amaçlar için farklı renklerde bültenleri var: Beyaz: Kimliği belirlenemeyen cesetler, Sarı: Kayıplar, Mavi: BM yaptırımları… Üye devletlerin bu bültenleri siyasî, dinî vb göreceli “suçlar” için kullanmaması gerekiyor. İnterpol’ün #FETÖ’cüleri koruduğu bülten ise kırmızı.
  • Gelelim İnterpol’ün kirli çamaşırlarına… Üye devletlerin zar zor verdiği paralarla 50 milyon $ toplayan İnterpol, özel firmalardan ve ulus-devletlerden bağış almaya başladı. Tabi parayı veren düdüğü çalar. İnterpol de bu zenginlerin paralı askeri gibi davranıyor. Meselâ?

Read the rest

Dikkat Kitap: Petrol kandan ağırdır güncellendi. Sürüm 2.0 yayında. »

Petrolün fiyatının 50$ üzerinde kalması için yılda ortalama 75.000 insanın ölmesi gerekiyor. Süveyş kanalının Mısır tarafından kamulaştırılması, petrol krizleri, 6 sün savaşı, İran-Irak savaşı, Irak’ın işgali ve Suriye… İnsan kanıyla para basan bu makine asker, sivil, kadın çocuk demeden insan öğütmeye devam ediyor.

Nasıl? 1ci Dünya Savaşı tarihteki ilk küresel karbon savaşı oldu. Kömürle beslenen fabrikalar kömür ve petrolle işleyen makineler ürettiler ve insanın öldürme kapasitesini binlerle çarptılar. Ama makineler savaşta insanın yerini almadı. Bunun yerine daha çok insanı daha hızlı şekilde cepheye göndermek için kullanıldı. Cepheler genişledi ve muharebeler uzadı. Alman-Fransız sınırındaki zengin kömür yataklarından İslâmistan’daki petrol kuyularına uzanan savaşta insanlar karbon için öldüler, öldürdüler. Petrolcüler, kömürcüleri yendi. Endüstrileşen savaş sadece savaş makinelerinin değil üretim, sevk ve idare kapasitelerinin de savaşıydı. Elinizdeki kitap şu sorunun cevabıdır: İnsan kanıyla para basan bu makine nasıl çalışıyor? Buradan indirebilirsiniz.

İkinci sürüme notlar:

  • Yeni eklenen konu ve örneklerle kitap 54 sayfadan 80 sayfaya çıktı.
  • Birinci sürümü okuyanlara kolaylık olması amacıyla konuların sırasını değiştirmedik; yeni bölümleri sona ekledik.
  • Petrole ek olarak sivil nükleer ve rüzgâr enerjisinden bahsettik.
  • Küresel para sisteminin petrolle olan ilişkisini derinleştirdik ve örnekledik.
  • Yeni sürümde dikkat çektiğimiz başlıklar ve cevap aradığımız sorular şunlar:
    1. 6-24 Ekim 1973 Arap-İsrail Savaşı’nın (حرب تشرين) neticesi nasıl daha başlamadan belli olmuştu?
    2. Çöl tilkisi lakaplı Alman komutan Rommel’in Irak ve Suriye planı neydi?
    3. İran bir devlet midir yoksa içi saman dolu bir korkuluk mu?
    4. 2ci dünya savaşı sırasında Rus ve İngiliz orduları neden İran’ı işgal etti?
    5. Suudi Arabistan’dan fazla petrolü olan Venezüella neden açlık çekiyor?
    6. Kaddafi öncesi Libya’da petrol kartelini zorlayan kral kimdi? Kartel Kaddafi’yi nasıl kullandı?
    7. 1956 Süveyş krizinde Fransa ve Britanya nasıl rezil oldu?
    8. CIA’nin Irak’a müdahalesini isteyen özel şirketler kimlerdi?
    9. Endonezya’daki petrol yatakları neden CIA’nin ilgisini çekti?
    10. Güney Avustralya’da rüzgâr enerjisi ile artan açlık arasındaki ilişki nedir?
    11. Birleşmiş Milletler, Bilderberg Forumu ve Dünya Bankası’nın gerçek sahipleri kimlerdir?
    12. ABD neden Hitler’in Londra’yı bombalayıp 40.000 insanı öldürmesine yardım etti?
    13. Almanya nasıl bir Amerikan kolonisi haline getirildi?
    14. Nükleer silahları İran, Pakistan ve Hindistan’a kim, neden verdi?

