RSS Feed for This Post

Türk Solu Yine Yolu Kaybetti!

20080528_derindusunce_org_turk_solu_yolunu_kaybetti.JPGBugün ‘sol’ adına konuşan kesimler arasında, Marksizm’den, işçi sınıfından, devrimden, sosyalizmden, emperyalizmden bol miktarda dem vuran, savaşkan bir üslûba sahip bir kesim var. Bu kesim Türkiye’de şimdiye kadar hâkim olmuş sol geleneğe de büyük ölçüde sorgusuz sualsiz sahip çıkıyor; geçmişi, geçmişin acılarını, kahramanlıklarını yüceltiyor; yaşanan acıları, verilen şehitleri adeta sürekli kurucu bir efsane olarak üretiyor. Ve o hareketin içindeki, başta otoriterlik ve tekçi düşünce olmak üzere bol miktarda başarısızlık hikayesini sorunsallaştırmıyor; kendi üzerine düşünmeyi, kendine eleştirel bakmayı pek düşünmek istemiyor (bazıları ‘geleneğe’ öyle bir sahip çıkıyor ki, Stalin’in eleştirilmesine bile tahammül edemiyor, gazetesinde basıyor sansürü). Genellikle başarısızlığı kendi dışındaki nedenlere -emperyalizm, faşizm, burjuvazi, ‘halkın teoriye uymaması’ ya da ‘içimizden çıkan’ oportünistler, revizyonistler, hainler, işbirlikçiler- bağlıyor.

Kendine hayran, kendini herşeyden çok mühimseyen, değişmeyen dilini fetişleştiren bu kesim, heybetli ve gümbür gümbür bir terminolojiyle konuşmasına rağmen, o heybete uygun bir faaliyet (işçi sınıfı içinde örgütlenme, kitlelere ulaşma ve onları ‘bilinçlendirme’ vb) içinde görünmüyor (tabii, bizim göremeyeceğimiz, bugün çok illegal düzeyde süren ama yarın öbür gün devrime yolaçacak faaliyetleri olabileceğini teslim ediyorum). Böyle bir faaliyet ve güce sahip olmamasına rağmen, şimdilik ‘sol’ tanımı esas olarak bu kesimin etiketi olarak varlığını sürdürüyor. Ama sadece ‘şimdilik’…

Bu kesim, herkesin çok iyi bildiği gibi, çok önemli bir niceliksel güce sahip değil (genel seçimlerde yüzde sıfır virgül sıfır sıfır bilmemkaçlık oy oranlarını değil, daha çok anlattıklarını ‘duyan’ insan sayısını kastediyorum); ama ‘sol dili’ tekeline alma konusunda göstermiş olduğu gayret ve başarı bakımından, ‘niteliksel’ olarak, önemli bir yer tutuyor. Daha doğrusu, bu dil aslında Türkiye’deki egemen resmi dilden bağımsız değil ve ‘sol’ adına konuşanlar sayı itibariyle çok olmasa da, onların sahip olamayacakları kadar güce sahip başka kesimler zaten o dilin ebeveynini, ‘orijinalini’ toplum üzerine dayatıyorlar. Yani etiketinde büyük harflerle ‘SOL’ yazan bu kesim, sola gönül vermeye çalışan (acil ihtiyaçtan dolayı) insanlardan başka kimseye sesini duyuramasa da, çok daha güçlü bir kesim onun konuşup da yapamadığını zaten yapıyor.

Bu ebeveyn ve yavrusu ‘sol’, klasik modernitenin ürünleri… Dünyaya ve insanlığa hâkim olup, sahip oldukları bilgi paketi ve bilim silahıyla geleceği kendi istedikleri doğrultuda inşa edebileceklerini düşünüyorlar. Ancak dünya, ne bizim ‘sol’un, ne onun ebeveyninin ne de o ebeveynin taklit ettiği büyük-ebeveynin zannettikleri ve kontrol altına alınabilecek zavallı bir dünya olmadığını giderek daha çok gözlerimize sokuyor… Çünkü o dünyanın ve o insanlığın hayalleri, ‘biz ve fethedilecek olanlar’ şeklindeki basit ikili formüllere sığamayacak kadar karmaşık; çok daha total ve tecrübe dolu…

Modernist ulus-devletin altındaki toplumun temellerinde, farklı köşelerinde, farklılaşmış biçimde süren dinselliklerin, kültürlerin taşıdığı ve adeta toprağın altında görmeyen ama hisseden köstebek hareketleriyle biriken tecrübe modernliğin, onun yerli versiyonunun ve onun ‘sol’unun ikili kutuplaşmalarını sorguluyor. Dünyada kartezyen düşüncenin köklerine kadar uzanan, ulus-devletlerin ortaya çıkmasıyla somutlanan; Türkiye’de ise 20. yüzyılın başından beri modern (‘çağdaş’) kimliklerimize ve dilimize yerleşen ‘modern ve geleneksel’, ‘rasyonel ve irrasyonel’, ‘kamusal alan ve özel alan’ ya da ‘ilericilik ve gericilik’ gibi bu ikilikler yerine, başka bir ‘düşünme yolu’nun da mümkün olduğu ortaya çıkıyor.

Bu ikilikleri reddeden ve içiçe geçişlere izin veren karmaşıklık bizim ‘sol’un ve ebeveynlerinin kafasını karıştırıyor. Bu hiç de iç rahatlatıcı ya da güven verici bir durum değil; çünkü her şeyden önce, o zamana kadar ‘ötekiler’ karşısında en meşru ve en güçlü dile sahip olma iddiasındayken, bir anda, teoriye göre ‘değiştirilmeyi bekleyen’ kesimler “bırak bu kibiri!” diye ayaklanıyorlar… Bir anda, her şey ters yüz oluyor… Düne kadar, örgütlenecek, bilinçlendirilecek olan yığınlar bambaşka bir yolda yürüyüşe çıkıyorlar, apoletli-apoletsiz her türlü toplumsal mühendislik meraklısının ellerinden kayıyorlar…

Hayatın ikiye bölünemeyeceğini; bir tarafta bilenler, diğer tarafta bilmeyenler diye bir ayrımın artık mümkün olamayacağını gösteren karmaşıklıka karşı karşıya kalmak, bu kesimler için ağır bir travma… Damdan düşmek gibi bir şey… Umut bağladığınız, elde etmek için binbir dil döktüğünüz insanın başkasına aşık olması gibi bir şey… Kendinize atfettiğiniz bütün yakışıklılığınıza, güzelliğinize, bilgi ve görgünüze rağmen, elin serserisinin ya da süprüntüsünün aşkınızı elinizden alması gibi bir şey… Ve acıklı son; sabit bir fikre takılıp kalmak: suçu ‘bir kandırana’, ‘elde eden alçağa’ atmak… Sadece ‘pasif bir bekleyen’ olarak algılanan o aşkın aslında bambaşka duyguları, hayalleri olduğunu düşünememek… Derin bir nefret beslemek, aklını kaybetmek… Avare aşıklar gibi, sokaklarda mezarın dilini kendi kendine konuşarak, “Makber”i, “Ölürsem kabrime gelme, istemem”i tekrar tekrar söyleyerek…

Aslında ‘sol’un ‘elde edemediği’ o aşk, ‘elde edilebilecek’ bir şey değil; çünkü o elde etmeye çalışıldıkça elden kaçan bir aşk… Tersine onu elde etmek demek aslında aynı zamanda elde edilmeyi kabul etmek demek. Fethetmek değil, fethedilmek için duyargalarını ve hücrelerini açmak, onun içeri girmesine izin vermek demek…

Bugün yeni bir solun önünde duran mesele, ikiye bölerek, böldüğü parçalardan ‘gereksiz’ olanı dışarıda bırakarak ve geride kalanı homojenleştirerek yol almış olan modernleşme projesi ve onun bütün yavrularıyla hesaplaşmaktır. Ve bugün olup bitenlere kafası basmayan modernist zihniyet için ‘sorun’ yaratan hayatlar aslında yeni ifade ve duyarlılıkların icadı için zengin bir olanak sunuyor.

Artık ikna edemeyen, çözülen bir modernleşmeci mantık ve esiri olduğu kurgulardan çıkamayan onun ‘sol’ versiyonu işlemiyor. Ancak, sınırlarda müzakere edilen gündelik hayatın çoğulluğu ve karşılaşmaları içinde başka bir mantık işlemeye devam ediyor. Bu mantık hem ayrıştıran ve bölen laikçi ve milliyetçi / ulusalcı modernist hegemonya karşısında hem de kültürel sembollerin otoritarizmine karşı muhalefet dinamiklerini inşa ediyor.

Farklı kültürel grupları, farklı referanslarla işleyen hayat tarzlarını, binbir biçimde altta kalanları duyma ve anlama konusunda yetersiz kalan klasik ‘sol’ anlayıştan farklı olarak, ‘dışarıda’ kalanların ya da en iyi ihtimalle ‘arada’ görünenlerin, aslında ‘hem içeride hem dışarıda’ olanların yaşadığı tecrübelerle zenginleşen, esnek ve demokratik düşünebilen yeni bir sol, sadece dünya ölçeğinde değil; Türkiye’de de giderek ‘medeniyetler savaşı’ görünümüne bürünen çatışmalara sağaltıcı cevap ve çözümler getirme potansiyeli taşıyor.

3 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 105 Yorum

  2. Yazan:Sever IŞIK Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply

    Evet, solun “eski iman”ı “yeni beden”e/sosyolojiye uygun düşmüyor. Ve sürekli eskilerin imanından/adanmışlığından dem vurarak “tatlı anı satıcılığı” ile muhalefet üretmeye çalışıyor.

    Solun eskimiş dilini aşması ve toplumu değiştirme ve dönüştürmenin ne”liği üzerinde düşünmesi gerekiyor.

  3. Yazan:snowqueen Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply

    Tayyip Erdoğan’ın o Kasımpaşalı, eli maşalı tavrıyla Aydın Doğan’a verip veriştirdiği konuşmalarında geçen ithamlarındaki “üçüncü köprü yapacağız bu solcular laf ediyor, bu (gomünistler) böyledir işte hiç hayırlı bir işi istemezler” deyişindeki halet-i ruhiye gibi hep “sol şöyle kaybetti, böyle kötü”, eeee kabak tadı verdi ama.

    Sosyal devleti sadaka devleti düzenine çekmekten pek keyif alanlar, müslümanların paralarından toplanan yardım paralarının ve bağlantılarının deşifre olmasıyla “türk sağı gene yolu kaybetti!” dedi mi acaba.

    Sola durmadan saldıran bu “halk çocukları”nın
    iktidarında, deniz fenerlerinden akan paralar,
    kayıp trilyon vakalarının esrarları ve daha sayılamayacak kadar çok yolsuzluklara bakınca yukarıdaki fotoğraftaki “koyun”resmini yazarın iki kere düşünmesi gerekiyor.

    İşin garibi, solu yüzyıl başında uygulanan haliyle eleştirirken, eleştiriyi yapanın da o dönemden çıkamaması.

  4. Yazan:MY Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply

    Sola durmadan saldıran [...]

    Hayir. Elestirmek saldirmak degildir. Ferhat Kentel solu elestirerek onlarin yapamadigi seyi yapmis. Hizmet etmis. Solcularin ona tesekkür etmesi icab etmez mi?

    []solu yüzyıl başında uygulanan haliyle eleştirirken, eleştiriyi yapanın da o dönemden çıkamaması.[]

    Hayir. Geçen yüzyildan degil ama 19cu yüzyildan çikamayan Türk soludur. Sever Isik’in geçen yazisinda dedigi gibi “kendine bir halk bulamadigi için devlete yanasti” hatta bence yapisti dört elle. “Ordu göreve!” diye bagiranlar bunu hangi sol degerle bagdastiriyorlar? Cumhuriyet mitingine katilanlar geçen yüzyilda dogmadilar ama kafalari hala oralarda.

    SnowQueen, sizin solcu olmadiginizi tahmin ediyorum. Savunulmazi savunmayin. Sirf karsi çikmis olmak için elstirmeyin. Ferhat’in yazdiklari çok dogru teshisler içeriyor. Rasim Ozan’in elestirileri de çok yerideydi. Kendisini elestiren herkesi linç etmeye kalkiyor solcular. Rezil ediyorlar kendilerini.

    Bir sürü politik foruma üyeyim. Yeni parti kuralim, üçüncü yol, besinci yol diye tartisip duruyorlar. Hiç bir tanesi çikip da halk ne istiyor? bu milletin gerçek ihtiyaci nedir? diye sormuyor. Tuzla’daki kazalar olunca ellerini ovusturdular “kaka patron cici isçi” edebiyati yaptilar. Ama isçiler de dahil Türk milleti kimligini isçi olarak tarif etmiyor.

    Marx’in, Lenin’in fikirlerini Türkiye’ye uyarlama gayreti içindeler hâlâ. Gerçekten fildisi kulelerde yasiyorlar.

    Biz bu milletin destegini nasil aliriz? diye sormalari gerekmez mi kendi kendilerine?

    1980′den önce bir klise vardi, bordo kazak, sirtta parka, ayakta postal. Darbeden sonra entel barlarda toplandilar, Ahmet Kaya dinlediler.

    Akillilari özgürlükçü oldu. Bütün özgürlükleri kayitsiz sartsiz AMASIZ savunuyorlar. Geri kalanlardan hiç ama hiç umut yok.

  5. Yazan:Sever IŞIK Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply

    Yaşları yetmeyen mürekkep yalamış yeni kuşaklar biraz politik bir ilgi ile Türkiye’nin yakın tarihinin sayfalarını bugünden geriye doğru çevirdiklerinde 70’li, 80’li yıllarda Türkiye’nin siyasal hayatında solun oynadığı rolü öğrenip, seferber ettiği ve umut aşılayabildiği milyonlarca insanın varlığından haberdar olduklarında muhtemelen şaşıracaklardır. Dolayısı ile solun hem şimdiki, ozamanda öyleydi ya.. neyse, hal-i pür melalini ve perişanlığını hem de o günkü etkinliğini anlamakta zorluk çekeceklerdir

    Sol, Türkiye’ de halksızlıktan ölmüştür. Türkiye’de sol bir söylem var ama bu söylemin halkı yok… Halksız sol… Trajik… Dramatik… İronik…
    Bu durum solun yarattığı/yaratamadığı devrimci/yoldaşlık kültürünün su üzerine yazılmış yazı misali bir şey olduğunu gösteriyor. Sol kültür “tatlı anı satıcılığı”ndan ve “gerilla romantizmi”nden, şarkılı türkülü halaylardan ve sloganlardan öteye geçemedi.
    Bundan dolayı bir kuşak 20–25 yılda sudan çıkmış balığa/dinozora döndü.

    Sol, güçlü bir muhayyile ve yaşam alanı inşa edemediğinden sürekli kapitalizm ile yarış içinde var oldu. Dünyaya kazanç kapısından baktı. Eski kuşaklardan geriye kalanlar, karlı kazanç kapısını solun eşitlikçi, sınıfsız toplum “ütopya”sına tercih ettiler. Umudu değil, cüzdanı seçtiler…
    Gerçi materyalizmden yola çıkanların maddiyata karar kılması kaçınılmazdı ya…
    Özellikle ekonomik küreselleşme ile yeni siyasal dalgalanmada solun yoksullara umut olması gerekirken; sol hareketlerin pratikte kapitalizmin bir versiyonu olmaktan kurtulamadıklarını görüyoruz. Dolayısıyla toplum asılları ortada mevcutken sol kopyalara prim vermiyor.

    Galiba sol tohum bu topraklarda fide vermeyecek ve sol, bir aydın fantezisi olarak kalacak.

  6. Yazan:ahmet parlak Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply

    Snowqueen,
    Ne guzel yazmissin, tamamen katiliyorum. Sayin Kentel acaba bir kez bile esitlikten bahsetmis mi, dini baskilari ve muslumanligi elestirmis mi? Cevap kocaman bir hayir.
    “Eşitlikten bahsetmeden demokrasi nutku atanların; dini sorgulamadan özgürlükten söz edenlerin; iktidarın peşinden fare gibi koşup Sol muhalefete aslan kesilenlerin verdiği derslerden bıktık!”

