RSS Feed for This Post

Atatürk Dualarımızı İşitir mi?

20080715_derin_dusunce_org_bulutlarda_atam.jpg[25 Haziran 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Bundan bir ay kadar önce liberalizm konulu uluslararası bir konferans vesilesiyle hayatımda ilk kez Bodrum’a gittim. Gitmişken de ünlü tatil beldesinin en göz alıcı yerine, yani Bodrum Kalesi’ne uğradım. Gezenler herhalde bilir; bu kalenin müze bölümünde batık teknelerin sudan çıkarılıp yeniden inşa edilmiş kalıntıları var. Bu kalıntıların en büyüğü de, Türk arkeologların binbir zahmetle ortaya çıkarıp sergiledikleri bir Eski Yunan gemisi.

Gemi beni etkiledi elbette, ama asıl görülmeye değer şey, onun yanındaki duvarın yüksekçe bir noktasında asılı duran Atatürk portresiydi. Atatürk’ün aşağıya doğru bakan pozunun altında da aynen şöyle yazıyordu: ”İZLENDİĞİMİZİN BİLİNCİ İÇİNDE ÇALIŞIYORUZ.”

Yani, Türk arkeologları, çalışmalarını yürütürken Atatürk tarafından “izlendiklerine” inanıyor ve bunu da gururla ilan ediyorlardı.

Ne dersiniz, bu işte bir gariplik yok mu?

Var. Hem de Türkiye’deki “Atatürk kültü”nün her detayında var. Resmi törenlerdeki dile bakın mesela. Hemen her ülkede saygıyla anılan tarihsel liderler vardır. İnsanlar da onlar hakkında hakkında övücü konuşmalar yapar. “Büyük devlet adamıydı, önemli hizmetleri oldu, huzur içinde yatsın” gibi şeyler söylerler. Ama bizler sadece Atatürk hakkında konuşmuyor, “Atam!” diye başlayan cümlelerle ona hitap ediyoruz. Okul öğrencilerine “Ey bugünümüzü sağlayan Ulu Atatürk” diye başlayan sadakat yeminleri ettiriyoruz. Yani, sanki Atatürk bizi duyuyor, yakarışlarımızı işitiyormuş gibi davranıyoruz.

Bakın, İstanbul’daki bir okulda düzenlenen “Atatürk Konulu Şiir Yarışması”nda birinci seçilen bir beşinci sınıf öğrencisi neler yazmış:

“Sen göklerdesin Atatürk’üm! Sen bizi yukarıdan izleyensin,

Hiç ayrılmadın yerinden. Sen kaderimizi çizensin.

Sen bizi yaşatansın, Sen ölümden kurtaransın!”

Bu garip “itikat” sadece ilkokul öğrencilerinin değil, koca koca adamların yazdığı metinlerde de ifade buluyor. Çok satan bir gazete, Türkiye-Hırvatistan maçından söz ederken saha kenarındaki Atatürk resminin yaydığı metafizik güçlere atıfta bulunuyor. “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, tüm Türkiye’yi heyecana boğan maçı izleyenler arasındaydı” diyen gazete ekliyor: “Fatih Terim’in, maç boyunca Atatürk’ün varlığından güç aldığı anlaşıldı.”

İnananlarına güç veren Ulu Önder, bazen mucizeler gösteriyor, bir dağ üzerinde bize suretini yansıtıyor. Silüetinin düştüğüne inanılan Damal ilçesindeki Karadağ sırtları, bir anda kutsal mekan haline geliyor. Yöre halkı “Atatürk mucizesi” sebebiyle şenlikler düzenliyor, ziyaretçiler halay çekiyor.

Bu kadar yüce bir varlık hakkında eleştirel laflar etmek ise, tahammül edilemeyen bir sapkınlık. Bu yüzden, Atatürk devrimlerinin toplumun bazı kesimlerinde travma yarattığı gibi her tarihçinin bildiği bir gerçeğe işaret eden Dengir Mir Mehmet Fırat, bir anda medyanın hışmına uğruyor.

Peki hepimiz gibi bir insan olan Atatürk’ü niçin bu kadar “insanüstü” bir hale getirmiş durumdayız?

Amerikalı düşünür Richard J. Neuhaus, din ve devlet ilişkilerini incelediği “Çıplak Kamusal Alan” (The Naked Public Square) adlı eserinde bu soruya cevap veren önemli bir yorum yapar. Neuhaus’ın “çıplak” dediği, geleneksel dinden tamamen arındırılmış kamusal alandır. “Ancak,” der Neuhaus, “çıplak kamusal alan uzun süre çıplak kalamaz; geleneksel dinden oluşan boşluğu bir süre sonra ‘yapay din’ doldurur.”

Bizim de işte tüm kamusal alana ipotek koymuş bir “yapay din”imiz var. Ve bu din, bizi Atatürk’ün en çok üzerinde durduğu şeyden, yani “bilimsel ve rasyonel düşünce”den alıkoyuyor. Bu dinin mensuplarının kendilerini “akıl ve bilim” yolunda sanması ise, işin en komik yanı.

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 45 Yorum

  2. Yazan:Aysecan Ozturk Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    duymaz olurmu ole bi duyarki. butun sinavlarimdan once Ulu Atam’a dua ederim. Her yil tesekkur belgesi aldim. Buyurun bakalim.Buna ne diyeceksiniz?!!!! Anitkabire girince insanin icini oyle bir husu kapliyoki.kabeye gitseniz ayni seyi hissedemessiniz.boyle bisey bu.ama siz nerden bilceksiniz.irana gidin.orasi sizi paklar!!!!!bu yorumumu yayinlamaycaksiniz biliyorum ama Ulu Atam duyar beni.bu da ba yeter.artar bile.

  3. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Bu sitede yayımlanan yazı ve makalelere dikkat ediyorum;pek çoğu,yazıya gelen “yorum”ve “eleştiriler”sayesinde adete doğrulanmış oluyor.Yukardaki ilk okur yorumu mesela,nasıl da cuk diye oturmuş,sanki yazıdaki tesbitlerin tescili için özel siparişle hazırlanmış gibi.

    Bir de yayımlanamaz diye kaygılanmış,yorum sahibi.Neden yayımlanmasın ki,bundan ala canlı kanıt mı olur?

    Bu açıdan siz hiç merakta kalmayın sn.Öztürk,sizde bu incileri dökecek cevher oldukça emin olun yorumlarınız seve seve yayımlanacaktır.

  4. Yazan:ahmet ihsan Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    evet ben de ayşecan’a katılıyorum..daha önce allaha dua ettiğimde zayıf aldım derslerden ama Ulu Atam’a her dua ettiğimde hep başarılı oldum..hatta bence ülkemizdeki son yıllardaki kuraklığın sebebi de Atatürk ilke ve inkılaplarından uzaklaşılması ve dinci AKP iktidarıdır..bu arada bir teklifim de var:herkes Ankaraya gidip yüce Atam’ı ziyaret edemiyor ve içini huşu kaplayamıyor.buna çözüm olarak her il ve ilçe merkezinde hatta ilerde belediyeliklerde de mini Anıtkabirler inşa edilmeli ve halkımız Atatürk’e duyduğu sevgi ve saygıyı böylece daha iyi gösterebilmeli..
    Atam’a saygılarımla..

  5. Yazan:Zihni Koman Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    ben bu sitenin kemalizmi bir din gibi gostermeye celismasindan biktim. butun yobazlar ayni seyi yapiyor. kemalizm bir dunya gorusudur. islama saygi duymamizi istyorsan bizim kutsallarimiza saygini goster!!!

    ne mutlu TURKUM diyene

  6. Yazan:sadık Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Duaları işitip işitmediğini bilmiyorum.Ama dualarda istenilen şeyleri veremeyeceğine eminim. :)
    Pozitivizmi benimseyen bir ideolojinin bu şekilde ruhlardan meded umar hale gelmesi gerçekten ilginç bir oldu.Bilimadamlarının bunu incelemesi lazım.Ama Türkiye’deki üniversite ortamının buna müsaid olduğunu sanmıyorum.
    “Ölğlerden meded ummaya” karşı olduğunu bildiren birisinin taraftarı olduğunu iddia edenlerin onun ölüsünden meded ummaları,Türbeleri kapatan birinin mezarının türbe haline getirilmesi,siyasetçilerin birbirlerini ona şikayet etmeleri gerçekten ilginç.

  7. Yazan:çelişki-analiz Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Atatürke saygı duyulması neden insanları bu kadar rahatsız ediyor anlamak mümkün değil.Bu saygıyı-bağlılığı abartılı olarak eleştirmek hatta alay etmek boyutunda dile getirmek hangi amaçlara hizmet eder.Eğer eleştirilecek bir durum varsa elinizdeki sağlam donelere dayanarak eleştiri yapılması gerekmez mi? Demek ki elde bu düzeyde veriler yok ki, sinekten yağ çıkarılıp eleştiri yapılmaya çalışılıyor. Yazının başlığı bile bu duruma bir örnek. Gerçek hayatta mutlaka rastlamışsınızdır annesi-babası-bir yakını ölmüş biri geçmişte planladıkları ölen kişinin de çok istediği bir başarıyı yakaladıktan sonra sevincini paylaşırken bu başarıda ölen kişinin de payı olduğunu belirtmek için ”Eminim bir yerlerden beni izliyordur” şeklinde minnet duygularını dile getirir.Bu olay bir madalya olur, bir iş başarısı olur,bir evlilik olur vesaire vesaire.Böyle masum iyi niyetli bir bağlılık söylemi herkes tarafından da takdirle-saygıyla karşılanır.Aynı bağlılık Ata’ya karşı olunca rahatsızlık duyanların iyi niyetli olduğunu düşünmemiz ise haliyle mümkün değil.Deniz müzesi ile ilgili başarılarını paylaşmak isteyenler Ata’nın tablosunu asmışlar ve bu güzellikte onun da payı olduğunu düşünerek vefalarını göstermek istemişler.Böyle masum bir davranışı çarpıtarak, laf ebelikleri yaparak başka anlamlar çıkarmanın kime ne yararı var.Hatta bir ileriki boyutta düşünürsek nankörlüğe girmez mi?

  8. Yazan:uveys Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Sn. Mustafa akyol;

    Yazilariniz sadece bu sekil dikkat ceker. Ve elestiri alirsiniz. Samimiyetiniz keske zerzeniste bulunup onu zavalliymis gibi gordugunuz ilk okul ogrencisi kadar olabilseydi. de, belki..! Bir noktada size katilabilseydik.
    Siz ve sizin gibiler Ataturk karsiti soylemleriyle; yazilari okunsun diye bu sekil yazilar yazmamis olsaydi; Belki ataya olan saygimizi, sevgimizi icten ice kendi maneviyatimizda yasiyacaktik. Ama sizin ve sizin gibilerin, bu soylemleri yuzunden haykirmak zorundayiz. Bugun bu sekil yazi yazip, hale nefes alabiliyorsaniz lutfen bunu kime borclu oldugunuzu unutmayin. Onun haricinde biri sordugunda, karsinizdakine ustunluk taslarcasina ben turkum diyebiliyorsaniz; Turkiye Cumhuriyetinin Kurucusunun kim oldugunu Unutmayin. Ha sunu tartisin ataturku arkasina alip onu kirli emellerine alet edenler olmadimi elbette oldu. Ama onun yani sira bugun istanbulda sadece istanbul fethedildikten sonra Mezari tesbit edilen 29 tane sahabe mezari vardir. Bunlardan birtanesi Eyyup el-Ensarinin Mezaridir. Herbirinin ayri birer turbesi vardir. Gidinde beyinleri yikanmis din elden gidiyor yaygarisayla surekli somurulen Para karsiligi dua eden, medet uman milyonlarca insana bakin. Kabede insa edilirken sirf peygamber efendimiz bir tas alip duvarinina yerlestirdigi icin insanlarin nasil tapindiklarina bakin. Evet haklisiniz boyle seyler olmamali tapar derecesine getirilmemeli. Oluden medet umulmamali.
    Bunu yaparken tarafsiz olabilme imkaniniz varsa kaleminiz neden bunlari dile getiremiyor. Recm edilirim diyemi; Korkunuz..?korkmayin Demokratik Turkiyede buna musade etmeyiz. Neden Kabe ziyaretini Hac vazifesini yerine getirirken Siyahlasmis olan Hacer el-esvetten medet ummayin ona tapmayin diyemiyor? Oysaki..! Bu kurani kerimde ayeti kelimeyle zikredilmis.