Buradan indirebilirsiniz.

Tarihin Sonu / End of History / نهاية التاريخ »

Ne değildir?

Tarihteki önemli olayların son bulması, insanlığın tekdüze, liberal veya demokratik bir menzile doğru ilerlemesi değil.

Nedir?

Kıyamet inancına giydirilmiş bilimsel ve/veya ideolojik kisve.

Neden böyle olur?

Yaşadığı dönemi, tarihin diğer dönemlerinden daha önemli zanneden düşünürler zaman zaman devrim niteliğindeki olaylara şahid olunca hayretlerini “tarihin sonu” diye ifade etmişler. Meselâ Thomas More (Utopia), G. W.  Friedrich Hegel, Karl Marx, Vladimir Solovyov, Alexandre Kojève ve Francis Fukuyama gibi. Göz ile aklın işleyişi birbirine benzer. Göz kendini göremez; fotoğraf makinesi kendi resmini çekemez. İnsan, mekânı bulunduğu noktadan algıladığı gibi tarihi de yaşadığı yıldan hatta günlerden seyreder. Ülkesi Haçlı ordularınca işgal edilen Arapların yaşadığı şok yahut Hiroşima’dan sağ kurtulan bir Japonun bu olaya bakışı elbette objektif olamaz. Gözüne çöp batan bir insanın o an yaşadığı sıkıntı (onun gözünde) 3cü bir dünya savaşından daha önemlidir. Ancak Hegel yahut Marx gibi düşünürlerin bu yanılgıya düşmesi elbette güven sarsıcı.

Tarihin bütün “sonları” aynı mı biter? Read the rest

Nükleer silahları İran, Pakistan ve Hindistan’a kim, neden verdi? »

  • 1973 petrol krizinden sonra yeni bir para rejimine geçti: Pahalı petrol, enflasyon, zengin ülkelerin dış borçlarının artması, borsa krizleri ve özel banka zararlarının “sistemi kurtarmak için” kamulaştırılması, ithal petrolden alınan verginin borçlu ulus-devletlere oksijen çadırı olması…
  • 1973 petrol krizini takip eden sene enflasyona “yetişmek için” FED’in uyguladığı faiz %10! Büyük ve küçük şirketler iflas ediyor. New York şehri de 1975’te iflastan zor kurtuluyor. Ne oluyor tam olarak?
  • 1966’da belediye başkanı olan John Lindsay, Rockefeller ailesinin tuzluklarından ve göreve geldikten sonra yine bu aile tarafından finanse edilen devasa bir sosyal konut projesi başlatıyor. Nüfusu İsveç’in nüfusuna yaklaşan New York’un bütçesi o dönem Hindistan hükümetinin bütçesinden yüksek.
  • 1974 sonlarında şehrin borç tahvillerini kimse almak istemiyor. New York’u iflastan kurtarmak için Wall Street’in 3 büyük bankası devreye giriyor ki bunlardan ikisi petrol kartelinin ve Rockefeller ailesinin kontrolünde: Chase Manhattan, Morgan Guaranty ve CitiBank. Birincinin genel müdürü David Rockefeller, sonuncunun Walter Wriston (J.S. Rockefeller’in kendi yerine hazırladığı prens).
  • Bir başka deyişle “borç” denen silahla işgal edilen New York şehrinin yönetimi bu isimlerin eline geçmiş oldu. Bankalar “çürük” tahvilleri “en iyi” not alan kendi borç senetleriyle değiştirdiler; operasyon hacmi 1 milyar dolar ki o zaman doların değeri bugünkünden çok daha yüksek. Yetmedi, 26.000 insanı işten attılar.
  • Bütün bunlar gerçek kurtarma çabası mıydı yoksa büyük bir şantaj operasyonu için kamuflaj mı? Bize göre New York’u kurtarma operasyonunun Washington ayağı bu ikinci ihtimali güçlendiriyor. Karar sizin. Biz olanlara ve rakamlara bakalım.
  • Söz konusu 3 bankanın sözcüsü Pat Patterson, J.S. Rockefeller’in prensi Walter Wriston ve David Rockefeller yeni başkan Gerald Ford tarafından oval büroda ağırlanıyor. WaterGate yüzünden istifaya zorlanan Nixon gideli sadece 2 ay olmuş ve yeni başkanın yardımcısı David’in ağabeyi Nelson Rockefeller! Yani Amerikalıların ciğeri kaplana emanet.
  • Uzatmayalım, bankalar “New York batarsa biz de batarız, Wall Street çöker” şeklinde paranoyak bir senaryo sunuyor. Daha doğrusu örtülü bir şantaj… O zaman için muazzam bir para olan 2.3 milyar dolar yardım, başkanın desteği ile kongreden geçiyor.
  • New York’u kurtarma operasyonunun “sakın kurtarma!” operasyonuna dönüşmesi ister istemez 2008 krizi sırasında özel bankaların Beyaz Saray’a yaptığı baskıları, 700 milyar dolarlık kurtarma(!) planını ve özel banka zararlarının “sistemi kurtarmak için” kamulaştırılmasını hatırlatıyor.
  • Bu konuyu daha derinlemesine okumak isteyenler için 2 kitap tavsiye edelim:
    1. Dikkat Kitap: Banka Ordudan Tehlikelidir 
    2. Dikkat Kitap: Liberalizm Demokrasiyi Susturunca… 
  • 1973 senesinde bütün dünyada petrolden üretilen elektrik, neredeyse kömür santrallerininkine yakın. Hidroelektrik bunun gerisinde. Hızla yükselen petrol fiyatı hem kömür talebini körüklüyor hem de nükleer santralleri. 1940’laa kadar askerî amaçla plütonyum üretmek için kurulan santraller sivilleşiyor.