    Bıktık abiler!-Ece Temelkuran
    Hiçbir zaman tam anlamıyla iktidara gelmemiş, dayak yemekten paçayı hiç kurtaramamış, bilip gördüğü tek şey işkence, katliam, açlık, yakılmak, yıkılmak olmuş Sol, her nasılsa bugün bu ülkede ‘bütün kötülüklerin anası’ ilan edilmiş durumda. Bu, Sol’un yaşadığı belki de en merhametsiz ve en insafsız saldırı. Zira, ‘Anlaşılmamaktan daha kötüsü yanlış anlaşılmaktır’ misali, solcu olduğun için öldürülmekten daha kötüsü solcu olduğun için faşist ilan edilmektir.
    Bu öyle bir operasyon, öyle bir yekvücut saldırı ki, kurşunlanmaktan beter. Çünkü zalim bir şüphe düşürüyor insanın içine. Çünkü her şeyden daha çok şunu düşünüyorsun:
    “Yanlış mı düşünüyorum?”
    Bunu düşünmekten düşünemez hale geliyorsun.
    Bugün Sol’un, aydınları ve siyasetçileri de dahil, içinde olduğu büyük sıkıntı budur. Herkes geceleri evinde nerede durduğunu, ertesi gün faşist ilan edilmemek için nerede durması gerektiğini düşünüyor. Yazarlar, ‘Sekter-Didaktik-Otoriter Liberal Çete’ tarafından belirlenen, ‘demokrasi, özgürlük, sol, hukuk standartlarına’ uyup uymayacakları endişesiyle, bir entelektüel sabotaja kurban gitmemeyi dileyerek yaşıyorlar.

    Entelektüel sabotaj
    Şöyle bir düşünün:
    Cumhuriyet gazetesi, gazetenin yazarları, yazar-çizer çevrelerinde ne zaman karikatürleştirilmeye başlandı? Eleştiriler haklıydı ama düşünün, nasıl karikatür haline getirilmeye başlandılar? Sonra kendini Sol ile tarif eden bilim adamları, üniversite hocaları ne zaman İstanbul’da fikir üreten çevrelerce alaya alınmaya başlandı? Başlangıçta hakikaten tuhaf gelmiyordu. Ama işler nasıl Ahmet İnsel’in, Fuat Keyman’ın, Birgün gazetesinin entelektüel sabotaja uğramasına vardırıldı? Nuray Mert nasıl TİT’çi ilan edildi?
    Bu memleketin en ciddi kurumu olan Anayasa Mahkemesi, düne kadar hiç kimse olan yazar çizer tayfasının ağzında “Biz onların ne mal olduğunu biliyoruz” diye anılmaya başlandı? Bütün bu süreç nasıl meşrulaştırıldı?
    Çember nasıl genişletildi düşünün. Ve düşünün, bu çemberin içinde niye hep kendini öyle ya da böyle Sol ile tarif etmiş insanlar vardı? Benim (her ne demekse) ‘kadrolu Solcu’ olduğumu yazdırmak için çaçaron çocuklar nasıl köşe yazarı kılığına sokulup ortalığa fırlatıldılar? Bu ülkede en çok Sol’un imanını gevretmiş derin devlet nasıl oldu da Solcuların marifetiymiş gibi abrakadabralandı?

    Ortadoğu’nun ‘renkli devrimi’
    Benim fikrim odur ki, bu akıl tutulması sürecini, bu anlam karmaşasını, aydınların birbirine çarparak karşılıklı yok olmasını, zorunlu ideolojisizleştirilme operasyonunu ilk kez Türkiye yaşamıyor. Başka ülkelerin başka bir biçimde yaşadığı ‘renkli devrim’ sürecini Türkiye’de ılımlı İslam projesi ve bu projenin eski Solculardan devşirip vitrine koyduğu yazar-çizerle oluşturulan fikri atmosferle yaşıyor.
    Bugün yaşadığımız süreç, Ortadoğu’nun ‘renkli devrim’ sürecidir. Bizim ise bu atmosfer koşullarında ölmemiz, yok olmamız ve bunu yapmaya öncelikle kendimizden şüphe duyarak başlamamız gerekiyor:
    Ben demokrat değil miyim?
    Ben özgürlükçü değil miyim?
    Sol, fena bir şey mi artık?

    İktidara fare, Sol’a aslan
    Bugün, bizim trajedimiz tek başımıza düşünmektir. Kolektif aklı kendi ideolojik duruşunun doğal yöntemi olarak kabul etmiş Sol için tek başına düşünmek yok olmanın, yenilginin başlangıcıdır.
    Devrim Sevimay’ın, net, doğrudan ve yalın sorularla yazı dizisi olarak başlattığı ‘Sol Tartışıyor’ yazı dizisi bu yüzden önemli. Bu gazetelerde, bu kâğıt yapraklarda biraz da doğruları söyleyenlerin, kafası net olanların ve ezilenlerin yanında duranların sözleri yayımlansın yahu! Eşitlikten bahsetmeden demokrasi nutku atanların; dini sorgulamadan özgürlükten söz edenlerin; iktidarın peşinden fare gibi koşup Sol muhalefete aslan kesilenlerin verdiği derslerden bıktık!

  7. Yazan:fuatogl Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply

    Bugün ‘sol’ adına konuşan kesimler arasında, Marksizm’den, işçi sınıfından, devrimden, sosyalizmden, emperyalizmden bol miktarda dem vuran, savaşkan bir üslûba sahip bir kesim var.

    Kimdir bunlar Ferhat bey? Neden ısrarla yuvarlak ve muğlak ifadeler kullanıyorsunuz!?
    Dün “tarafsız” diye yutturmaya çalışdığınızdan dolayı kim olduğunu bildiğimiz sol, o zamandan bu zamana neredeyse her ağızlarını açışlarında darbe ve kontrgerilla karşıtı çıkışlarıyla göründüler, bugünlerdede hükümete bağlı polis kuvetlerinin barikatıyla uğraşıp sokak aralarında köşe kapmaca oynuyorlar. Şu anda da bahsettiğiniz kesimler bunlar mı? Değil ise kim? Yazdıklarınızı, özne olarak kimin nasıl muhatap alınacağına dair hiçbir sorumluluk hissi taşımadan mı yazıyorsunuz? Yazı yazarken böyle bir sorumluluğunuz olmalı ama değil mi?

    Bakın sizin yazınıza yorum ekleyen yorumcu nasıl anlamış:

    Hayir. Geçen yüzyildan degil ama 19cu yüzyildan çikamayan Türk soludur. Sever Isik’in geçen yazisinda dedigi gibi “kendine bir halk bulamadigi için devlete yanasti” hatta bence yapisti dört elle. “Ordu göreve!” diye bagiranlar bunu hangi sol degerle bagdastiriyorlar?

    Gördünüz mü Ferhat Kentel bey! Bir bildiğimiz var ki yazıyoruz. O yüzden soruyoruz “kimden bahsediyorsunuz siz?” diye. Eğer bu yorumcu arkadaşın anladığı “sol” dan bahsediyorsanız, bu kesimlerin zaten soldan yıllar önce tecrit edildiğini de anlatmanız gerekmiyor mu kendini solda gören bir insan olarak?

    Yazı ve yorumlara bakılınca, ortada dönen dolabın, kullanınal yöntemin ne olduğu şıp diye ortaya çıkıyor. Basit bir yöntem, bunu kullanarak istediklerimize çok daha fazla vurabiliriz, hak ettiğimiz karşılığı almadan ama!

    @Sever;

    Gerçi materyalizmden yola çıkanların maddiyata karar kılması kaçınılmazdı ya…

    Tespitinize hayran kaldım, Erbakan derinliğinde, ona da hayran kalıyordum. Alışkanlık yapacaksınız bende. Felsefi materyalizm == Kapitalizm. Bravo!

    @Ahmet;

    Ne guzel yazmissin, tamamen katiliyorum. Sayin Kentel acaba bir kez bile esitlikten bahsetmis mi, dini baskilari ve muslumanligi elestirmis mi? Cevap kocaman bir hayir.

    Aynen öyle Ahmet bey kardeşim. Absürd ve tamamiyle anti-demokratik seçim yasaları, eğitim sisteminin perişan hali, 12 eylül yasaları, YÖK, kimi siyasi çalışmaların halen polis-sivil polis-jandarma gözetiminde olması, polis şiddeti, sosyal haklardaki aşındırmalar, sendikalara zorluk çıkarmalar, birgün vb. okuyanların polis tarafından keyfi olarak tutuklanıp tacize uğraması, sansürün artması, “sembolik şiddet”in sembolizmden sıyrılması, yandaş-taraftar-torpil gibi “liyakat” ölçütleriyle rant paylaşımı, kürt sorununda hakim zihiyete tutunmak, IMF politikaları, Faşizmin sıradanlaşması, Tübitakın sulandırılması say say say bitmez…Bunlardan 2-3 tanesine bile dokunsalar, sol diye yutturmaya çalışdıkları pozisyonun sol ile alakasız olduğu açığa çıkacak. O yüzden tercihen suya tirit meselelerle iç rahatlatma ile yetniyorlar. Bu son zamanlarda ortaya çıkan tartışmaların birçok boyutu var. Ferhat bey gibi düşünen “sol” aydınlar, bir avuç da olsa sol bir varlık rahatsız edici. “Ferhat kardeşim, sizinkisi sol ise bunlar ne diyor böyle ‘emek’,’sömürü’,'neo-liberalizm’,'özgürlük’ diye?” sorusu gıcık ediyor bunları, kendilerine rahat rahat tek ve doğru sol olarak lanse edemiyorlar, inandırıcı olmuyor çünkü(bunu açık eden gizli “kod” boldur yazılarında). Bunlar için asıl problem bu. Yoksa ne diye durduk yere ortada fol yok yumurta yok sol eleştirilsin dursun sanki yarın devrim yapacakmış gibi - sanki ülkeyi sol bir iktidar yönetiyor? Birde bu eğreti konumları “başka” sosyal düzeneklerde faydalı olduğu için süper itibar görebiliyor. Mesela işi gücü solu toptan ırkçı, faşist, darbeci hatta son zamanlarda ittihatçı filan olarak gösterme derdinde olan Besim Tibukçu senaristler ne diye “Hoca, anladım ki sen türk soluna lazımsın!” gibi beylik laflarla methiye düzüp dursun, sanki solu hazediyorlarmış gibi? Bu aydınlarımızın ne idüğü belirsiz tavırları kaçınılmaz olarak bu tarz garip simbiyo-sosyal ucube ilişkileri olur, bugün gördüklerimiz bundan ibaret. Yoksa bundan ne sol çıkar, nede dönüştürücü bir eleştiri. Sol toplumsal muhalefet ve onun örgütlenmesinden çıkar, akıl hocalarından, Gramsci okumuş reklamcılardan(solun memlekete en büyük zararlarından sayılır), solun toparlanmaya çalışdığı zamanlarda “marksist estetik” kitapları yazan aydınlardan, dün perinçeğe el-ayak olacak kadar kısır fikirli bugünün “aman ne çok okumuş” hocalarından değil. Kısır fikirli dedim de… Yaşı belirli bir yere gelmiş bazı aydınların ise bambaşka bir derdi var. Geçmişin solunda ideolojik olarak safsata konumunda olan insanların, dönemin ekili sol hareketleri karşısında fikri varlık gösterememişlerin bugüne miras kalan bir hıncı var. Bilinmediğinden pek farkedilmiyor ama, içinden “bunlar eski dev-yolcu/kurtuluşcu” güdüsüyle illa da laf etme derdinde olan, bugünün ortamında ciddiye alınan insanlar var. Ha birde mahçubiyet duygusundan yoksun, kavanozdaki nedir, bu dedikodu doğru mu demeden fırsat bekleyen, Zaman gazetesini “muhalif bir yayın” olarak görebilecek kadar aşmış “möhim” tipler var. Onların da ciddiye alınacak bir tarafı kalmadı pek, iyice açık ettiler. Neyse… Buraların getirdiği “eleştiri” ile sol gelişecek öyle mi? Heheh!

  8. Yazan:ahmet parlak Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply

    Beni hayretlere dusuren ben 70leri-80leri baska bir ulkede mi yasadim dedirten, sanki bu memleketi 80 yildir kendi kafalarindan yaptiklari tanimiyla kemalistler (onlarin gozunde = sol) yonetiyormus gibi, sanki bu memlekette tarikatlarin/cemaatlerin sag iktidarlari nasil parmaklarinda oynattiklari, Ozal politikalarinin 12 eylul fasizminin bir urunu oldugu-onu mesrulastirmak icin elinden geleni ardina koymadigi, cemaatlerin 12 eylul darbesiyle ihya olduklari apacik degilmis gibi, ders kitaplarina ‘yaradiliscilik sacmaliklarini’ 12 eylul fasizmi sokmamis sanki bu ulkede muslumanlik diyerek nice insana baski yapilmiyormus, siddet uygulanmiyormus gibi bu insanlarin patolojik bir ruh haliyle kafalarindan bir sol tarifi yapip, insanlari mimleyip sonra onlara nefret kusmalari, kafayi kemalizmle (artik o da neyse) bozmalari… Gercekten de pes, bu tur yazilar tam bir zaman kaybi. Kisacasi “iktidara fare, sola aslan”!

  9. Yazan:decker Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply

    24 Ocak kararlari 12 Eylul olsa da olmasa da hayata gecirilecekti. Dunyanin yonu o tarafaydi cunku. Ulkede bazi aptallarin kafasini kuma gommesi, bu gercegi zerre kadar degistiremez. Ilginctir; Darwin Teorisi en akilli hayatta kalir demez, “adapte olabilen” hayatta kalir der. Demek ki, ya yeni gerceklere adapte olacaksiniz, ya da silineceksiniz.

    Birinden birini secin.

  10. Yazan:snibe Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply

    Sn. Parlak,
    Kentel,
    Bugün yeni bir solun önünde duran mesele, ikiye bölerek, böldüğü parçalardan ‘gereksiz’ olanı dışarıda bırakarak ve geride kalanı homojenleştirerek yol almış olan modernleşme projesi ve onun bütün yavrularıyla hesaplaşmaktır. Ve bugün olup bitenlere kafası basmayan modernist zihniyet için ‘sorun’ yaratan hayatlar aslında yeni ifade ve duyarlılıkların icadı için zengin bir olanak sunuyor.”demiş.
    Gereksiz görülen ve dışarda bırakılan ve bir-iki vaka dışında solun hiç yanına yanaşmadığı o diğeri kim sizce? (Ben yazayım, dine inanan diğerleri) Ayrık tuttuğu parçaların yeterince eleştirildiğine ikna olunduğunda, onu ikiliği tekleyen bir anlayışla yeniden kendi düşünce sisteminde inşa edecek mi sol yoksa onu ortadan kaldırmaya mı çalışacak?
    Türkiye’deki solun en büyük zaafı haklarını savunduğu toplumun kültürel kodlarını anlamadan, onu teoriye eklemlemeden, teorik sorunları tartışmak ve uygulamaya çalışmak değil mi? Eleştirilmesi istenen bu diğer parçanın (eleştirilmediği nereden çıkarılıyor, gazeteler her gün bu tarz yazılarla dolu) hangi sorunu, sorun olarak görüldü ve ona farklı açılımlar getirildi gerçek sol tarafından? (Kemalist zihniyetin devlete eklemlenmiş parçalarını sol bile kabul etmiyorum ben, bu solu aşağılamak olur.) İşçi sınıfı iki ayrı dünyayı mı yaşıyor, bir tarafı işçi diğer tarafı dindar. Dine ait hangi çözümü sundu işçisine, sol?
    Bu arada dini sorgulamadan özgürlükten söz edeMEmek de ne demek? Din de o özgürlüğün bir parçası değil mi? Dine gelene kadar tüm özgürlükler özgürlük de din devreye girince mi özgürlüğün uzağında bir alanın sorunu?Önce dini sorgula(sorgulanmalı da), anla ki özgürlük(hangi özgürlük?) anlayışına(hangi anlayış?) aykırı, dinin özgürlüğe aykırı olduğu hakkel yakin surette de (bi’zahmet)fark et bu arada!… din özgürlüğe ait alanın dışında kalmalı psikolojisi!!!ne ulaşarak din ve özgürlüğü iki ayrı uca yerleştir. Niyeyse! Özgürlükte çifte standart denmiyor mu buna? Ya da dayatılan özgürlük tanımı(din sorgulanmadan özgürlükten söz edilemeyeceği), kimin özgürlüğünün dayatılması anlamına gelir?

