Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

YAKINDA: İslâmcılık, faşizm ve sanat »

İstanbul, Tokyo, Paris giderek New York’a benzemeye başladı. Oysa tam tersini umardık. Çünkü Batıda insan hakları, en azından zengin ve beyaz ırktan olan adamın hakları eskisinden çok daha iyi savunuluyor. Hatta özgürlük değilse bile bireysel serbestlik bir saplantı haline geldi. (Bkz. Hayvan serbesttir, insan özgürdür)

Tamam da… Kralsız, padişahsız, Stalin ve Hitler-siz bir dünyanın eskisinden çok daha renkli, çok daha zengin olması gerekmez miydi? Geleneklerden, din baskısından, diktatör sansüründen kurtulan sanatçıların muhteşem eserler vermesi icab etmiyor muydu? Her türlü dış baskı gerilediğine göre yerel kültürlerin öne çıkmasını beklerdik meselâ. Sadece ülkelerin değil şehirlerin hatta mahallelerin kendine has kimlikleriyle yaşayabilmelerini umardık. Böylesi renkli bir dünyada insanların kıyafetleri de rengârenk olmalıydı. İç dünyamızı, hislerimizi, etnik kökenlerimizi, dinî inançlarımızı dışa vuran giysiler ve takılar günlük hayatın tuzu, biberi olabilirdi… Her köşesinde yeni kokular, yeni lezzetler keşfedilen sokaklarda gezmeliydik.

Ama olmadı. Batının “Alternatifsiz” imanı olan demokrasi ve serbest piyasa bize tektipleştirme getirdi. Neden böyle oldu?

modern_sehirler

Parti kapatma, vekil dokunulmazlığı ve eskimeyen bir makale »

Demokrasiler intihar edebilir mi?

20080906_derin_dusunce_org_demokrasi_intihar3.JPG

Sunuş: Devlet dediğimiz “aygıt” neticede insanlar arası şiddeti engellemek için var. Özgürlükler ancak devletin sağladığı güven ortamında doyasıya yaşanabiliyor. Ama devlet korumakla mükellef olduğu özgürlükleri korumak için insanları baskı altına almak isterse ne olur? Ya da demokratik yollarla özgürlük düşmanı bir parti seçilirse? Veya demokratik bir rejim “düşman” kabul ettiği bir siyasî partiyi kapatırsa?  

 Özgürlüğü korumak için özgürlükleri sınırlandırmak… Bütün demokrasilerin karşı karşıya olduğu bir paradoks bu. Tek bir doğru cevap bulmak oldukça zor görünüyor. Ülkelerin hukuksal olgunlukları, tarihleri ve hissettikleri tehditler kantarın topuzunun nereye konacağını belirliyor. Ve bu duruş o ülkenin özgürlükçü ya da totaliter bir ülke olmasını doğrudan etkiliyor. 

TAMAMI

Adem’den çıkan Havva’dır Sanat Eseri »

Her sanatçının içinde bir Pygmalion yaşar. Kim midir Pygmalion, yaptığı heykeli Galatea’nın güzelliğine aşık olan ve Tanrıça Venüs’e ettiği dualarla onu canlandıran ve aşkına kavuşan Kıbrıs prensidir.

Taptığı heykele aşık olan bir heykeltıraş. Eserine aşık olan sanatçı. Her sanatçı, eserine aşıktır ve eserinin canlanmasını ister. Oidipus’un kaçamadığı kehanet, yazgısını takip eden her sanatçının aslında istediğidir. Babayı öldürerek anneyle evlenen oğlun trajedisi. Babayı -geçmişi, geleneği, toplumun kabullerini…- aşarak, anneye –şimdi’ye ve geleceğe- hakim olma isteği. Aynı zamanda da kendisinden isteneni vermenin diğer adıdır Pygmalion. Senden Galatea’yı yapman bekleniyorsa bir sanatçı olarak, sen de Tanrılardan onu canlandırmalarını istersin doğal olarak; yarattığın güzelliğin canlanmasını, vücud bulmasını, senin onda gördüğün güzelliğin başkalarınca da görülmesini. Aşık olduğun senden çıkandır, senin parçan. Adem’den çıkan Havva’dır ve o parçayla birleşerek Read the rest