  9. Yazan:blue Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    çelişki-analiz,

    Atatürke saygı duyulması neden insanları bu kadar rahatsız ediyor anlamak mümkün değil.

    Damal dağında Atatürk gölgesi, bulutlar arasından çıkan Atatürk gözleri saygı mıdır? Atatürk gibi rasyonel ve pozitivist bir insan bütün bunları görseydi sizce ne düşünürdü? O halde bunları eleştirmek mi, yoksa eleştirmemek mi Atatürk’e sahip çıkmaktır, elinizi vicdanınıza koyup cevap verin.

    Bu saygıyı-bağlılığı abartılı olarak eleştirmek hatta alay etmek boyutunda dile getirmek hangi amaçlara hizmet eder.

    Hangi amaçlara hizmet eder söyleyeyim:
    1. Normalleşmeye
    2. Atatürk üzerinden insanları aldatan, soyan, hatta son olaylarda görüyoruz ki terör yapan kötü niyetli kimselerin mamasını elinden almaya yarar.
    3. Dul kadınlar gibi ağlayıp sızlamak yerine, dünyayı anlayan liderler yetiştirmeye
    4. Toplumsal çatışmanın en büyük handikapını bertaraf etmeye
    5. 1930′ların şartlarıyla ortaya konulan ilkelerin la’yüsel ve ebedi olmadığını anlamamıza
    6. Tarihi daha objektif olarak değerlendirebilmemize
    vs vs

    Eğer eleştirilecek bir durum varsa elinizdeki sağlam donelere dayanarak eleştiri yapılması gerekmez mi? Demek ki elde bu düzeyde veriler yok ki, sinekten yağ çıkarılıp eleştiri yapılmaya çalışılıyor.

    Sinek değil balina, yağı çek çek bitmiyor. Hangi sağlam doneyi arıyorsunuz, hemen göstereyim size…

    Gerçek hayatta mutlaka rastlamışsınızdır annesi-babası-bir yakını ölmüş biri geçmişte planladıkları ölen kişinin de çok istediği bir başarıyı yakaladıktan sonra sevincini paylaşırken bu başarıda ölen kişinin de payı olduğunu belirtmek için ”Eminim bir yerlerden beni izliyordur” şeklinde minnet duygularını dile getirir.

    “Gerçek hayatta” insanlar ölen kişinin fotoğrafını duvarlara basıp altına “bizi izliyor” diye mesaj yazmazlar. Yazarlarsa bu patolojik bir durumdur, acilen önlem alınması gerekir.

    Böyle masum bir davranışı çarpıtarak, laf ebelikleri yaparak başka anlamlar çıkarmanın kime ne yararı var.Hatta bir ileriki boyutta düşünürsek nankörlüğe girmez mi?

    Objektif olmak adına Bodrum’da yoldan çevirdiğiniz bir turisti oraya götürüp, ne yazdığını söyleyelim ve yorumunu bekleyelim. Ben bunu defalarca test ettim. Hiç sizin dediğiniz gibi “normal” bulanına rastlamadım. Kuzey Kore’li veya Çin’li turist bulursanız belki bir şansınız olabilir. Adamlar anlayamıyorlar “youtube’ün Atatürk’e hakaret eden videolar var diye sadece Türkiye’ye kapalı olmasına” arkalarıyla gülüyorlar; dağın taşın, yolun, okulun, hastanenin isminin Atatürk olmasını anlayamıyorlar, “çok seviyoruz ondan!” diyorum, kavrayamıyorlar… Her duvarda resmini görüyorlar, vallahi dalga geçiyorlar. Hani Hayrünnisa Gül’ün kıyafeti yüzünden “ay cümle aleme rezil oluyoruz ayol” diye hayıflanıyorsunuz ya, diğer taraftan nasıl dünyaya maskara oluyoruz farkında değilsiniz. Farkında olmamanızın nedeni de doğduğunuzdan beri böyle kodlanmış olmanız. Matrix’in dışına çıkanlar için manzara çok net.

  10. Yazan:Atatürkcü Kemalist Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Dualari isitir ve kabul eder. Bu is bu kadar. Dua edin deneyin. Benim bütün dualarimi kabul etti sagolsun. Ak partiyi iktidar yap dedim , kabul etti. Tayyip Erdogan´i iki dönem basbakan yap dedim, yapti. Melih Gökcek´e dua yi biraktim belki kazanamaz Ankarayi diye simdi korkuyorum yalniz.

  11. Yazan:devrim kivilcim Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Adı Ayşe, Ahmet olan ama adıyla çelişki içine giren, yolu yol, fikri husmet ve hasım aramaktan başka anlam ifade etmeyen ve en önemlisi maneviyet ihtiyacını pagan ve iptidai yöntem ve inanışlarla gideren arkadaşlar…
    Atatürk öldü ve bir daha asla bu dünyaya gelmeyecek, ölen bir insan nasıl olur da size yardım edebilir? Size yardım edecek güçte olsaydı nasıl ölebilirdi ki? O ‘kadir’ sifatıyla ölüme de dur diyebilirdi peki neden ölüme karşı koyamadı?
    Bu basit soruları kendinize sormaktan ve cevap üretmekten bu kadar acizseniz sizin için diyecek başka birşey yok demektir.Kemalizm bir ideolojidir, din değildir. Ancak semavi dinlere mesafeli duran, dinin beşere yüklediği ödev ve sorumlulukları kabul etmeyip, külfetsiz bir şekilde maneviyet ihtiyacını gidermek isteyenler, ayrıca Türkiyedeki hakim dini ve dindarları tırpanlayıp etkisiz hale getirmek isyeten kötüniyetliler kemalizme din diye dört elle sarıldılar.Bu pagan ve ilkel halin en açık delili bir şairimizin ‘ Kabe arabın olsun bize çankaya yeter’ ya da bir başkasının ‘ ne gerek var nutuk varken kurana, ne gerek var anıtkabir varken kabeye’ dizeleridir.
    Kemalizmi din diye algılayanlara(kötüniyetliler hariç) yalnızca acımak gerekir çünkü bu cahilliklerinin mahsuludur. Atatürk doğma bizi dondurur dediği halde Atatürk’ü doğma haline getirenleri Atatürk sizin inandığınız gibi bizi izliyorsa kaşları çatık ve sinirli bir şekilde izliyordur…

  12. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    @çelişki-analiz,

    Atatürk’e duyulan saygıdan kimsenin rahatsız olacağını düşünmüyorum.Atatürk elbette saygıyla anılmayı hakeden büyük bir devlet adamadır.Ayrıca önemli şahsiyetlere,tarihe mal olmuş kişilere duyulan saygı geleneği de sadece bize özgü bir durum değil.Ancak bizdeki durum biraz farklıdır.Saygıdan çok,sınırsız bir istismar aracına dönüştürülüyor Atatürk ismi.Zira istismar öyle bir boyuta gelmişki,Atatürk isminin arkasına gizlenerek suç işleyen insanlar,örgütler bile var.Ülkemizin saydam,şeffaf demokratik bir hukuk devleti olmasının önünde engel olan statükoculardan cuntacı diktatörlere,darbecilerden ergenekon türü yasa dışı çetelere kadar,dikkat edin hep Atatürk isminin arkasına gizlenerek bu tutumlarını meşru gösterme anlayışı var.Bu tutum Atatürk’e saygı değil en büyük saygısızlıktır.Dolayısıyla abartılı,samimiyetten uzak ve aynı zamanda pek sağlıklı olmayan bu “bağlılık” biçiminin sorgulanması bana göre alaycı ve abartıcı bir üslup içermiyor.Alaycılıktan kasıt,yazıda yer verilen örneklerin komikliği ise bence bunu yazarının niyetinde değil anlatılan olayların saçmalığında aramak gerekir.
    Eleştiri yapılırken sağlam donelere başvurulması gerektiği fikrinize katılıyorum.Elbette önüne gelenin sallamacı bir mantıkla mesnetsiz iddialarda bulunması eleştiri olamaz.Eleştiri olsa bile yapıcı ve sağlıklı olmaz.Ancak bana göre yazar epey örnek sıralamış.Elbette daha fazlası da olabilirdi,ancak hepsinin buraya aktarılması durumunda herhalde çok uzun olurdu.

    Gerçek hayatta da olabileceğinin mümkün olduğunu belirttiğiniz pek çok örnek vardır kuşkusuz.İnsanların,motive olma,rahatlama ya da moral bulma amacıyla başvurduğu,halk arasında epey yaygın alışkanlık ve inanışlar var.Ancak Atatürk’e saygıyla bu tür inanç ve ritüeller arasındaki bağı pek kuramadım.Şimdi ben bu bağı kuramadım diye niyetimden şüphe mi edilmesi gerekir.

    Ve son olarak sizinle aynı fikirde olmayanları ucuzundan bir “nankörlükle” suçlamak hiç şık değil.Düşünce ve ifade özgürlüğü diye bir şey var.Sadakat ve bağlılık adına insanların düşüncelerinden vazgeçmesini beklemek sizce mantıklı ve doğru bir davranış mıdır?

  13. Yazan:devrim kivilcim Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Atatürke tanrı diye tapınanların halini iyice anlamak için hayatın özeti olan edebiyatımıza bir bakalım..

    Tanrı gibi görünüyor her yerde
    Topraklarda, denizlerde, göklerde:
    Gönül tapar kendisinden geçer de
    Hangi yana göz dalarsa: Atatürk

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

    Gölgen bir nur işledi güneşe vardığı gün;
    Seni gördük sesimiz Hak’ka yalvardığı gün,
    Seni gördük bir mazi dağları sardı ses ses,
    Bir Akdeniz dalgası buldu içinde herkes…
    Sana çıkar bu yurdun ararsak son yolu da,
    Kutlu bir Tanrı oldun güzel Anadolu’da

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

    Kalbimizdeki tunç heykeli gök çatlasa bölmez,
    İnsanlar ölür, Türk’e ilâh olmuş er ölmez!

