YAKINDA: İslâmcılık, faşizm ve sanat »
By admin on Ara 22, 2012 in faşizm, islamcilik, Soyut Sanat (Kaynak) | 2 Comments
İstanbul, Tokyo, Paris giderek New York’a benzemeye başladı. Oysa tam tersini umardık. Çünkü Batıda insan hakları, en azından zengin ve beyaz ırktan olan adamın hakları eskisinden çok daha iyi savunuluyor. Hatta özgürlük değilse bile bireysel serbestlik bir saplantı haline geldi. (Bkz. Hayvan serbesttir, insan özgürdür)
Tamam da… Kralsız, padişahsız, Stalin ve Hitler-siz bir dünyanın eskisinden çok daha renkli, çok daha zengin olması gerekmez miydi? Geleneklerden, din baskısından, diktatör sansüründen kurtulan sanatçıların muhteşem eserler vermesi icab etmiyor muydu? Her türlü dış baskı gerilediğine göre yerel kültürlerin öne çıkmasını beklerdik meselâ. Sadece ülkelerin değil şehirlerin hatta mahallelerin kendine has kimlikleriyle yaşayabilmelerini umardık. Böylesi renkli bir dünyada insanların kıyafetleri de rengârenk olmalıydı. İç dünyamızı, hislerimizi, etnik kökenlerimizi, dinî inançlarımızı dışa vuran giysiler ve takılar günlük hayatın tuzu, biberi olabilirdi… Her köşesinde yeni kokular, yeni lezzetler keşfedilen sokaklarda gezmeliydik.
Ama olmadı. Batının “Alternatifsiz” imanı olan demokrasi ve serbest piyasa bize tektipleştirme getirdi. Neden böyle oldu?











Ölümcül bir soru var; okuduklarımızla yaşadıklarımız, özendiklerimizle kendimizin arasındaki uçurumun büyüklüğü neden bu kadar derin?
“… Türk solunun […] hiçbir zaman “askerî vesayet” diye bir derdi olmamıştı. Türk solunun, solu ezip geçen 12 Eylül’le bir derdi vardı ama Meclis’i kapatan 12 Eylül’le bir derdi yoktu. Türk solcusu orduyu Türk-İslam sentezi politikaları için, ilerici çizgisini bırakıp burjuva ordusuna döndüğü için, solu silindir gibi ezdiği için sevemiyordu.