Fibonacci 0 1 1 2 3 5 8 13 21 34 55 89 »

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=P0tLbl5LrJ8&w=490&h=276]

Arap baharı mı emperyal restorasyon mu? »

arap_bahari

Ahmet Hamdi ÇAKMAK

@ahamdicakmak

Ortadoğu 2011 yılının ilk aylarına son derece hızlı giriş yapmıştı.Tunus’ta başlayan ve daha sonra Mısır,Libya,Ürdün,Bahreyn ve Suriye gibi Arap dünyasının önemli ülkelerine sıçrayan halk hareketleri,söz konusu ülkelerin iç politikalarında değişim ve dönüşümlere neden olduğu gibi şüphesiz bölgesel ilişkiler ve küresel güç organizasyonlarını etkileyerek dünya siyasetinin işleyişine de yön verdi.Ancak ansızın güçlü ve kararlı şekilde devam eden ve diğer Ortadoğu ülkelerine de sıçrayan bu halk hareketlerinin küresel güçlerin bir organizasyonu mu yoksa  Ortadoğu halklarının özgürlük,demokrasi ve gelişmişlik talepleri Read the rest

DESTEK: Tuvalette namaz olur mu? »

“…
– Ee napcaz şimdi, kılmıcaz mı? Cesaretlenmiş olsa gerek:
– Arada yer var, yere serecek bi şey bulursak kılabiliriz, bir bakalım mı? Döndük. 305 no.lu kapının önünde etrafa bakındık. Hanne kenarda yığılı vaziyette duran kolilerin içinde fotokopi kitaplarından buldu. Dizimize ve başımıza koyabiliriz diye düşündü ama bana çok temiz göründüler, Önemlidir belki, dedim, vazgeçtik. Tam, Gaste bulsak keşke… dediğim anda Hanne, koridordaki yangın dolabının üstünü kendisine mesken edinmiş
gazeteyi fark etti. Fanatikti. Ben nereye sersek diye düşünürken Hanne tuvalete yöneldi. Tedirgin bir şekilde takip ettim onu. Tuvalette namaz mı kılınırdı? Baktım, Hanne durmadı, bir kapıyı açıp duş kabinlerinin olduğu yere girdi. Eh burası daha iyiydi
…”

TAMAMI: Boğaziçi’nde Mescid Yok!

İsrail’e köpeklik edeceksen et ama Kürd’ün namına yapma bunu! »

israil_pkk“… K.Y.’nin İsrail bağlantısı üzerine araştırmalarını derinleştiren savcılık, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Mavi Marmara davasına ilişkin soruşturmayı mercek altına aldı. Savcılığı, İskenderun’de deniz üssüne saldıran PKK’lılar ile Mavi Marmara baskınını gerçekleştiren İsrail arasında bazı bağlantılar tespit etti. arasındaki İsrail bağlantıları tespit ettiği öğrenildi. PKK-İsrail bağlantısına ulaşan savcılık, Mavi Marmara baskınına ilişkin tüm delil ve ifadeleri içeren dosyayı İstanbul’dan istedi. […] İstanbul’da başlatılan Mavi Marmara soruşturması kapsamında soruşturma savcıya ifade veren mağdurlardan biri, baskın sonrası götürüldükleri hapishanede maruz kaldığı sorgulama anına ilişkin İsrail-PKK bağlantısını bir kez daha gözler önüne seren çarpıcı bir bilgi verdi. Gazze’ye yardım götürürkün İsrail ktomandolarının baskınına uğrayan gönüllü, dava dosyasına giren ifadesinde Türkçe bilen İsrailli bir asker tarafından sorgulandığını belirtti.Mavi Marmara mağduru, İskenderun saldırısını da çok iyi Türkçe konuşan bu askerden duyduğunu anlattı. ‘Sorgunun sonunda İsrailli asker bana ‘İskenderun’u duydun mu’ diye sordu’ diyen yardım gönüllüsü, kendisini sorgulayan İsrail askerine ‘Hayır, ne oldu ki’ şeklinde karşılık verdiğini söyledi. Bunun üzerine İsrailli askerin ‘Ülkene dönünce öğrenirsin, biz İskenderun’a çok sevindik’ dediğini aktardı. Mağdur, İskenderun saldırısından Türkiye’ye dönünce haberdar olduğunu ifade etti …” (Yeni Şafak)

… Bu konuda e-kitap…

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz.