    Orhan Seyfi ORHON

  14. Yazan:suzannur Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Sn. Üveys, recm dinde yoktur, Tevrat’ta vardır ve zina ile ilgili adetler gelene kadar Araplarda uygulanmıştır.Şu an İran’da ama sadece kadınlara! uygulanmaktadır ve oradakiler zina ile ilgili hükümleri dahi bilmemekte(Nihal Bengisu Karaca’nın bu konu ile ilgili yazılmış yazısı vardır) ya da devlet politikası yüzünden seslerini çıkartamamaktadırlar. Bu arada Akyol, dindarları da eleştirmektedir ve ilginç olan şu ki, onlardan da bu tarz eleştiriler gelmektedir. Eleştiri kültürünü öğreneceğiz Sayın Üveys,öğreneceğiz, yavaş yavaş ama öğreneceğiz.
    Bu yazıda olduğu gibi, hiçbir yerinde Atatürk’ün yaptığı hiçbir şeye eleştiri yokken, ya okuyucular okumadan yorum yazıyor ya da sadece klişe ezberlerle saldırıyorlar, burada Atatürk üzerinden çeşitli ritüellerle metafizik algıyı birleştiren insanlara eleştiri var. Daha çok da bunu ülkemizde kullanan, her türlü yolsuzluğunu Atatürk’le kapatmaya çalışan insanlara yönelik bir eleştiri. Farkında değil misiniz, yolsuzluk yapan ya da mevkisini sabitleştirmek isteyen herkes “ben Atatürkçüyüm, bunların asıl derdi Atatürk’le diyerek Atatürk’ün adını kullanıyor ve onu kirletiyorlar. Doğru mu bu? Hakikaten soruyorum.
    Neden her tartışmada sapla samanı karıştırıyoruz?

  15. Yazan:çelişki-analiz Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Yorumlarda yazılan bazı tespitlere katılıyorum.Şöyle ki nasıl halkın dini inançlarını sömürerek nemalananlar, türbanı kullanarak menfaat sağlamaya çalışanlar varsa Ata’nın ismini kullanarak statükolarını korumaya çalışanlar da mevcuttur.Ancak bu istismarların birini dile getirip tu kaka yapıp diğerini yüceltmek görmezden gelmek objektif bir yaklaşım olmaz.Ayrıca ABD’nin başkentinin adı George Washingtondan geldiği bir dünyada hiçbir ABD’li eleştiri getirmezken, Ata’nın müzedeki tablosundan duyulan rahatsızlık nasıl izah edilir.

  16. Yazan:haki demir Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Aman Allah’ım

    Ben Atatürk ile ilgili tapınma temayülleri olduğunu düşünürdüm de, bunun gizli niyetler halinde kaldığını zannederdim.
    Yorumları okudukça açıkça ve doğrudan Atütürk’e tapınmaya başlandığını gördüm. (Sİte yöneticilerinin o tür yorumları mutlaka yayınlaması gerek)

    Türkler tarihleri boyunca hiçbir zaman puta tapmamışlardı. İslam’dan önceki Şamanizm’de bile puta tapıcılık yoktu. Puta tapıcılığın da artık arkaik kaldığı bir dünyada yaşadığımızı zannediyordum. Dünyanın uzayda koloniler kurmayı düşündüğü bir zaman diliminde TÜRKLER PUTA TAPMAMAYA MI BAŞLADILAR?

    Kemalizm ilerlemeye engeldir diyen aydın kimdi hatırlamıyorum ama yerden göğe kadar haklı…

    Puta tapıcılık sanırım bir afrikanın derinliklerinde yaşayan kabilelerde kalmıştı bir de bizde mi varmış. Gözümüz aydın… Antropologlar göreve…

  17. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    butun sinavlarimdan once Ulu Atam’a dua ederim.(Ayşecan Öztürk)

    herkes Ankaraya gidip yüce Atam’ı ziyaret edemiyor ve içini huşu kaplayamıyor.buna çözüm olarak her il ve ilçe merkezinde hatta ilerde belediyeliklerde de mini Anıtkabirler inşa edilmeli ve halkımız Atatürk’e duyduğu sevgi ve saygıyı böylece daha iyi gösterebilmeli..(Ahmet İhsan)

    kemalizm bir dunya gorusudur. islama saygi duymamizi istyorsan bizim kutsallarimiza saygini goster!!!(Zihni Koman)

    Pozitivizmi benimseyen bir ideolojinin bu şekilde ruhlardan meded umar hale gelmesi gerçekten ilginç bir oldu.Bilimadamlarının bunu incelemesi lazım(sadık)

    haklısınız,bence de incelenmesi gerek.Böyle bir cümleyi yazdırtan sadece “vefa” yada “minnet” duygusu olamaz diye düşünüyorum

    Bugun bu sekil yazi yazip, hale nefes alabiliyorsaniz lutfen bunu kime borclu oldugunuzu unutmayin. (uveys)

    Kendini aldığı nefesten dolayı bile borçlu hissedebilmek!Borçlu olmak ve bunun ödenmesi gereken bir bedeli olduğuna iman etmek!Böyle gönüllü bir psikolojik baskıya kim nasıl sahip olur ve bunu sorgulyamayacak kadar özümsemiş olur?

    Aşağıya bu hissedilen “borçlu” olma durumun bende oluşturduğu hissiyatı ve bu psikolojik durumun çözümlemesi gibi sayılabilecek bir yazı alıntıladım.

    Kölelik ruhu…
    Eğer psikolojik karakterinden bahsedeceksek Afrika’dan bahsetmeden geçemeyiz.. Çünkü Afrika, çocuk psikolojisinin bir numaralı laboratuarı ve en acımaz deney tahtasıdır. Bir çocuğun gelişimini takip etmek, bir annenin psikolojisini bozup yeniden yapmak, daha sonra da bunu bilim dünyasına hediye etmek isteyen bilim adamlarının (!) ilk adresidir Afrika… Ve Afrika’nın talihsiz ülkesi Kongo…

    Beyaz adamın “sadık köle” merakı…
    Kongo’nun sömürüldüğü yıllarda, beyaz adam, Kongo’da daha rahat hareket etmek için, Kongo’nun yerli insanlarından yardım almak zorundaydı. Ama en büyük sorun, siyah insanın öfkesine maruz kalmaktı. Para ile tutulan köleler her zaman sadık değillerdi… Fırsatını bulduğu ilk anda, efendisine ihanet edebiliyorlardı… ve ötesinde acıya dayanıksızlardı… hakaret edilirken, dayak yerken, canları yandığında, her insan gibi isyan edebiliyor… eşi ve çocuğuna olan bağlılığını “normal insanlar” gibi canlı tutabiliyorlardı… halbuki bu özellikler bir kölede olmaması gereken özelliklerdi… Çünkü köle, efendisi ile hiçbir şey kıyas etmemeliydi… canı yansa da efendisine sadık, kendi adına karar veremeyecek kadar korkak ve pısırık olmalıydı… yani kölelik genlerine kadar işlemiş olmalıydı…

    İşte beyaz insanın sıkıntısı buradan kaynaklanıyordu. Para ile satın alınan Kongolu köleler, her şeyi çok iyi yapıyor ama iş kritik bir noktaya geldiğinde, beyaz efendiyi tehlikede bırakabiliyorlardı…

    Sorun, “Kölelik ruhu genlerine kadar işlemiş köleler nasıl yaratılır(!)?”da kilitlenip kalıyordu…. Ve sonunda beyaz adam, köleliği, ruhuna kadar sindirmiş köle “yaratma!” fikrini, Kongolu anneler üzerinde denemeye karar verdi…

    Şizofrenik bir araştırmanın kurbanı anneler…
    Yapılacak şey başlangıçta her ne kadar üzücü de olsa, sonuç itibari ile, beyaz adama sadık köleler edinme fırsatı vereceği için, vicdanlar bir süre susturuldu…

    O günlerde Kongo’da sokak sokak ve ev ev, hamile kadın arandı… Kimisi, üç aylık, kimisi beş, kimisi de dokuz aylık bebeklerini karınlarında taşıyan anne adayları, zor kullanılarak büyük bir meydan yerine getirildi. Meydana zorla getirilen genç anne adayları arasında dokuz aylık hamile bir anne seçildi. Doğum yapmasına birkaç gün kalmış olan bu anne adayı, yere doğru gerilerek mancınık haline getirilmiş bir ağaca bağlandı. Etrafta, yüzlerce siyahi hamile annenin korku dolu bakışları arasında bu annenin, bağlı olduğu ağacın ipi kesilerek, yavrusu ile birlikte havaya fırlatıldı. Bir annenin karnındaki çocukla birlikte havada parçalanışına şahit tutulan etraftaki diğer anneler, çığlık çığlığa sağa sola kaçışsalar da, beyaz adamın elinden kurtulmayı başaramadılar…

    Yaşadıkları bu olayı haftalarca üzerinden atamayan hamile anneler, beyaz adamı nerede görse bela bulaşmamasın diye büyük hürmet göstermeye başladılar… ve anne karnındaki çocukların ruhu bu korku ile karışık hürmet duygusu ile şekillenmeye başladı…

    Henüz bu olayın travmasını üzerlerinden atamayan anneler bir sonraki ay yine aynı meydanda zorla toparlandı…ve içlerinden yine bir anne adayı seçilip, mancınıkla havaya fırlatıldı…. Yüzlerce hamile anne, her ay, içlerinden seçilen birinin mancınıkla havaya fırlatılışına, kimi zaman havada, kimi zaman yere düşerken parçalanışına şahit tutuluyor ve yarının annelerine, karınlarındaki bebeklere korku travmaları yaşatılıyordu dokuz ay boyunca…

    Hamileliğinin daha ilk aylarından itibaren, anne karnında bu korku nöbetlerini yaşayarak dünyaya gelen çocuklar, tam da tahmin edildiği gibi, “korkuyu ruhuna sindirmiş ve efendisine ölümüne sadık” birer köleler olmaya başlamışlardı bile… beyaz adam için paha biçilmez kıymetteki “sadık köleler”…

    Daha anne karnındaki ceninin psikolojisini, travmalarla şekillendiren beyaz adam bilim adına da bir çığır açtığını düşünüyordu… Embriyo psikolojisi…

    Embriyo psikolojisi nedir?
    Embriyo psikolojisi, anne karnındaki embriyonun anne vasıtası ile yaşadığı psikolojiye verilen addır.

    Kısaca diyebiliriz ki, hamilelik süresince, bir anne ne ile meşgul ve duygu dünyası ne ile şekilleniyorsa, karnındaki embriyonun da duygu dünyası aynı olaylarla şekillenmektedir.

    Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, eğer anne korku nöbetleri ile hamileliğini geçirmiş ise, muhtemel ki, doğacak çocukta da bu korku nöbetlerinin izleri bir ömür boyu devam edip gidecektir.
    http://www.zamanhollanda.nl/yazidetay.asp?id=196

    Sn.Çelişki-analiz “Atatürke saygı duyulması neden insanları bu kadar rahatsız ediyor anlamak mümkün değil. deöişsiniz.Yukarıda yazılmış yorumlardan bazı cümleleri alıntıladım.Bu cümleler size sadece “saygı” duyan insanların kurabileceği cümleler gibi mi geliyor?

  18. Yazan:danny Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Koltukta oturan bir hastam.Aslinda hastalarla bu tip dialoglara girmek adetim degil ama konu oraya geli.Ve hastam:
    O yuce bir ruh,Tanri O’nu Turkiye’yi kurtarsin diye gorevlendirdi ve gonderdi.
    Bunda bence hic bir sorun yok.Insanlar Budha’nin pesinden gidiyorlar,isterlerse neden Ataturk’e o yonde bir anlam yukleyemesinler?Sorun bence bende de bu anlami paylasmami istemelerinde basliyor.Hastamin esi;hepimiz istedigimize inanabiliriz doktor bey diyor bana.Ama once Ataturkcu olacagiz.Sonra ister kurt olun,ister demokrat;hic sorun yok ama once Ataturkcu.
    Iste film burada kopuyor.Ataturk’u sevmemek,takdir etmemek,hatali bulmak,kutsamamak afaroz edilmek icin yeter sebep.