Read the rest

Gökten Üç Kabak Düşmüş… »

Mesnevi’nin 5.cildi Kur’an’daki “dört kuş” ayetinin tefsiriyle başlar. Hz.Mevlana, İbrahim (AS)’ın dört kuşunu tene ait dört sıfat olarak tefsir eder. Bu kuşlar kaz, tavus, kuzgun ve horozdur. “Kaz hırstır, horoz şehvet. Makam tavusa benzer, kuzgun dileğe.” Ebedi dirliğin çaresi bu dört kuşun başını kesmektir, böylece onlar emir altına girer ve artık onlardan insana bir zarar ilişmez. Beşinci cilt boyunca bu dört sıfattan kurtulmanın reçetesi hikâyelerle ve misallerle anlatılır. Kuzgun, ebedi olmak arzusudur. Hiç ölmeyecekmiş vehmi insana nice zulümler yaptırır. Kaz hırsın sembolüdür. Kaz, nasıl iyi kötü demeden bulduğunu kursağına yerleştiriyorsa hırs da insanın helal haram hassasiyetini ve rızk konusunda Allah’a itimadını zedeler. Şeytanın hileyle, zeyreklikle yüzlerce efsunu vardır. Ejderha bile olsa adamı sepete kor. Bu sıfatların en tehlikelisi tavus kuşuyla sembolize edilen makam hırsıdır. Horoz olarak anlatılan şehvet ise en çok ayak kaydıran histir, ama insana lazımdır. Çünkü savaş için düşmanın bulunması gerekir. Meyil olmazsa sabrın anlamı kalmaz. Bu hisler insanın bedeninde sakin bir şekilde kıvrılıp uyuyan köpekler gibidir. Uysaldırlar ama bir leş kokusu aldıklarında kılları diş kesilir, hile için kuyruk sallamaya başlarlar. Şehvetin sembolü horozdur:

“Horoz şehvete mensuptur, şehvetine pek tapar. O zehirli ve kötü şaraptan sarhoştur.
Şehvet soy üretmek için olmasaydı Adem utancından kendisini hadım ederdi. Melun İblis, Tanrı’ya avlanabilmek için bana kuvvetli bir tuzak lazım dedi. Tanrı, ona altın, gümüş ve at gösterdi, halkı bunlarla aldatabilirsin dedi. İblis, zahiren bunu beğendi. Beğendi ama suratını ekşitti, sıkılmış turunç gibi dudaklarını sarkıttı. Tanrı, o lanetliye güzel madenlerden altın ve mücevheratı armağan etti. A mel’un dedi, şu tuzağı da al. Şeytan dedi ki:
Ey güzel yardımcı daha artır. Yağlı, ballı şeylerle ağır ve değerli şaraplar ve birçok ipek elbiseler verdi.
Şeytan dedi ki: Yarabbi, imdat et, bundan fazla isterim. Ver de onları iplerimle adamakıllı bağlıyayım.
Bu suretle erkek ve yürekli sarhoşların, erkekçesine o bağları koparsınlar. Bu heva ve heves tuzaklarıyla ipler, senin erini adam olmayanlardan ayırt etsin.
Ey ululuk tahtının sultanı, başka bir tuzak istiyorum, öyle bir tuzak ki insanı baş aşağı atacak kadar şiddetli ve aldatıcı olsun. Read the rest