    Şunu da bilin ki, iktidar bu ülkede dini temsil etmediği gibi, muhalefet de solu temsil etmiyor. Muhalefetteki solu, sol zannedenlerden misiniz? Bu noktada eminim bu sitede yazan solcu arkadaşlar bu konuya eğileceklerdir.

  11. Yazan:ahmet parlak Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply

    Tabi ki dini sorgulamayan ozgurluklerden bahsedemez. Siz Avrupa nasil ozgurlesti saniyorsunuz. Bugun Fransiz solu neden sizce Sarkozy’i en sert dille elestiriyor laikligi zedeledigi icin, cunku dini baskilara karsi ne kadar cok kan dokuldugunun tamamen bilincindeler. Yuz yil savaslari fazlasiyla akillarinda. Onlar da mi kemalistler yoksa!

    Sol dunyaya din cercevesinden bakmaz. Din ezici, somurucu ise dini de, Kurani da, incili de elestirmekten geri durmaz. Solun kendini dini referanslara baglamasi, bunlari kabul etmesi intiharidir. Ve hayir, din o ozgurlugun bir parcasi degil. Siz sirf birilerini incitecem, tabularini kasicam, Sayin Kentelin sevecegi deyimle kimilerinin dini ezberlerini bozacam diye dini baskilari elestirmekten (mesela tesetturun kadini ikinci sinif gormenin bir disa vurumu oldugunu acik secik soylememe, turbanin hangi esitsizlikleri orttugunu cemaatlerin suratlarina vurmama vs.) kacinirsaniz uzerine de kendinize solum ben derseniz size heryerde gulerler. Kentel’in bu yazilarini bir fransiz sosyalistinin okumasini isterdim. Anlayamazdi, komik bulurdu herhalde. Siz bir yandan kemalistleri toplum muhendisligi yapmakla elestirip kafayi bununla bozacaksiniz diger yandan en buyuk toplum muhendisligi projesi din kurumunu elestirmeyeceksiniz, o zaman amac uzum yemek degil bagci dovmek oluyor.

    Dini ozgurluk evet, ama dini, Incili Kurani sorgulamadan halk dalkavuklugu yapmaya, insanlari uyutmaya, bunun uzerinden siyaset yapmaya hayir. Ben Avrupa’da boyle bir sol bilmiyorum. Bu herhalde Avrupanin 500 yil geriye gitmesi demek olurdu.
    “Bu arada dini sorgulamadan özgürlükten söz edeMEmek de ne demek? Din de o özgürlüğün bir parçası değil mi? Dine gelene kadar tüm özgürlükler özgürlük de din devreye girince mi özgürlüğün uzağında bir alanın sorunu?Önce dini sorgula(sorgulanmalı da), anla ki özgürlük(hangi özgürlük?) anlayışına(hangi anlayış?) aykırı, dinin özgürlüğe aykırı olduğu hakkel yakin surette de (bi’zahmet)fark et bu arada!… din özgürlüğe ait alanın dışında kalmalı psikolojisi!!!ne ulaşarak din ve özgürlüğü iki ayrı uca yerleştir. Niyeyse! Özgürlükte çifte standart denmiyor mu buna? Ya da dayatılan özgürlük tanımı(din sorgulanmadan özgürlükten söz edilemeyeceği), kimin özgürlüğünün dayatılması anlamına gelir?”

  12. Yazan:snibe Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply

    Sn.Parlak,
    Size cevap vermeden önce birkaç soru soracağım:
    Diyelim ki dindar bir işçi sizinle karşılaştı, kızı da kapalı, üniversiteyi kazanmış bu yıl, işyerinde namazını da kılmak istiyor, kızı da okuluna rahat gitsin istiyor. Ne yapayım, kendimi böyle özgür hissediyorum, bu benim kararım, siz karışamazsınız da diyor kız, şu sol dediğiniz fikriyat bana nasıl yardımcı olur, diye de size sordu. Ne cevap vereceksiniz, elinde olanı alıp olmaz mı diyeceksiniz(biz dünyaya din çerçevesinden yaklaşmıyoruz abi, başka kapıya); sol eşitliğe dayanır, istediğin buysa elbette hakkını almalısın, seni de savunuyoruz diğerleri gibi mi derdiniz? Bizim şu dindar işçiye ne cevap verirdiniz, hakikaten merak ediyorum.

    Dini sorgulamak özgürleşmek için mi yapılır, özgürleşmek nedir? Dinden uzak kalmak mı, ya da kurallardan? (Maça 13 kişi çıkacağım, ne alaka, beni kısıtlayamazsınız!Ben özgürüm.)

    Avrupa’nın özgürlüğü mü, din ve siyaset, krallar ve onun dünyadaki temsilcileri, insanları cadı avıyla yakan zihniyet, bilimsel gerçeklik yüzünden bilim adamlarını öldüren bir iktidar hırsı. Avrupa dinden öte dine uygulanan sahiplenmeyi yenmiştir, din adına dünyayı yönetenleri… Sekülerlikle laiklik de aynı şey değildir, az araştırıla!

    Onlar da mı kemalistler yoksa! Yok, onlar Kemalist değil, onları yanlış algılayıp sapla samanı karıştırıp 19.yy okumasını, 16.yy.dan başlatmayıp, modernliği tek yüzyılla algılayan ve onu sentezleyemeyenlere Kemalist diyorum ben.

    Solun intiharı kendini dini referanslara bağlaması mı? Kim dini referanslara bağlanın dedi? Dini ötelemeyin, toplumsal kültürel kodları görün artık, diyor insanlar sol fikriyatı savunanlara, homojenleştirmeyin, insanları varlıklarıyla/farklılıklarıyla bir bütün olarak kabul edin, illa da bir uca yerleştirmeyin, değiştirmek fikr-i sabitiyle var olanı yerine bir şey koymadan yıkmayın deniliyor, yoksa kimse sizin yolunuzdan gitmez deniliyor. Çünkü dine saldırırken, onu yok sayarken, buna inanan insanlara da saldırıyor bazı sol fikir savunucuları, oysa saldırmayanlar da var, hem de hakkıyla solculuğu savunan ve ona yakışan insanlar. Özgürlük ve eşitliği hakkıyla anlamış olanlar.
    Avrupa’daki solu unutup, bu topraklarda solu sentezleyemediği için, zaten Kentel, yeni solun neye ihtiyacı olduğunu yazmış, yoksa sol ölüyor, dikkat diyor. Ama olmaz, eleştiri kabul etmez birileri. Ya, eğri oturup doğru konuşalım, dönüştürmeye çalıştığın insanları ve değerlerini küçümseyerek hangi hakkı savunabilir insan? Her bulduğunda ona cahil sıfatını yaftalayıp hem de onun seni takip etmesini nasıl beklersin?! İnsan az düşünmez mi?!
    Dini ozgurluk halk dalkavukluğu yapmak demek değildir, ha ola ki adam Kuran okumamıştır da sadece sol kültüre vakıftır, bilmediği bir şeyi eleştirmesini de bekleyemezsin. İnsanlar yıllarca bunun eğitimini alıp da dine ait hükümleri tartışıyor. Haklısınız, bu ülkede eğitimini almadan en çok tartışılan şeydi din değil mi? Mesela Temelkuran(soyisme de bakınız :) ) dini ne kadar biliyordur da eleştirisini yapıyordur? Siz Kuran ve İncil okudunuzda mı eleştiriyorsunuz? Bilimsel olsun yargılarınız diye söylüyorum, yoksa okumuşsunuz okumamışsınız bana ne!
    Avrupa’nın 500 yıl önceki hali de Rönesans, üzülmeyin, o kadar da geriye gitmezler, ha, Batı kültürünün sadece Batıdan beslendiğini sanıyorsunuz, önce bir Endülüs’e göz atın ve öncesinde medeniyetlerin nasıl harmanlandığına.Buradan da gelişimin sadece dine karşıtlıkla olmadığını gözlemleyebilirsiniz. Siz rönesansı, Aydınlanmayı, oluşturulan ortak Avrupa mirasının temellerini tek maddeye dayarsanız çok da gerçeğin yakınına/bilimselliğe yaklaşamazsınız gibi geliyor. Gerçek mi dedim, Avrupa gerçek’in bile tek ve değişmez olmadığını fark etti bu arada, dinden uzak oldukları için mi acaba? Hangi Avrupa da dedim mi bu arada? Dememişim.

  13. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply

    Sürekli bir tekrara dönüşen ve en iyimser tabir ile toptancı ve genellemeci bir mantıkla “solun eleştirisi”adına ardı ardına yayımlanan yazılar gerçekten kabak tadı vermeye başladı.Sanırım bu tutum karşısında söylenecek pek bir şey kalmıyor.Zira bu konudaki karşı çıkışlar da anlamını yitiriyor.Evet,maalesef bu akıl tutulmasına karşı yapılacak eleştiri de bir tekrara ve anlamsız bir “savunma”ya dönüşmektedir.

    Yine de hatırlatmakta fayda var.Lafa geldiğinde %47 lik millet iradesinden dem vurulur(ki bu oranlara de tamamen kataküllilerle yani %10 luk seçim barajı gibi hilelerle halkın iradesine ipotek konarak ulaşılmıştır).Ama icrattan başkaları sorumlu tutulur.Bu kelimenin tam manasıyla trajikomiktir.Peki sormazlar mı bu adaletsiz seçim yasasında ısrar edenler kimlerdir mesela…Bu da mı solcuların marifeti?Ya 301,sivil anayasa,demokratikleşme?Mecliste yeterli çoğunluğa sahip iktidar partisi bütün bu reformları hayata geçirmek istedi de solcular mı engelledi?

    İşsizlik diz boyu,yolsuzluklar desen ona keza…Memleket neredeyse şirket gibi yönetiliyor.Esnafın hali perişan,her gün diplomalı işsiz kervanına yenileri katılıyor.

    Ve daha bir yığın sorun:kürt sorunu,alevi sorunu,kadın hakları,bireysel özgürlükler,düşünce ve ifade özgürlüğünde yaşanan kısıtlamalar,eğitim ve sağlık,sosyal güvenlik vd.Şimdi hepsinden solcuları mı sorumlu tutacağız.

    Çıbanbaşı hep solcular mı?Bu nasıl bir mantıktır,nasıl bir bakış açısıdır?Mangalda kül bırakmayarak her kötülüğün adresini solda ve solcularda arayan bu mantık,gerçekleri yansıtmaktan uzak olduğu kadar gayri ahlakidir de.Artık bu komediye son verilmelidir.Zira bu ve benzer tutumlar kamoyunun vicdanında ciddi kuşkulara ve güven kaybına yol açmakta,iktidar partisine yandaş bir görüntü vermekte ve bu anlamda gittikçe inandırıcılığını kaybetmektedir.Bütün vizyonu solu karalamaktan ibaret “aydın”larımıza önemle duyurulur.

  14. Yazan:ahmet parlak Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply

    “Bizim şu dindar işçiye ne cevap verirdiniz, hakikaten merak ediyorum.”
    Bu isciye verecegim cevap onun bir emekci olarak ekonomik refahini saglamak olurdu. Yoksa ona gene kizini kapatmanin gerilik oldugunu soylerdim, onu yanima cekmek icin iyidir kardes, kurani ole anliyorsan sirf kuran soyledigi icin uygula, fazla da kurcalama demezdim. Dunyada Sayin Kentelin gostermek istedigi uzere dinle barisik olmayi daha fazla solculuk olarak goren bir anlayis yok.
    “Avrupa’daki solu unutup, bu topraklarda solu sentezleyemediği için, zaten Kentel, yeni solun neye ihtiyacı olduğunu yazmış, yoksa sol ölüyor, dikkat diyor.”
    Allahaskina Kentel’in soyledikleri ciddiye alinacak gibi degil sol acisindan. Dediklerinin bir degeri vardir ama bunlari uygulayarak daha fazla Avrupa standardinda sola yaklasmak abesle istigal. Bu bazi liberallerin
    Vallahi Kentel’in bildigi solla benim bildigim sol tamamen ayri yaratiklar herhalde. Avrupadaki solu unutmak? Bugun fransiz sosyalist partisinin soylemlerini turkceye cevirsem muhtemelen Sayin Kentel beni kemalist diye ipe dizerdi, uzerine iki duzine tekrar yazisi yazardi. Fransizca biliyorsaniz sizi liberationdaki ve echosdaki Papanin ziyareti dolayisiyla yenilenen laiklik tartismalarini konu alan ozel sayfalari okumanizi oneririm. Sol bu konulari nasil tartisiyor Sayin Kentel de bir izlesin derim, onlara da solu ogretsin eksik kalmasinlar.

    Hayir, Avrupa medeniyetinin temelleri tabi ki dogudan beslenmistir. Endulus’e de gittim, Misir’a da, Suriye’ye de…Ancak bu demek degil ki ana kirilma noktasi aydinlanmadir. Biliyorum bizim liberaller bu aydinlanma felsefesine gicik olurlar, lafi bile urpertir, seni kemalist seni diye saldirir, aaa bu postmodernizmi duymamis, cahil cahil diye yazilar dosenirler, ama bu gercegi degistirmiyor. Son 500 yilin en buyuk paradigma degisikligi aydinlanma felsefesidir, begenin begenmeyin bugun avrupa devletlerinin tumunun kurulus felsefeleri, kanunlari, anayasalarinin esasi bu paradigma degisikliginden beslenir. Yoksa hala kilisenin ote dunyada toprak sattigi bir dunayada yasiyor olabilirdik. Isterseniz Fransadaki lise duzeyi tarih ve felsefe kitaplarina bir goz atin.
    saygilar.

  15. Yazan:snowqueen Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply

    @MY

    Cumhuriyet mitingine katilanlar geçen yüzyilda dogmadilar ama kafalari hala oralarda.

    Bu biraz haksız bir genelleme, cumhuriyet mitingine katıl-mayanların bir kisminin da kafasının o yıllarda doğmadıkları halde 600′lü yıllarda kaldığını ve referanslarını Semavi dinlerin despotik ve totaliter yapısından aldığını söylesek nasıl olur?


    SnowQueen, sizin solcu olmadiginizi tahmin ediyorum. Savunulmazi savunmayin.

    (İnsanlara zaten hakları olanlar, sadaka düzeni içinde “lütfedilmiş, iyilik yapılmış” olarak
    veriliyorsa vb.) Sağ varsa-ki var-, solda olurum elbette çünkü sağ siyasetlerle (hele birde dinci-sağ) mayamız tutmuyor açıkca belli.
    Ne demişler kadına askerden ve sağcıdan fayda yok:))
    Savunulmazı savunmuyorum daha iyi bir dünya fikriyle hareket ediyorum. Erdoğan’ın “bu solcular her işe taş koyar” mantığı dünyanın sonunu getirmeye başladı bile, insanlar topraktan para yetiştirip yenemeyeceğini anladığında ne yapacak acaba.

    Tuzla’daki kazalar olunca ellerini ovusturdular “kaka patron cici isçi” edebiyati yaptilar.

    Ece Temelkuran’ın da dediği gibi “gemide falan birileri “gemicik”leri yüzdürmek isterken birileri o geminin yapımında ölüyorsa hepimiz aynı gemide falan değiliz”.


    Ama isçiler de dahil Türk milleti kimligini isçi olarak tarif etmiyor.

    Evet ben de iş sözleşmemin altına “işçi” sıfatıyla imzamı atmadan önce pek tarif etmiyordum, safmışım.
    “işçi”den anladığımızı da değiştirmek, genişletmek gerekiyor galiba. Solcuların zihniyetini yüzyıl başındaki halinde olduğu için eleştirenler de “işçi” tanımına yüzyıl başındaki halinde olduğu şekliyle bakıyor anlatmak istedğim buydu. Sömürü değişmedi ki çoğaldı üstelik, dolayısıyla “iktidara fare sola aslan” zihniyeti bırakmak lazım.

    Halk ne istiyor? Üçüncü köprü, nükleer ihaleler vb. Bu mudur yani?

  16. Yazan:Sever IŞIK Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply

    Fuat ve Ahmet Beyler

    Yazdıklarınıza bakıyorum da bir feveran içindesiniz, yazdıklarınız tam bir “kör ile kötürüm” hikayesi
    Kötürüm sol, kör solcunun görebildiği kadar yol alabiliyor; kör solcu, kötürüm solcunun yürüyebildiği kadar önünü görüyor.