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız. “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*) İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

Bugün cuma, ne olur bir şey yap (23) »

Kâinatı murâd-ı ilâhiyesiyle halkeden, halkı henüz kendisini taleb etmeye müdrik ve muktedir olmazken onlara esmâ’ını, sıfatını, ef’alini ve zâtını bilme kuvvesini bahşeden, herşeyin kendisini zikre mecbur ve mahkûm olduğu ve varoluşun ancak O’nun zikriyle dâim olduğu, zikrinin ve fikrinin insanlığı zulmetten nura ve sırat-ı müstakîme hidayet eylediği, esmâ’ı güzel, sıfatı ve ef’ali güzel, zü’l Celâl ve’l-Kemâl Hazret-i Mevlâyı Müteâl, Kuddûs, Kaviy, Raûfu’r-rahîm ve Erhamu’r-rahîmîn ve Rabbül-âlemîn, Sultan, Sübhân, Deyyan, Burhan, Kâdir-i Mutlak, Hâlık-ı Mutlak Allah Teâlâ’ya adetsiz ve hesapsız nâmütenahî hamd ü senâ olsun.

Sebeb-i hilkat-i âlem ve mevhar-i benî Âdem, ekmel-i mahlûkat, eşref-i mevcûdat, enbiyânın sevkinden murâd, abdiyyetin şahikası, abd-i has-ı Mustafa’sı, insanların hem mükemmeli hem mükemmili, şemsü’d-duhâ, bedru’d-düca, Ahmed, Ahyed, Hamîd, Sadullah, Sıratullah, Minnetullah, Nimetullah, Hazret-i Resûlullah Evendimiz (SAV)’e mahlûkat-ı ilâhîyenin adedince ve ilmullah-ı Teâlâ’nın mânâsınca salât ve selâm olsun. Salâvât-ı şerifenin esrar-ı ve envar-ı ilâhiyesîyesinden âline, evlâdına, ezvâcına, ashâbına ve etba’ına dahî isal olunsun.(*)

Özgürlük ve demokrasi iddiasındaki uygar(!) ülkelere bak! Uçaklarla çocukları bombaladığı, silah üretip satanların kendilerini “barışçı” ilân ettiği bir dünyada yaşıyorsun. Petrol çalmak için insan öldürenlerin  kurduğu bir ”medeniyetin” gölgesindesin.  O « barışçı ve medenî» ülkeler ki askerleri masum insanları öldürüyor. Bu nasıl bir medeniyet ki yetiştirdiği insanlar hayvanların bile tenezzül etmeyeceği rezilliklere yelteniyorlar. işte bileğini bükemediğin için çizmesi altında yaşamak zorunda kaldığın “medeniyet” böyle bir medeniyettir.

Bu medenî(!) insanlar öylesine açgözlüler ki kendi milletlerini dahi soyup soğana çeviriyorlar sahte ekonomik krizler ile. Ama kimse onlara ses çıkaramıyor. Çünkü hukukun mal gibi alınıp satılmasına göz alıcı bir kulp taktılar: “Özgürlük!”

Gördüğün manzara karşısında kalbinde duyduğun sıkıntı senin bir insan olduğunun Read the rest

Gecenin üçü Tiryandafilya »

Ölümcül bir soru var; okuduklarımızla yaşadıklarımız, özendiklerimizle kendimizin arasındaki uçurumun büyüklüğü neden bu kadar derin?