Bazı savaşlar başlamadan kaybedilir… »

Petrol neden “kara altın” oldu? 1944 Bretton-Woods anlaşmasında Amerikan dolarının karşılığındaki altın yerine 1971’de petrol kondu. Peki su kadar ucuz olan petrol (159 litresi 1.8 $) altın gibi nadir bir metalin yerini nasıl tutacaktı?

Önce kaynaklarımızı açıklayalım:

  1. Uluslararası Enerji Ajansı istatistikleri (iea.org)
  2. Çok uluslu petrol şirketlerinin dış politikaya etkisi” konulu ABD meclis araştırma komisyon raporları (1977)
  3. CIA, Impending Soviet Oil Crisis (1977)
  4. Franck Davis, “Oil Wars: Strategy & Tactics”
  5. Askerî hedef olarak petrol sahaları, fizibilite çalışması (ABD kongresi)
  6. David Rockefeller’in hatıraları
  7. Bruce Riedel, Saudi Arabia Nervously watching Pakistan
  8. Joseph Trento, Prelude to Terror
  9. Wolfgang Saxon, “James S. Rockefeller”
  10. Ron Chernow, The House of Morgan
  11. Iran Profile – Nuclear Chronology (nti.org)
  12. Dafna Linzer, Washington Post yazıları
  13. Amir Taheri, The Chirac Doctrine
  14. The Dutch Desease, The Economist (26/11/1977)
  15. Martin Sandbu, The Iraqi that saved Norway from oil
  16. Jack Anderson, Aramco konulu makaleler (Washington Post)
  • Bazı savaşlar başlamadan kaybedilir. Çünkü neticesi önceden masada belirlenmiştir ve askerler yazılmış bir senaryoyu oynamaktadırlar. 6-24 Ekim 1973 Arap-İsrail savaşı (حرب تشرين) böyle bir müsamereydi.
  • Savaş başladığında dünyada üretilen enerjinin %46’sı petroldü. Savaşı takip eden ambargo sebebiyle petrol fiyatı 4 katına yükseldi. Dünyadaki bütün zenginliğin %75’ini teşkil eden endüstrileşmiş ülkelerin kârları hızla OPEC ülkelerine aktı ve dolar cinsinden birikti.
  • 1973 petrol kriziyle beraber birçok Batı ülkesinin ekonomisi küçülmeye başladı, işsizlik ve enflasyon arttı. Bu krizin suçlusu olarak herkes OPEC ülkelerini, özellikle de Arapları gösterdi ama gerçek biraz farklı.
  • OPEC’in ambargo kararıyla düşürülen üretim günlük 250.000 varil iken 1973-1974 arası ABD (California+ Texas) üretimindeki düşüş 500.000 varildi yani OPEC’in 2 misli. Bir başka deyişle petrol fiyatını evvelden yükseltmeye başlayan ABD’li üreticiler Arapları günah keçisi yaptılar.
  • Komplo teorisi mi komplo mu? Rakamlara bakıp karar verelim: 1973 petrol krizinden 1 sene evvel dünya üretimi günlük 53 milyon varil iken 1973’te 58 milyon varil olmuş yani %10’a yakın artış!
  • 20-30 yıla yayılan, milyarlarca dolar gerektiren devasa yatırımlar nasıl olur da bir 6 Ekim gecesi “pat” diye durdurulabilir? Arama, deneme kuyuları, rafineri yatırımları, boru hatları, dolum tesisleri, yıllar süren pazarlıklar… Bütün bunlar petrolü dünyanın en büyük atalete sahip endüstrilerinden biri yapar.
  • 1973 petrol krizi ile fiyatların yapay ve kalıcı olarak yükseltildiğini düşünmemiz için bir başka sebep daha var: 1973 Aralık ayında ABD’deki benzincilerin %20’sinin depoları boş. Sıradaki insanlar arasında sık sık kavga çıkıyor; komşular sifonla birbirlerinin arabasından benzin çalıyor!