  19. Yazan:Kubilay Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Atatürk”ün adını buradaki taife agzına almamalı. O insanüstü bir varlıktır. Ona hesap veririz,ona dönecegiz.
    Her akşam yatarken bugün Atatürk yolunda ne yaptın diye kendimize sormaliyiz. Burası Atatürkün Cumhuriyeti.Memnun değilseniz devrim yapar,ihtilal yapar Anıtkabiri yıkarsınız yeni bir rejim kurarsınız.Ancak gücünüz yetmez buna biliyorsunuz.
    Siz nasıl Kabenin hep ayakta olacağına inanıyorsanız,biz de Anıtkabirin hep kalacağına inanıyoruz. Atatürk duaları duymaz mı hiç.
    Ne mutlu Atatürkü sevene.

  20. Yazan:çelişki-analiz Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Sn.Merakıl;
    Verdiğiniz örnekte kaynak zaman olunca zaten yorum yapmaya değmez.Zaman yazarlarının Ata konusundaki paranoyaları herkesin malumu.Beni asıl şaşırtan bu paranoyayı okuyucularına da aşılamayı başarabilmeleri.Bu konuda taraf olan kaynaklardan uç örnekler vererek Atatürk düşmanlığı yapmak kime ne kazandırır sorusunun mantıklı bir izahı yok.Sağlıklı bir tartışma ortamında fikir zenginliği için objektif kaynaklar ana kriter olmalı.

  21. Yazan:snibe Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Kemalizm din değildir diye savunuyordum buradaki yorumları okuyana dek, ama öyleymiş!
    Sayın Çelişki-Analiz, Kubilay Bey’in yorumu kriet sayılabilir mi?!

  22. Yazan:snibe Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    kriet değil, kriter olacaktı, düzeltirim.

  23. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Sn.Çelişki-analiz

    “Kaynak zaman” olunca demişsiniz.
    Dikkatinizden kaçmış olacak “tapınma,kutsama” anlayışının bana çağrıştırdığı husus nedeniyle o alıntıyı yapmıştım.Zaman gazetesine itiraz ediyor olmanız ortadaki görünür “tapınma,kutsama” gerçeğini değiştirmiyor aksine bu anlayışın doğal bir tezahürü olarak görülen“inkar,reddetme,önemsizleştirme” yoluna siz de başvurmuş oluyorsunuz,bu da neredeyse ispat yerine geçiyor.

    Sorgulamaya başladığınızda yıkılıp da atında kalacağınız bir durum söz konusu olmayacak endişe etmeyin.Aksine kendinizi daha “özgür” hissedeceksiniz,her inancın sorgulanmaya ihtiyacı vardır!

    Peki,yine de sizin dediğinizi yapsam ve kaynağı değiştirsem, bana çağrıştırdığı “kölelik ruhu” gerçeğinin, felsefe ve psikoloji ile ilişkisini uzmanlarının kaleminden yapılmış açıklamalardan alıntılarla size aktarsam,anlamanıza yardımcı olmaya çalışsam ne dersiniz?
    Bunu da bir çeşit” aşılama” olarak mı kabul edersiniz? :-)

    Buyrun,psikolojik açıdan olaya bakmayı deneyin lütfen;

    ASİ

    İnsanlar, kendilerini bilenlerden korkarlar, çok korkarlar. Onların belli bir gücü, belli bir ışıltısı, bir çekiciliği, canlı, genç insanları geleneksel zindanlarından çekip çıkarabilecek bir karizmaları vardır…. Aydınlanmış insan köleleştirilemez – zorluk budur – ve tutsak alınamaz. İçsel olana dair herhangi bir şey bilen her dâhi, soğurulması güç bulunacak biridir; altüst edici bir güç olacaktır. Kitleler, sefalet içinde olsalar bile, rahatsız edilmek istemez; sefalet içindedirler, ama sefalete alışmışlardır. Ve sefil olmayan herkes yabancı görünür. Aydınlanmış insan dünyadaki en yabancı kişidir; kimseye ait görünmez. Hiçbir örgüt, hiçbir toplum, topluluk, millet onu kısıtlayamaz.

    KOŞULLANMA

    Kişiliğinizden kurtulmazsanız bireyselliğinizi bulamazsınız. Bireyselliğinizi varlığınız belirler, kişilik toplum tarafından kabul ettirilir. Kişilik, toplumsal uyumdur. Toplum, bireyselliğe müsamaha edemez, çünkü bireysellik koyun gibi takip etmez. Bireysellik aslanın özelliklerine sahiptir, aslan kendi yoluna gider. Koyunlar her zaman kalabalıkların içindedir. Kalabalığın içinde kendilerini rahat hissedeceklerini umarlar. Kalabalığın içinde olan kişi, kendisini daha güvenli, daha korunaklı hisseder. Eğer birisi saldırırsa, kalabalık içinde kendinizi kurtarmanız daha olasıdır. Ama yalnızlık? Yalnızca aslan yalnız hareket eder. Ve her biriniz birer aslan olarak doğdunuz, ama toplum sizi koşullamaya, zihninizi birer koyun olarak programlamaya devam eder. Size kişilik verir; rahat birer kişilik, cici, çok uygun, çok itaatkâr. Toplum, köleler ister, kendini özgürlüğe adamış insanlar değil. Toplum köleler ister, çünkü toplumun çıkarları itaat ister.

    Kendimize ait düşüncelerimiz, doğrudan kendi deneyimlerimizden değil, başkalarının fikirlerinden gelir. Dışarıdan kabul ettirilen kişilik, içeride gelişebilecek kişiliğin yerini alır. Sürüdeki diğer koyunlardan biri oluruz, serbestçe hareket edemeyiz, kendi gerçek kimliğimizin bilincine varamayız. Başkaları tarafından neye inandırıldıysanız ondan kurtulmanın zamanı geldi.

    “Bilgelik Bilgiden Üstündür” başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psikolog / Psk.Danışman
    Tunç TATAKER’e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

    Bu açıklamalar da Jung’dan;

    KİŞİSEL BİLİNÇDIŞI
    Burada yaşadığımız tüm anılar depo edilir. Hayatımızda yaşanmış hiç birşey unutulmaz, bilince en yakın katman olan kişisel bilinçdışında muhafaza edilir. Bizim bunları hatırlayamayışımız, ya bu anıların çok zayıf, ya da bastırılmış olmalarındandır.Kompleksler bu katmanda bulunur. Burası aynı zamanda rüyalarımızın depolarından biridir.

    KOMPLEKSLER
    Kişisel bilinçdışında bastırılan düşüncelerin bir araya gelmesi ile oluşur. Kompleksler kişiye hakimiyeti altına alarak, adım adım yaşamına egemen olur ,yaşam enerjisini emerler. Jung kişisel bilinçdışını aydınlatmada, kelime çağrışım tekniğini kullanmıştır.Komplekslerin kendilerine uygun kelimeleri mıknatıs gibi çektiğini gözlemlemiştir. Bu yolla bireyi bilinçdışı içerikler konusunda aydınlatmayı hedefler. Bilinçdışı komplekslerini keşfeden , bunların kölesi olduğunu farkeden birey ,bu zincirleri kırıp köleliğinden kurtulabilirse, özgür bir birey olarak , yeni bir varoluşsal sürece girer.

    KOLLEKTİF BİLİNÇDIŞI
    Junga göre zihni, yine onun evrimi meydana getirmiştir. İnorganik maddeden en karmaşık yapı olan insana kadar evrim tarihi, insanı yontarken, keski izlerinide zihnine bırakmıştır. Bu izler tarih boyunca atalarımızın yaşadığı sevinç, korku, hüzün gibi duyguların yanısıra, ortak bazı semboller ve olaylar içerir. Adeta atalarımızın tüm yaşamlaarı zihnimizde, bilinçdışının derinliklerinde gizlidir. Jungun psikolojiye yaptığı en büyük katkı psişeyi evrim tarihine yerleştirmek olmuştur.
    Jung telepati ve yeniden doğuş gibi zihinde beliren fenomenlerin , bu bilinç katmanından gelen bilgiler olabileceğini ileri sürer. Şunu hemen belitmekte fayda var ki ,Jung bu fenomenleri kabul veya red noktasından hareket etmez, bilimsel bir tekninklerle araştırmaya çalışır.

    PERSONA
    Çağdaş yaşam içerisinde varolabilmek, uyum sağlayabilmek için çeşitli maskeler takarız. Örneğin bir yönetici çalışanları ile ilişkileri için bir maske takar , arkadaş ilişkileri için bir başkasını, amirleri ile olan ilişkileri içinse, daha başka bir make takmak zorundadır.
    Ancak benim burada önemli bir tespitim olacak. Günümüz dünyasında çağdaş yaşama uyum sağlamak için takılan bu maskelerin, kişiliğimizi gittikçe işkal ettiklerini, bireylerin ise giderek öz benliklerinden uzaklaştıklarını düşünüyorum. İşin kötüsü bu maskeler tarafından işkal edilen bireyler bunun farkında da değiller. Çağımız hastalığının, özüne ,benliğine yabancılaşan, dar bir bilinç alanında dönüp duran isanın, köle insanın acısı olduğunu düşünüyorum.

    http://www.analitikpsikoloji.com/analitik/id1.htm

    Bu da tarih psikiyatri dinanında adlı kitaptan bir alıntı;

    Bilimin bıçak sırtı
    Tarih, anekdotal olaylarla süslenir. Ne var ki, bazen anekdotlar tarihsel olayların önüne geçer. Arşimet deyince ‘buldum, buldum’ feryatlarıyla hamamdan çırılçıplak fırlayan bir bilimci hatırlanır ama bilim alanında ne yaptığını çoğu kişi bilmez. Newton deyince, dalından düşen elma hatırlanır.
    Bunun yanında, garip şekilde, bu bilim adamlarının büyük keyif ya da icatları, sanki hamam tasının suda yüzmesi, elmanın kafaya düşmesi ile ortaya çıkıvermiş gibi algılanır. Ya da, tarihin en büyük beyinlerinin en büyük icatları ve keşifleri böyle basit olaylara kurban gider. Tarih kitaplarında genellikle devletleri yöneten hanedanların, kralların, despotların yaşamlarıyla savaşları anlatılır. Bu açıdan tarih, krallar ve savaşlar tarihidir. Gerçekte, aslında çok da önemli olmayan savaşlar ve hanedanlar tarihi yanında, daha önemli olan alanlar söz konusudur.Sanat tarihi, bilim tarihi gibi. Gene de inkar etmemek ya da hakkını vermek gerekirse, bu konular da tarih kitaplarında yer alır. Tarih kitaplarında, mesela ‘XVII. yüzyılda Batı Avrupa’da sanat, edebiyat ve bilim’ gibi başlıklar görürüz; ancak yüzlerce sayfanın ardından sadece onlarca sayfa.Ve gariptir ki, bilim tarihi söz konusu olduğunda, çoğu kez karşımıza birtakım rastlantılar çıkarılır. (…)
    Hamamdan çırılçıplak fırlamış olması, adeta Arşimet’in buluşlarının önüne geçmiştir. MÖ 213′te, keşfettiği kaldıraç düzenini kentinin savunmasında savaş aygıtı olarak kulanması, devasa aynalarla Roma gemilerini yakma çabalarıyla Siraküza’yı savunmada yardımcı olması neredeyse unutulmuş gibidir.
    … Zihninin nihai sonuca hamamda ulaşması, rastlantı değil kesişmeydi. Elbet buluşuna nokta koyduğunda bir iş yapıyor olacaktı. Ya da, ‘aman keşfimi tesadüf sanmasınlar’ diye banyo yapmaktan vazgeçmeyecekti.
    (Kitaptan)

    http://www.celikkol.org/tarihpsikiyatridivaninda.htm

    gelelim şu “din” algılama ve “kutsallaştırmaya” tapınma zihniyetinin nedenlerine;

    İmmoralizm : Ahlakın dışlandığı bu felsefi anlayışın en önemli temsilcisi Friedrich Nietzsche’dir. Nietzsche’ye göre iki tür ahlak anlayışı vardır. Her şeye boyun eğen, zamanının ahlak anlayışına körü körüne inanan “sürü insan” ın ahlakı “köle ahlakı” dır. “Güç iradesi” ni simgeleyen “üst insan”, “köle ahlakını” yıkıp yerine “efendi ahlakı” nı koymalıdır. “İyi” ve “kötü” ile uğraşmak yerine “güce” dayanan bir ahlak anlayışı oluşturulmalıdır.
    Toplumca benimsenmiş törel değerleri değiştirmek isteyen öğretilerin genel adı. Özellikle Nietzsche öğretisi’ni dile getirir. Deyimi de ilkin bizzat Nietzsche kullanmış, Volonte de Puissance (1888) adlı yapıtının üçüncü bölümüne “der Immoralist” başlığını koymuştur.