    Ferhat Bey güzel yazmış. Ama mademki eleştirmiş onun eleştirisinin öznesi “hakiki solcular” değildir. Ferhat Kentel’de ‘Avrupa standardında bir solcu!’ değildir değil mi?

    Fuat Bey bu “hakiki solcular” nerede. 12 eylül, hepsini imha mı etti? Yoksa bilmeğimiz bir yerde, arzın derinliklerinde eli kulağındaki derimi örgütlemekle mi meşguller? Solun sorunları yok mu?
    Herkes hariçten gazel mi okuyor?!..

    ***

    Ahmet Bey

    Kemalizm ile ne kastteklerimizi ne güzel anlatmışsınız. Yazınız “cuk” diye oturuverir Kemalizmin içine.
    VE,

    *Yaradılışçılık saçmalıkmış. Öyleyse behemehal DARWİNİST DEVRRİM” yapılsın. Yapılsın ki insanoğulları ve kızları “BENİADEM” olmadıklarını öğrenip, gerçek tarih bilincine varsınlar!..
    Dünyamız adam akıllı uslanıversin artık!..

    * Başörtüsü ikinci sınıf olmanın simgesiymiş. Öyleyse Başörtülüler için “İKNA ODALARI”nın sayıları artırılıp aydınlatılsınlar mı? Yoksa Başörtülüler Arabistan’a mı gitsinler?!

    *Kahir ekseriyeti “yaradılışçı” olan ve %47’si AKP’ye oy veren halkımız miladi takvimin tarih öncesinin kaçıncı yılına gerilemiştir?!

    *Eleştirler için Avrupa solu bunu anlamaz/böyle konuşmaz diyorsunuz. Doğru. Türkiye halk/lar/ı da sizi anlamıyor ki, bu daha doğru.

    *Sizin sorununuz avrupayı/orayı tanımamaktan çok, burayı tanımamak değil mi?

    *Türkiye’de birincil kaynaklar üzerinden dinin/İslamın eleştirisini yapacak müktesebata sahip hakiki/devrimci/sosyalist solcu var mı?
    Yoksa sizin aklınıza Erdoğan Aydın mı geliyor?!.

    Ne yazmıştım “Kemalist Tereke ve Sol Miras” ta hem de “Sol, Kemalizmin “mütemim cüz”üdür” de; “Türk solu, Kemalist modernleşmenin sol veçhesi olarak, Kemalist önermeleri ve modernleşme mantığını en uç noktaya taşıyarak onun içinde mündemiç bulunan anlamları somutlaştırmaya çalıştı. Sonuçta ‘ilkel geleneğin/dinselliğin’ tasfiyesi için Kemalist safta ‘kılıç kuşandı’. Bu solun önünde duran en ‘acil devrimci görev’di. Çünkü inkılaplar, ‘tarihini tekerlerini’ ileriye doğru döndüren ‘ilerici ve devrimci hamleler’ idi. Zorunlu değişim projesi olan inkılaplar, toplum trenini içinde bulunduğu geçmişin ‘karanlığından’ ‘muasır medeniyet seviyesine’ taşıyacak birer lokomotifti.
    Kemalizm mirasını sola zimmetleşmemişse (de) sol onu zimmetine geçirmiştir.

  17. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply

    Ne zaman şu “sol”tartışması başlasa,kendimi apartman yönetimi toplantısında hissediyorum.Yani kim kimi suçluyor,ne için suçluyor,kendi bastığı zemin nedir/ne değildir…Buna ne dikkat eden var ne de önemseyen.Hani hangi konunun tartışıldığını bilmeyen biri CHP ile AKP taraftarları arasında bir siyset kavgası falan çıkmış zanneder.Maalesef bu tutum solun yeniden dönüşümü adına yapılan eleştirilerde de gözlenebiliyor.Hatta Ferhat Kentel’in kısmen özeleştiri niteliğindeki yazılarında bile.Zira sn.Kentel’in “sol”dan kimi kasdettiği gayet açıktır:CHP,İP ve bu çizgideki diğer partiler,”Türk Solu Dergisi”,ulusalcı/milliyetçi kesimler vs.vs…Dolayısıyla Kentel gibi akademisyenler,sözü edilen taklit solcular üzerinden solu hedef gösterirken,bir başka kesim de devreyi tamamlayarak meseleyi bir “solu karalama kampanyası”na çevirir.Tam bir ekip çalışması.Ha,bu ne kadar bilinçli yapılıyor,çok da haksız yargılarda bulunmamak gerekir.Ancak olan bitenler de maalesef böyle bir görüntü vermektedir.

    Ayrıca işin ilginç tarafı,bu mutabakata bizzat kendilerini solda tanımlayanların da iştirak etmesidir.Yani kusura bakılmasın,çoğu zaman bu tür yazılar sanki biraz tuzak kokuyor.Bilimsel olmaktan ziyade kışkırtıcı yanlarıyla adeta “solcuların maskelerini kendi elleriyle düşürmesi”bekleniyormuş gibi bir hava var.Açıkçası bu plan tutuyor da(yani gerçekten bir plansa tabi).Baksanıza din düşmanlığını solun olmazssa olmaz kriterinden sayan,kendi ülkesinin gerçeklerinden habersizken Fransalardan atıp tutanlara kalıyor solun savunması.

    Ve ardından tepkiler başlıyor…”Bu mudur eşitlik,özgürlük,adalet için model aldığınız sol ve sosyalizm”diye haklı olarak itirazlar geliyor.Nasıl gelmesin ki?Ondan sonra da başlarız “işte efendim sol kendine bir toplumsal kanal bulamadı”,”n’apalım kitle henüz hazır değil”gibilerinden kem kümlere.Hayır,sorun halkta,kitlelerde değil.Asıl sorun sol adına hareket eden,daha doğrusu kendisine bu görüntüyü veren garabet kesimlerin halkta yarattığı antipatidir.Ve sorun,göz gözü görmeyecek şekilde sisli ortamlar yaratma heveslilerin çokluğundandır.

    İşte bunun içindir ki,birbirini dinlemeyen apartman yönetimi toplantılarını andırıyoruz.Çünkü her kafadan bir ses çıkıyor ve her ses ötekinin kafasını karıştırıyor.

  18. Yazan:fuatogl Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply

    Sever bey,
    Solun sorunu yoktur diyen yok.
    Fakat burada anlamadigim birsey var, solun dunya gorusunu, temel niteliklerini benimsemeyen insanin sol tartismasi ne anlama geliyor? Kendimizi kandirmayalim lutfen. Elbette solun sorunlari vardir, Turkiyede degil tum dunyada solun onunde bir suru onemli mesele vardir. isin iyi tarafi, meselelerin artiyor olmasi - demek ki mesel olarak gorenler cikmaya basladi.

    Fakat yapilan tartismanin ozunu herhalde kacirmissiniz. Benim en cok uzerinde durdugum mesele, solun sol oldugudur! Solu sol degil de, milliyetci, fasist, irkci, ittihatci, kemalist darbeci olarak gostermeye calisanlar var siz de dahil olmak. Yani solun ne kadar dogru, ne kadar duzgun oldugunu degil, sol oldugunu iddia ediyoruz. Ister begenin ister begenmeyin, asgari evrensel sol degerlere bakarsaniz ODP bu ulkede soldur, EMEP bu ulkede soldur, KESK bu ulkede soldur vs. Bunlara ne fasist denir, ne kemalist denir ne darbeci nede irkci, boyle demek sapla samani ciddi sekilde karistirmak olur.

    Birde acikca adini anarak, muhataplarini karsilarina alarak elestiri yolunu secmeyip, kendi konumlarini “genuine” bir sol imis gibi gostermeye calisip, bu sola karsi “kampanya” yuruten bir “sol” var. Ferhat bey ornegin, istese yazisina IP vs. ekleyebilirdi fakat bunu bilerek yapmiyor, cunku diger andigim gercekten sol yapilarla bir derdi var, ve her yazdiklarinin “oraya” gittiginin bilincindeler. Ama bu sol her nekadar kucuk olsa da bu “sol” aydinlarimiza verecekleri dogru ve yerinde cevaplari var - o kadarda degil. Basit bir AB ciligi, lastigi bol ittifaklarin sol olmadigini gayet iyi biliyor. O yuzden karsilacaklari entellektuel karsi cikisdan mumkun oldugunca kacinmaya calisip isi yuvarlak ifadelerle kitlelerin kafasinda baglamak istiyorlar, tum zayif konumuna ragmen sol bu basit solculugun ipligini pazara cikartabilecek kapasitededir. Bu gercekten bilinen, bazilari tarafindan kullanilan yaygin bir yontem. Sonuclarina ve etkisine ise yukarida degindim. Ferhat beyin yazisindan bir yorumcu “ordu goreveyi” anarak tum solun yolundan saptigindan dem vuruyor. Ama unutuluyor ki, bu cevrelerle en cok basi derde giren sol oldu! - goruldugu gibi farkli sekilde de olsa bela suruyor.

    Sever bey, akla zarar iddialarla devam etmissiniz kemalizm din min diye. Bazi kavramlari, toplumsal durumlari yerli yerine oturtmak gerekiyor. Size diger yazida cevap verecektim, oraya birakayim.

  19. Yazan:snibe Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply

    Sn.Parlak,
    İşçimize vereceğiniz cevabı aldım, öğrenmek istediğimi de öğrendim. Sol anlayışınız maddenin ötesine geçemeyen yargılarla dolu ve bir grup insanı dışlama üzerine kurulu. Hakikaten bu toprakları, onun kültürel kodlarını, solun evrenselliğiyle yerelliğinin sentezlenemediği fikirlerini çağrıştırıyor. Oysa, sadece sana saygı duyuyorum işçim, varlığın salt varlığıyla değerli, özgürlüğünü her alanda tanıyorum, benim gibi olmak zorunda olmasan da ben senin her hakkını savunurum diyen bir sol anlayışı daha şık dururdu. Solun sadece sizin tekelinizde olmadığı gerçeğiyle bana şunu düşündürüyor yazdıklarınız, en azından bildiğim dinlediğim birkaç solcu var, bu fikrin hakkını veren, her solcuyum diyenden hak, adalet, eşitlik bekleme ama biri öyle diyor diye de hepsini aynı genellemenin altında değerlendirme.
    Kentel aslında yorumlarında yanlış da dememiş, bakınız sizin ifadeleriniz tam da makalenin söylediklerini ispatlar tarzda. Öneri lise müfredatı kitapları için ayrıca teşekkür ederim, öğrenmenin yaşı, seviyesi, nicel sınıflandırmaları aşar çünkü. Darısı herkesin başına!

  20. Yazan:snibe Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply

    Aziz bey, çok dikkatli bir yorumcu olduğunuza dikkat çekmek istiyorum :) Apartman yönetimi toplantılarına da hiç gitmemişimdir bu arada… Sahi, siz diğerini ötekileştiren bir solu savunan ve lise müfredatından kitap önererek karşısındakini (üstteki yorumda da eleştirdiğim gibi) cahil, az bilen konumuna düşüren bir zihniyetin eşitlik söylemini ne kadar gerçekçi görüyorsunuz? Türkiye’de Fransız lise müfredatı felsefe ve tarih kitabı vardı da biz mi okumadık diye cevap verilse ne kadar şık! durur, sanki tek doğru bu kitaplarla insanlığa sunulurmuş ve bizler de hep tek kaynaktan beslenen yayınları takip eden dar/bidon kafalılarmışız gibi. Evet, Kentel’e kızıyorsunuz, ama bakın makalede ifade edilen yanlışların dışında -sizin yorumunuz hariç- farklı ve ufuk açıcı bir yorumla karşılaştınız mı, Kentel’in dediklerini haksız çıkartan ve iki zıt uca insanları yerleştirmeyen bir görüş? Çok mu zor, inancın ya da geleneğin ne ise, inan ya da inanma benim dünya görüşümde özgürlüğünün savunucusu olacağım demek. Yok, illa yanlış biliyorsun, sen farklılşmalısın dayatması…
    Dayatmayla diğeri/öteki alanına dahil edilecekse bir insan ha sol gelmiş ha sağ, ne değişecek?! Her şey sadece madde mi, insanı bütünleyen farklı değerler yok mu, ha diyelim ki size göre yok, bu diğerinin sizin gibi yaşamak zorunda bırakılması anlamını içerir mi?! Senin hayatını ve doğrularını yaşıyorsam, benim hayatımın anlamı var mı? Başkasının imitasyonu olmak değil, kendi gerçeğimi -yanlış veya doğru- yargılanmadan yaşamamı sağlamayacaksa, solcu olmuşum ne, sağcı olmuşum ne, anlamsız…
    Evet, Kentel doğru tespitlerde bulunmuş!

  21. Yazan:MY Tarih: Eyl 17, 2008 | Reply

    Türk solunun 333cü yol arayislari sirasinda yazilmis bir makalenin basligi bile çok sey anlatiyor: Merkez solu nasil doldurabiliriz? (Fuat KEYMAN)

    Turgay Ogur’un cevabi [KUYEREL Forumundan]

    Merhaba
    Sayin Keyman’dan ricam solu kurtarma yazilarini numaralandirmasidir.. Ben sahsen artik takip edemiyorum. Herhalde 500′ü asti.
    Diger taraftan kurtarilamayacagini anlayinca doldurmaya karar vermek isabetli
    olmus. Yasatilamayacagina gore doldurup duvara asmak en mantiklisi.
    Turgay

  22. Yazan:fuatogl Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply

    @Ortaya:
    hmmm…Ahmet beyin yazdıklarını okudum da..Birisi bana nerede “dayatma” olduğunu gösterebilir mi acaba? Ben göremedim de. Bir görüş hoşumuza gitmeyince dayatma mı olmuş oluyor!?

    @Ahmet’e:
    Ahmet bey siz naaptınız öyle, insanların zorla başını açmıp, oruç tutuyor diye zorla kantine kapatıp boruyla yemek yedirmeye kalktınız, yememeye diretenleri de fişlediniz herhalde. Kim bilir belki kimlik kartlarına rızaları dışında dinsiz&kitapsız yazdırıp okullarda da çocuklarına dinsizlik dersini zorunlu tuttunuz. Yada yoksul çocukları okutuyorum diye yurtlarınıza sokup başlarına da birer abi verip dinsizlik öğretip, gerektiğinde ana babalarına bile muhalefet etmeyi öğütlediniz. Yapmayın böyle şeyler, solculuğun alemi yok :P Ne güzel hep sağ hep sağ yaşıyoruz, kemalist zorbalığa gerek yok :)

    @Ortaya:
    Yapılan ideolojik dezenformasyonun “solu tartışmak” kılıfıyla sunulduğu bir ortamda(varolan genel fikri tembellik de cesaretlendirici oluyor), MY nin aktardığı, solu “doldurup duvara asma” tesbiti isabetli olmuş. Eğer bu arkadaşlar birşeye “sol” derse bilin ki o sol değildir!

    Arkadaşlar herhalde 3günlük ömürlerinin çok uzun bir süre olduğunu zannediyor. Paris komününden sonra da sessizleşmişti toplumsal muhalefet…Uzun bir sessizlik dönemi ve sonrasında görülmemiş bir kabarma. Komünist manifestonun incilden fazla okunduğu bir dönem. Avrupada kabaran bir sol, sovyetlerde patlak veren sosyalist bir girişim, ve sonrasında keynes politikaları ve sovyet devriminin bir bürokratik devlet kapitalizmine dönüşüp iflas etmesi…Daha 15-20 yıl olmuş! Ne bekliyorsunuz? dünyadan devrimlerin patlak vermesini mi? Her yenilgi dönemi beraberinde, çözülmesi gereken elzem problemler çıkartacaktır. Zamanla bunlar işlenecek olgunlaşacak, kendi içinde örülecek ve günün koşullarına uygun yeni bir bilinç yaratacaktır, kitlelerin fikri dönüşümleri hep zaman alır. Şimdi yaşadığımız dönem budur. Ve Solun işaret ettiği problemler ortadan kalkmış filan da değil, dolaysıyla solun bitmesi diye birşey yok. Dibe vurur, ama gel zaman git zaman o problemlerin tek adresi olduğu için tekrar farklı biçimlerde ortaya çıkar. Dünya tarihi bunu gösteriyor. Sol olmadığında geçici olarak o problemlere faşizm vekil etmeye çalışır ve yıkıcı sonuçları dışında bir halta yaramaz. Bakın bi şu dünyaya, gerçekten solun doldurulup duvara asılacağını filan mı düşünüyorsunuz!? Hasım belleyin ama kendinizi saf yerine koymayın. Dünya solunu da az biraz takip eden bir insan, aşağıdan yukarıya katılımcı bir solun temellerinin çoktan atıldığını hemen anlar.
    Sol ne dinsizlikle tanımlanabilir nede sekülerlikle nede bu düzeyde başka birşey ile. Solun temel meselesi kapitalizmin özünü oluşturan sömürü ilişkilerini, insan üzerinde iktidar üreten her türlü ilişki biçimini ortadan kaldıracak yeni biçimleri hayata geçirmektir. Bu hamur daha çok su götürür, hele hele solun kazanımlarında gerileme yaşandığı ve yaşanmaya devam edeceğini düşündüğünüzde ortaya çıkacak manzarayı kestirmek çok güç değil herhalde.