Read the rest

Şimdiki Zamanın Dini Bilenleri(!) »

Yazan: @ashabirakim

Adını bilmediği ama künyesiyle tanıdığı Ebû Hanife Hazretleri’nin binlerce talebesi olup, bunların kırk kadarı müctehid mertebesine ulaşmış olduğu halde bizim DİNİ BİLEN.!

Nisa Nur, İmam-ı Azam Hazretleri’nin içtihadlarına kafa tutuyor. Utanmıyor. Çünkü o mutlu. Dini Bilen(!) Özgürcan’ın okumaya vakit bulamadığı kitapları derleyen, toplayan, yazan, bir Hadis-i Şerif için binlerce kilometre giden İmam Buhari Hazretleri, Özgürcan’ın derin tenkitlerinden kurtulamıyor. Çünkü Onun Google’ı var ve çok mutlu.

66 yaşında hapis cezası olarak kuyuya atılan ve 15 senelik bu zamanda ezberden öğrencilerine 30 ciltlik El Mebsut isimli fıkıh usulü kitabını yazdıran İmam Serahsi Hazretleri’ne, sehiv secdesi yapmayı bilmeyen ama Dini Bilen(!) Betül, kafa tutuyor. Yine de mutlu.

Abdullah ibn-i Mesud Hazretleri, bir Hadis-i Şerif’i rivayet ederken yüz şekli değiştiği, nefesi kesildiği, titrediği halde, Dini Bilen(!) Umutcan Hadis-i Şerif okurken veya kendisine okunurken bacak bacak üstüne atabiliyor. Çünkü olabildiğince edepsiz ama bir o kadar mutlu.

Muhammed İdris er-Razi Hazretleri, Hadis-i Şerif için ilk çıktığı yolculuğu yedi sene sürdü. Yaya olarak yürüdüğü yollar bin fersah kadardı. Dini Bilen(!)  Şeyma, dolmuşla gidip geldiği fakülte yollarında Hadis-i Şerif’lerin sıhhat durumunu tartışıyor. Çünkü o mutlu.

İmam-ı Buhari Hazretleri gece uykudan uyanır, lambasını yakar, hatırına gelen faydalı bir şeyi yazardı. Hatta bir gecede yaklaşık yirmi defa kalktığı olurdu. Dini Bilen(!) Mert, sabah namazına kalkmadığı halde Hadis-i Şerif tenkiti yapıyor. Çünkü o aşırı mutlu. Dini Bilen(!) günlük 10 sayfa okumadığı halde, İbn Cerir Hazretleri 40 yıl boyunca her gün 80 sayfa yazdı. Ama İbni Cerir Hazretleri bir ilahiyat öğrencisi kadar cüretkâr değildi. Çünkü onun Google’ı ve ahkâm keseceği sosyal medya hesapları yoktu. Mezhep İmamı olan İmam-ı Mâlik Hazretleri’ne kırk soru sorulmuş¸ otuz altı tanesine ’Bilmiyorum’ cevabını verdiği halde, Dini Bilenin(!) altından kalkamadığı mesele yok. Demek o yüzden İslam’ı, Şeriatı, Sünnet’i, Kur-an’ı bilmiyoruz beğendiremiyoruz! Herkes bildiği ilim ile meşgul olursa inanın ahir zamanın en ilerisi ve Asrı Saadet’e en yakını oluruz Biiznillah…

 

… Yeni müellif ve kitaplarla tanışmak için …

Kitap tanıtan kitap 7kitap-tanitan-kitap-7 - kucuk Ücretsiz kitap indirin82 kitap indirin

