Mutsuzluk Kültürü – Unbehagen in der Kultur / Sigmund Freud »
By my on Kas 10, 2013 in Kitap Sohbeti, Pozitivizm, Psikanaliz, Sigmund Freud | 7 Comments
Beyaz adam teknoloji sayesinde atalarının vehmettiği tanrıların tahtına oturdu. Hızlı uçakları ve interneti kullananlar eskiye kıyasla daha fazla zamana ve mekâna sahipler artık. Beyaz adamın ülkesinde 3 asırdır bilim ve teknoloji ilerliyor, refah artıyor. Fakat beyinler doldukça kalpler boşalmakta, bilgi ve refah arttıkça iman azalmakta. Üstelik Freud’un 1930 Avrupa burjuvası için koyduğu teşhis Vehn hadisini [1] hatırlatan 2000 model İslâmî burjuva için de geçerli :
“… Çağdaş zamanların olağandışı başarıları, her alandaki keşifler ve icatlar, artan rekabetin karşısında gelişmenin sürdürülmesi; tüm bunlar yalnızca büyük zihinsel çabayla [my: Akl-ı meaş] elde edilmiştir ve yalnızca onunla korunabilir. … Aynı zamanda bireyin ihtiyaçları ve yaşamın zevklerinden beklentileri tüm sınıflarda artmıştır; daha önce görülmemiş bir lüks toplumun daha önce ona dokunmamış katmanlarına dek yayılmıştır: Geniş sosyal çevrelerde dinsizlik, hoşnutsuzluk ve açgözlülük gelişmiştir. İletişimin yoğun biçimde yaygınlaşması, ticaret ve alışveriş koşullarını tümden değiştirmiştir …” (Zivilisation Gesellschaft und Religion – Uygarlık, Toplum ve Din, 1926)
Teşhisinde haklı Herr Doktor ama tedavide arıza olabilir. Hem yaşadığı devrin seküler fikirlerinden etkilenmiş hem de kimi Yahudi ve Hristiyanların ikiyüzlülüğü Freud’u dinden soğutmuş olmalı ki bir yıl sonra şunları yazabilmiş:
“… Bilim dinsel inancı zayıflattığı ve onu bir kenara fırlatmakla tehdit ettiği için pek çok açık ve gizli düşmanı vardır. […] Hayır bizim bilimimiz hiç de yanılsama değildir. Ama bilimin bize veremediklerini başka bir yerden elde edebileceğimizi sanmak bir yanılsamadır …” (Die Zukunft einer Illusion – Bir Yanılsamanın Geleceği, 1927)
Freud’a kısmen katılıyorum. Bilim Read the rest









Hayatta en kötü mürşit ilim ve fen olmasın sakın? Eğer Atatürk bir kaç yıl daha yaşasaydı o meşhur sözünü geri alır mıydı acaba?… Ateşi keşfetmeden önceki insanlık ile bugünkü “uygarlığımızı” karşılaştırdığımızda hiç yol almadığımız söylenebilir. Bundan 200 bin yıl öncekomşusunun yiyeceğini çalmak için başına taşla vuran neandertal insani ile 2003 yılında Irak in petrolünü çalmak için bir milyon ıraklı sivili öldüren (veya buna seyirci kalan) homo economicus ayni uygarlık seviyesinde. Aralarındakitek fark kullandıkları silahların teknolojik üstünlüğü. Teknoloji ve bu teknolojinin uygulanmasını mümkün kılan bilimsel buluşlar sıradan insanlar kadar bilim adamlarının da gözlerini kamaştırdı. Bugün karşımıza kâh bilimci (scientist), kâh deneyci (ampirist) olarak çıkan ahlâkî-felsefî bir duruş var. Bu duruş eğitim sistemimize ve resmî ideolojimize öyle derinden işlemiş ki sorgulanması dahi çok sayıda insanı öfkelendirebiliyor, rejimin savunma mekanizmalarını harekete geçirebiliyor. Bilim ve teknolojinin insanlığa otomatik olarak barış getireceğinden şüphe etmek neredeyse bir suç. Buna cüret edenler gericilikle, bağnazlıkla suçlanabiliyor. Pozitivizm ve “modern” yaşam üzerine yazılmış makalelerimizin bir derlemesini 75 sayfalık bir kitap halinde sunuyoruz. PDF formatındaki bu kitabı 


“… İngiliz ve Fransızlar başta olmak üzere, Avrupalılar sadece İslam topraklarını işgal etmediler; aynı zamanda klasik İslam geleneğiyle irtibatını koparmış yeni siyasi ve fikri elitler ürettiler. Modernleşme adına yaşanan sekülerleşme ve köksüzleşme, İslam toplumlarında Batı’ya karşı derin bir şüphe yarattı. Bugün bu şüphe, yaşadığımız kolonyalizm sonrası dönemde de devam ediyor […] Avrupa’nın emperyalizmini ahlaki ve son tahlilde arızi bir sorun olarak gören elitler, modernleşmek için Avrupa’ya benzemek gerektiğine de aynı kesinlikle inanmışlardı. XX. yüzyıldaki pek çok bağımsızlık savaşının ardından Batılılaşmanın bir resmi devlet politikası haline gelmesi, bu çelişkinin çarpıcı örneklerinden biridir. Emperyalist Avrupa’yla ‘uygar Avrupa’ arasındaki bu çelişki, modernite projesinin sorgulanmaya başlandığı XX. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam edecektir …” 

Bazen zordur kolay olanı seçmek. İnsan sebeplere güvenir, eşyaya, topluma, makam sahibi insanlara umut bağlar. Sebeplerin neticeleri içerdiği vehmiyle hareket eder. (Bkz. Derin Lügat,
Makaleler