  23. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply

    @snibe,

    Öncelikle beni anladığınız için teşekkür ediyorum.Bu devirde anlaşılabilmek nadirattan sayılıyor bilesiniz.Oysa münazara dediğimiz şey bu kadar kısırlaşmamalıydı.Lakin toplumca bu denli kamplaşmaya,kutuplaşmaya açık oluşumuz da hep bu tutumumuzdan kaynaklanıyor.Zira daha başlarken birbirimizle kavga etmeye bileniyor,bir noktada buluşmak yerine suçlu aramayı esas alıyoruz.Neyse bu faslı geçelim.

    Sol tartışılmalı mı?Elbette tarışılmalı.Tarihi gerçekliğiyle analiz edilmeli,gerekirse eleşritirilebilmeli.Bilimsel tartışmaya açılmadan,gerçeklerle yüzleşilmeden zaten ne sol ne de başka bir politik akım,inanç veya düşünde sistemi gelişip serpilemez.Kutsal ve tartışılamaz bir kesinlikle sınırlandırıldığında sözkonusu felsefi düşünce bizatihi kendini bitirir ve toplum arasındaki etkinliğini yok eder.

    Sol eleştirisi üzerine yayımlanan yazı ve makaleleri dikkatle takip ediyorum.Rasim Ozan Kütahyalı,Ferhat Kentel ve Sever Işık,bu konuya ışık tutacak yazı dizilerine imza attılar.Kimilerince eleştirildiler,tepki aldılar.Ancak dikkatimi çeken nokta,hiçbir yazı,solu güya savunmakta olan yorumlar kadar sola zarar vermedi.Ayrıca isimlerini andığım yazarların da bu anlamda sırf solu yerin dibine batırmak gibi bir amaç güttüklerini düşünmüyorum.Elbet zaman zaman kendilerinin de hataya düşmesi kaçınılmazdır.Ki zaten münazarayı işlevsel kılan da görüşlerin farklılığıdır.Neticede doğruyu bulmak adına ortak bir paydada buluşmak/buluşabilmek gaye edinmeli.

    Dolayısıyla solun tartışılmasına karşı değilim ve bundan rahatsızlık duymuyorum.Ne var ki sürekli tekrarlanan bir kısır döngüye dönüşmesi de arzu edilen sonuca ulaşmayı zorlaştırıyor.Neden?Çünkü mesele tamamen bir sen-ben kavgasına,senin ideolojin-benim ideolojim eksenine kayıyor,ki nitekim ortaya çıkan tablo da bunu doğruluyor.

    Peki ne yapmalı,nasıl bir yol izlemeli ki mesleyi bir ideolojik rekabetten kurtaralım.Sanırım bunun için en doğru yol ideolojik bağımlılıklarımızdan kurtularak olaylara “insan”odaklı bakabilmekten geçiyor.Sanırım ideolojik hesaplaşmalardan kendimizi arındırdığımız anda,kendimizi hapsettiğimiz şartlanmalardan da kurtarmayı başarmış olacağız.Bu kısa vadede mümkün mü,onu bilemem.Ancak bildiğim tek şey,zihnimizdeki karakakolları yıkıp beyinlerimizi özgürleştirmeden,yaşamakta olduğumuz bu kafakarışıklığının da asla son bulmayacağıdır.Ne diyelim,umarım başarırız.

  24. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply

    Mehmet Bey,bence Fuat Keyman’a haksızlık edilmiş.En azından geçirdiği bazı evrelerde gösterdiği azim ve çabanın hakkı teslim edilmeliydi.Baksanıza,adam CHP kurtarıcılığından,”solu kurtarma”(pardon doldurma)aşamasına geçebilmiş.İnsan bu gayretler üzerine hiç değilse bir kanaat notu falan veremez miydi,aşkolsun yani:))

    NOT:Keyman’ın “CHP yi kurtarma” yazı serilerine Radikal2 arşivlerinden ulaşılabilir.Meraklısına duyurulur.

  25. Yazan:ahmet parlak Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply

    Anlamadim neden tartismayi kisisel bir duzleme cektiginizi. Bana verilen cevaplarda bir hiddet sezdim ve anlayamiyorum. Evet Fransa’da yasiyorum, ozur dilerim Turkiye meseleleri uzerine izniniz olmadan “ahkam” kestigim icin. Ancak nereden geldigimi, Turk insani hakkinda bir sey bilmedimi nereden biliyorsunuz. Birakin allahaskina bu elit halka karsi tiradlarini.

    “Türkiye’de Fransız lise müfredatı felsefe ve tarih kitabı vardı da biz mi okumadık diye cevap verilse ne kadar şık! durur, sanki tek doğru bu kitaplarla insanlığa sunulurmuş ve bizler de hep tek kaynaktan beslenen yayınları takip eden dar/bidon kafalılarmışız gibi.”

    Nerden buluyorsunuz bu hakaretleri. Ben size dar kafali demedim, tanimam etmem sizi. Ders kitabi ornegini aydinlanmanin Avrupa tarihinin ana direklerinden biri oldugunun ‘ders kitaplarina’ girmis derecede kabul gormus bir olgu oldugunu belirtmek icin kullandim.

    “Çok mu zor, inancın ya da geleneğin ne ise, inan ya da inanma benim dünya görüşümde özgürlüğünün savunucusu olacağım demek. Yok, illa yanlış biliyorsun, sen farklılşmalısın dayatması…”
    Eger o inanc kadini asagilamayi, bana bir erkek olarak potansiyel sapik muamelesi yapma gibi bir yorum getiriyorsa, evet cok zor. Boyle bi inanca kusura bakmayin saygi da duymak zorunda hissetmiyorum kendimi. Bir seye sirf birileri inaniyor diye saygi duymak bana pek icten gelmiyor.

    Kime nerede dayatma yapmisim anlamadim. Dini elestirmek ne zamandir dayatma oluyor. Bir sey kuran’da yaziyor ya da peygamber muhammed dedigi icin yalnizca muslumanlar icin dogrudur, 6 milyar kisi eksi muslumanlar icin bir kitapta yazan bir seyden ibarettir o kadar.

  26. Yazan:ahmet parlak Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply

    bay/bayan fuatoglu’na
    Latife ediyorsunuz herhalde.
    Din konusunda bu sitedeki “kemalist zorbalik” takintilarini gorunce hayretlere dusuyorum. Kesinlikle kemalist degilim. Biz 70-80lerde ayni ulkede mi yasadik bu sitedeki arkadaslarla. Turkiyede bir kemalist pozitivizm enjeksiyonu vardi da ben mi yararlanamadim:) Vardiysa bu 80lerde ihya olan cemaatler noluyor, ekmegini ye ye, millete zorunlu din derslerini ver ver, sonra hadi 12 eylulu yargilayalim diye ortada dolas. Vallahi oruc tutmuyor diye baski gorenleri kendi gozlerimle gordum, mahallede icki icen adam baskisini da cok hissettim, cocuklarimin (ultra kemalist!) sagci din ogretmenlerinin ne tur insanlar olduklarini da iyi hatirlarim. Turkiyede maalesef en buyuk tabu kemalizm filan degil tore-gelenek vs. ile de tamamen karismis din-islam-muslumanlik denen kendisine kesinlikle dokunulamayan, “senelerdir okullar da dahil bize dayatilan arkaik dusunce bicimidir. Bunlari sorguladigimiz zaman belki bi yerinden sol mol tartismaya baslayabiliriz.

  27. Yazan:MY Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply

    @Aziz Bey,

    Haklisiniz tabi :))

    Keyman filan pek umurumda degil de,Turgay Ogur’un “yasatamayinca doldurup duvara asmak” lafini görünce kirildim gülmekten.

    Türk solu konusunda en özlü lafi bence Sever Isik etti, “Kendine halk bulamayinca bir devlet buldu” seklinde :))

  28. Yazan:TT Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply

    Turkiyede bir kemalist pozitivizm enjeksiyonu vardi da ben mi yararlanamadim:)

    :)

  29. Yazan:fuatogl Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply

    Aynen oyle Ahmet bey,
    Bakmayin oyle herkesin kemalist karsiti, darbe karsiti olduguna.Darbenin yarattigi ortamdan yararlanip, yeniden uretilmesinde katki sunup, uygulamalarini onaylayip darbe karsiti olunamaz. Bizde her nasilsa oluyor. Olmayi birak birde darbeyi baskasina havale etmek gibi bir kurnazlik bile var. Taraf bulteninde pek okumus reklamci/siyasalci bir arkadas falanca generalin solculugundan darbenin sol oldugunu bile ortaya cikartti gecen gun!. Tabi benim annem babam gibi binlerce insan memleketi bosuna terk etmis can guvenligi meselelerinden dolayi, meger 12 eylul sol mus da farkina varamamislar. Hay allah…

    Ve daha kemalizmin, yada cumhuriyetin kurulmasinin sinifsal toplumsal anlamini kavrayamayip meseleleri pozitivizm, aydinlanma gibi abidik gubidik bir duzeyden anlamaya calisiyorlar. Ve hic fark etmeden dusunce dunyalarinin bu elestirdikleri “kemalizm” tarafindan nasil belirlendigini fena halde kaciriyorlar. Bu memlekette ne bilinen anlamda bir aydinlanma sureci nede bir pozitivizm gelenegi var, nede dogru duzgun bir laiklik. Ve mevcut sorunlari buralardan anlamaya calismak tamamen asli momentumlari kacirmak demektir. Ortaya cikmis catismalar da bunlar etrafinda donmus degil. Laiklik bile yok bu ulkede dogru duzgun. Dusunce dunyamiz sig oldugundan, yasadigimiz problem ve catismalari turban, laiklik olmayan laiklik, din karsitligi, gelenek gorenek seviyesinde anlamlandirilmaya calisiliyor. Yapilan tespitlerde hayrete dusuren cinsten oluyor dogal olarak. Hele birde tarih iskalandi mi, insan kafasina uygun en yakin duvara yonelmek istiyor…

  30. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply

    Sn.Ahmet Parlak,

    Yorumlarda hiddet falan yok,herkes fikrini yazıyor.Bakın,siz de üslubunuzdan hoşnut olmayan bir yorumcuya “sizi tanımam etmem”gibisinden bir savunmaya geçmişsiniz.Bu anlamda sitedeki yorumcuların da sizinle bir alıp veremediklerinin olmadığını pekala düşünebilirsiniz.

    Burada tarışılmakta olan fikirlerdir,kimsenin kimseyle özel bir sorunu olabileceğini düşünmüyorum.

    Her neyse, konumuza dönelim.Ben,ısrarla sol ile sahte solun birbirinden ayrılması gerektiğini düşünüyorum.Sola yöneltilen eleştirilerde de,savunma niteliğindeki yazılarda da bunun ısrarla netleşmesinden yanayım.

    Yani kısacası dürüstlük ve objektiflik arıyorum.Ama yok.Bu platformda solculuklarına toz kundurmayanların konu ergenekon olunca nasıl kıvırttıklarının bizzat şahidiyim.Ergenekon avukatlığından Baykalı bile sollayanlar kendilerine sol deseler ne çıkar,marksist deseler ne yazar.

    İşte benim feryadım bu!Ve üzülerek söylüyorum solu yerin dibine batıran bu tuhaf akım nedeniyle solculuğumdan utanç duyuyorum.

    Ve tekrar ediyorum,sol,Kemalizmin dışında kalan her türlü yaşam biçimini küçümsemek değildir…Sol,insanların inanç ve düşüncelerine tahammülsüzlük,kendisinden olmayanı düşman görmek değildir…Ve sol,ulusalcılık/milliyetçilik batağına saplanık kalmak hiç değildir.

    Şövenizm de dahil kendisini yukarıda saydığım hastalıklara kaptırmış olanların sol adına savunma yapması,evet açık söylemek gerekirse sinirime dokunuyor ve bana acı veriyor.Acı veriyor,çünkü daha iyi bir dünya umuduyla, uğruna ağır bedeller ödediğim,inandığım bir düşüncenin bugün birilerinin elinde madara olması beni kahrediyor.

  31. Yazan:ahmet parlak Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply

    “Şövenizm de dahil kendisini yukarıda saydığım hastalıklara kaptırmış olanların sol adına savunma yapması,evet açık söylemek gerekirse sinirime dokunuyor ve bana acı veriyor.”
    Benim bildigim turk milleti zaten her zaman icin asiri milliyetci olmustur. Benim 70lerde bildigim solun milli hassasiyetleri herhalde turk halkinin sovenizminin yaninda komik kalir. Evet sol elestirilsin, ama kendileri sol adina hicbir sey demeyen insanlar surekli de nefretlerini kusmasinlar. “Iktidara kuzu, sola kurt” lafi bu acidan cok anlamli. Daha once de belirttigim gibi Sy. Kentel’in yazilari cok komik, zira icinde ne emperyalizme bir elestiri, ne dine bir elestiri yok, emekci haklari adina hicbir elestiri getirmiyor, sol elestirisi acisindan hicbir degeri yok, onun icin Fransa’da bu yaziya gulerler, Kentel de fransiz sosyalistlerinin dini baskilar uzerine guncel tartismalarini okusa onlari kemalistin allahi ilan eder dedim, zira kafayi kemalizmle bozmus, onun tek bildigi sey bu gibi.

  32. Yazan:kapistonai Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply

    :)
    BEHEY ‘ENTEL’ KENTEL! YA DA ‘BİRAZ ALAY VE BİRKAÇ TOKAT…

    Bilirsiniz, liberaller, tanım gereği biraz kibar solcudurlar, öyle algılanırlar. Oysa son durum hiç de öyle değil. Kendilerine liberal diyen hanımlar ve beyler, son günlerde epey edepsizleşti! Yahu, bunlar meydanı boş mu zannediyorlar? “Nasolsa iktidar da bizden yana” diye devrimcilere, kendileri gibi düşünmeyen solculara ver yansın girişiyorlar. Türkiye’de antikomünizmin zirvede olduğu yıllarda bile böylesi görülmedi, işitilmedi. Artık ideolojik mücadele filan da yapmıyorlar; resmen bindirilmiş kıtalar misali teyakkuz halindeler ve hezeyan içinde ağızlarına geleni söyleyebilmeyi de ‘özgürlükçülük’ sanıyorlar.

    İşte bunlardan biri, Ferhat Kentel nam bir liberalimiz “Yeni bir sol -ve aşk- mümkün!” diye ‘şiir gibi’ bir yazı yazmış. Bakın, baştan söyleyeyim, burada hiç kimse benden kibar bir cevap beklemesin. Ben zaten doğuştan bir kazma solcuyum! Öyleyse şimdi bu beyefendi de dinlesin: Ey Ferhat Kentel! Sen de, zaten kazmayı taşa vurmuşsun, cihat ilan etmişsin, adeta “bakın ben size bulaşıyorum siz de gelin bana bulaşın” demişsin. Ben bu yazıda sana bulaşmayacağım, polemik molemik yapmayacağım, sadece attığın taşlardan eteğimize ‘sıç’rattıklarını temizleyeceğim.

    Çünkü şöyle demişsin: “Bugün ‘sol’ adına konuşanlar arasında, Marksizm’den, işçi sınıfından, devrimden, sosyalizmden, emperyalizmden bol miktarda dem vuran, savaşkan bir üslûba sahip bir kesim var.” Elhak doğrudur. Böyle bir kesim var, iyi ki var! Lakin ve zaten, Marksizm’den, işçi sınıfından, devrimden, sosyalizmden dem vurmayınca katiyen solcu olunamaz! Savaşkan bir üslup yerine “Teslim oldum mösyö burjuvazi” deyince, ayakkabıcı, yazıcı, entelektüel, ya da ‘entel’ olunabilir belki, ama katiyen devrimci olunamaz!