    Tanrı ianancının olduğu dinlerden ithal edilen kavramlarla sizce ne yapılmaya çalışılmıştır?Yukarıdaki youmcuların yazdıkları bu töresizleştirmenin başarıyla gerçeklemiş olduğunu düşündürtmüyor mu?
    Ve şimdibirileri kalkıp “özgürleşin” dediğinde gösterdikleri tepki siz neyi ispat ediyor,sadece saygı’yı mı?

    Uzlaşımcılık
    Çelişkili düşünce ve öğretileri uzlaştırmaya çalışan öğreti. Özellikle İskenderiye okulunun Yeni-Platoncuları tarafından izlenen bu tutum, birleştirimcilik ve bağdaştırmacılık deyimleriyle de dile getiriliyor. Buna karşı uzlaşımcılık deyimini saymacacılık anlamında kullananlar da var.

    Seçmecilikle karıştırılmamalıdır. Seçmeciler, uzlaşımcılığı kendi öğretilerine karşıt sayarlar. Örneğin Fransız düşünürü Vacherot şöyle der: “Seçmecilik, doğaya aykırı olan her türlü uyuşturmalardan tiksinir, uzlaşımcılığı andıran her şeyi bir yana bırakır”

    Uzlaşımcılık deyimi, özellikle seçmecilerin etkisiyle, küçümseyici bir anlamda kullanılmaktadır. Başlıca temsilcileri Yeni-Platoncu Porphyrios ve Jamblikhos’tur. Fransız düşünürü Renouvier de şöyle der: “İskenderiyeliler çok dikkat çekicidirler, ama uzlaşımcılığa giriştikleri andan sonra incelenmeye değmezler”.

    Uzlaşımcılık, genellikle Aristoteles’le Platon’un bağdaştırılması yolunda gelişmiştir. Uzlaşımcılık şöyle tanımlanmaktadır: “Çatışık ya da en azından birbirinden ayrı toplumsal kesimlerin, ilkelerin, ekinlerin vb. her birinin kimi öğeleri belirgin biçimde varlıklarını sürdürmekle birlikte, tek birim içinde bir araya getirilmesi”.

    Sizce de Kemalizm gibi bir ideoloji din ile uzlaştırılmaya çalışılmış mı gibi durmuyor mu?

  24. Yazan:burak Tarih: Eyl 21, 2008 | Reply

    Hakikaten Atatürk ve kendisine duyulan sevgiyi dini kavramlarla metaforlaştırıp üzerine yazı yazmaktan hala sıkılmamanızı tüm samimiyetimle destekliyor, benim için bu artık hariçten gazel halini alan yazılarınızın devamını huşu ile bekliyorum.

    Sevgiler

  25. Yazan:Arzu Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Bunların hepsi bilinçli yıpratma çabalarıdır.

    Atatürk din değildir, putlaştırılmıştır diyerek insanların kafalarını karıştırmak suretiyle kafalardaki Atatürk imajı yıpratılmaya çalışmaktadırlar. Boşu boşuna Atatürk’ü savunmaya çalışmayın, çünkü ne derseniz deyin kalıplaşmış cevapları hazırdır. Onlar için önemli olan bizler ve onlar diye insanları ayırmak ve sadece Atatürk kavramını yıpratmaktadır, hepsi bu. Atatürkçü olan hiçkimsenin tapınmak gibi bir durumu yoktur. Hissedilen şey büyük bir minnet ve emanete saygı durumudur. Kendileri de bir tapınma olmadığının zaten farkındadır. İneğe tapıyor diye Hintlilerde ineği sorgulamayan bu güruh, Atatürk’e kimsenin tapmadığı halde, kalkıp bunu sorgulamaya çalışmaktadır. Bu dogmatik bir mevzudur, yani zaten onlar o şekilde olmasını istiyorlar.

    Din tüccarlarının dini kullanarak neleri sömürdükleri, hangi kişisel konulara dini alet ederek hangi maddi manevi hırsızlıkları yaptıklarını, kişisel çıkarlarına göre uydurdukları milyonlarca hadisle insanların dünyalarını kararttıklarını düşünürsek, bunlardan hangisi daha kötü? Hz. Muhammed hiç susmadan konuşsa ve yüzlerce yıl yaşasaydı bunca hadis söyleyemezdi. Ayrıca, Deniz Feneri gibi Türkiye’yi dünya basınında rezil rüsva eden bir dava sürerken, kalkıp Bodrum’daki resmi yazmak da nasıl abesle iştigal birşeydir ? Ben de müslümanım ama müslümanlık camiası önce kendi içindeki pislikleri temizlesin. Barış dolu İslam dinini, terör dini haline getiren kurumlarla uğraşın önce. Yazıktır çünkü. Diğer ülkeler, Müslüman her insanı potansiyel terörist ve barbar olarak görürken, işimiz şimdi buluttan bakan Atatürk resmi mi ?

    Arkadaşlar, oyuna gelmeyin ! Çünkü oyunun adı şu:

    “bir mıh kaybettik, naldan olduk
    bir nal kaybettik, attan olduk
    bir at kaybettik, askerden olduk
    bir asker kaybettik, ordudan olduk
    bir ordu kaybettik, vatandan olduk…”

    “Atatürk’e tapıyorlar !” serzenişinin altında yatan amaç, Atatürk’ü seven ve aynı zamanda dindar olan insanların din duygularıyla oynayarak, Atatürk’ü sevmekten vazgeçmelerini sağlamaktır. Atatatürk’ü sevip saygı duymakla müslümanlığın bağdaşmadığına dair tehlikeli bilinçaltı sonucuna doğru itmeye çalışıyorlar insanları !

    Yavaş yavaş milli değerlerimizi yıpratarak, yukarıdaki dizelere getirmek istiyorlar bizi. İster hoşunuza gider, ister gitmez biz Atatürk’ü seviyoruz, saygı duyuyoruz.Sizin hoşunuza gidip gitmemesi de bizi herhangi bir şekilde ilgilendirmiyor. O Atatürk’ün buluttan bakan resmini asan insanları da sevimli buluyorum ve de hiçbirinin tapınma gibi bir sorunu olduğunu sanmıyorum. Vatan, Atatürk’ten emanet olduğuna göre, vatanı savunmak ve çapulculara bırakmamak için, temsili olarak Atanın bizi gözlediği düşünülmüş, bunda kötü birşey yok. Hemen “Aaa bakın işte tapıyorlar, tüh kaka” demek, öküz altında bilinçli buzağı aramaktan başka birşey değildir.

    Eski sosyal felsefi alıntılarla bu vicdani sorumluluk duygusunu analiz edemezsiniz kusura bakmayın. Bu hareket,kilisenin Aristo’nun tasımlarını sosyal mevzulara uyarlaması sonucu,dünya yuvarlaktır diyeni dinsiz sayan ortaçağ görüşüne bizi geri götürmektedir.

  26. Yazan:snibe Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Sn. Arzu,
    “Ayrıca, Deniz Feneri gibi Türkiye’yi dünya basınında rezil rüsva eden bir dava sürerken, kalkıp Bodrum’daki resmi yazmak da nasıl abesle iştigal birşeydir ? Ben de müslümanım ama müslümanlık camiası önce kendi içindeki pislikleri temizlesin. Barış dolu İslam dinini, terör dini haline getiren kurumlarla uğraşın önce. Yazıktır çünkü. Diğer ülkeler, Müslüman her insanı potansiyel terörist ve barbar olarak görürken, işimiz şimdi buluttan bakan Atatürk resmi mi ?”
    Rezilliklerin kafanızdaki nitel ölçümüne göre mi yazıları yayımlamalı site? Hani başka bir yazı için de aynı yorumlar gelirse yayımlanması gereken tek yazı Deniz Feneri mi olmalı diye soruyorum hani o zaman tartışabileceğimiz tek konu o olur ve hayatımızın tek rezilliği oymuş gibi kafamızı kuma gömeriz diye söylüyorum. Başka biri de demez mi bunca rezillik varken siz sadece birine takmışsınız, ne biçim site burası, hiçbir konuyu tartışamıyoruz.
    Öncelikle sapla samanı karıştırmayalım.
    1.si, her şeyi tartışacağız, çünkü bu ülkede bahsettiğiniz tarzda rezillik o kadar fazla ki yıllardır onun bunun çalmasını ve halkın çalanların parasını vergi olarak ödemesi gibi garip bir durumu yaşıyoruz.Ne zannediyorsunuz, bunların eleştirilemeyeceğini mi? Neden?Adam dini kullanarak insanları sömürüyorsa bunu eleştirmek ne kaybettirecek İslam’ı hayat tarzı olarak seçen ve haram olgusunu bilecek bir insana?

    2.si, yapılan her hatayı hata olarak görecek ve taraf değil, hatada tarafsız olacağız ki aynı hata başkaları tarafından da yapılmasın. Zihniyet önemli burada, kimin ne çaldığı değil, bunları nasıl engelleyeceğimiz? Zararını hepimiz çekiyoruz çünkü kim yaparsa yapsın.

    3.sü, bu konu başlığı altında yayımlanan yorumları okursanız (Kemalizmin din haline gelmediğini düşünüyorsanız hakikaten yorumları okuyunuz, çünkü ben öyle düşünüyordum ama) birileri gerçekten onu din telakki ediyor.

    4.sü, dinse birileri kabul etmiyor ve bunu iddia ediyor, din değilse birileri benim kutsalıma saygısızlık etme diyerek onu din konumuna getiriyor ve paradoks yaşıyorsunuz ve anlıyorsunuz ki, kimine din kimine değil. Dini algılama varsa amenna, saygı elbette gösterilir ama o zaman birileri de tutup din değil kardeşim demesin ve her dine aynı saygıyı göstersin. Din değilse ve ideolojik ritüellerse yine her türlü ritüele ve uygulamaya aynı saygı gösterilsin ve tutarsızlık yapılmasın. (ben bilime önem veririm diyen birilerinden de bu tarz bir iddia gelince şaşırıyorsunuz ama.)
    Ama bilimden yola çıkan bir insanı metafizik algılarla kutsama eylemini yüceltenler de bir zahmet kendilerine dönüp bir baksınlar.Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Profan olanı kutsama ve seküler hayat tarzını iddia etme, dini olguları küçümseme ama kendine gelince aynı algıları form değişikliğiyle uygulama. Eleştirilen de zaten bu.