Kitap tanıtan kitapların 7cisine damgasını vuran düşünür Susan Sontag oldu. 1977’de yayınladığı “Fotoğraf Üzerine” isimli cesur kitaptan bahseden 4 makale ile başlıyoruz. Mehmet Özbey’in kaleminden eskimeyen bir kitabı ziyaret edeceğiz sonra: Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez) Değerli yazarlarımızdan Mehmet Salih Demir ve Mustafacan Özdemir tek bir kitaba ve tek bir yazara odaklı kitap sohbetlerinden farklı makaleler hazırladılar. Bunlar kavram ve/veya olaylara odaklı, birden fazla kitaptan ve müelliften istifade eden çalışmalar: Terör, vicdan, modernleşme, bilim felsefesi (Kuhn, Heidegger, Derrida, Gadamer, Dilthey, Mach, Baudrillard, Toulmin) … Suzan Nur Başarslan’ın yazdığı Türk romanının tarihçesi ve Seksenli Yıllarda Türk Romanı Ve Post Modern Eğilimlerde bu kategoriye dahil edilebilir. Bunların  yanısıra yazar kadar hatta bazen daha fazla ünlenmiş kitaplara adanmış makaleleri de yine bu sayıda bulacaksınız: Zeytindağı (Falih Rıfkı Atay), Hayy Bin Yakzan (İbn-i Tufeyl), Körleşme (Elias Canetti), Taşrada Düğün Hazırlıkları (Franz Kafka). Kitap tanıtan Kitap 7’nin daha önceki sayılardan bir diğer farkı da Georg Simmel’e adanmış iki makale içermesi. Karl Marx ve Max Weber arasındaki kayıp halka olarak nitelenen Simmel’in “Büyük şehir ve zihinsel yaşam” (Die Großstädte und das Geistesleben, 1903) isimli özgün çalışmasından bahsettiğimiz makaleler kitabın sonunda. Buradan indirebilirsiniz.Önceki kitap sohbetleri:

 

CHP statükoculuğunun terörle imtihanı ve tutarsızlıkları »

Türk Dış Politikası’nın, genel hatlarıyla iki tutum üzerine oturduğu ifade ediliyor: Batıcılık ve Statükoculuk.

Türkiye’nin 1950’lere kadar tek parti yönetimi ve CHP ilkeleri ile hareket ettiğinden yola çıkarsak statükoculuğun ve Batıcılığın da aslında CHP’nin yerleşmiş tutumları olduğunu söyleyebiliriz.

Türkiye’nin kuruluş yıllarında bu statükoculuk, dışarıdan çok içeride sistemi yerleştirmeyi, bu sistemi yerleştirebilmek için de dışarı ile fazla sürtüşmemeyi gerektiriyordu, uzun soluklu ağır bir savaştan çıkılmıştı, ülke imparatorluktan ulus-devlete dönmüştü dolayısıyla çok fazla bir kıpırdanma yaşanması istenilmedi. Bununla birlikte Atatürklü yıllarda Türk dış politikası denge kurmayı ve bunu korumayı başarabildi denilebilir. Atatürk, o yıllar boyunca “Batı’ya karşı Batı; Batı’ya karşı Sovyetler” dengesini kurabildi. Örneğin; Mustafa Kemal, Batı içindeki çatışmalardan sonuna kadar yararlandı ve Batılı ülkelerle birbirlerine karşı oynadı. Paris’e dönerken 5-6 Aralık 1920’de Ankara’ya kendisiyle görüşmeye gelen Fransa’nın Suriye komiseri G. Picot’ya bütün Anadolu’da “ekonomik çerçevede bir Fransız mandasını kabullenmeye istekli olduğunu” belirtmişti. Oysa, ABD Başkanı W. Wilson tarafından Ermenistan mandası konusunda bilgi toplaması için 1919 sonbaharında gönderilen ve M. Kemal’le de görüşen General James Harbord heyeti, döndüğünde verdiği raporda, “M. Kemal’in bir Amerikan mandasından yana tercih gösterdiği”ni yazmaktaydı ve M. Kemal aynı komisyona “mümkünse Amerikan yardımını kabul etmeye hazır” olduğunu söylemişti. (Türk Dış Politikası-Baskın Oran) Oysa aynı Mustafa Kemal, Milli Mücadele’yi kararlılıkla yürüten kişiydi. Her halde Kılıçdaroğlu Atatürk’ün bu tutumlarını görse onu “tutarsızlıkla” itham ederdi. Read the rest

Ateşin haberini almak ile yanına oturup ısınmak arasındaki fark nedir? »

  • Körlüğe sebeb olan genetik bir hastalık yüzünden okyanus ortasındaki bir ada halkı tamamen kör olmuştu. Herkes kör doğduğu için “görme, bakış” gibi kelimeler de unutulmuştu. Birgün gören bir çocuk geldi dünyaya, adını “Tutu” koydular. Sonra?
  • Görmenin ne olduğunu kimseye anlatamadı ama Tutu defalarca insanları ağaca çarpmaktan, çukura düşmekten kurtardı. Uzaktaki şeylerin yanına gitmeden dokunabilmesini sağlayan olağanüstü bir yeteneğe sahip olduğunu zannettiler. Ona “büyücü” diyenler bile oldu. Read the rest