    Ama bak Nâzım Hikmet gök yüzünden eğilmiş ve sana sesleniyor: “Behey entel Kentel! Behey yirmi birinci asrın imam filozofu. Felsefenden tüten günlük kokusu başımızı döndürmek içindir. Hayat kavgasında bizi diz üstü süründürmek içindir.”

    Evet tam da dediğin gibi bizler “Türkiye’de şimdiye kadar hâkim olmuş sol geleneğe de büyük ölçüde sorgusuz sualsiz” sahip çıkıyoruz; “geçmişi, geçmişin acılarını, kahramanlıklarını yüceltiyoruz; yaşanan acıları, verilen şehitleri adeta sürekli kurucu bir efsane olarak” üretiyoruz. Çünkü kökümüz kendimizdedir! Kökümüzü cemaatlerde, tarikatlarda değil, senin ağzı açık bir hayranlıkla “muhafazakâr modernleşme, işte budur ilericilik!” diye tarif ettiğin sosyolojik palavralarda değil, kendi mücadelemizde ve hareketimizde görüyoruz..

    Halbuki sen; “Ve o hareketin içindeki, başta otoriterlik ve tekçi düşünce olmak üzere bol miktarda başarısızlık hikâyesini sorunsallaştırmıyor,” derken yalan söylüyorsun behey entel Kentel. “Kendi üzerine düşünmeyi, kendine eleştirel bakmayı pek düşünmek istemiyor” derken yine yalan söylüyorsun behey entel Kentel. “Genellikle başarısızlığı kendi dışındaki nedenlere -emperyalizm, faşizm, burjuvazi, ‘halkın teoriye uymaması’ ya da ‘içimizden çıkan’ oportünistler, revizyonistler, hainler, işbirlikçiler- bağlıyor” derken yine ve yeniden yalan söylüyorsun behey entel Kentel… Sen ne yalancı, ne yalancı ve ne yalancı bir adamsın behey entel Kentel…

    Bak yine Nâzım’ı kızdırıyorsun ve şu sözleri hak ediyorsun: “Behey entel Kentel! Akepenin şövalyesi, sermayenin altın sesi, ve Allahın ateist imamı ve peskoposu! Her kelimen kelepçelerken bileklerimizi, kıvrılan bir yılan gibi satırların sokmak istiyor yüreklerimizi….”

    Belli ki “kendine hayransın”, cemaatlere kurbansın, “dilimi değiştirdim” deyip “Taraf”ını fetişleştiriyorsun.. Doğrudur… Bizler “heybetli ve gümbür gümbür bir terminolojiyle” konuşabiliyoruz… Ve elbette doğrudur, “bu heybete uygun bir faaliyet (işçi sınıfı içinde örgütlenme, kitlelere ulaşma ve onları ‘bilinçlendirme’ vb.) içinde” görünmüyoruz, GÖRÜNEMİYORUZ… Kalemine kına yak! Klavyene mum dik! Sevinç çığlıkları at! Evet, faşizm ve sermaye galip geldi, 12 eylül galip geldi, bizler yenilmiştik ve bin yıllık gericilik yine sahneye çıkıyor!

    Ama senin gibilerden bir farkımız var. Pes etmiyoruz. Böyle ‘görünemeyişimizin’ sebebini elbette ve öncelikle kendimizde buluyoruz.. Ama çareyi hasmımızın, celladımızın kollarına atılmakta aramıyoruz.

    Ve üstelik behey entel Kentel, akılsızlığın sıra bizlerle dalga da geçiyorsun: “Ama tabii, bizim göremeyeceğimiz, bugün çok illegal düzeyde süren ama yarın öbür gün devrime yol açacak faaliyetleri olabileceğini teslim ediyorum” diyorsun. Elbette terbiyesizlik ediyorsun, ukalalık yapıyorsun, haddini hiç mi hiç bilmiyorsun, bizi kandıramıyorsun ve inandırıcılığını hepten yitiriyorsun.

    Ama bak Nâzım Hikmet sana haddini bildiriyor: “Sivri yosunlu ucundan kızıl kan damlayan yeşil bir diş gibi… Sen bu ‘söyleminle’ mi bizi kandıracaktın, inandıracaktın?”

    Diyorsun ki… “Böyle bir faaliyet ve güce sahip olmamasına rağmen, şimdilik ‘sol’ tanımı esas olarak bu kesimin etiketi olarak varlığını sürdürüyor. Ama sadece ‘şimdilik’…” Şimdilik değil zavallı entel Kentel! Sana kötü bir haber: Sol tanımını ‘bu kesim’ her daim sürdürecek! Çünkü bunu sürdürebilmek, işkencelere rağmen, ölümlere rağmen, zindanlara rağmen vazgeçilmeyecek bir mücadeleyi göze alabilmek… Ve böyle bir cesaret ve böyle bir inanç, senin gibilerin solculuğunda hiç olmasa gerek… En iyisi kapa çeneni ve dinle!

    Çünkü Nâzım Hikmet yine sana seslenecek: “Behey entel Kentel! Behey tilkilerin şahı tilki! … hemen anlaşmak için bir kapı açıyorsun, binip Allahının sırtına soldan geri kaçıyorsun! Kaçma dur!”

    Kaçma dur! Zaten yazdıklarında da hemen yakayı ele veriyorsun. Postmodern solun rezaletini mümin bir hamal gibi sırtında taşıyorsun. Post-modernizmin görecelilik, bilinemezlik tuzaklarına düşürülmüş kurbanlık bir av gibi figan ediyorsun. Kötü yere düşmüşsün. Kendini affettirmek için olsa gerek, bilime, araştırmaya, evrime vurgu yapan; gericiliğe, akıldışılığın karanlığına, batıl itikatlara, kadını ikinci sınıf konuma iten dinsel pratiklere karşı cephe alan zeminlerden firar ediyorsun.

    Ama hemen yakayı yine ele veriyorsun; çünkü kullandığın dil resmi cemaat dilinden bağımsız değil.. Çünkü diyorsun ki: “dinselliklerin, … hareketleriyle biriken tecrübe, modernliğin, onun yerli versiyonunun ve onun ‘sol’unun ikili kutuplaşmalarını sorguluyor… başka bir ‘düşünme yolu’nun da mümkün olduğu ortaya çıkıyor.” Dinselliklerin biriktirdiği tecrübeye sığınıyorsun ve hâlâ solculuktan sosyalizmden söz edebiliyorsun. Pes dedirtiyorsun birader, pes dedirtiyorsun!

    Ve diyorsun ki; “Düne kadar, örgütlenecek, bilinçlendirilecek olan yığınlar bambaşka bir yolda yürüyüşe çıkıyorlar, apoletli-apoletsiz her türlü toplumsal mühendislik meraklısının ellerinden kayıyorlar…”

    Yahu sen ne diyorsun? Sözünü ettiğin yığınlar ‘bambaşka bir yolda yürüyüşe’ filan hiç çıkmadı… Onlar binlerce yıldır zaten bu yolda yürütülüyorlar, güdülüyorlar… Biz onları baştan çıkarmak, yoldan çıkarmak, güdülmekten vazgeçirmek için uğraşıyoruz! Bazen koşullar uygun oluyor, sesimize kulak veriyorlar… Sonra yine bizden uzaklaşıyorlar… Bu memlekette denklem, ‘sağcılık eşittir Müslümanlık’ diye kurulmuş, biz bu denklemi bozmaya çalışıyoruz. Peki sen ne diyorsun?

    Bildiğim kadarıyla bir sosyologsun ve madem ‘toplum mühendisliğinden’ söz ediyorsun; demek ki şunu sen de biliyorsun. Din, en büyük ve en kadim toplum mühendisliğidir!

    Ve senin eteklerine sığındığın cemaatler, en şedit ‘Jakobenler’dir. Bunu da mı inkâr ediyorsun?

    Eh, halimize bakıp “Karşılıksız aşkın sonu” deyip yine dalganı geçiyorsun… “Umut bağladığınız, elde etmek için bin bir dil döktüğünüz insanın başkasına âşık olması gibi bir şey…” diyorsun. Ama behey şaşkın! Onlar, yani emekçiler, ezilenler, sömürülenler, zaten ‘başkasına âşık’ filan değil ki! Resmen ve tarihsel olarak ve kültürel olarak başkasının ‘kapatması’dırlar. Devrimcilik işte böyle bir aşağılanmaya itirazdır, bir sınıfın bir başka sınıfa tahakkümüne, dinsel inançların bu yolda kullanılmasına karşı bir mücadeledir yani. Senin hoşuna gitmese de, biz buna ‘sınıf mücadelesi’ deriz … Hâkim sınıfların, sömürücü sınıfların (bu kavramlar da hoşuna gitmez farkındayım) ‘haremlerini’ tarumar etmek için mücadele ederiz.

    Öte yandan bunun teorik boyutunu sen de bilirsin, yani ‘kendinde sınıf’ ve ‘kendi için sınıf’ olabilme hallerini, ama gazete sayfaları bunları tartışmanın yeri değil… Üstelik söylediklerindeki akademik ve entel yaldızlı kelamların altında “Oh canıma değsin bu halk sizi sevmiyor!” şirretliği de varken, hiç gerekli değil…

    Öyleyse bırak bu bilim insanı yavelerini. Kendi adına konuşmadığın aşikâr. Kimin adına konuşuyorsan öyle konuş. Senin ya da seninkilerin sunduğu proje nedir bir söyle bakalım….

    Brüksel’deki abilerin bu halka demokrasi öğretecek, cemaatteki amcaların şöyle bir hadislere bakacak, ayetleri yorumlayacak, meşveret edecek, şûra toplayacak… Ve bunlar toplum mühendisliği olmayacak ve bunlar tepeden olmayacak!

    Bulduğun çare pek pespaye be entel Kentel! “Madem bu halk muhafazakâr, ben de muhafazakârlık güzellemesi yapayım. Akepe cengaveri olayım” diyorsun. Yoksa demiyor musun? Şiir gibi döktürmüşsün ve madem “Fethetmek değil, fethedilmek için duyargalarını ve hücrelerini” açmışsın, “onun içeri girmesine” izin vermişsin… Onun?! Yani dinsel hareketlerin biriktirdiği tecrübenin, yani böyle bir ‘başka’ düşünme yolunun mu? Yani bunların içeri girmesini, ruhumuza nüfuz etmesini mi kast ediyorsun?

    Allah aşkına… (sana böyle dersem şimdi hoşuna gider biliyorum) şunu söylerken, yani

    “kültürel sembollerin otoritarizmine karşı muhalefet dinamikleri” derken ağzında ne geveliyorsun? Bunu da açıktan yazsana… Bak ben bütün iyi niyetimle şöyle diyorum. Mesela Fethullah Hocaefendi kendi cemaatinde otoriter bir semboldür ve buna karşı muhalefet dinamiklerinin olamadığı böyle bir atmosferde demokrasi filan yeşermez! Ama sen böyle dersen, sana bir daha yazdırmazlar, bunu da biliyor musun?

    Şu paldır küldür muhafazakârlaşma ortamında, tarikatlardan, cemaatlerden başka kimsenin borusunun ötmediği, sadece parasını verenlerin düdüklerinin öttüğü şu atmosferde; bunlara itiraz etmeden, “Farklı kültürel grupları, farklı referanslarla işleyen hayat tarzlarını, bin bir biçimde altta kalanları duyma ve anlama konusunda” nasıl yeterli olabileceksin? Hele bunu da bir söylesene entel Kentel!

    (“Yeni bir sol -ve aşk- mümkün!” demiş ya… Yahu bu Ferhat’ın önünde delecek bir dağı bile yok… Ama bizim var… ‘Şirin’ sormaz mı: Bu ne biçim aşk!)

    Eveet… Bu yazıya bir son söz lazım. Nâzım Hikmet mutlaka şöyle söylerdi: “Sen emin ol ki entel Kentel -olmasan da zarar yok- (muhatabından dolayı) bu ‘hiçbir şeye benzemeyen’ yazıda hissene düşen şey: biraz alay, biraz şaka ve birkaç tokat -eldivensiz cinsinden- Neyleyim? Neş”e kavganın musikisidir.”

    MELİH PEKDEMİR

  33. Yazan:snibe Tarih: Eyl 18, 2008 | Reply

    Sn. Parlak,
    Ders kitabi ornegini aydinlanmanin Avrupa tarihinin ana direklerinden biri oldugunun ‘ders kitaplarina’ girmis derecede kabul gormus bir olgu oldugunu belirtmek icin kullandınız da aynı şeyi kuran’da(o da bir kitap) yazan ya da peygamber(o da insan) dedigi icin yalnizca 6 milyar(az ne kadar da az)) insan için ana direk olduğunu neden ANLAYAMIYORSUNUZ?

    “…Bir seye sirf birileri inaniyor diye saygi duymak bana pek icten gelmiyor.” İşte burası dananın kuyruğunun koptuğu yer? Siz bir fikre inanıyorsunuz diye (aynı mantıktan yola çıkarak) ben de “sana saygı duymuyorum kardeşim” diyebilirim tabii aynı otoriter tutumun doğru olduğuna inansaydım. ne çok paradoksunuz var yazarken?

    Fikirler çeşitlilik içerir ve her fikir uygulamasını ve uygulamadaki farklılığını yanında getirir, hatta uygulayan insandan insana farklılıklar ortaya koyar, bir İslam 6 milyar farklı uygulama ve inanç, iman silsilesi demektir, kimse tek ve aynı derecede inanıp uygulayamaz, aynı şey farklı fikirler için de geçerli, üstte de değinmiştim, nasıl sizden yola çıkarak solun tamamını genellemiyorsam, size tavsiyem siz de bir-iki örnek ve uygulamadan yola çıkarak farklı fikirleri genellemeyin. Yok kardeşim saygı duymuyorum (bana ne,bana ne…)ben bana uymayana derseniz, yeniden, başkalarının da size (varlığınıza değil, fikirlerinize) saygı duymasını beklemeyin. Ama siz bu kadar köşeli ve künt fikirli olursanız, dini; solun ötesinde/diğeri tutarsanız, insan solu savunmak için ya dinden uzaklaşmak zorunda ya da tersi. Neden yapsın ki!! Siz sentez yapamıyorsanız, herkes de sizin gibi olmak zorunda değil ve solcu olup da dine saygı duyanlar varsa -ki var- ya sizde sorun var ya da onlarda? Hangisinde acaba? Ya da inanan bir insan hangisinin fikirlerini daha fazla önemseyerek dur bakalım neymiş şu solculuk diye sorgular az oturup düşünün.(Düşünmesinler, uzak olsunlar, ben bana yeterim de diyebilirsiniz)

  34. Yazan:snibe Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    Sol tanımını ‘bu kesim’ her daim sürdürecek! Çünkü bunu sürdürebilmek, işkencelere rağmen, ölümlere rağmen, zindanlara rağmen vazgeçilmeyecek bir mücadeleyi göze alabilmek… Ve böyle bir cesaret ve böyle bir inanç, senin gibilerin solculuğunda hiç olmasa gerek… En iyisi kapa çeneni ve dinle!
    CESARET ve İNANÇ :)))
    Budur, Melih Pekdemir’in profan kutsaması ve ayininin aminine bekliyorum solun naçizane müritlerini !!!
    Başka zaman olsa inanç kelimesi tukaka, savunmaya gelince evelallah. Pardon, evelallah mı dedim, özür dilerim, ağzımdan kaçtı…
    Durmak yok yola devam Pakdemir ve amincileri.
    Ya benimsin ya kara toprağın, ya terk et ya sev! Yok sen sevme, bizim nefretimiz seni bak nasıl da yerin dibine batırır. Gözünü sevdiğim yazar, neler de döktürüvermiş :)) Devam, hakikaten devam, okurken çok eğlendim :))

  35. Yazan:fuatogl Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    Melih Altınok sanki yukarıdaki yazıyı okumuş, cevap olarak cuk oturmuş. Aklın yolu bir nede olsa…
    Sol değil, liberalizm yeni mecra arıyor

    @snibe;

    “…Bir seye sirf birileri inaniyor diye saygi duymak bana pek icten gelmiyor.” İşte burası dananın kuyruğunun koptuğu yer? Siz bir fikre inanıyorsunuz diye (aynı mantıktan yola çıkarak) ben de “sana saygı duymuyorum kardeşim” diyebilirim tabii aynı otoriter tutumun doğru olduğuna inansaydım. ne çok paradoksunuz var yazarken?