    4.sü, dindar olup da Atatürk’ü sevmek ayrı(çoğunluk zaten böyle), ama onu kendi ideolojileri için kullananları eleştirmek apayrı. Buna engel olmaya çalışıyor birileri de. Bunu da es geçmememiz lazım.

    5.si, lütfen müslümanım ama müslümanların hastalıklarını yazmadan bunu eleştirmeyin demeyiniz. Müslümanların hastalıkları da daha önce burada tartışılan ve tartışılacak olan bir konu ve eminim ele alınacaktır ama her türlü cevabı müslümanların hastalıklarını bahane ederek cevaplamak da konu başlığındaki hatanın hata olmadığı anlamını taşımıyor, bunu da gözden kaçırmayınız.

  27. Yazan:Arzu Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Snibe, haklı olduğun yerler elbette ki var. Yalnız şu noktaya dikkat etmek lazım:

    -Atatürk’ü sevenler arasında onu putlaştıran ve Kemalizmi din haline getirenler olabilir. Lakin, buradan “Kemalizm din oldu!” diye teoriler ortaya atılamaz. Bu aynı 11 Eylül olaylarından sonra her müslümanı potansiyel terörist görmeleri ile aynı şeydir. istisnalardan yola çıkılarak bunu bütün üzerine sorgulamak doğru bir yaklaşım tarzı değil.

    - Tapınma konusu işin içine girince elbette din ve son zamanların gündemi deniz feneri de giriveriyor konuya. Çünkü bakınız, Kemalizmin dinleştirilmesi bizim kendi iç sorunumuzdur, fakat deniz Feneri uluslararası ve rezil edici bir sorundur. Kendi içmizde tartışıp birbirimizi yıpratmak yerine, önce diğer mevzulara dikkat vermek daha doğru diyorum sadece. Yoksa herkes istediğini yazmakta serbest, demokrasi diye birşey var. Ama demokrasi diye birşey varsa, nasıl ki bazıları Atatürk’ü sevmiyorsa, bazıları da putlaştırmakta serbesttir.

    Yorumları okudum ama bu yorumlar, yazılan kışkırtıcı yorumlar sonrasında, tepkilerini göstermekte her zaman fevri davranan insanlarımızın klasik davranışıdır, doğal olarak korumaya geçerler değerlerini. Yani burası sanal ortam, oturup yüzyüze konuşsanız, çoğunun da dinleştirmediğini zaten anlayacaksınız.

    Diğer bir konu da şu ki, Atatürk sevgisini oturup yoruma açmak, sevmek veya sevmemek kime ne kazandıracak bu saatten sonra. Ama bu konuların ısıtılıp ısıtılıp sunulmasındaki amaç, direkt dezenformasyonun kendisi olup, insanların milli değerlerinin yıpratılma çabasıdır.

  28. Yazan:Arzu Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Dezenformasyon demişken : http://arzukaner.blogspot.com/2008/08/bilgi-pl-ve-dezenformasyon-tehlikesi.html

  29. Yazan:uveys Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Sn. Suzzannur hanim;

    Recm edilmenin kelime anlamini yorumlamissiniz. evt yorumunuzla da ornekler vermisiniz. Dinde recm olayinin olmadigina dair. Olan ulkeler ve yapilis sekli itibariyle. Elestirinizin en sonunda da Sapla-samani birbirine karistiriyoruz; gibisinden bir cumlede sarf etmisiniz.

    Sizce ben recm olayini yazarken gercek kelime anlami itibariylemi yazmisim? orneginde de demokratik bir turkiyede Buna musade etmeyiz derken; gercekte turkiyede recm olayi varda buna musade etmeyiz anlami mi cikiyor..? Haricinde Elestirimi yaparken, yazarimizi asaglamismiyim, hakaretmi etmisim ki..! Elestiri kulturunden uzak bir yorum yapmisim gibi tepki gostermissiniz.

    Yazarlarimizin hicbirini tanimam. Kaldiki yorumculari da..! yazdiklari, yorumladiklari yazilar kadar taniyorum. Kimseye karsi ne ard niyetliyim. Nede torenansli yaklasiyorum. Kemaliste degilim ayrica bunuda belirtmis olayim. Tepkimi gosterdim elestirimi yaptim. Ha hosunuza gider, gitmez.. Bana katilirsiniz; yada katilmazsiniz. Bu sizin durusunuzu olaya bakis acinizi gosterir. Ama Elestiri kulturunden uzak bir yorum yapmisim gibi ithamda bulunmaniz; sirf sizin gibi dusunmuyorum; diye oyle bulmaniz garip bir vaka.

    Ayrica Sayin Akyolun, yazilarin da dindarlarida elestiriyor. Demeniz yazari o sekil savunmaya kalkmaniz biraz tuhaf cunku bu siteye yeni takilan bir yorumcu olarak. Sn,Akyolun yazilarini takip etmemis olma olasiligimi dusunmemissiniz. Kaldiki..! Yazarimiz, Ataturku nasil elestirir gibisinden bir tepkide koymadim ortaya. Sadece bu sekil yazilarla alabilecegi tepkilere dikkat cektim. Ve son paragrafiniz da Soylediginiz gibi Ataturku Cesitli kirli emellerine alet eden Insanlarin da Varligina dikkat cektim bu anlamda yazarada destek cikmis olmuyormuyum? Yazar elbette dogru bildigini yazacak. Bunun yani sira; elestirilere acikta olacak. Eger sizleri ve yazarimizi kirdigimi dusunuyorsaniz; Ozurumude kabul edin Lutfen. Cunku oyle bir niyetle yazmadim.

    saygilar, sevgiler….

  30. Yazan:suzannur Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Sayın Üveys,
    Recm için özellikle açıklama yaptım ki, bazıları dinde var diye saldırı amaçlı kullanıyorlar.(Yanlış bir yoruma engel olmak istedim)
    Diğer yorumlarsa genele ait, özellikle çok tuhaf yorumlara atıftı ki, size doğru mu bu, hakikaten soruyorum derken bu yorumlara ve Atatürk’ün adının bu derecede kullanılmasını haklı görebilir miyiz şeklindeydi. Yoksa metninizde aynı durumu eleştirdiğinizi okudum.
    Recm gibi hassas bir konununsa bu sayede dile getirmiş olmayı hatta uygulayan ülkelerdeki eşitsizliği de vurgulamak istedim. Çünkü her müslüman doğruyu yapacak diye bir şart yok, onu da eleştirebilmeliyiz.
    Özürünüzü kabul etmiyorum :) çünkü özür dilenecek hiçbir şey yok, eğer ben sizi kırdıysam ben özür dilerim.
    Saygıyla.

  31. Yazan:snibe Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Arzu Hanım,
    İlk paragraftaki söyleminizi (hakikaten söylüyorum) buraya yazılan yorumları okumadan önce ben savunuyordum, asla din değildir, saygı ifadesi ritüellerse saygı duyulmalıdır diye :) Ancak görülüyor ki, seküler alana ait kutsama ritüelleri kimilerinin vazgeçilmezi, o zaman şunu söylüyorum: Herkes birbirinin ritüellerine saygı duysun ve kendi inancını empoze etmesin, dayatmasın. Sanırım burada anlaşıyoruz.
    Ben hatanın ulusal ya da uluslararası düzlemine asla hatanın ölçütünü azaltıcı bir etmen olarak bakamam. Hata hatadır, ister müslümandan gelsin, ister başka yerden. Önemli olanın hatanın tekrar edilmemesi için yapılması gerekeni konuşmamız gerektiğidir. Bunu kullanmadan, kendine üstünlük çıkarmadan, senin hatan benimkini döver yüzsüzlüğüne indirgenmeden. Bunu yapabilecek noktaya gelirsek sanırım işler çok daha mecrasında akacak, kimse tarafgirlikle hatasını örtbas etme yoluna gidemeyecektir. Yani ortak tutumu topluma yaymak ve bahaneleri ortadan kaldırmak.
    Atatürk konusunun ısıtılıp sunulması, seviyor musun, sevmiyor musun baskısının yapılması malesef birilerinin kendi konumunu güçlendirmek ya da siyasi etkinliğini arttormak için kullanıldığı bir malzeme durumuna getirilmiş durumda. Yakın zamanlardaydı, Humeyni’yi mi seviyorsun, Atatürk’ü mü çirkinliği. Birilerinin de çıkıp bunları sergilemesi lazım, deformasyondan öte, deforme edenlerin yaptıklarının sergilenmesidir ki, bu Atatürk’ün şahsına değil, onun adını kullanan şahıslara yönelik eleştiridir. Bu farkın görülmesi gerekmez mi? Adam yolsuzluk yapıyor, makamından ayrılmak istemiyor ve ben Atatürkçüyüm diyerek kendisini koruma altına alıyor ve hatasından dolayı cezalandırılmasını Atatürk cezalandırılıyormuş gibi servis ediyor. Artık bu tarz insanlara dur demek lazım.

  32. Yazan:Levent Cetin Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Ataturk’un Turkiye’de dinlestirildigi dogrudur. Muhtelif kereler de yazildi bu konu. Hatta o kadar cok yazildi ki bu siteye duzenli gelenler yaziyi okumadan ne yazdiginin cogunu tahmin edebilir.
    Mao Cin’de bir dindir, bir cok diktator de dinlerin yerine kendini koymustur. Insanlari en kolay kontrol etme yollarindan biri dinlerini manipule etmektir. Bu gun papalik da tamamen politikayla alakali bir yerdir.
    Din siyasetle cok alakali, cunku siyasetcilerin kullandigi bir “gerec”. Aydinin gorevi bu gereci onlarin elinden almak yolunda efor sarfetmek olabilir sanirim.

  33. Yazan:uveys Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Sn.Suzannur Hanim;

    Endisenizi anliyorum. Ama bu ulkenin sahipleri siyasetciler olmadigina gore; Hani herzaman soyledigim sey sizin sapla-saman sozunuze uyuyor. Tepkimizi gosterirken bazen nasil ki..!Devletle, hukumeti birbirinden ayird edemedigimiz gibi.

    Ama madem bu devlet bizim. Bu ulke bizim. Bu islamiyet bizim. Bu ulkede demokratratik haktan yana kimseyi soylediginden oturu ne Recm edecez. Nede Recm edilmesine musade edecez:) Icinizi ferah tutun…

    Not: Kirildigim zaman bunuda acik yureklilikle soylerim. Kirilmaktan ziyade aciklamak zorunda hissettim kendimi. Insiyatif kullandim sadece:)

    Saygilar, sevgiler

  34. Yazan:uveys Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Sn. MER’A-K(ıl);

    Yorumunuzda bahse gecen alintinin bizimle alakasini inanin kuramadim. Bu denli ataturku kutsallastiran insanlarin genlerine bu korku enjektemi edilmis? nedir yani genetik yapimiz, Dna’mizmi bozulmus. Ataturk’u insanlar korkarak mi sevmisler. Onumu anlamaliydim; nedir yani olay?