Oyun oynamayı seviyoruz; iki kişilik dünyevi bir aşktan bahis açmak amacıyla yazdığım alelade bir cümle olsun diye söylemiyorum bunu. Genel olarak, biz insanlar olarak oyun oynamayı seviyoruz. Kendini dev aynasında gören çocuğun ukalalığı biraz yaşadıklarımız. Bizimki çok daha çapsız, bir o kadar hadım bir ameliye çokça zaman. Geçtim aynanın devliğini, kendi cüceliğimizi görmemek için, ayaklarının altına kitap koyan hokkabazın tıynetine sahibiz. Şuara ayaklarımızın altında aşkımızı anlatmak için bazen, kimi zaman da Mevlâna’yı yedekliyoruz kendimize, ya da ne bileyim işte erdemli insanların yazdıkları, çizdikleri ne kadar kâğıt tomarı varsa çiğneyerek, üzerine basarak yükselmeye çalışıyoruz.

Hoş, bizlerin çeperini pis bir yosun gibi çepeçevre saran sıkıcı, boğucu, düpedüz alçakça bir riyakârlıkla orada duran duvarların alçaklığından kimse bahis açmak istemiyor. Yükselmek, diğerlerinden farklı olmak çabası, düşünen insanı oynamak gayreti belki de sadece kendimizi aldattığımız boş bir kendini tatmin. Kime göre mütefekkirsin, kime göre münevversin Read the rest

Türk solunun bitmeyen uykusu »

“… Türk solunun […]   hiçbir zaman “askerî vesayet” diye bir derdi olmamıştı. Türk solunun, solu ezip geçen 12 Eylül’le bir derdi vardı ama Meclis’i kapatan 12 Eylül’le bir derdi yoktu. Türk solcusu orduyu Türk-İslam sentezi politikaları için, ilerici çizgisini bırakıp burjuva ordusuna döndüğü için, solu silindir gibi ezdiği için sevemiyordu.

Yoksa ilerici bir orduyu hep özlemle arzulamıştı. 27 Mayıs’a halen daha utana sıkıla darbe diyen, uzun yıllar 27 Mayısçı subaylarla solculuk oynamış bir soldu bu. O ilerici orduyla 9 Mart’ta darbe yapmaya çalışmış, Milli Demokratik Devrim için yanıp tutuşmuştu. Türk solunun duvarlara posterleri asılan en büyük kahramanının en radikal eylemi Samsun’dan Anıtkabir’e yürümekti. Türk solunun en parlak ideologu için Kemalizm ilerici bir hamleydi, Türk solcuları CHP’li ailelerin haylaz çocuklarıydı çünkü.

12 Mart’a 40 gün ilerici hamle diye methiyeler yazmış, Genelkurmay’a teşekkür faksları çekmiş, Meclis kapatılsın diye basın açıklamaları yapmış bir soldu bu. Daha Kemalizm’e yakın bir kanadı 12 Eylül’den bile ancak 27 Mayıs’ın yıldönümü kutlamalarını kaldırıp, okullara zorunlu din dersi koyunca ümidi kesmişti. 28 Şubat’ta gelebildiği en ileri nokta “ne darbe ne şeriat” demek olan bu sol, 27 Nisan’da Cumhuriyet Mitingleri’ne koşmuş, “ama”larla suça ortak olmuştu …” (Yıldıray Oğur )

 

 

… Bu konuda e-kitap okumak için…

Sosyalizm İslam’a uyar mı? (Tartışma)

Bir yanda zekât üzerinden eşitlikçi bir İslâm yorumu yapan anti-kapitalist Müslümanlar. Diğer tarafta bir türlü iktidar olamayan, sosyalizmi bilmeyen, kemalizmi demokrasi zanneden devletçi, hatta darbe yanlısı bir Türk solu.

Türk solu geçmişiyle yüzleşemekten korkuyor. Solcunun solcuyu katlettiği 1 Mayıs 1977 bir tabu. Deniz Gezmiş’in ulusalcı duruşunu da eleştiremiyorlar. Evet… Türk solcuları iktidara yürümek için bir koltuk değneğine muhtaçlar. Peki ya İslâm? Sosyalizm İslâm’a ne kazandırabilir? Sosyalist devletlerin Müslümanlara yaptığı onca eziyetten sonra Müslümanlar sosyalizm ile ittifak yapabilir mi? Derin Düşünce okurları tartıştılar, biz de kitaplaştırdık. Buradan indirebilirsiniz.

Türk solu iktidar olur mu?

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün. Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

 

Derin MAЯҖ

Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden?

Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok. Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… Buradan indirebilirsiniz.