    Snibe, işte o aynı mantıktan yola çıkmak olmuyor! Tam tersi olmuş oluyor! Karıştırmışsınız. Ve bu otoriter bir tutum olmuyor, tam tersine otoriterlik üretme eğilimi sizin tutumunuzda bulunuyor! Solun ne olduğunu bize öğrettiniz.., bari otoriterlik yerinde kalsın, basit akıl mantık yürütme de.
    Gerçekten kafalar bu kadar karışık mı bu memlekette!?

  36. Yazan:snibe Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    “işte o aynı mantıktan yola çıkmak olmuyor! Tam tersi olmuş oluyor! Karıştırmışsınız.”
    Pardon, orada kelimelere yanlış anlam mı yükleniyor ya da anlam kafada üç takla atıp beş sola kayarak astigmatvari durumlar düzdoğru olarak mı algılanıyor?
    Adam ben sana saygı duymuyorum diyecek, ben de iyi ben sana yine de saygı duyuyorum diyeceğim, biri de çıkıp diyecek ki, yok sen otoriter eğilimlieri bulunan mantıksızın tekisin, abi sen nesin o zaman, Pamuk Prens mi?!

  37. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    Sn.Ahmet Parlak,

    Bu sitede yorumlarınıza yeni rastlıyorum(daha önce yayımlanmış yorumunuz var mı bilmiyorum).Lafı nereye getireceğim:ben en küçük bir ayrıntıyı dahi titizlikle inceleyip ordan bir sonuca varmaya çalışanlardanım.Bunu da yorumlaşacağım veya kendisiyle bir konuda tartışacağım kişi hakkında olası bir yanılgıya düşerek haksız yargılardan sakınma gayesiyle yaparım.Anlayacağınız,katılmadığım bir görüş hakkında fikir beyan ederken,fikir sahibinin bir kaç yorumunu okumadan,görüş ve düşünceleri hakkında bir fikre sahip olmadan peşin hüküm vermemeye özen gösteririm.

    Dolayısıyla bütün yorumlarınızı tek satırını atlamaksızın okumuş bulunmaktayım(Mehmet Yılmaz’ın “Vatanın bütünlüğü silahla mı korunur?”başlıklı makalesine yazdığınız yorum da dahil).Doğrusunu söylemek gerekirse savaşın anlamsızlığı üzerine kaleme alınmış adı geçen yazıya duyarlı yaklaştığınızdan ötürü bende olumlu bir intiba yarattınız.Özetle,size hitaben yazma ihtiyacı bu izlenimimden doğdu.Umarım rahatsızlık vermemişimdir.

    Şimdi asıl konumuza geçelim.

    Bana göre diğer yorumdaki yaklaşımınızla üstteki yazıya ilişkin görüşleriniz arasında bazı çelişkiler var.

    Birincisi ülkemizde 30 yıldır devam etmekte olan bir iç savaşın son bulması için gösterdiğiniz toleransı,farklı din,inanç ve tercihler için de göstermenizi beklerdim.Zira etnik ve kültürel kimlikler kadar din ve inanç özgürlüğü de bir haktır ve bunun önündeki engel ve kısıtlamalar her türlü çatışma için birer nedendir.

    İkincisi,sol ve sosyalist düşüncenin ana hedefi insanların inançlarını tartışmak ve sorgulamak değildir.Bildiğim kadarıyla sosyalizm toplumun iktisadi boyutuyla ilgilenir;verimli bir üretim ve adil bir paylaşımı esas alır.Şiarı:”herkesten yeteneğince,herkese ihtyacınca”dır.Sol düşünce ise bu sistemin teorik altyapısını oluşturur ve ana ilkesi evrensel değerleri korumak ve bireysel özgürlükleri güvence altına almaktır.

    Peki ülkemizde sol adına haraket eden siyasi yapılanmaların bu düşünceye hizmet ettiğini söylemek mümkün müdür?”Ordu göreve!”diye darbelere davatiye çıkarmak gelenekçi sol düşünceyle bağdaşır mı?Bayrak sallayarak bunu kendi vatandaşının gözüne sokan bir anlayış solla nasıl bağdaştırılabilir?Cumhuriyet Mitinglerinde kürsülerden atılan ırkçı söylemler solu temsil edebilir mi?Ve bunun gibi sayısız örnek sıralayabilirim.

    On yıllardır başını İlhan Selçuk gibi jakobenlerin çektiği baskıcı Kemalist otorite bizlere sol olarak yutturuldu ve yutturulmaya devam ediliyor.Bu ülkede aynı zihniyet faili meçhullerle binlerce insanın yaşamına kıydı…İnsanlar gözaltında kaybedildi.Susurluk ve Şemdinli vakalarıyla ayyuka çıkan komplo ve cinayetler en nihayetinde devlet-mafya-çete ilşkilerinin ulaştığı korkunç boyutlarıyla gün yüzüne çıkıyor.Bir zamanların İtalyasına rahmet okutacak karanlık bir girdaba doğru sürükleniyoruz.

    Peki şimdi size soruyorum:bu denli karanlık ilşkiler toplum olarak bizi,geleceğimizi,cocuklarımızı tehdit ederken,acaba işe insanların inançlarıyla başlamak,bununla hesaplaşmak solun ana görevi ve misyonu olabilir mi?

    Ve son olarak yaşadığınız Fransa ya da bir başka avrupa ülkesinde bütün bu çarpıklıklara insanlar ne der?Oranın solcuları sola ilşkin eleştirilere mi gülerler yoksa bizde solun içine düştüğü hazin duruma mı?

  38. Yazan:ahmet parlak Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    “Adam ben sana saygı duymuyorum diyecek, ben de iyi ben sana yine de saygı duyuyorum diyeceğim, biri de çıkıp diyecek ki, yok sen otoriter eğilimlieri bulunan mantıksızın tekisin, abi sen nesin o zaman, Pamuk Prens mi?!
    Allahaskina yasimi bile bilmeden neden bana bagirir gibi yaziyorsunuz?Benim dedigim tek sey siz bir yarginin sirf inanc olmasindan yola cikarak benden saygi duymami bekleyemezsiniz. Benden tesetture saygi duymami beklemeyin, duymuyorum cunku insani asagilayan bir olay (bence). Istediginiz sifati yakistirin bana. Bu kadar zor mu anlamasi. Ben turkler her irktan ustundur ben buna inaniyorum desem buna da saygi duyacakmisiniz?

    Bir de bu muhafazakar kesim jakobenlikle neden bu kadar kafayi bozmus, senelerdir ayni seyler. Ilhan Selcuk benim gozumde kesinlikle sol degildir ama bir aydin olarak severim kendisini. Buyurun istediginizi deyin. Ilhan Selcuk jakoben de Murat Belge jakoben degil mi? Sanki halkimizin icine cikip Murat Belge dusuncelerini soylese herkes hemen empati kuracak. Ne yani adam dogru oldugu seyleri halkin hosuna gitmeyecek diye soylemesin mi? Gecin artik ayni seyleri senelerdir.
    Bitiriyorum bu tartismayi burada.
    saygilar.

  39. Yazan:ahmet parlak Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    fuatogl bey/hn.
    Gonderdiginiz yazi gercekten de benim de bu yazi karsisindaki dusunce ve hislerimi ifade eden bir yazi. Tesekkurler.

  40. Yazan:ahmet parlak Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    aziz bey,
    zaman ayirip yazdiginiz icin tesekkurler. ben bir celiski gormuyorum, o yazinin yuzde doksanina ve ana fikirlerine katiliyorum, hayatim boyunca da kurt sorunu konusunda benzer fikirleri savundum. Bu tavrimin da tesetturun oz fikrine -muslumanlarin acikladiklari sekliyle- kesinlikle saygi duymamamla-aynen irkciliga duymadigim gibi- celistigini dusunmuyorum. Bilmiyorum kafanizda nasil bir “ben” tipi var. Birisi islamci diye her dedigi yanlis olacak diye bir sey olmayacagi gibi birisi kemalist diye de her dedigi yanlis olacak diye bir sey yok. Ozel bir islamci ya da kemalist alerjim yok.
    Buraya da yorum yazmam bu tur yazilarda sol elestiri diye yapilan yorumlarin bir degerinin olmadigini belli etmek icindi. Fransadaki sosyalistlerin de sekularizm konusunda Sy.Kentel’in uzerine iki deste anti-kemalist yazi manzumesi yazabilecegi fikirleri oldugunu, bunu da PS icinde kimsenin garip karsilamadigini - papa ziyareti ve Sarkozynin tavri uzerine sosyalistlerin tartismalarini acip liberation veya echos’daki ozel dosyalardan okuyabilirsiniz- soylemek istedim. Hepsi bundan ibarettir. Bu dusuncelerim beni dayatmaci, celiskili, baskici, Pamuk Prens vs. yapiyorsa varsin olsun. Onu da yuzyuze konusup daha detayli fikir alisverisi yapamamis olmamiza veririm.
    saygilar.

  41. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    Yazmadan geçemiyeceğim.İlginç bir yoruma rastladım.Hani şu saldırganlık ve düzeysizlikte limitsiz ırkçı siteler olur ya…”Kutsallar”ına saldırılmış duygusuna kapıldıklarında kırmızı görmüş boğaya dönen fikir yoksunu lümpen takımı…Aynen o tarz.İlkin,yine oralardan öfkeyle fırlamış birinin hezeyanları falan sandım.Meğerse yazı; şair,devrimci,araştırmacı yazar,siyaset bilimci vs.gibi bir yığın sıfat ve ünvanı bulunan(ve aynı zamanda ÖDP nin ilk kurucularından) Melih Pekdemir’den alıntıymış.

    Bundan sonrası için yorumda bulunmak pek uygun düşmez.Yazı bütün “billimselliğiyle”yukarıda duruyor.Memleket ne devrimciler ne şairler yetiştirirmiş yazarın kendi ağzından dinleyelim.

  42. Yazan:Tugce Tugce Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    Okumuşları, Allah ve din adına alabildiğine; okumamış cahil halkı kandırıp, oyunu ve malını mülkünü elinden alıyorlar. Bi de kalkmış solculara laf ediyorlar. Utanın o lafı ağzınıza almaya…

    Günümüzün dinciliği tamamen bu… (Hepiniz iğrençsiniz…)

  43. Yazan:MY Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    Kizmayin Tugçe Hanim,
    Sizin ddiginiz gibi yapariz.
    Bakin ekranin sag üst kösesinde bir X isareti var. Ona basinca bizim site kapaniyor.
    Basin. Hem siz kurtulun, hem de biz.

    Saygilar (herseye ragmen)

  44. Yazan:snibe Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    Sn.Parlak,
    O yorum size ait değildi, siz niye üstünüze alındınız anlayamadım, o yazı beni mantıksızlıkla suçlayan bir zat-ı şahaneye! aitti, yansıtma yapayım azıcık dedim. Siz niye üstünüze alındınız ki??

  45. Yazan:fuatogl Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    Aziz bey,
    Melih Pekdemir‘in yazisinda irkci fasistlerin yazdiklarina benzer ne gordunuz? Merak ettigimden soruyorum.
    Kendisi ODTU den cikan dev-genclilerden, Ankara Dev-Yol ana davasindan yargilanip, bol bol iskence ve uzun hapis yillarindan sonra 90 larda cezaevinden cikmis, yaptigi isi hakkini vererek bedelini odeyerek yapmis Turkiyede solun ne olup olmadigini iyi bilecek bir insan. Birileri cikip bu adama ve siyasi gelenegine yavan liberalist bir soylemle solculuk ogretmeye kalkarsa herhalde sinirleri biraz bozulur. Kalkip bilimsel analiz yapacak degildir, yazilmis kitaplari ortada. Bu adamlar Dev-Genc, Dev-Yol, ODTU-OTK vs. gibi donemin solunun onemli islerinde onculuk yapmis insanlar. ODTU-OTK gibi seyler ise basit ogrenci isleri degil, ve 70 lerin sadece Turkiyesinde degil dunyada anlayis bakimindan solun onemli uygulamalaridir. Ferhat bey gibi solu liberalizme esitleyip geri kalani sol-disi olarak gostermek isteyenler gormek istemez boyle seyleri.

    Ikincisi, yukarida Melih Altinok un yazisini da okursaniz, bugun yapilan seyler oyle basit ve onemsemeden gecistirilecek seyler degil.
    “Bu solcularin hepsi zaten kutuk kafali, sovyet ezbercisi, stalinist vs.” gorusunden siyrilmak gerekiyor. Belli bir sure sonra kafa cekiclesiyor ve her gordugumuzu civi zannediyoruz(ne guzel bir deyim).
    Memleketimiz acisindan gercegi yansitmiyor cunku. Oyle oldugunu zannettigimiz icin de Ferhat beylerin ki gibi kulaga “libertarian”(aslinda oyle olmayan) gelen soylemi hos ve cekici gelebilir, fakat durum oyle degildir. Tekrar ediyorum, bu insanlarin yaptiklari entellektuel samimiyetsizliktir, buna da cevabi vermek gerekiyor. Sebeblerini anlattim.

  46. Yazan:Sever IŞIK Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    Şu hakiki solcu listesini tamalayalım mı: ÖDP+ EMEP+KESK+Ahmet Parlak-Melih Pakdemir….

    Listeyi tamamlamaya devam edelim ki eleştirlerimizin hakiki/süper/sosyalist/devrimci sola tekabül edip etmediği anlaşılsın değil mi Fuat Bey.

  47. Yazan:Sever IŞIK Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    Aziz bey
    bu arkadaşarın yazdıkları “solduyu”mudur? nedir?

    Ve bu “bilimötesi” analizlerden! sonra yorum yapılır mı?

  48. Yazan:snibe Tarih: Eyl 19, 2008 | Reply

    Cesaret, inanç, bir şairin gökten izlemesi ve hamaset edebiyatıyla bilimselliği! yan yana getirdiğini iddia eden ve yeri gelince birini yerlere vururken yeri gelince onu savunma diye kutsayan anlayış!!!
    Din düşmanlığı üzerine kurulu solu savunan ve bunu dışında sol fraksiyonları küçük gören zihniyet ve insan odaklı olmayı zull kabul eden anlayış. Saygıdan uzak, bireyi farklılşatırmayı düstur edinmiş ve varlığı kendi bakış açısından ancak kendine benziyorsa var kabul eden fikri inşa. Bu sol olamaz!!
    Eğer bu solsa ya birileri solcu değil(her farklılığa açık ve eleştirilerinde tarafı değil doğruyu eğriyi olduğu gibi sunanlar-ki Aziz Bey, her yorumuyla karakterine hayran olduğum bir beyin-) ya da yorumlarıyla hayranlık uyandıran birileri sol da bu arkadaşlar solcu değil. Çözemiyorum.
    Her ikisi de solsa, sol nedir, birileri lütfen anlatsın.

  49. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 20, 2008 | Reply

    Fuat Bey,”ırkçı site” benzetmesi daha ziyade düzey ve adab üzerineydi.Benim nazarımda seviyesiz ve saldırgan dilin “ideolojisine”göre bir ayrıcalığı yoktur,olmamalıdır.Adı geçen şahsın geçmişte sol hareketler içinde aktif rol alması(hatta bedel ödemiş olması)herhalde kendisine her türlü kişilik haklarına saldırmayı,küfür ve aşağılama hakkı vermez.Yazı yerinde duruyor,bilimsel analizi falan geçtim,karşı fikri çürütebilecek en ufak bir dayanak bile yok.Ha,beğenmediğimiz ve duymak istemediğimiz fikirlere karşı “atış serbest”denilebiliyorsa o ayrı.Yanlış anlamayın Ferhat Kentel’i siz de eleştirdiniz.Karşı tezleriniz doğru olur yanlış olur,bu tamamen farklı bir konu.Ama bakın sizin yorumlarınızdan ben değil kimse rahatsızlık duyamaz,ki bana göre görüş ve eleştirileriniz çok daha radikal.Benim karşı çıktığım nokta burasıdır.