  35. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Sn.Uveys,

    İnsanların genlerine “korku” işlemişse durum bundan farklı değildir.Dünya,sınırları olan ülke topraklarından müteşekkil.Bu sınırlar dışında kalan her ülke vatandaşını topraklarınıza göz dikmiş düşmanlar olarak algılamak ve bu sınırlar içinde de bu şekilde düşünmeyen insanların dile getirdiği her sözden de “iç düşman” sonucu çıkarmak sizce ne kadar sağlık bir yaklaşım?
    Ne zaman yanlış bulunulan bir şey için insanlar,çoğunluğun sahip olduğundan farklı bir fikir beyan etseler “hain,düşman,art niyetli” olmakla suçlanıyorlar.Bu “korku,şüphe,endişe” duyguları asla terk edilemiyor.İnsanların haklı/doğru olduklarını ifade edecek bugüne ait herhangi bir iddia/ispat ortaya koy(a)madan Akyol’un bir müzede izleniyoruz ifadesi ile yer alan resmi görmeyi abartı olarak değerlendirip bir yazı kaleme alması karşılığında bile aynen sizin dediğiniz gibi “aldıkları nefesten bile borçlu” olmaları gerekirken nankörlükle itham edip,”bu tip yazıların yıpratma amaçlı” olarak kaleme alındığı şeklinde genelleştirilmiş suçlamaya kalkışılmasını inanın başka türlü aklıma kabullendiremiyorum.
    Bu yüzyılda böyle bir düşünceyi sizin hafsalanız alabiliyor mu;”ordu kaybettik,vatandan olduk”
    Atom bombasından,biyolojik silahların var olduğu bir yy dan bahsediyorum.Bunları engelleyen “ordular arası ilişkiler” değildir.Ülkeler arası dostluk,kültür,ticaret ilişkileridir.Sizin benim gibi diğerlerinin düşman ilan etmediği insanlar ile girişilen dostane ilişkilerdir.Bu ilişklerin gelişmesi ile insanların sahip olduğu hak ve özgürlüğü yerinde müşahede eden insanların bunları kendi vatandaşları için de istiyor olması ve bu nedenle eleştirilerde bulunuyor olması neden “ordu” kaybetmeye sebep,siz bunu anlayabiliyor musunuz?
    Neyse çok uzatmadan size yine bu sitede yayınlanmış güzel bir yazıdan alıntı ile cevap vermiş olayım.Atatürk devrimlerini Batıya dönük gerçekleştirmiş olduğu halde bugün Batı’nın düşman ilan edilmesi sizce de tuhaf bir “irtica” değil mi,hem de Atatürk adı kullanılarak!

    Bireylerin liderleriyle, idealojileriyle böylesine hastalıklı aşk ilişkileri kurduğu ve bu kurulan ilişkinin muktedir olduğu ülkelerde akıl göç eder. Bütün objektif ve rasyonel bilimler var olan kültürel ortamla paralel olmak zorunda bırakılırlar. Hapsettikleri bilim böylece onları bilimsel kılar. Antropoloji yıllarca Rasizm için kullanılıp bu düşünceleri ‘bilimsel’ kılmadı mı? Abartarak, mitolojiye yakın hale getirdikleri Tarih; elinde başka hiçbir şey olmayan halkın kendini iyi hissetmesi için iyi bir araç olur. Özgürlük kelepçelenir, insanlardan yaşamlarını devlet için sürmeleri beklenir. Çünkü devlet bizi korur, okutur. Bu tipteki devletler diğer devletlere halkı bir şekilde düşman etmenin yollarını da hep bulmuşlardır. Çünkü devlet varlığını daha da güçlendirmek ve insanları devletin olmadığı durumların kaotik olduğuna inandırarak devlete mecbur bırakmak despot yapılar için hep bir çıkış yoludur.
    ‘Atatürk’ü sevmemek’ bu yüzden garip bir durumdur. Çünkü yaşadığınız ülkeyi sevmek, yaşadığınız ülkeye ihanet etmemek ancak ‘Atatürk’ü sevmekle’ vuku bulan bir durumdur. ‘Vatan’ kelimesini ’savunduğum idealoji’ olarak algılayan beyinler için vatana ihanettir bu. Çünkü bizi o kurtarmıştır. O ‘layuhti’ yani hatasızdır. Firavun gibi. O’nun için ‘kaale’ yani ‘Dedi ki..” şablonu kullanılır. O ne demişse şartlar ne kadar değişirse değişsin doğrudur. Peygamberlerin hadisleri gibi. Gerçek kelimesi anlamını yitirir ve beyinlere takılır kelepçeler. Artık ruhlarımızı, idraklerimizi deli gömleğinin içine sokmuşuz, yaşantımızı satmışızdır. Biz devlet için yaşamaktayız. Mutlu olmamız bir emirdir, oluruz. Sadece devletin ve rejimin varlığı bile bir mutluluk nedeni olmalıdır, olur.
    Bize ‘ben’ değil ‘biz’ demeyi öğretir ve bunu ahlaklılık sayarlar.
    Tek tek uğraşılmak zordur çünkü. Böyle olunca sömürmek daha kolaydır.(Hasan Demiroğlu)
    http://www.derindusunce.org/2008/08/25/humeyniyi-severken-ataturk-ile-evlendirilmek/

  36. Yazan:ç-z Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Arzu hanım,
    Bunların hepsi bilinçli yıpratma çabalarıdır.Atatürk din değildir, putlaştırılmıştır diyerek insanların kafalarını karıştırmak suretiyle kafalardaki Atatürk imajı yıpratılmaya çalışmaktadırlar.(Arzu)

    Arzu hanım tüm samimiyetimle bu sorunun cevabını bilmek istiyorum ve sizin bu cevabı verebilecek kişilerden biri olduğunuza da inanıyorum;hangi zihniyete sahip kişi karşısında içinde bulunduğu durumu eleştiren ve kendince daha iyi nasıl olabileceğine dair fikirler ortaya koyan birine pat diye ”Atatürk’ü mü seviyorsun Humeyni’yi mi?” diye bir soru yöneltebilir?Sansasyon yaratıp izlenme oranını arttırmaya meraklı bir gazeteci olduğu detayını bir yana bırakın,biran için soruya verilen cevabı da unutun ve bu soruyu soran zihniyetin amacını sorgulayın!
    Empati yapabilmeniz için bir örnekle açıklamaya çalışayım;büyük bir holdingte olduça uzun süredir çalışıyorsunuz,başarılısınız ve bir gün şirkete geldiğinizde bir uygulamanın değiştirlmiş olduğunu öğreniyorsunuz bunun zaman içinde sizin başarınızı etkileyeceğinden de eminsiniz,düzeltilmesini talep ediyorsunuz ve sebeplerini de açıklıyorsunuz(kısaca şikayet diyelim)ve sizi dinleyen kişi pat diye “sen patronu sevmiyorsun da falan şirketin patronunu mu seviyorsun” diye soruyor?*

    Altaylı o programda “işte bunların zihniyeti bu, ben bunu açığa çıkardım”* derken aslında açığa çıkarmış olan kimin zihniyetiydi sizce?Bugün bazı insanların mağduriyetine sebep olan uygulamaları sevmemek ile Atatürk sevgisi arasında nasıl bir ilişki ve oarantı söz konusudur?

    Eski sosyal felsefi alıntılarla bu vicdani sorumluluk duygusunu analiz edemezsiniz kusura bakmayın. Bu hareket,kilisenin Aristo’nun tasımlarını sosyal mevzulara uyarlaması sonucu,dünya yuvarlaktır diyeni dinsiz sayan ortaçağ görüşüne bizi geri götürmektedir. .(Arzu)

    “Eski sosyal felsefi” alıntılarla demişsiniz,peki 80 sene öncesinin şartlarına uygun olarak başvurulan bazı uygulamaların bugün hala “eskimemiş” ,sürdürülebilir olduğu hangi sorumluluk duygusu ile iddia edilebilir.Vefa,saygı,minnetrarlık?

    Kesinlikle diğer cümlenizde haklısınız “dünya yuvarlaktır ,kendimizi dünyadan soyutlamayalım herkes uzaya giderken biz özgürlüklerden korkmayalım” diyenler bugün dinsiz pardon düşman/hain ilan edilmiyorlar mı?

    Kimler tarafından?

    Ancak ortaçağ engizisyon mahkeme üyelerinin sarfedebileceği cümlelerin benzerleri ile,yapılan eleştirilerin aforoz edilmeye çalışıldığı da bir gerçek;”Bu saygıyı-bağlılığı abartılı olarak eleştirmek hatta alay etmek boyutunda dile getirmek hangi amaçlara hizmet eder.”(çelişki-analiz)

    Bunlar bu sitede yayınlanmış bazı yazılar,okuduğunuz taktirde yorumumun en başında alıntıladığım cümlenizi tekrar gözden geçireceğinize inanıyorum.

    Atatürk’ün ve reformlarının özellikle Ortadoğu ve İslam ülkeleri için ne anlam ifade ettiğini ve yazımızı Mısırlı bir yazar M.M. Muşarrafa’nın sözleri ile noktalamak istiyoruz.
    ” Atatürk’ün Doğu için değeri somut ve olumludur. Çünkü o bize, kültürce Batının etkileri altında kalıp boğuluruz diye korktuğumuz korkuların temelsiz olduğunu göstermiştir. O Doğulu uluslara, ulusal bütünlüklerini yitirmeden, kendi değerlerini yeni durumlara nasıl uygulayacaklarını göstermiştir.” (Dr. M. Galip Baysan)

    http://www.derindusunce.org/2008/06/27/mustafa-kemal-ve-islam-dunyasi-uzerindeki-etkisi-kemalizm-laiklik/

    * * *

    Buna ek olarak M. Kemal Atatürk’ün batılılaşma konusunda Osmanlı modeline göre daha radikal bir tavır aldığını da görmekteyiz. Nitekim kendisi, Osmanlı İmparatorluğu‘nun en üstün döneminde bile Batı’ya yüz çevirmiş olmasını ciddi bir hata olarak nitelendirmektedir:
    “Ülkeler çeşitlidir. Fakat uygarlık birdir ve bir ulusun ilerlemesi için de bu yegâne uygarlığa bakılması gerekir. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü, Batı’ya karşı elde ettiği muzafferiyetler nedeniyle üstünlük duygusuna kapılarak kendini Avrupa uluslarına bağlayan bağları kestiği gün başlamıştır. Bu bir hata idi, bunu tekrarlamayacağız“. *(Ömer Oduncuoğlu)

    http://www.derindusunce.org/2008/06/25/modernlesme-batililasma-kemalizm-ulusalcilik-tam-bagimsizlik/

    * * *

    Öte yandan Kemalizm adına askerî darbeleri ve diğer totaliter yöntemleri savunanların sesi o kadar çok çıkıyor ki Kemalizm demokrasi karşıtlığı ile eş anlamlı oldu neredeyse. Birçok Kemalist ”Zaten Türkiye’nin demokrasiye ihtiyacı yok” diyerek kesip atabiliyor.
    İşte bu bulanık sularda Derin Düşünce olarak samimî ve demokrat Kemalistlere sayfalarımızı açmaya karar verdik. Atatürk Köşesi kategorisinde Kemalist ideolojinin Türkiye’ye getirebileceği kazançları, Kemalizm’in demokrasi ve çağdaş dünya ile (1930 değil 2008) olan ilişkilerini irdeleyeceğiz.
    …..
    Burada dikkatinizi şu noktaya çekmek isteriz: İşgal güçleri ile mücadeleye kesin kararlı bir komutan Ordu kurmayı düşünmüyor, tam anlamı ile Demokrasiye âşık bir insan gibi davranıyor ve Halkı uyandırmak, egemenliği kendi seçeceği temsilcileri vasıtasıyla eline almasını sağlamak ve Halk egemenliğine dayalı bir düzen kurmaya çalışıyordu.

    http://www.derindusunce.org/2008/06/23/ataturk-kosesi-aciliyor-22-haziran-1919-amasya-genelgesi-bildirgesi/

    * * *

    “Atatürk, mutlak iktidarı terk edebilirdi, ama etmedi. Memlekette her meydana heykelini diktirme işiyle şahsen ilgilendi. Bu putlaştırma hâlâ süren bir ‘kültürel-siyasi’ yıkım getirdi.”
    Dinin, devletin mutlak gücünü kısıtlama potansiyeli ‘laiklikle’ yok edilmek istendi. Çünkü amaç laiklik değil, mutlak iktidardı.”(Sevan Nişanyan)

    http://www.derindusunce.org/2008/06/28/kisi-putlastirmasi-yikim-getirdi/

    *Bunun anlamı sen istifa et biz sana yüklüce işten çıkarma tazminatı ödemek zorunda kalmayalım demek değil midir?Kendileri ile aynı şekilde düşünmüyor,eleştiryorlar diye diye ülke vatandaşlığından istifa etmeleri mi isteniyor dersiniz?Hayırsa nedir bu tahammülsüzlük ve niyet okumaların sebebi?