  50. Yazan:fuatogl Tarih: Eyl 20, 2008 | Reply

    Aziz bey, işte o dediklerinizi göremiyorum ben, onu diyorum.
    Saldırganlık, hakaret, ve edepsizlik nerede gerçekten? “entel” demesi mi yoksa!?
    Yalancı demesi mi? Yalancılık bir suçlamadır, hakaret değil. Ferhat Kentel, farkındamısınız bilmiyorum ama Melih beyin in geldiği siyasi geleneğe isim vermeden “Ve o hareketin içindeki, başta otoriterlik ve tekçi düşünce olmak üzere bol miktarda başarısızlık hikâyesini sorunsallaştırmıyor” gibi suçlamalar yöneltiyor. Ve açık bir ideolojik tartışmadan kaçınmak için olsa gerek, bunu ince ince yapıyor(lar). Tamda o adamın(Melih) geldiği geleneğe bunu söylemek çok tuhaf kaçıyor açıkcası. Bunu siz söyleseniz, “ama bak bu adamların 90 daki tartışmaları şu, şu meselelere tavırları bu, ve ayrıca şu şekilde bir parti pratikleri açın programını okuyun karşılaştırın, beyanatlarını okuyun…vs.vs o yüzden yanılıyorsunuz” denebilir. Ama bunu kendine sol diyen üstelik sosyolog birisi söylüyorsa, o zaman rahatlıkla yalan söylediğini iddia edebilirsiniz. Ferhat Kentel ve saz arkadaşları açık ve net, belirli politik konularda müspet bir tartışmadan kaçınıp müspet olmayan konu ve meselelerden hasım belledikleri solu yıpratmaya çalışıyorlar.

    Ve dikkatinizi çekerim, bu tartışmaların hangi koşul ve zamanda yapıldığına iyi bakın! Bir Başbakanın çok nadir bulunur cinsten özgün bir faşist basın boykot çağrısının yapılabildiği dönemde(A.Doğan ın ne halt olduğu sökmez), bu “solcu” insanlar ısrarla son zamanlarda nelerle uğraşıyorlar! Hergün sokaklarda ünversitelerde darbe ve ekonomik meselelere seslerini yükseltmeye çalışan solun ne kadar faşist vs. olduğuyla ilgililer. Ben aydının bu kadar “organiğini” görmedim gerçekten. (Yahu Ertuğrul Özkök bile bu kadar suyunu çıkartmadı)

    @Sever bey,
    Siz galiba beni anlamıyorsunuz. Ben sol şöyle süperdir böyle müthişdir demiyorum. Ve genelde saydığım çoğu şeyi sol niteliği adına vurguluyorum. Benim temel derdim, bu ülkedeki belli başlı sol anadamar geleneklerin, geçmişte kitleselleşmiş sosyalist/devrimci solun sol olduğunu anlatmak! Ben bunu tartışıyorum farkındaysanız? Yoksa kendime sosyalist de demem, bazı önemli bulduğum meselelerde anlaşamadığım için, yada o meselelerde kendim de net olmadığım için! Ama yarım yamalak bilgi, ve tepe taklak tarih anlayışıyla sosyalist solun çok ucuz bir şekilde hadım edilmesini izleyecek değilim kendi adıma. Aralarında rahatca nefes alabileceğimiz bi onlar kaldı, daha da önemlisi lazımlar!
    Ve evet doğru bildiniz.
    ÖDP+ EMEP + KESK + şimdiki Halkevleri ve bilimum kitle örgütleri bu ülkenin anadamar soludur! Hem geçmişle ilişkisi bakımından hemde bugün tavır alışları bakımından bunlar bu ülkenin soludur! CHP, IP, atatürkçü düşünce dernekleri değil!
    Şu ömrüme kadar çeşit çeşit memleketlerde yaşadım, daha hiçbir yerde CHP, IP yada Ferhat bey gibi liberallerin tavırlarının sol olarak anıldığına rastlamadım, bu saatten sonra rastlaşacağıma da hiç inanmıyorum!

  51. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 20, 2008 | Reply

    Fuat Bey,sizi gayet iyi anlıyorum.Zira aynı durumu ben de yaşıyorum.Sol veya herhangi bir konu,şayet eleştiriye açıldığında kendi doğrularımızla uyuşmuyorsa bu bir reaksiyon yaratır.Ha,bu illaki karşı çıkış noktamızda haklı olduğumuz anlamına gelmeyebilir.Doğrularımız ve doğru bildiğini sandığımız bilgi ve bilinç donanımlarımız da sonuçta duygularımızdan bağımsız değiller.Benim hassasiyetle üzerinde durduğum nokta burasıdır.Bakın,sn.Ferhat Kentel’in makalesine yazdığım ilk yorum,benim bu anlamda düştüğüm hayreti dile getirmiştir.Kendimce tutarlılığını tartışmalı bulduğum bir duruşa itirazdır bu.Fakat dikkat ederseniz sonraki yorumlarım tamamen farklı…Hatta kendi içinde türlü çelişkiler barındaracak kadar farklıdır.Neden,çünkü yazarın bana göre tartışmalı duruşunu gölgede bırakacak denli “felaket” görüşler vardır(Melih Pekdemir örneği).Dolayısıyla onaylanabilir hiç bir yanı olmayan diğer görüşleri görmezden gelmek,aynı sabit çizgiye sıkışıp kalmak bana pek doğru bir davranış gibi gelmiyor.Bilmiyorum elbette yanılıyor da olabilirim ama hala sn.Pekdemirin yazısının onaylanabilir bir yanını göremiyorum.Çünkü bana göre hadise sadece hakaret ve eleştiriyi birbirinden ayıran çizgiden ibaret değil.

    Şimdi izninizle soru sorma sırası bende.Siz hakkınızı kullandınız:))

    Siz de Melih beyi onaylayarak F.Kentelin yalan söylediğini idia ediyorsunuz.Peki sol hareketler içinde bu kadar etkinliğe ,geldiği siyasi gelenekten ötürü bu denli entelektüel birikime sahip olduğunu iddia ettiğiniz biri,sizce birine “sen yalancısın!”demek yerine o “yalanlar”ı sağlam kanıtlarla ortaya çıkarması daha şık olmaz mıydı?Hem bu yolla benim gibi kafası karışıklar da kim doğru kim yalan söylüyor anlamış olurdu.

    Ama izninizle “kimse benden nezaket beklemesin”diye başlayan ve diğerleri için söyleyeceği ilk sözü”edepsizler”olan biri sol ana akım içinde yer alsa ne olur almazsa ne olur.Ne farkı var o malum sitelerden?”Ben kazma solcuyum”bu ne demektir biliyor musunuz Fuat Bey?Tıpkı o sitelerde fırlayıp gelen zihniyetlerce aynı ortak dili kullanmaktır.Onlar da aynı yöntemi kullanırlar.Derin devletin kirli çamaşırlarını ortaya saçan dürüst bir aydına örneğin,etmadikleri küfürü bırakmaz,kinlerini kusar,sonra da yazının bir yerine “ha bu arada ben de Ergenekoncuyum”diyerek zeytinyağı gibi üste çıkarlar.”ben bir ırkçıyım”,”ben bir bölücüyüm”,”ben kazma bir solcuyum”gibi kinayeli belirlemelere duyulan ihtiyaç,her türlü saçmalamanın meşrulaştırılması için birer sigorta işlevi görür sarfeden kişi için.

    Sonuç olarak çok daha anlaşılır bir dille görüş ve düşüncelerin ifadesi mümkünken pespaye bir dille sözlü bir terör estirilmesi bana pek anlaşılır gelmiyor.

  52. Yazan:fuatogl Tarih: Eyl 20, 2008 | Reply

    Aziz bey,
    Sola niteliğini veren özellikleri savunmaya birileri “kazmalık, geri kafalılık, ortodoksluk” vs. olarak lanse dip durunca, oda o espriyi rededip ben “kazma solcuyum” diyor. Bu alaycı görüşler karşısından senin “entelllektül dil” ile süslenmiş yöntemine kanacak değilim diyor. Hepimiz yaparız böyle dil oyunlarını.

    Siz de Melih beyi onaylayarak F.Kentelin yalan söylediğini idia ediyorsunuz.Peki sol hareketler içinde bu kadar etkinliğe ,geldiği siyasi gelenekten ötürü bu denli entelektüel birikime sahip olduğunu iddia ettiğiniz biri,sizce birine “sen yalancısın!”demek yerine o “yalanlar”ı sağlam kanıtlarla ortaya çıkarması daha şık olmaz mıydı?

    Dediğim gibi, karşıdaki insan yaşı başı yerinde birisi ise, solcu olduğunu iddia ediyorsa ve üstelik sosyologluk iddiası da varsa bazı şeyleri bilmek durumunda. 90 larda “tartışma süreci”, “kuruçeşme toplantıları” nedir bilmek zorunda, GBK(Geleceği Birlikte Kuralım) süreci nedir, ÖDP nin kuruluş öncesi-süreci nedir bilmek durumunda. Ta 90larda başlayarak yeniden dillendirilen “Özgürlükçü Sol” tartışmaları, ÖDP deki “Özgürlükçü Sol” listesi gibi şeyleri bilmek durumunda. “Yeniden Dergisi”, “Bir Adım dergisi” ni ve burada konu edilen genel olarak sosyalizm ve memleket meselelerine ilişkin tartışmaları bilmek zorunda. Bunlar sosyalist-sol içersinde es geçilemyecek tayin edici şeylerdir. Ve bunları bilen bir insan, bu adamların hiç de öyle fetişist düzeyinde olmadığı hemencicik görür(Ciddi diyorum, ÖDP nin programını okuyunuz). (Aklınıza gelen bir mesele varsa, bulup çıkartayım buralardaki malzemeden.) Bunları bilmeyen sol bir sosyologu ciddiye alamazsınız! Yada bunları bilen sol görüşlü bir sosyolog, yapılan tartışmaların, yaşanan ve pratiğe dökülen şeylerin hiç de kendi kendini tekrarlayan dogmatik bir sol olduğunu iddia edemez. Şimdi buralarda konuşulan ve tartışılan şeylere sözünüz olabilir, “şu yanlıştır” denebilir. Ama farkındaysanız Ferhat beyin kesinlikle somut bir “şu meseledeki şu tavır, şu probleme geliştirilen filan sol anlayış” duruşu/niyeti yoktur. Üstü kapaklı, ama toptan bir “bu çevre şöyle geridir”, “falanca gazetede çevresindeki filanlar” şu şekilde savaşkandır düzeyinde gayet alaycı bir tavırdır. Aklı başında sol duruşlu bir insanın bundan sinir olmaması mümkün değil açıkcası. Birde bunun üzerine solu boşaltıp liberalizmi tek doğru sayan bir tavır alış ile beraber bunu kabul etmeyenleri tukaka sol ilan edeceksin ve “kemküm ama bak biz burda şunu konuştuk Ferhat bey” gibi bir cevap bekleyeceksin. Sinirlenme hakkına sahip değilmiyiz insan olarak? Ciddiye almadığımız görüş ve kişileri ciddiye almadığımızı ifade eden bir üslup kullanmayacakmıyız? Karşıdaki insan dalga/alay geçiyor olsa bile mi(Açıkca dalga geçiyor!)? Ali Bulaç “saygın” aydınlar rock dinleyenler için “Dinsiz müsvedde” diyebilirken rahatça, Melih Pekdemir küfür etmeden sinirini öfkesini ifade edemiyecek mi faşist vb. düzeye çekilmeden?
    Ayrıca sözlü bir terör estirmiyor, alaya alan ve görüşleri ciddiye alınmayacak bir kişiyle edepli bir şekilde dalga geçiyor. Can Yücel in bir sözü geldi şimdi aklıma, ama ses tonum uygun olmadığı için es geçiyorum şimdi :)
    Ayrıca yazısı birşeyi anlatmıyor da değil.
    1- Sol tarihine sahip çkar ve çıkmak zorundadır diyor! Geçmişine sahip çıkmazsa, hatalarından da birşey öğrenemezsin, doğru tavırlarını da günün somut koşullarında yeniden üretemezsin. Mesela Melih Pekdemir Mahir Çayana sahip çıkar ve savunur, ama onun görüşlerini düz bir şekilde okuyup “uygulamada şöyle olacaktır” demez. Bu tavır bizim sol gelenek içersinde belirgin bir özelliktir…Herkes tarihine sahip çıkmalı.
    2- Marximden, sosyalizmden, devrimden, emperyalizmi, emek meseleleri reddeden bir sosyalist sol olamaz diyor.
    3- Sola modernizm/postmodernizm gibi bulanık ve saçma ayrımlardan kılıf biçemezsiniz, dinsel tecrübe ile solun meselelerini birleştiremezsiniz, solun misyonu bellidir. diyor.
    4- Dinden sola “tecrübe” biçiyorsun, ama dinin bizzat bir toplum-mühendisliği projesi olduğunu kaçırıyorsun.
    5- Solculuk “kültürel kimlik” vs. meselelerine indirgenemez.
    6- Demokrasi oradan buradan değil, toplumsal mücadelenin sonucudur, yukarıdan bedava gelmez, onun için sola “proje” biçmeyi bırak, kabul etmiyoruz diye de geri kafalı muamelesi yapma.
    7- Burası hoş:

    “kültürel sembollerin otoritarizmine karşı muhalefet dinamikleri” derken ağzında ne geveliyorsun? Bunu da açıktan yazsana… Bak ben bütün iyi niyetimle şöyle diyorum. Mesela Fethullah Hocaefendi kendi cemaatinde otoriter bir semboldür ve buna karşı muhalefet dinamiklerinin olamadığı böyle bir atmosferde demokrasi filan yeşermez! Ama sen böyle dersen, sana bir daha yazdırmazlar, bunu da biliyor musun?

    vs.vs..

    Ben kendisini bir dergi deneyiminden tanıyorum kişisel olarak. Meseleler karşısındaki tavırları ve konumlanışını iyi biliyorum. İyi solcudur açıkcası, kafası çalışır. Kitaplarını okumanızı tavsiye edebilirim, özellikle cumhuriyet dönemine ilişkin kitapları sol ve kemalizm meselesi bağlamında kafa açıcı olabilir, ha dili de biraz farklıdır…

  53. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Fuat Bey,

    Hafızam beni yanıltmıyorsa benzer konuları sizinle daha önce de tartışmıştık.Sizin ısrarla savunduğunuz,konunun işleniş tarzı,tarihsel veriler,sağlıklı ve bilimsal analiz gibi”yöntem”boyutunu içeren kısmı da elbette önemsenmeli.Bu tamamen ilkesel bir durum.Ve kabul etmek gerekirse siz bu manada ilkelerinize oldukça bağlısınız.Buna bir itirazım yok.Ancak hadiseye buradan bakıldığında, sn.Pekdemirin tam da burda kaybettiğini fark edersiniz.Mesela sn.Pekdemirin yazısından alıntı yapan katılımcı arkadaşımızın,sn.Kentelin fikirlerini çürütmek adına başvuracağı en son yazı olmalıydı bence.Ben olsam sizden bir alıntı yapmayı yeğlerdim.Zira yorumlarınızı takip ediyorum katılmadığınız bir fikre fikirle,kanıtla,belgeyle karşılık veriyorsunuz.Zembereğinden boşalmış bir öfkeye sarılmıyorsunuz.Entelektüel tartışma da bunu gerektirir zaten.

    Ancak şunu da gözardı etmemek gerekir.Evet,yöntem de kuşkusuz konunun bir parçasıdır.Ne var ki salt yönteme de takılıp kalmamalı.Dolayısıyla solun geçmişi ve yakın tarihini sağlıklı tahlil etmek kadar,günümüz toplumunda da solun nasıl mevzilendiği,nasıl bir duruş ve pozisyon içinde olduğu değerlendirilebilmelidir.

    Hattızatında sola dair tarışmalardaki en büyük handikap da burada başlıyor.Yani solun geçmişi ve bugünü arasında bir türlü kurulamayan bağ nedeniyle tartışma ekseriyet verimsiz ve kısır bir çekişmeye doğru evriliyor.Başka bir deyişle,günümüzdeki konumu itibariyle eleştirilen ama geçmişteki varlığı üzerinde savunulan bir sol tartışması var.

    Bu da elbette sağlıklı bir tartışma zeminine geçit vermiyor.

  54. Yazan:fuatogl Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Ben sizi anlıyorum Aziz bey.
    Yanlız birde şöyle bir pencereden bakmanızı öneririm. Geçtiğimiz 1 Mayıs a gidin mes