  37. Yazan:uveys Tarih: Eyl 22, 2008 | Reply

    Sn. MER’A-K(ıl)

    Oncelikle Sn.Akyolun yazisina istinaden, yorum beyan ederken; Sn.Akyola nankorluk yapiyorsunuz gibi ithamda bulunmadim. Sadece mevzuya bahis yazarin site de yeni oldugumdan, daha onceki yazilarini okumadigimdan, objektif olmaya davet ettim.

    Birkere su konuda anlasalim. Ataturk bir ilah degildi.Fakat iyi bir gorev adami , ve isini iyi yapmis bir komutandir. Benim gorusum bu yinede ben oyle dusunuyorum diye bana katilmak zorunda degilsiniz elbet. Sirf bundan dolayi ataturke saygi duyulmasi gerektiginden bahsediyorum. Empati kurup objektiflikten uzak Ataturku elestirmenin yanlis olacagina vurgu yapmak istedim. Bunun yani sira Ataturk’u kendi sahsi emmelleri dogrultusunda politika malzemesi yapan kesimlerin var oldugunu da inkar etmedim. Onu sahsi politika malzemesi yapan kurum ve kuruluslari da elestirebilmeliyiz. Ama bunun faturasini ne ataturke nede ataturku benim gibi gorev adami ahd etmis iyi bir komutan olarak goren insanlara mal edebiliriz oyle degilmi..?

    Ha bunun yani sira yorumlari bende takip ettim. Oyle sira disi yorumlara tanik oldumki..! Sasirdim. Ama yinede insanlari inanclarindan dolayi elestirmemekten yanayim. Zira herkesin inancinin kendisine oldugunu dusunuyorum. Ha sizden istirhamim lutfen kendi dusunduklerinizle cvp verin. Benim icin yazisini alinti yaptiginizin yazarin ne dusundugunun olcu olmadigina vurgu yapmak isterim. Kaldiki..! Sizin uslubunuzla diger ustadin uslubu cok farkli…

  38. Yazan:suzannur Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Sayın Mer’ak(ıl),
    Ne zor yazılıyor bu isim biliniz lütfen bu arada.
    Alıntı yaparak özellikle immoralizm ve koşullanma, bu tarz düşünen insanların bilinçaltı gerçeklerini kavramam da çok etkili oldu. Hani sorunu bilir ama terminolojideki adını söyleyemezsiniz ya, en azından artık ikisini biliyorum :)
    Bu arada vakit ayırıp araştırarak bu tarz bilgilendirmeler yapmanız gerçekten derin düşünebilmek adına çok faydalı. Sizden gelen tüm yorumları dikkatle okuduğumu bilmenizi isterim(hatta teşekkür ettiğim kısımları iki kere :) ).
    Her zaman size yazamasam da, (bu ilk, Mer’ak(ıl)la tanışmış olduk böylece :) )bundan sonra fikir alışverişini daha fazla yapmak isterim.
    Saygıyla

  39. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Yapmayın Suzannur Hanım,ciddi olamazsınız!Ben de sizi çok dikkatli bir okur bilirdim.Adını zor yazdığınızı söylediğiniz değerli arkadaşımızı nasıl bilmessiniz?İnanmıyorum.Açıklamayacağım merak etmeyin.İyi sır saklarım.Ama ben biliyorum ve iyi bir hayranıyım.Ve bu sitede bana göre her türlü saygınlığı haketmiş insanların arasındadır.Her yorumu,her fikri beni aydınlatıyor.Bakmayın kendisiyle pek yorumlaştığım yoktur,o da bana dokunmaz pek.Ama aramızdaki özel dille yine de pekala anlaşıyoruz.İsterseniz kendisinden sorun.

  40. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Suzannur hanımefendi,

    Evet,tanışmış olmaktan ben de çok memnun oldum. Buraya taşanlardan gördüğüm kadarıyla,
    sabır ve sevginiz de en az bilgi hazinenizdekiler kadar gani.
    Siz değerli kalemlerin yazdıkları olmasa “merak” duygum kamçılanır da ben araştırımıydım acaba. :-) Bu da demek oluyor ki “söyleyene değil söyletene bak” :-) Asıl benim size ve buraya yorumları ile katkıda bulunan insanlara teşekkür etmem gerek
    Sizinle fikir alış verişinde bulunmaktan büyük mutluluk duyarım.Karınca kararınca bu alışverişe katkım olabilirse ne ala’

    Saygılar.

  41. Yazan:MER'A-K(ıl) Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Azizim Aziz bey,

    Detaylar konusunda titiz olduğunuzu biliyorum o nedenle şimdi neden daha az özenli davrandığınızı anlamadım.
    Ben Keloğlan olmayı seviyorum,aydınlatıcılığım bundandır :-)Rüştü Asyalı bu karekteri ne de güzel sırtlamıştı.

    Bu siteye yazdığınız ilk yorum sanırım Suat beye olmuştu.Uslubunuza saygı duymuştum ondan sonra da yazdıklarınıza dikkat etmeye başlamıştım.
    Yılmaz şekilde uslubunuzu hiç bozmadan nefes tüketmenize çoğu zaman şaşırıyorum,bana bile ;-)
    Saygı konusunda yine ne derece aziz bir bey olduğunuz göstermiş oldunuz. :-)teşekkür ederim.
    Hürmetler .

  42. Yazan:uveys Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    Kendimi bir an okey takiminda kendi aralarinda iyi bir bag kurmus(sirketlesme usulu) uc kisinin arasindaymisim gibi hissettirdiniz bana. Bu ihale kesin bana kalirda kaybedecegim bir oyun olur. Ne mutlu size:) birlik, beraberlik adina guzel bir paylasim..En azindan ben hayata her yonuyle pozitif bakip, dusunmeye calisiyorum..

  43. Yazan:Furkan Tarih: Eki 11, 2008 | Reply

    Bu yazdıklarım kendilerini müslüman olarak tanımlayan ama aynı zamanda atatürkçü olabileceğini düşünen (zanneden) atatürkçülere. Ateist/deist olan atatürkçüler lütfen alınmasınlar çünkü onlar o kadar gafil ve cahil değiller. En azından atatürkçü olmanın beraberinde ateist/deist olmayı da getirdiğinin farkındalar. En azından atatürkçülüğü biraz olsun anlamışlar. Ama müslüman atatürkçüler için o kadar iyimser değilim. Onlar ne tam anlamıyla atatürkçülüğü biliyorlar ne de müslümanlığın ne olduğunu. Eminim şu ayetler ne demek istediğimi yeterince anlatır. Maide suresi 44, 45 ve 47. ayetler bunlar :

    “44. Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu halde siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir.”

    “45. Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.”

    “47. İncil ehli Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir.”

    http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=114
    http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=115

    Fark ettiyseniz Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler için sırasıyla kafir, zalim ve fasık deniyor. Bu ayetlerden sonra kimse çıkıp bana atatürkçülüğü savunmasın, ya da savunsun ama ben de müslümanım demesin.
    Biz müslümanların da bu olanlarda suçu var aslında. O kadar korkmuşuz ki başımıza gelebileceklerden inandığımız şeyleri çıkıp söyleyemiyoruz.

  44. Yazan:falay Tarih: Eki 12, 2008 | Reply

    Bir ‘yapay’ dinin ‘geleneksel’ dine oranla kötü olduğunu hangi kıstaslar belirler? Ben, getirdiği yasalara bakalım derim. 1. Ata dini geleneksel dine oranla kadın haklarında muazzam bir İYİLEŞTİRME getirmiştir. (bu noktada yalnızca türbana yoğunlaşmadan geleneksel dindeki çok-eşlilik, yarım miras hakkı, yarım tanıklık, gerektiğinde dövülme, tarla olma emirleri bir bütün halinde ele alınmalıdır. Hani, her nimetin bir külfeti vardır denir ya, kamuda türban yasağı tüm bu nimetlerin külfetidir. 2. Ata dini doğa-üstü inancını korumakla birlikte bilimsel düşünceye, yani değişebilen, yanlışlanabilen olana vurgu yapmıştır. Bu iki temel anlayışla geleneksel dine üstündür. Bu noktada yapılması gereken geleneksel dinin beşeri/tarihsel mi, ilahi mi yoksa kısmen beşeri, kısmen ilahi mi olduğunun sorgulanması, ona göre karşılaştırma yapılmasıdır.

    Ata’nın getirdiği yeniliklerin travma yarattığı iddiasını cenaze töreni filimlerindeki göz-yaşı selleri yalanlamaktadır.

    Toplum bilincinde ‘kutsal’ın önemli bir yeri var ise halkın milli kahramanını kutsallaştırmasından daha doğal ne olabilir?

  45. Yazan:Furkan Tarih: Eki 12, 2008 | Reply

    Sn. Falay Bey,
    Kadın hakları konusunda “yapay din” olarak nitelendirdiğiniz atatürkçülük, batı medeniyetini -özellikle fransız ekolü- taklit etmekten başka yeni bir şey getirmemiştir. O taklit de şekilcilikten öteye pek geçememiştir. Dolayısıyla “yapay dininiz” batı medeniyetidir. Kadın haklarını en iyi savunan ülkelerin bu durumda batılı ülkeler olması gerekir. Görünüşte gerçekten öyledir. Ama biraz derine indiğinizde en çok tecavüzün, kadına karşı şiddetin olduğu ülkerin batı ülkeleri olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Bunu nasıl izah edebiliriz. Sakın insan aklının insana oynadığı bir oyun olmasın bu!!!

  46. Yazan:falay Tarih: Eki 12, 2008 | Reply

    Yapay/geleneksel din ifadeleri Sn. Akyol’a aitti. En çok tecavüz ve şiddetin Batı’da olduğu iddianız hangi kaynaklara dayanıyor, bilemiyorum. Sakın diğer ülkelerde saklanıyor olmasın - hani İran’da homoseksüel yoktur dendiği gibi…Burada insan aklının insana oynadığı bir oyundan ziyade anakronizm seziliyor. Evet, Avrupa’da kadınlar haklarını elde edebilmek için büyük bir uğraş verdiler ama o eskidendi…Atatürk ise bu hakları en azından yasal olarak kadınlara hediye etti. Haaa, hayata geçirilebildi mi? Bunun sorumlusu Ata’dan sonraki kuşaklar. Durum bundan ibaret.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin